Allah'a hamd olsun Cuma'nın ve Nebî'ye Salât'ın faziletine dair iki eser baskıdan çıktı. Allah Teâlâ'dan bu faziletli amelleri ümmet arasında teşvik olmasını ve hakkıyla ifa edebilmeyi temmenni ederiz.
Dünyevî telaşlara meyledilip uhrevî hakikatın unutulduğu şu zamanda en çok ihtiyacımız olan, imanlarımızı arttıracak meclislerde 'iman kardeşliği' kurabilmemizdir. Sâlih selefimiz bu bağı kurabilmek için bir saatte olsa birlikte iman etmek/iman arttırmak için birbirlerine vakit ayırırlar ve kalplerini iman üzere sebât ettirmesi için Allah'tan âfiyet dilerlerdi.
عَنْ بِلَالِ بْنِ سَعْدٍ، أَنَّ أَبَا الدَّرْدَاءِ قَالَ: كَانَ ابْنُ رَوَاحَةَ يَأْخُذُ بِيَدِي وَيَقُولُ: تَعَالَ نُؤْمِنْ سَاعَةً، إِنَّ الْقَلْبَ أَسْرَعُ تَقَلُّبًا مِنَ الْقِدْرِ إِذَا اسْتَجْمَعَتْ غَلَيَانًا.
Bilâl bin Sa'd'dan rivayet edildiğine göre, Ebû'd-Derdâ şöyle dedi:
“İbn Rev��ha, elimi tutar ve şöyle derdi: 'Gel, bir saat iman edelim. Çünkü kalp, kaynaması yoğunlaşmış bir tencerenin halinden daha hızlı değişir.'”
| İbn Mubarek, ez-Zuhd 1/490; İbn Batta, İbânetu'l Kubrâ, 2/848.
اللَّهُمَّ يا مُقلِّبَ الْقلُوب ثَبِّتْ قُلُوبَنا عَلَى دِيِنَك.. أمين أمين أمين.
"Ey kalpleri evirip çeviren Allah'ım! Kalplerimizi dinin üzere sabit kıl! Âmin, âmin, âmin."
اللهم صل وسلم على نبينا محمد.
İki Tercüme Eser Çok Yakında!
Kadı İsmail el-Cehdamî'nin "Nebî'ye Salât Etmenin Fazileti" adlı eseri ile,
İmâm Mervezî'nin "Cum'a ve Fazileti" adlı eserlerinin tercümelerini bitirdiğimizin ve yakında basılacağının müjdesini veriyoruz.
Allâh Teâlâ'dan bu çalışmaların ümmet içerisinde teşvik olmasını ve yaygınlık kazanmasını temenni ederiz.
اللهم صل وسلم على نبينا محمد.
Cuma gününü önemseyip o günü bekleyen kimseye ne mutlu. O, bu güne ulaşmadan önce onun için hazırlık yapar, Cuma gününde yapılması sünnet ve müstehap olan amelleri ve zikirleri yapmak için adeta sabırsızlık içinde durur. Bunun sebebi ise kişinin Allah Teâlâ katında o günün faziletini bilmesinden dolayıdır. Tıpkı faziletli olan diğer aylar ve vakitler gibi. Bundan gâfil olan kimse ise, Cuma gününün girişi ve çıkışına dahi aldırmadan vaktini hebâ edip büyük bir fırsatı elinden kaçıran kimsedir.
Bukeyr bin el-Ahnes şöyle dedi: “Bir kimse üzerine Cuma günü gelir de onun Cuma günü olduğunu bilmezse, o kişi gâfillerden yazılır.”
| İbn Ebî Hatîm, et-Tefsîr (8750).
اللهم صل وسلم على نبينا محمد.
İki Tercüme Eser Çok Yakında!
Kadı İsmail el-Cehdamî'nin "Nebî'ye Salât Etmenin Fazileti" adlı eseri ile,
İmâm Mervezî'nin "Cum'a ve Fazileti" adlı eserlerinin tercümelerini bitirdiğimizin ve yakında basılacağının müjdesini veriyoruz.
Allâh Teâlâ'dan bu çalışmaların ümmet içerisinde teşvik olmasını ve yaygınlık kazanmasını temenni ederiz.
اللهم صل وسلم على نبينا محمد.
Kapılara Gelince Kendini Tanıtma Adabı
Hatib el-Bağdadi, Camiu Ahlaki’r-Ravi (229) eserinde rivayet ediyor:
Ali bin Asım el-Vasıti şöyle anlatıyor, Basra’ya geldim ve Şu’be’nin evine gittim. Kapıyı çaldım. “Kim o?” diye sordu. Ben de “Benim” diye cevap verdim. O da “'Benim' diye bir arkadaşım yok" cevabını verdi. Sonra yanıma çıkıp bana şöyle dedi:
Bana Muhammed bin Münkedir, Cabir bin Abdullah’tan şöyle bir hadis tahdis etti, “Bir ihtiyacım için Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e geldim ve kapısını çaldım. Bana “Kim o?” dedi. Ben de “Benim” dedim. O da “Benim benim” diyerek söylendi. Bu sözümü beğenmediği belliydi.”
Yine Hatib el-Bağdadi Camiu Ahlaki’r-Ravi (230) eserinde rivayet ediyor:
Ahmed bin Yahya anlatıyor dedi ki: “Bir adam, birinin kapısını çaldı, “Kim o?” diye sordu. Adam “ها أنا ذا “ “İşte benim” diye cevap verdi. O da “ها أنا ذا ادخل ” “Ey işte benim! İçeri gir!” dedi. Bunun üzerine adamın lakabı “ها أنا ذا” “İşte benim!” olarak kaldı.
Bu konuda sünnet olan amel şu şekildedir:
İbn Abbas radiyallahu anh rivayet ediyor: Ömer geldi ve “Allah’ın Rasulü’ne selam olsun, sizlere de selam olsun! Ömer içeri girebilir mi?” diyerek hem selâm verdi hem ismini zikretti hem de bunun için izin istemiştir.
| Edebu'l Mufred, 1085.
Allah Teâlâ şöyle buyurdu: “Yahudiler, 'Uzeyr Allah’ın oğludur,' dediler. Hristiyanlar ise, 'Mesih Allah’ın oğludur,' dediler.” | Tevbe, 30
İmam Ahmed bin Hanbel رحمه الله bir Hristiyan gördüğünde gözlerini yumardı. Kendisine bunun sebebi sorulduğunda şöyle derdi:
"Allah’a iftira eden ve O’na yalan isnad eden birine bakmaya güç yetiremiyorum."
| Tabakâtu’l-Hanâbile, 1/12.
Rabbim Suriye'de mustazafların özgürl��ğünü bizlere gösterip gönüllerimizi ferahlattığı gibi, Rusafa'da, Hol ve Roj kamplarında ve yeryüzünde zulüm görüp yıllarca esir olan tüm mustazafların da özgürlüğünü bizlere göstersin.
آمين يارب العالمين.
اللهم صل وسلم على نبينا محمد.
كل الأماني في ظل الفتن التي نعيشها في هذه الآية
تَوَفَّنِی مُسۡلِمࣰا وَأَلۡحِقۡنِی بِٱلصَّـٰلِحِینَ
"İçinde yaşadığımız fitneler gölgesinde tüm temenniler, şu ayette ifade edildiği gibidir:
'Beni Müslüman olarak vefat ettir ve beni salihler arasına kat.'
Mekke'nin fethinden sonra müslümanlar on bin kişilik orduyla Hevazin kabilesi üzerine yürüyünce zaferin Allah'tan geldiğini unutup, sayıların ve silahların çokluğu ile övünmüş ve 'bizim karşımıza kim çıkabilir' düşüncesine kapılmışlardı. Bunun akabinde Allah Teâlâ onları bir imtihandan geçirdi. Bidâyeti Uhud yenilgisi gibi başlayan savaş Allah'ın rahmeti gereği Bedir zaferi gibi sonuçlandı. Ancak Allah Teâlâ Huneyn günü mü'minlere bir ders verdi: 'Sizler zaferi bu tür argümanlara bağlar ve mutlak kudretin/galibiyetin Allâh Teâlâ'dan olduğunu unutursanız, çokluğunuza rağmen yeryüzünü size dar ederim'.
“Andolsun ki Allah, birçok yerde size yardım etti. Huneyn Günü’nde de (yardım etmişti). Hani sayıca çokluğunuz hoşunuza gitmiş, fakat size hiçbir fayda sağlamamıştı. Yeryüzü tüm genişliğine rağmen size dar gelmiş, sonra da arkanızı dönüp kaçmıştınız.” | Tevbe, 25.
Sırf sayılarının çokluğu ile övünmeleri Allah'ın hoşnut olmadığı bir tutum olarak görüldüyse, zaferden sonra Allah'ın hükümlerini hiçe sayıp, beşeri yasalar ile hükmetmek şüphesiz bundan daha büyük ve tehlikeli bir cür��m olacaktır!
Allahu Muste'ân.
Ebu Bekr el-Meruzzî dedi ki: Ahmed bin Hanbel hapsedildiğinde bir gardiyan yanına geldi ve ona şöyle sordu: "Ey Ebu Abdullah! Zulmedenler ve onların yardımcıları hakkında rivayet edilen hadis sahih midir?" Ahmed bin Hanbel: "Evet, sahihtir." diye cevap verdi.
Gardiyan tekrar sordu: "Peki, ben zalimlerin yardımcılarından mıyım?"
Ahmed bin Hanbel şöyle cevap verdi:
"Zalimlerin yardımcıları, senin saçını kesen, elbiseni yıkayan, yemeğini hazırlayan, senden alışveriş yapan kimselerdir. Ama sen, bizzat zalimin kendisisin!"
| İbnu'l Cevzi, Menâkibu İmâm Ahmed 431.
İslam daha güç kazanmadan ‘Bedir esirleri’ için alınan (fidye karşılığı serbest bırakma) kararından sonra yaşanan h��diseleri bilmek ve uygulamayı bu menhec üzeri diri tutmak gerekir.
“Hiçbir peygambere, düşmanlarıyla çarpışıp güç kazanıncaya kadar esir edinmek yakışmaz. Siz geçici bir dünyalık istiyorsunuz. (Oysa) Allah, (sizin için ebedî olan) ahiret yurdunu ister. Allah Azîzdir, Hakîm’dir.
Şayet Allah’tan (sizi helak etmeyeceğine dair) geçmişte verilmiş ilahi bir hüküm olmasaydı, elbette aldığınız (fidyelere) karşılık size büyük bir azap dokunurdu.” (Enfâl, 67-68)
Gerçek Kardeşlik, Cennette de Onunla Birlikte Olmayı İstemendir
إني لأرجو أن أكون أنا وعثمان وطلحة والزبير ممن قال الله تعالى: {ونَزَعۡنَا مَا فی صُدُورِهِم مِّن غِلٍّ إِخۡوَ ٰنًا عَلَىٰ سُرُرࣲ مُّتَقَـٰبِلِینَ}.
Ali bin Ebi Talib رضي الله عنه şöyle demiştir:
“Andolsun ki ben; benim, Osman'ın, Talha'nın ve Zübeyr'in Allâh Teâlâ'nın şu buyruğu içinde olanlardan olmamızı temenni ederim:
"Biz, onların kalplerindeki kini söküp attık. Artık onlar sedirler üzerinde, kardeşler olarak karşılıklı otururlar." | Hicr, 47.
| İmâm Ahmed, Fedilu's Sahabe 1057.
Süfyan es-Sevri şöyle dedi:
“Amelini boşa çıkaracak şeylerden uzak durmanı tavsiye ederim. Riya, amelini boşa çıkarır. Eğer riya olmazsa, kendini beğenmen ve bu beğenme sonucu kendini kardeşinden üstün görmen amelini boşa çıkarır. Belki de sen onun yaptığı amelleri de yapmıyorsun ve belki bu kişi Allah’ın haram kıldıklarından senin uzaklaştığından daha fazla uzaklaşıyor ve amelleri senin amellerinden daha ihlâslıdır.
Eğer nefsini beğenmiyorsan, sakın insanların seni övmesinden, yaptığın ameller sebebiyle seni büyük görmelerinden ve sevmelerinden veya halkın yanındaki konumunu kullanarak menfaat temin etmeye çalışmaktan hoşlanma. Çünkü sen amelinle âhiret yurdunu istediğini ve başka bir şey istemediğini iddia ettin.
Dünyaya karşı zahid olmak ve âhireti istemek için ölümü çokça hatırlamak yeter. Az korkmak, günahlara karşı cüretkâr olmak uzun emelli olmak için yeter. Kıyamet günü bedbaht ve pişman olmak için bilen kişinin bildiğiyle amel etmemesi yeter.”
| Hilyetu'l Evliyâ 6/391.
صلّوا على مَن سَأل جارية 'أين الله' فأجابته بأنه 'في السماء' فوصفها بأنها 'مؤمنة'
Bir cariyeye 'Allah nerededir?' diye sorup, onun 'semâda' cevabını vermesi üzerine kendisini 'mü'mine' olarak vasıflandıran kişiye salât edin.
اللهم صل وسلم على نبينا محمد.
صلوا على من دعى قومه قائلا: 'اللهم اغفر لِقومي فإنهم لا يعلمون' بينما كانوا يضربونه حتى سال الدم من وجهه
Kavmi onu taşlayıp yüzünden kan akarken onlar için "Allah'ım onları affet bilmiyorlar, bilselerdi yapmazlardı" diye dua eden kişiye salât edin.
اللهم صل وسلم على نبينا محمد.
Nebî ﷺ Muaviye bin Hakem es-Sulemi'nin cariyesine "Allah nerededir?" diye sordu. Cariye: "Semâdadır" dedi. Nebî ﷺ: "Ben kimim?" diye sordu. Cariye: "Allah'ın Resûlüsün" dedi. Nebî ﷺ [Muaviye'ye]: "Onu azad et, çünkü o müminedir" buyurdu.
| Muslim, Ebû Dâvud, Nesâî.
ومن أجهل جهلاً، وأسخف عقلاً، وأضل سبيلاً ممن يقول إنه لا يجوز أن يقال: أين الله، بعد تصريح صاحب الشريعة بقوله [أين الله]؟!.
"Şeriat sahibinin 'Allah nerede?' diye sormasından sonra, 'Allah nerededir?' diye sorulmasının caiz olmadığını söyleyen kimseden daha cahil, daha akılsız ve daha sapkın yolda kim olabilir?"
| Abdulgani el-Makdisi, el-İktisadu fi'l-İ'tikad 7.
Hadîsi olduğu gibi talep eden ile hevasını güçlendirmek için talep eden
Buhârî, "Kurretu'l-Ayneyn bi-Raf'i'l-Yedeyn fi's-Salât" (1/37) adlı eserinde dedi ki: "Veki şöyle dedi: “Hadîsi olduğu gibi talep eden kişi sünnet sahibidir, hadîsi hevasını güçlendirmek için talep eden kişi ise bid'at sahibidir.”
Buhârî dedi ki: “Bu, insanın görüşünü Nebî'nin صلى الله عليه وسلم hadîslerine bırakması gerektiği anlamına gelir, çünkü hadîs sâbit olmuştur ve hevasını güçlendirmek için geçersiz deliller ileri sürmemelidir.”
Nebî'den صلى الله عليه وسلم şöyle rivâyet edilmiştir: "Sizden biri, hevası benim getirdiğim şeye tabi olmadıkça îmân etmiş olmaz."
Muhammed el-Kassâb el-Kerecî (v. 360) Nuket'ul Kurân eserinde, Allah Teâlâ'nın bir mekânı ve haddi olduğuna ve zatı ile semâda olduğuna dair Kur'ân'dan delil getirip şöyle demiştir:
{فَاِنِ اسْتَكْبَرُوا فَالَّذينَ عِنْدَ رَبِّكَ يُسَبِّحُونَ لَهُ بِالَّيْلِ وَالنَّهَار�� وَهُمْ لَا يَسْـَٔمُونَ}
"Şayet onlar büyüklenecek olurlarsa, Rabbinin yanında/katında bulunanlar, O'nu gece ve gündüz tesbih ederler ve (bundan) bıkkınlık duymazlar." | Fussilet, 38.
“Bu ayette Allah’tan mekanı ve haddi nefyeden Mu'tezile ve Cehmiyye'ye reddiye vardır. Onlar iddia ediyorlar ki Allah, yerde olmaksızın semada değildir. Gördüğün gibi "Rabbinin yanında/katında bulunanlar" dedi. Onlar meleklerdir ve onların semada olduğundan kimse şüphe etmez. Şayet onlar Allah’la birlikteyseler, o zaman Allah -azze ve celle-, kendi bildiği bir sınırla onların içindedir; yarattıkları bunun aslını bilmede âciz olsalar bile.”
| el-Kassâb, Nuket'ul-Kur'ân 4/79.
قوله: {يَخَافُونَ رَبَّهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ}
دليل على أن الله - جل جلاله - بذاته في السماء على العرش وليس في الأرض إلا ع��مه المحيط بكل شيء.
“Üstlerinde ki Rabblerinden korkarkar ve emrolundukları şeyleri yaparlar.” | Nahl, 50.
Muhammed el-Kassab el-Kerecî dedi ki: (Bu ayet) “Allah azze ve celle'nin zatı ile semada arş üzerinde olduğuna, herşeyi kuşatan ilmi dışında yerde olmadığına delildir.”
| el-Kassâb, Nuket'ul-Kur'ân 2/68.