Fatih Altaylı: “Yine bir askerimiz şehit oldu. Bu kez bir Hava Harp Okulu öğrencisi.
Yıllarca eğitim almış, ordumuzun gözbebeği olan, öz evladımız gibi bakmamız gereken bir pilot adayı.
Peki niye şehit oldu? Terör örgütü mü vurdu? Hayır. Uçağı arıza yapıp kaza kırıma mı uğradı? Hayır! Yunan uçaklarıyla it dalaşı yaparken mi? Asla.
Peki nasıl? Yalova kampında, sıcak altında talim yaptığı için.
Üç öğrenci de aynı nedenle hastanede, tedavi görüyor.
Geçen yaz aylarında da yine aynı nedenle, güneş altında eğitim yaptırıldığı için iki er şehit olmuştu. Bu kez Hava Harp Okulu’nun bir pilot adayı şehit. Sizce bu normal mi?
Durmadan sıcak nedeniyle, güneş çarpması ve sıvı kaybı nedeniyle şehit vermek bu kadar sıradan, kabul etmemiz gereken bir olay mı?
Bu eğitim subaylarında ya da bu subayların kullandığı eğitim yönergelerinde bir sorun yok mu?
Millet, evlatlarını Peygamber ocağı dediğimiz orduya, sıcak altında öldürmeniz için mi yolluyor?”
Milli takımın villaları istememesine rağmen İbrahim Hacıosmanoğlu'nun neden zorla o villaları yaptırıp vermek istediğini biliyor musunuz…Çünkü o bölge sit alanı. Milli takım üzerinden bütün izinleri çıkartıp, birinci derece korunması gereken o bölgeyi yaşam alanına çevirerek tam 4000 tane villa yapacaklar..Bunu hayata geçirebilmek için de basını ve medyayı çok güzel kullandılar, durumu futbolculara "Milli Maç Hediyesi" olarak servis ettiler..O yasaklı bölgenin eski sahibi Ali Ağaoğlu'ydu. Eskisi gibi gücü ve imkanı kalmadığı için, projeyi TFF'nin başına geçen İbrahim Hacıosmanoğlu'na devretti. O da elindeki bütün imkan ve gücü bu doğrultuda çok güzel kullanarak izinleri çıkardı. Üstelik kamuoyu algısı yaratılarak yaptırılan haberlerde, sanki sadece milli takımdaki oyuncu sayısı kadar villa yaptırılacağı söyleniyor ama maalesef gerçek bu değil..Toplamda 4 bin tane villa yapılacak. Ve birinci derece korunması gereken sit alanında yüzlerce yaşayan canlı var..Hem doğaya hem de hayvanlara yazık olacak..Umarım proje iptal edilir, futbolcular da adam gibi çıkıp "O villaları istemiyoruz" diye basın açıklaması yapar. Çünkü bizler hiçbir zaman yapılan bu kötülüğü unutmayacağız.
Paraguay maçı ve Kemal Kılıçdaroğlu röportajından dolayı bu mevzu araya kaynadı.
Dün gece çıkan Resmi Gazete’deki Cumhurbaşkanı Kararı’na göre; 15 yaşından küçük ve 50 yaşından büyük Cezayir vatandaşları için vize muafiyeti getirildi!
Peki biz Cezayir’e gitmek için ne yapıyoruz?
30 günlük için 40 euro, 90 günlük için 100 euro ödeyip vizeye başvuruyoruz. 1 hafta da vizenin çıkmasını bekliyoruz. Tabi çıkarsa! Bize vize, onlara muafiyet!
YAZIKLAR OLSUN!
Bu ülkede yaşayan her bir yurttaş Pelin kardeşimize destek olmak mecburiyetindedir! Çünkü o, bizlerin hakkını ve hukukunu savunduğu için mağdur oldu!
— Pelin Gümüşdağ. Boğaziçi Üniversitesi’ne Türkiye 18.’si olarak girdi. Tarih bölümünü yüksek onur derecesiyle, bölüm BİRİNCİSİ olarak bitirdi.
— Hocaları tarafından yüksek lisansa kabul edilen Gümüşdağ’ın kaydı, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklandığı 19 Mart sürecinde anayasal hakkını kullanarak eylemlere katıldığı bahane edilerek üniversite tarafından kabul listesinden ÇIKARTILDI!
— Gümüşdağ bu süreçte yalnız değil. Aynı şekilde 5 muhalif öğrenci de mağdur edildi! Haklarının ihlal edildiğini belirten öğrenciler konuyla ilgili dava açtılar.
— Mahkeme, 4 öğrenci hakkında üniversitenin işlemini “hakkaniyete aykırı” buldu ancak kayyum yönetimi mahkeme kararını UYGULAMADI; öğrencileri yeniden kabul listesine almadığı gibi kampüse girişlerine de İZİN VERMİYOR!
Üniversiteler iktidarın arka bahçesi değildir. Kayyum rektörler, iktidara yaranmak için keyfi kararlar alamaz; öğrencilerin emekleriyle kazandığı haklara el uzatamaz! Okulları kendi siyasi ajandalarına göre yönetemezler!
Özellikle öğrencilerinin çoğu muhalif olan üniversitelerde öğrencileri cezalandırmak oldukça sıradan bir rutin haline geldi. Yurttan atmalar, kredi bursunu kesmeler, kazandığı programı iptal etmeler gibi birçok hukuksuz karar normalleştiriliyor.
Anayasa, her yurttaşa protesto hakkı vermiştir. Hal böyleyken bir öğrenciyi sırf muhalif diye cezalandıramaz okul yönetimi. Bu eğitim hakkının gaspıdır, kabul edilemez!
Pelin ve arkadaşlarının sesini duyuralım! @YuksekogretimK
Gelin, yeni nesil sağlık çalışanlarını (5510'luları) bekleyen bu tehlikeyi bir Hemşire örneğiyle en somut haliyle anlatalım:
Aynı hastanede, aynı serviste yan yana nöbet tutan, aynı hastaya bakan ve çalışırken ikisi de net 50.000 TL maaş alan iki uzman hemşire düşünün.
Emeklilik günü geldiğinde yaşanacak şok tam olarak şu:
🛑 2008 Öncesi Giren Hemşire: Emekli olurken "Uzman Hemşire" unvanı ve 3600 ek göstergesi baz alınır. Emekli olduğunda tıkır tıkır ~35.000 TL civarı emekli maaşı bağlanır. Çalışırken aldığı paraya yakın bir refahı korur.
❌ 2008 Sonrası (5510'lu) Hemşire: Unvanına veya 3600 ek göstergesine bakılmaz. Mesleğe başladığı ilk günden beri aldığı tüm düşük maaşların ortalaması alınır. En önemlisi; bugün aldığımız taban maaş dışındaki seyyanen zamlar, nöbet ücretleri ve teşvik ödemeleri emekliliğe yansıtılmadığı için, bu hemşireye bağlanacak maaş ~20.000 TL civarında kalır!
Yani aynı serviste yıllarca omuz omuza ter döktüğünüz arkadaşınız emeklilikte rahat bir nefes alırken, siz açlık sınırının altında hayatta kalmaya çalışacaksınız.
Bu kriz neden mi henüz patlamadı? Çünkü 2008 sonrasında göreve başlayan hemşirelerin emeklilik zamanı henüz gelmedi. Asıl büyük mağduriyet, yeni nesil sağlıkçılar emeklilik dilekçesi vermeye başladığında yaşanacak!
Aynı meslek için, aynı şartlarda aynı alın terini döken hemşireler ve kamu çalışanları arasında bu uçurum kabul edilemez. Geleceğimizi 5510'un insafına bırakmayacağız! 🛑✍️
Kırklareli’deki bir festivalde oyuncak satarak harçlığını çıkaran çocuğun çarpıcı sözleri:
Muhabir: Kolay gelsin. Harçlık çıkarmaya mı çalışıyorsun?
Çocuk: Harçlık çıkarmaya çalışıyorum.
Muhabir: Satışlar nasıl gidiyor?
Çocuk: Çok iyi abi.
Muhabir: Okul nasıl gidiyor?
Çocuk: 99 ortalama falan yaptım.
Muhabir: Oğlum Türkiye ortalamasının üstündesin, farkında mısın? Rap dinliyor musun, rap?
Çocuk: Rap tabii, ceza dinlerim.
Muhabir: Ne dinliyorsun?
Çocuk: Ceza.
Muhabir: Lvbel C5?
Çocuk: Yok abi, terbiyesizliği sanat olarak insanlara sunuyor yani. Anlatabildim mi?
Muhabir: Rap'in C5 terbiyesizliği sanat olarak...
Çocuk: Tabii. 4 tane şarkı cümlesine baksan zaten, nasıl anlatayım ki? Üniversiteyi okuyanların %90'ı işsiz, okumayanların %90'ı işli yani. Nasıl anlatayım, öyle bir eğitim sistemi.
Havlasan bile rapçi yapıyorlar zaten.
Muhabir: Başka ne anlatmak istersin şampiyon? Memlekette ne hoşuna gitmiyor?
Çocuk: Memleket, yönetim sistemi, eğitim sistemi... Okula sürüklenerek giden çocukları görüyorum. Yani parçasından tutup götürülen. Gelişmiş ülkelere bakıyorum. Yani koşarak okula gidenler...
(Kaynak: Gece muhabiri)
DÜNYA BİR KEZ DAHA TÜRK HEKİMLERİNİ AYAKTA ALKIŞLIYOR! 🇹🇷
Son hamlesiyle dünya tıp literatürüne bir kez daha damga vurdu:
Ankara’da gerçekleştirdiği çok kritik bir beyin ameliyatını, canlı yayında Kahire’deki 450 doktora izleterek adeta bir ders verdi. Kahire'deki salon onu ayakta alkışladı!
Kayseri’den çıktı, dünyayı dolaştı ve sonunda tüm dünyaya Türk tıbbının gücünü gösterdi. İşte gurur duymamız gereken bir başarı hikayesi: Prof. Dr. Erhan Türkoğlu.
Erciyes Üniversitesi’nden mezun olduğunda elinde sadece büyük bir azim vardı.
Önce Amerika’ya gitti: Wisconsin Üniversitesi’nde beyin ve sinir cerrahisi eğitimi aldı.
Sonra Japonya’ya geçti: Sendai’de nöroendovasküler cerrahi üzerine uzmanlaştı.
Dünyanın en prestijli tıp merkezleri kapısını açmış, ona bütün dünyayı teklif etmişti. Ama o ne yaptı? Seçtiği yer yine bu topraklar, Anadolu oldu.
Bugün kendisi Hacettepe Üniversitesi’nde Beyin ve Sinir Cerrahisi Profesörü. Dünyanın en prestijli tıp dergilerinde 55 uluslararası yayını var.
Onun elinden geçen bir hastasının şu cümlesi, aslında her şeyi özetliyor:
"Allah'ın izniyle beni yaşama bağladı."
Sadece bir cümle... Ama içinde onlarca yıllık emek, uykusuz geceler ve bu ülkeye duyulan sonsuz bir inanç var.
Bu ülke hala böyle değerler yetiştiriyor. Kayseri'den çıkıp dünyanın iki ucuna giden, sonra dönüp Anadolu'nun beynine dokunan hekimlerimizi görün, bilin ve paylaşın.
Çünkü bu başarı hepimizin. 🇹🇷
Bu ülke hala böyle değerler yetiştiriyor. Kayseri'den çıkıp dünyanın iki ucuna giden, sonra dönüp Anadolu'nun beynine dokunan hekimlerimizi görün, bilin ve paylaşın.
Çünkü bu başarı hepimizin.
Biz size ne yaptık ya?
"14 senelik maden işçisiyim 5 aydır maaş alamıyorum. Sesimi duyurmak için 9 günde 190 km yolu adım adım yürüdüm geldim. Gözaltına alındım."
#MadencininEliniTut
Bu bir paylaşım değil… bir babanın feryadı…
11 yaşındaki oğlum Ahmet Taha 4. evre lenfoma ile mücadele ediyor…
Bir beğeni, bir yorum… belki ona umut olur 🙏
“Zeytinlerim, cevizlerim her şeyim gitti. 80 yaşındayım, bu yaştan sonra nereye gidebilirim? Sırtımla taşıdım onları, sırtım ağrıdı. Çocuklarım için çalıştım.”
Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy’de bulunan Akbelen Ormanı’nda, Yeniköy-Kemerköy termik santrallerine kömür sağlamak amacıyla planlanan maden sahası genişletiliyor.
Ocak 2026’da alınan acele kamulaştırma kararının ardından köylüler, çalışmaların durdurulmasını talep ediyor.
Sağlık bakanlığı hemşire yönetmeliğin de yoğun bakımlarda hasta sayısı/hemşire oranıyla ilgili bir net ifadeler varken,
Servislerdeki hasta sayısı/hemşire oranıyla ilgili net bir ifade yoktur malesef..
Avrupa da servislere 6-8 hastayla bir hemşire ilgilenirken ,
Türkiye de 20-25 hastaya bir hemşireye baktırılıyor.
Bu durum ivedilikle düzeltilmelidir.
Servislerde hasta/hemşire oranı net bir şekilden belirlenmelidir.
@saglikbakanligi@sagliklicozum
#Hemşire #ServisHemşire
Murat Can, 25 yaşındaydı daha! Kuryelik yapıyordu. Kimseye yük olmamak için mücadele ediyordu!
Bir sabah evden çıktı, bir daha geri dönemedi.
Bir aracın çarpmasıyla hayatını kaybetti.
Ona çarpan sürücü doktordu! Çarptı, durmadı. Kaçmak için 12,5 metre sürükledi! Kaçamadı! Murat Can o sıra hala yaşıyordu. Müdahale etmek yerine kamera karşısına geçip Murat Can’ı suçladı! Utanmadı! Yerde yatan, yaşamak isteyen, birinin elini sıkı sıkı tutan genci suçladı!
Sonuç; Murat Can toprak altında! Faili serbest geziyor!
Murat Can artık aramızda değil.
Bir hayat gitti, bir aile yıkıldı.
Ama adalet hala gecikiyor.
Denizli 9. Asliye Ceza Mahkemesi’ne sesleniyoruz!
Bir gencin hayatı bu kadar değersiz değil. Adalet yerini bulsun.
Tarih: 14 Nisan 2025
Saat: 09.50
Yer: Denizli 9. Asliye Ceza Mahkemesi
#MuratCanPekeroğluİçinAdalet
📢 Lütfen bu mesajı görüp geçmeyin. Bu bir yardım çağrısıdır.
6 Şubat’tan bu yana 3 yıl geçti.
Ama bizim için zaman durdu… Çünkü sevdiklerimizin nerede olduğunu hâlâ bilmiyoruz.
Kapı kapı dolaştık, yetkililere ulaştık, defalarca seslendik.
Ama hâlâ cevap yok… hâlâ bir iz yok. 💔
Bugün Türkiye’nin 81 ilindeki ve dünyanın dört bir yanındaki gönüllülere sesleniyoruz:
Lütfen sesimizi duyun, paylaşın, duyurun.
Belki bir gün biri konuşur.
Belki bir gün biri gerçeği söyler.
Sizin 2 saniyeniz, bizim için bir ömür değerinde. 🙏
📢 Lütfen paylaşın.
#depremkayıplarınerede
TEBRİKLER ..🙏🇹🇷👏👏HELAL OLSUN..METE ATATÜRE..🇹🇷🇹🇷👏🇹🇷👏🙏🙏
Cambiridge Üniversitesi'nde, Kuantum fiziği üzerine çalışan genç Türk Bilim İnsanı Prof.Dr
Mete ATATÜRE, Einstein'ın ve diğer Bilim adamları'nın ölçülmesi imkansız olarak kabul ettiği " Işık seviyesinin gürültü ölçümünü " başarıyla yaparak adını tarihe yazdırdı.
" Işığı sıkıştırma " denen yöntemle ölçümü uygulayan Prof.Dr Mete ATATÜRE, bunu yaparken Atom dan tam 100 kat daha küçük
bir süper Atom elde etti.
Prof.Dr. Mete ATATÜRE
1975 Kayseri doğumlu.1992 de Üniv. sınavını ilk 500 de kazandı. Bilkent Üniv. Fizik bölümünü bitirdi.İngiltere İnstitüte of Physicsde kuantum fiziği üzerine doktora yaptı.Cambridge alışmaya başladı.Ünlü fizikçi Stephan Hawking'le aynı Üniv.aynı bölümde görev yaptı.
İngiltere'nin en prestijli ödülü Thomas Young ödülü ve madalyası ile ödüllendirildi.
Ölçülemez denen ışık seviyesinin gürültü ölçümünü yaptığı için bu ödül verildi.❣️🇹🇷🙏👏👏❣️
Murat Can, 25 yaşındaydı. Üniversite mezunuydu. Hayatını kurmaya çalışıyordu, mücadele ediyordu.
23 Kasım akşamı bir siparişi teslim etmeye giderken trafikte hayatını kaybetti. Çarpan kişi doktor olmasına rağmen müdahale etmedi.
Bir gencin hayatı, hayalleri, geleceği bir anda yok oldu. Sözde ‘Doktor’ (ki bence bu kutsal görevi kesinlikle hak etmiyor) cinayetten 12 saat sonra serbest bırakıldı!
Dosyalara ‘Kaza’ olarak geçti ne üzücü! Ama biz buna sadece ‘kaza’ denilip geçilmesini kabul etmiyoruz. Çünkü bir insanın hayatı bu kadar ucuz değil.
Murat Can’ın hayatı bir istatistik değil, bir dosya numarası değil.
Bir insanı tonlarca ağırlıkta arabayla çarpıp 12,5 metre sürükleyen üstüne müdahale etmeyen birinin kaza altında yargılanıp cezasız kalmasını istemiyoruz!
Adalet isteyen herkesi Murat Can için mahkemede yanımızda olmaya çağırıyoruz.
TARİH : 14 Nisan
SAAT : 09.50
YER : DENİZLİ 9. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ
#MuratCanPekeroğluİçinAdalet
Ülkemiz; bir sapığın tecavüz ettiği bir kızla evlenmesine izin verilip, sonra aynı sapığın bu evlilikten olan çocuğunu doktor raporuyla da sabit olduğu üzere istismar edebildiği ve tüm bunları yaparken de bu sapığın başına hiçbir şey gelmeden yaşamına devam ettiği bir ülke olmamalıdır! Arkasındaki tarikat mıdır, vakıf mıdır her neyseniz; Müslümansanız, Allah’a inanıyorsanız, bu sapığı kendi elinizle sizin adalete teslim etmeniz size farzdır! Yargılanmalı! İbreti alem için en ağır cezayı almalı! #FatmaNurÇelik