Bir gün anlayacaksın.
Sana "engel" diye gönderilen şeylerin,
aslında kaderin seni eğittiği odalar olduğunu...
Çünkü demir,
ateşe girmeden kılıç olmaz.
Toprak,
yarılmadan tohum vermez.
İnsan ise
kırılmadan kendini tanımaz.
Bugün önüne çıkan duvarlar,
yarın sırtını yaslayacağın dağlara dönüşecek.
Sana "hayır" diyen kapılar,
belki de ömrünü tüketeceğin yanlış odalara açılıyordu.
O yüzden bazen geciken her şey,
kurtuluştur.
Kaybettiğini sandığın her şey,
taşıyamayacağın bir yük olabilir.
Ve bugün seni ağlatan her kriz,
yarın başkasına umut olurken anlatacağın hikâyenin ilk cümlesidir.
Kader acele etmez.
Çünkü büyük ağaçlar,
fırtınasız büyümez.
Derin nehirler,
sessiz taşları aşındıra aşındıra yol bulur.
İnsan da böyledir.
Acı onu küçültmez.
Eğer teslim olmazsa,
onu derinleştirir.
Bir gün geriye döndüğünde şunu söyleyeceksin:
"İyi ki o kapı yüzüme kapanmış...
İyi ki o yol bitmiş...
İyi ki o fırtına çıkmış...
Çünkü bugün olduğum insanı,
beni koruyan o görünmez engeller inşa etmiş."
"Misafirliğe gelen 3 yaşında çocuk elindeki telefonu fırlattı ve televizyonumuz kırıldı.
Babası özür dilemek şöyle dursun bu kırdığı dördüncü telefon ikinci de televizyon diye pişkin pişkin güldü.
6 yaşındaki çocuk pazar tezgâhındaki dolmalık biberleri parmağıyla tek tek popit gibi deldi, pazarcı ardından ürünleri tek tek ayıklayıp kaldırmak zorunda kaldı ve annesi bir kere bile yapma demedi.
Evimize gelip tuvalete çocuğunun peşinden "özgüveni kırılır" diye gitmeyen anne sayesinde, çocuğun batırdığı banyoyu ben temizledim.
Elinde kıyır kıyır elmalı kurabiyeyle evin içinde dolaşan çocuk için "örtü sereyim de öyle yesin" dedim. Annesi "Oturup yemez ki" diyerek omuz silkti.
Komşu çocukları bahçe aydınlatmalarını kırıyor. Söyleyince, "Çocuğumdan daha kıymetli değil" karşılığını alıyorsun.
Sorun çocuklarda değil. Sorun, kitap okumayan, pedagojiden bihaber ama Instagram'da izlediği iki videoyla kendini "çocuk ruhundan anlayan ebeveyn" ilan eden yetişkinlerde.
Neymiş efendim, çocuk özgürmüş, keşfederken engellenmezmiş, hayır denmezmiş, yoksa özgüveni kırılırmış.
Peki hangi psikoloji, hangi din, hangi kültür, hangi örf bu vurdumduymazlığı meşrulaştırıyor?
Yeni bir akım ortaya çıkardılar: "sorunlu davranışları özgürlük sanan bir ebeveynlik"
Disipline "travma", sınır koymaya "baskı" adını verdiler bir de...
Çocuk merkezli olmak; her şeyi çocuğa bırakmak değil, onun iyiliği için sağlıklı sınırlar çizebilmektir.
Özgürlük; başkasının hakkını çiğnemek değil, saygı duyarak var olabilmektir.
Ebeveynlik; sadece sevmek değil, yön gösterebilmek ve sorumluluk vermektir.
Çocuklarımızı özgürleştiriyoruz sanırken, aslında onları ölçüsüzlüğe teslim ediyoruz.
Topluma, hayata, başkasının varlığına karşı duyarsız bireyler yetiştiriyoruz.
Ama unutmayın, çocuklar her zaman öğrenir. Ya sorumluluğu ya sorumsuzluğu...
Ve çoğu zaman derslerini öğretmenlerinden değil, ebeveynlerinden alırlar.
O yüzden mesele çocuk değil. Mesele aynaya bakmayı reddeden yetişkinlik."
Şeyma Çekici
Yerebatan Sarnıcı modern müzecilik anlayışımızın en güzel örneklerinden.
Yaptığımız restorasyonla dünya çapında bir ziyaret alanına dönüştü ve milyonlarca insanı ağırladı.
İstanbul’da yaptık, tüm Türkiye’de yapacağız.
Kendinle ve hayatla kavganın bittiği, artık değiştirmeye ve kontrol etmeye çalışmadığın, anladığın, kabullendiğin, huzurlu ve dingin olduğun bir yer var. O yere ulaştığında ne demek istediğimi anlayacaksın.
Bölge kaynıyor… İsrail, Yunanistan ve GKRY, askeri ve ekonomik anlaşmalara imza atıp burnumuzun dibinde tatbikat üzerine tatbikat yaparken, ülkemizin başkentine kadar sızan insansız hava araçları ve Rusların karadenizde vurduğu 4 ticaret gemimizin görüntüleri, grup seks magazinleri arasında kendine yer bulmaya çabalıyor. Tüm bu hengame arasında, Türk askerinin Libya’daki görev süresinin uzatılmasından saatler sonra, Libya heyetini taşıyan uçak ülkemizin kalbinde, yani Ankara’da düşüyor. Kaza mı, bela mı henüz bilinmezken, Yunan tarafı düşen uçakla ilgili alaycı başlıklar atıp ülkemizi aşağılamaya yelteniyor, İsrail basını da “daha bu ne ki” dercesine tehdit dolu yayınlar yapıyor. İşin özü, dünya yarın için pozisyon alıp farklı dillerde aynı cümleleri kurarken, biz haaala dün ile boğuşuyoruz. Ülkeler yarın için başka ülkelerle dostluk pekiştirirken, biz bizimle bile yan yana durmayı beceremiyoruz. En yakın zamanda, bu vatanın sadece senden ya da şahsen benden ibaret olmadığını hatırlamamız dileğiyle… Zira batının efeleri, kuzeyin uşakları, güneyin yörükleri, bozkırın yiğitleri, doğunun beyleridir Türkiye.
Seni beni bırakıp, artık “biz” olabilmek ümidiyle…
Millet bizimle beraber!
Bugün rekor kıran, tarih yazan Kadıköy meydanına yürekten teşekkür ediyorum.
Bir avuç darbeci bu millete diz çöktüremez!
Bu meydanların masumiyetine, haklılığına, cesaretine yenilecekler!