bu halka dove dove ozsaygi egitimi vermek gerek yabancilar senden ustun degil yabancilar senden daha guzel daha yakisikli degil sen Türk oldugun gibi guzel/yakisikli ve iyisin yabancilarin onayina ve sevgisine muhtac degilsin
Adamın “avrupaya rezil olduk.” dediği mesele, Hacettepe üniversitesinde bazı derslerde “ders ve araştırma” konusu olarak okutuluyor. Çünkü utandığı “kaşık oyunu” bizim kültürel miraslarımızdan biri. Ve çok kıymetli halk bilimci hocalar bu tarz oyunlar kültür mirasları üzerine gezip, okuyup tonlarca makaleler yazıyorlar.
Standart bir tw useri ise “avrupaya rezil olduk.” diyor. Cehalet..
Sophia Proneikos Yazısını Neden Sildi?
Yazı Sildirten `Mahalle Baskısı`
Dün yazar Sophia Proneikos NATO zirvesinde karşılama törenlerinde çalınan Mehter Marşını büyüleyici bulduğunu ifade eden bir bir yazı kaleme almıştı. Ben de paylaştım.
O andan itibaren yazı kelimenin tam anlamıyla `patladı`, sosyal medyada onbinlerce beğeni aldı, binlerce kez retwitt edildi ve medyaya yansıdı.
Buraya kadar tamam.
Fakat ilginçtir bugün baktım Sophia yazısını silmiş?
Yazara bu kadar çok beğeni alan bir yazıyı sildirten sebebi çok merak ediyorum açıkçası?
Mahalle Baskısı mı?
İnsanlar kendi siyasi çevrelerinin kalıplarına çok uymayan bir fikir beyan ettiklerinde akıl almaz bir ayıplanma, hakarete varan bir lince uğruyor, hedefe konuluyorlar.
Ve ne ilginçtir bu tavra en çokta sabah akşam `fikir özgürlüğü`nü dillerinden düşürmeyen kesimde rastlıyorsunuz?
Yazıyı aşağıda yeniden yayınlıyorum:
"..Tarih, beni şaşırmaktan asla vazgeçmeyen bir alışkanlığa sahiptir. Neredeyse hiç kaybolmaz. Sadece kendini o kadar zarif bir şekilde sunmayı öğrenir ki, modern insanlar buna törensel protokol demeye başlar.
Tam da bu yüzden, Ankara'daki NATO Zirvesi'nin en büyüleyici sahnesi, müzakere masasının etrafında gerçekleşmedi. Bu sahne, ilk el sıkışmadan hemen önce yaşandı; yirmi birinci yüzyılın en güçlü askeri ittifakının liderleri, dünyanın en eski askeri bandosu olan "Mehter"in sesiyle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne hoş geldin derken, önlerinde Osmanlı İmparatorluğu'nun farklı yüzyıllarını temsil eden tarihi uniformalı askerler duruyordu.
Ne muhteşem bir tarihsel süreklilik hissi: Savaş sonrası dünyanın sembolü olarak 1949'da kurulan bir askeri ittifak, kökenleri ön üçüncü yüzyıla uzanan bir askeri geleneğin müziği eşliğinde bir Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na giriyor.
Mehter asla sıradan bir askeri bando değildi, bir silahti.
Osmanlı orduları Belgrad'a, Konstantinopolis'e, Rodos'a, Mohaç'a veya Viyana'ya doğru ilerlerken duyulan ilk şey, devasa "kos" davullarının gök gürültüsüydü; ardından "zurnalar"ın keskin sesi, sonra pirinç trompetler ve çarpan zil sesleri geliyordu; çünkü müzik sadece orduyu eşlik etmiyordu, ordunun bir parçasıydı; amacı askerleri eğlendirmek değil, savaştan çok önce düşmana bir imparatorluğun bizzat onlara doğru ilerlediğini inandırmaktı.
Avrupa'nın Osmanlı İmparatorluğu ile karşılaşmalarından sonra Batı ordularının kademeli olarak Osmanlı davullarını, zillerini ve sözde "Türk usulü"nü benimsemesi tesadüf değildir; bu usul daha sonra Mozart, Haydn ve Beethoven'in müziğine bile yolunu bulacaktı, çünkü bazen tarih bir medeniyeti kılıçla fethetmez.
Bir ritim yeter.
Ve tam da bu yüzden bu töreni bu kadar büyüleyici buldum; kimse Osmanlı İmparatorluğu'nu canlandırmaya çalışmıyor diye değil, Türkiye'nin büyük medeniyetlerin her zaman anladığı bir şeyi anladığını fark ettiğim için: Geçmiş bir yük değil, bir dildir ve o dili konuşmayı bilen uluslar tarihlerini sadece nutuklarla anlatmazlar, çünkü bazen birkaç davul vuruşu yeter.."
Neden Türk olmamız sorunmuş gibi başka bir millete benzeyelim, niye ingiliz? Bize ne onlardan. Araplara benzeten de yok,bu ancak bizim ülkemizdeki batılı özentilerinin lafları. Kendi kültür ve geleneklerimiz batıdan daha zengin , batıya özenen oraya gitsin bitmedi yalakalığınız
Nato zirvesinde bizi böyle ingilizce ders kitaplarından fırlamış bir aile temsil etseydi şu an tüm dünya bizi konuşacaktı. Avrupalılar türkleri deveye binen arap, türkiyeyi de ortadoğunun bir kasabası sanmaktan vazgeçeceklerdi
Yıllardır eğitim ve kültür politikalarıyla kendi tarihine mesafeli, hatta onu küçümsemeyi "çağdaşlık" sanan nesiller yetiştirildi. Mehteri "çağ dışı" diye yaftalayanların aksine, bugün Batı'dan bir filozof Osmanlı'nın bu köklü mirasını hayranlıkla anlatıyor.
Mozart'tan Beethoven'a uzanan "Türk tarzı" etkisinin Batı müziğindeki yerini hatırlatırken, mehterin sadece bir bando değil, dünya askerî ve müzik tarihini etkileyen bir gelenek olduğunu vurguluyor.
X'in çevirisi ne kadar başarılıdır bilmiyorum; ancak anlatılan tarihî gerçekler ve yapılan tespitler, yıllardır kendi kültürünü küçümsemeyi marifet sayan anlayışa güçlü bir cevap niteliğinde.
Bazen insanın kendi değerini anlaması için, onu bir yabancının anlatması gerekiyormuş.
İnanılmaz iyi analiz. Hele şu kısma bayıldım:
“The past is not a burden but a language, and nations that know how to speak that language never tell their history through speeches alone”
Erzurum'da 90'lı yıllarda pek çok köyde toplu mezar alanı bulundu.
Ermeniler "işte Ermeni soykırımının ispatı, Türklerin topluca katlettiği Ermenilere ait toplu mezarlar" diye "sevinçle" yaygara kopardı.
Bilimsel kazı çalışmaları başlatıldı.
İstisnasız TÜM toplu mezarların, Ermenilere değil, Ermeniler tarafından katledilen Müslüman Türklere ait olduğu ortaya çıktı.
İncelemeye gelen Ermeni heyeti olayın üzerini örtüp gitmişti.
Ermeni soykırımı koca bir yalandır.
Türkiye, tüm kazıları ve Ermenilere ait olduğu iddia edilen toplu mezar alanlarını tamamen şeffaf bir şekilde yabancı bilim insanlarına, uluslararası gözlemcilere, Amerikalı, Avrupalı tarihçilere ve dünya basınına (BBC, Reuters vb.) sonuna kadar açtı.
Ermeni soykırımı diye bir şey yok. Hepsi propaganda. Asıl soykırım ve ihanet Türklere yapıldı. Tanrı bu yalanın ortağı olanları affetmeyecek.