Devletin yargı gücü sistematik bir şekilde kötüye kullanılarak sebebiyet verilen mağduriyetler karşısında, kurumsal direniş yöntemlerini belirleyecek ve bu direnişe öncülük edecek olan, Barolardır ve özellikle Türkiye Barolar Birliği’dir!
TERÖR ÖRGÜTÜ PKK mensuplarına özgü AF düzenlemesi olan 7595 sayılı Kanun yürürlüğe girmiştir.
Dilerim, söz konusu Kanunun uygulanmasıyla ortaya çıkacağından endişelendiğimiz olumsuzluklar konusunda yanılan biz oluruz !!!
Yükseköğretim Kurulu’nda Başkanvekili olarak görev yaptığım süreçte YÖK kontenjanından Anayasa Mahkemesine üye seçilmek üzere aday belirleme çalışması yaptım. Bu çalışma sürecinde on üç hukukçu öğretim üyesinden oluşan bir liste oluşturdum. YÖK Genel Kurulu’nda seçim yapılmadan önce Sayın Cumhurbaşkanına bu isimler hakkında bilgi sunma girişiminde bulundum. Cumhurbaşkanlığı’nda hukuk işleriyle ilgilenen Genel Sekreter Yardımcısı ile bu hususta bir görüşme yaptım. Daha sonraki bir tarihte Anayasa Mahkemesine üye olarak seçilen Sayın Genel Sekreter Yardımcısı bana, aynen “bunların arasında elini kaldır dendiğinde kaldıracak, indir dendiğinde indirecek isim var mı” diye sordu. Ben de “bunların arasında böyle bir kişi bulunmamaktadır” cevabını verdim. Karşılığında aldığım cevap, “Beyefendi aday belirleme işini Haşim Bey’e havale etti. Onunla görüşebilirsin” oldu. Bunun doğru bir yöntem olmadığını düşünerek, Anayasa Mahkemesi Başkanı ile görüşmedim.
Dönemin YÖK Başkanına Haşim Bey’in tensipleriyle üç isim geldi ve Genel Kurul’da bu isimlerin aday olarak Cumhurbaşkanlığına sunulmasına karar verildi.
Dikkat edilmelidir ki, YÖK Genel Kurulu kararında birinci sırada yer alan, Cumhurbaşkanı tarafından Anayasa Mahkemesine üye seçilen ve bilahare Anayasa Mahkemesi’nin aldığı bir idari kararla “terör örgütü üyesi” olduğu gerekçesiyle üyelik görevine son verilen bu hukuk profesörü, ceza mahkemesi tarafından aynı gerekçeyle hapis cezasına mahkûm edilmiştir.
Malum “Çerçeve Yasa”nın Anayasaya aykırı hükümler içerdiği yönünde değerlendirmelerde bulunduğum bir ortamda, bir siyasetçi bu değerlendirmelerime tepki olarak bana, “Anayasa Mahkemesi artık eski Anayasa Mahkemesi değil” cevabını verdi.
Not bu cevabın akabinde söylenen ikinci bir cümle daha var. Bu cümleyi Anayasa Mahkemesi’nin kurumsal mehabeti dolayısıyla alenileştirmekten içtinap ediyorum.
Sayın Cumhurbaşkanı’m,
tensiplerinizle HAKİMLER VE SAVCILAR (YÜKSEK) KURULU ÜYESİ olarak görev yapmış olan akademisyen meslektaşım Prof. Dr. Ahmet GÖKCEN, elbette ki her birimiz gibi soruşturulabilir ve kovuşturulabilir. SAĞLIK SORUNLARI YAŞAYAN ve birkaç ay sonsa 67 yaşını doldurarak yaş haddinden emekliye ayrılacak olan bu arkadaşım��z, ÇAĞRILDIĞINDA GELECEK BİRİDİR. Buna rağmen, arkadaşımızın EVİNDE dün gece sabaha karşı ARAMA yapılması ve “KAÇACAK” bir kişi gibi GÖZALTINA ALINARAK birkaç gün süreyle Emniyet binasının bodrum katındaki NEZARETHANEDE TUTULMASI, İTİBAR CELLATLIĞIndan başka bir amaç taşımamaktadır.
Geçmişteki yanlış uygulamaları eleştirmenin, bunların sebebiyet verdiği mağduriyetleri gidermemektedir. Bu nedenle gerçekleşmekte olan yanlışları, mağduriyetlerin önüne geçebilmek için yüksek sesle dile getirmek, rahatsızlık duymanıza sebebiyet verse bile, bir akademisyen olarak görevimizdir.
Anlayışla karşılamanız dileklerimle bilgilerinize arz ederim.
Yılların ceza hukuku hocası Prof. Dr. İzzet Özgenç ile çerçeve yasaya giden süreci hem iç hukuk hem de bölgesel ve küresel dinamikler açısından ele aldık.
İzzet Hoca 2025 yılının mayıs ayından itibaren kendisinin de katıldığı toplantılarda yasa taslağını hazırlayan kurumlara yaptığı önerilerin büyük çoğunluğunun dikkate alınmadığını, mevcut kanunun uygulamaya girmesi halinde ortaya çıkacak kaosu ayrıntılı bir şekilde anlattı.
Ayrıca yıllarca birlikte çalıştığı ve yakından tanıdığı Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan'a bir çağrıda bulundu.
Ben de 2024 yılının Ekim ayında başlatılan bu açılım sürecinin bölgesel ve küresel dinamiklerini anlattım.
Çok ama çok tavsiye edeceğim bir program oldu.
Eminim beğeneceksiniz...
https://t.co/HeHqk6eG27 via @YouTube
SAYIN CUMHURBAŞKANI’NA MEKTUP
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan 5.8.2026 tarihli ve 2/3793 Esas sayılı “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”ne göre; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlığını, millî birliğimizi ve ülke bütünlüğünü hedef alan ayrılıkçı terör örgütü PKK’nin kontrolü altında bulunan her nevi silah ve mühimmatın teslimine ve fiili varlığına son vermesine bağlı olarak,
a) söz konusu terör örgütünün kurucusu veya yöneticisi olmaktan,
b) bu örgüte üye olmaktan,
c) bu örgüte yardım etmekten,
ç) bu örgütün propagandasını yapmaktan,
d) kasten öldürme suçu hariç, bu örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlemekten,
dolayı hakkında,
1) cezaya hükmedilmiş olan kişilerin cezalarının infazının muayyen bir süre ertelenmesi,
2) soruşturma veya kovuşturma yapılan kişilerle ilgili soruşturma veya kovuşturmanın muayyen bir süre ertelenmesi,
kararı verilecektir.
Teklifin hükümlülerle ilgili düzenlemeleri (m. 6), bir koşullu özel af mahiyeti taşımaktadır.
Bu düzenlemelere göre, mahkumiyet hükümleri hukuki varlığını devam ettireceği için, kapsama giren hükümlüler mahkum oldukları cezaya bağlı olarak denetim süresi zarfından örneğin seçilme veya atama yoluyla herhangi bir kamu görevi üstlenemeyeceklerdir.
Ancak, Teklifle oluşturulması düşünülen Kurulun talebi üzerine “infaz hakimi” (?), PKK mensubu hükümlülerin denetim süresi dolmadan seçilme veya atama yoluyla kamu görevi üstlenebilmelerine karar verebilecektir. Bu suretle özel af uygulaması, kapsama giren bazı hükümlüler bakımından denetim süresi henüz dolmadan genel affa dönüşebilecektir.
Teklifte, Abdullah Öcalan ile ilgili mahkumiyet hükmü örtülü bir şekilde istisna kılınmıştır. Bu istisnanın oluşturulmasında hukuk tekniği bakımından bir çelişkiye düşülmüştür. Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçunu 1 Haziran 2005 tarihinden günümüze kadar işleyenler Teklif hükümlerinden yararlanabilecek iken, aynı suçu bu tarihten önce işleyenlerin yararlandırılmaması, kanun tekniği bakımından sorunludur.
Söz konusu Teklif düzenlemelerine göre; “Kandil”den terör örgütünün faaliyetlerini uzun zamandan beri yönetmeye devam eden kişiler, haklarında soruşturma açılmadan ve herhangi bir hak kısıtlamasına tabi tutulmadan serbest bırakılabilecek, seçilme veya atama yoluyla kamu görevi üstlenebileceklerdir.
Kasten öldürme suçu Teklif kapsamı dışında tutulmuş olmakla birlikte; Teklif hükümlerine göre, kamu görevlisi - sivil, Türk – Kürt, yaşlı – çocuk ayrımı yapmaksızın savunmasız binlerce insanın katledildiği süreçte örgütü yöneten kişiler, haklarında hiçbir soruşturma işlemi yap��lmadan serbest bırakılabileceklerdir (m. 1, f. 2; m. 3, f. 3).
Keza, Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı şantaj malzemesi olarak kullanılmak üzere çok sayıda kamu görevlisini kaçırarak uzun süre rehin tutma, bu kamu görevlilerine eziyet ve kötü muamelede bulunma gibi suçların işlenmesi süreçlerinde örgütü yöneten teröristler, haklarında hiçbir soruşturma işlemi yapılmadan serbest bırakılabileceklerdir (m. 1, f. 2; m. 3, f. 3).
Dikkat edilmelidir ki, örgütün yönetimini deruhte eden kişilerin tamamıyla ilgili olarak Türkiye’de henüz soruşturma açılmış değildir.
Teklife göre, terör suçlarından dolayı soruşturma ve kovuşturma işlemine henüz maruz bırakılmamış olan örgüt mensupları hakkında hangi suç sebebiyle olursa olsun soruşturma yapılması, Teklifle oluşturulması amaçlanan idari organın (Kurul’un) iznine tabi tutulmaktadır (m. 3, f. 3).
Örgüt yöneticilerinin, haklarında soruşturma başlatılmış olsa bile, kasten öldürme suçlarının işlenişine herhangi bir şekilde iştirak edip etmedikleri araştırılmadan, bu soruşturmalar Cumhuriyet savcısının kararıyla ertelenebilecektir (m. 3, f. 1). Bu karara karşı itirazı, sulh ceza hakimi inceleyip karara bağlayacaktır (m. 3, f. 2).
Kişilerin ağır surette yaralanmaları ve ömür boyu sakat kalmaları sonucunu doğuran saldırıları gerçekleştiren örgüt mensupları, haklarında soruşturma işlemi yapılmadan tamamen serbest bırakılacaklardır.
Haklarında soruşturma ve kovuşturma yapılanlarla ilgili olarak verilen erteleme kararı üzerine başlatılan denetim sürecinde bu örgüt mensupları, hiçbir kısıtlamaya tabi tutulmadan seçilme veya atama yoluyla kamu görevi üstlenebileceklerdir.
Teklifte, haklarında soruşturma veya kovuşturma yapılan kişilerin tabi tutulacakları denetim süresi zarfında “soruşturma ve kovuşturma nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması”na yönelik olarak bir hükme yer verilmiştir (m. 7, f. 4, bent a). Bu hükmün hukuk sistemimiz ile bağdaşır ve uygulanabilir hiçbir yönü bulunmamaktadır.
Bu yönleri itibarıyla, söz konusu Kanun teklifi, başta örgüt yöneticileriolmak üzere, haklarında soruşturma ve kovuşturma süreçleri devam eden, henüz kesinleşmemiş mahkumiyet hükümleri verilmiş olan örgüt mensupları bakımından bir şartlı genel af düzenlemesi mahiyeti taşımaktadır.
Söz konusu Kanun Teklifinde PKK’nin kontrolü altındaki malvarlığı değerlerinin akıbetinin ne olacağına dair hiçbir hükme yer verilmemiş olması, dikkat çekicidir. Teklifte, daha önce işlenmiş bir suçun soruşturması sürecinde el konulmuş olan malvarlığı değerlerinin müsadere edileceğine dair hükme yer verilmiş olması (m. 3, f. 1), bu eksikliği ve sorunu gidermemektedir.
Kanun teklifinin kaleme alınmasında hukuki terimler özensiz bir şekilde kullanılmıştır. Bu nedenle, Teklifin kanunlaşması halinde hükümlerinin anlaşılması bağlamında uygulamada önemli sorunlar ortaya çıkacaktır.
Teklifin teknik bakımdan sorunlu diğer düzenlemeleri ile ilgili olarak görüş açıklanmasını bu aşamada zait addetmekteyim.
Teklif, bu yönleri itibarıyla yasama sürecinde düzeltilebilir bir mahiyet taşımamaktadır.
Teklif bekletilerek, özellikle Kürt sorununun çözümüne ve buna bağlı olarak terör örgütünün fiili varlığına son verilmesine, örgüt mensuplarının topluma kazandırılabilmelerine yönelik olarak, uygun görülecek akademik kadronun da katkısı sağlanarak, Hukuk Devleti ilkeleri çerçevesinde yeniden bir çalışma başlatılmasını önermekteyim.
Aksi takdirde, söz konusu Teklif bu haliyle kanunlaştığı takdirde, uygulamada içinden çıkılamaz bir kaos ortamına sürüklenmiş olacağız!
Prof. Dr. İzzet Özgenç
“Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, içeriğinde hiçbir değişiklik yapılmadan, hiçbir düzeltmeye tabi tutulmadan TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek kanunlaşmıştır. Söz konusu 7595 sayılı kanun, yürürlüğe girdikten sonra bir kanuni düzenlemeyle içeriğinde “iyileştirme” yapılması düşünülse bile, ceza hukukuna ilişkin olduğu için, bunun pratikte hiçbir etkisi olmaz.
Söz konusu Kanun içeriğinin düzeltilebilmesi için son çare kalmıştır: Cumhurbaşkanı tarafından yeniden görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderilmesi (Anayasa, m. 104, f. 6).
Bu metni CİMER üzerinden istek olarak Sayın Cumhurbaşkanı’na arz etmeye çalıştım. Ancak, söz konusu sistem üzerinden doğrudan Cumhurbaşkanı’na mesaj iletme imkanı olmadığı için (?), metni Özel Kalem Müdürü marifetiyle kendilerine takdim ettim.
Duyarlı vatandaşlarımızın bu talebi TELGRAF yoluyla Sayın Cumhurbaşkanına sunmaları, tarihi bir önem taşır.
DEVLET OLMANIN GEREĞİ: KAMU HUKUKU ADINA ÖZEL HUKUKU GÖZARDI ETMEK
Bu akşam, saat: 22.30'da, canlı, herkese açık!
Bu söyleşinin konusu "olması gereken" değil, aksine tüm çıplaklığıyla "olan"ın kendisi.
Ele alacağımız temel ilke -Publilius Syrius'un anlatımıyla- şu:
• "Zorunluluklar yasa tanımaz" (Necessitas not habet legem).
Mecelle bu ilkeyi en az iki şekilde dile getirir:
• "Zaruretler memnu (yasak) olan şeyleri mübah kılar." (m. 21)
• "Zarar-ı āmmı def içün zarar-ı has ihtiyar olunur." (m. 26)
Türkçesi: Devlet ve toplumun zarara uğramaması için kişisel hakların çiğnenmesine göz yumulur.
Daha da Türkçesi: Kamu yararı (maslahat-ı āmme) için kişisel haklar gözardı edilebilir.
Burada kastedilen zaruret, hiç kuşkusuz öncelikle "zaruret-i devlet"tir, yani icab-ı maslahat-ı devlet, menfaat-i devlet, selamet-i devlet, selamet-i āmme; yani kamu yararı veya kamu çıkarı sözkonusu olduğunda kişisel hakların çiğnenmesinin caiz olması. Tarihteki tüm kırımların, soykırımların, sürgünlerin, siyasal cinayet ve katliamların gerekçesi bu ilkedir.
Kanunname-i Al-i Osman'da Fatih'in dile getirdiği de aslında bu ilkenin bir anlatımıdır:
• "Her kimesneye evladımdan saltanat müyesser ola, karındaşların nizam-ı alem içün katletmek münasibdir. Ekser ulema dahi tecviz etmiştir. Anınla amil olalar."
Machiavelli de şöye demiştir:
• "Menfaat u saadet-i umumiyye devlet adamının her türlü cinayātını mazur kılar."
Kısaca devlet olmanın gereği ve gerekçesi olan bir ilke bu. Olması gerekeni değil, olanı yansıtan bir siyasal ilke. Tüm savaşların bahanesi olan, devlet çıkarı veya ulusal çıkarlar gerekçesinin özü.
Not: Söyleşileri sürdürebilmek için desteklerinizi bekliyoruz, lütfen kanalımıza "abone" ve "üye" olmayı unutmayınız!
https://t.co/juH27gDL4q @YouTube aracılığıyla