Sahada çalışmak zor. Eylem alanlarında saatlerce ayakta durmak, yaşananları anbean doğru aktarmak büyük emek ve maliyet istiyor.
Beni “Velvele muhabiri” olarak tanıyanlarınız var. Ben sahada herhangi bir kazanç elde etmeden, olan biteni görünür kılmaya çalışıyorum. Bu bağımsız gazeteciliği sürdürebilmem için desteğiniz çok önemli.Yaptığım habercilikten memnun olanlar bana bir kahve ısmarlayarak destek olabilir.
Bu paylaşımı retweet’leyerek daha fazla kişiye ulaşmama yardımcı olursanız sevinirim.
Destek linki:
https://t.co/ddh1ihBbuJ
Merhaba,
Geçmiş yıllarda da yaptığımız mali dayanışma çağrımızı tekrar ediyoruz.
Dayanışma ezilenlerin inceliğidir..
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi
Bilgi Üniversitesi'nin kapatılmasıyla birlikte işsiz kalan öğretim görevlilerinden biri olan @VakifSendika üyesi Işık, Velvele muhabiri @21yusufcelik'e konuştu:
"YÖK mağdur edilmeyeceğimize dair hangi somut adımları atacağını açıklamalı"
Bilgi Üniversitesi’nin kapatılma kararını tanımıyoruz!
Bilgi Üniversitesi’ndeki sıra arkadaşlarımızla dayanışmak için yarın tüm öğrencileri direnişe çağırıyoruz!
📍Bilgi Üniversitesi Santral - 14:00
Bitmedi, sürüyor mücadelemiz!
ÜNİVERSİTEMİZE SAHİP ÇIKIYORUZ!
Yarın; tüm gençliğin, kamuoyunun, gazetecilerin desteğini bekliyoruz. Bir gecede okulsuz kalmayı kabul etmiyoruz.
22 Mayıs 14.00
Santral İstanbul Kampüsü
Okulumuz Kapatıldı!
Resmi Gazete’de yayınlanan karara göre Bilgi Üniversitesi’nin faaliyet izninin kaldırılmasına karar verildi. Okulumuzdan hemen şeffaf bir açıklamayı öğrenciler olarak bekliyoruz. Bir gecede okulsuz kalmayı kabul etmiyoruz!
📣 14-15 yaşında öğrenciler okulda olması gerekirken MESEM adı altında fabrikalarda, atölyelerde, sanayi havzalarında ölüyor! Milli Eğitim Bakanlığı eleştirilere kulak tıkıyor. Çocuklar ölmesin diyen gençler tutuklanıyor, öğretmenler ters kelepçe ile gözaltına alınıyor! Çocuklarımızı öldürenler dışarıda!
Öğretmenler eğitim hakkını savunacak. Mutlaka yaşamı ve öğrencilerini koruyacaklar. Meslektaşlarımız derhal serbest bırakılsın!
#ÖğrencilerimizÖlmesinDemekSuçDeğildir
Bugün basın açıklamamızı gerçekleştirerek keyfi olarak işten çıkartılan ve kadroları iptal edilen arkadaşlarımızın haklarının iadesi ve güvenceli çalışma şartları için taleplerimizi yükselttik!
Yerleşkesi önünde basın açıklaması yaptığımız üniversite sayısı ne yazık ki her geçen gün artıyor. Bugün kataloga eklenen İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde de (@BiLGiOfficial) hukuksuz bir biçimde sözleşmesi feshedilerek iş güvencesi gasp edilen sendika üyemiz için bir araya geldik.
Mütevelli heyeti ismi arkasındaki sermaye grupları ve onlarla uyum içerisinde çalışan rektörlerden oluşan vakıf üniversiteleri yönetimleri, yükseköğretimi bir kâr alanı olarak değerlendirmek için bütün araçları devreye sokuyor. Başta akademisyenlerin iş güvencesi, eşit ücret ve eşit özlük hakları olmak üzere mevcut hukuki çerçeveyi çiğneyerek kamusal bir alan olan yükseköğretimi istismar ediyorlar.
Bu istismarın kaybedeni ise biz eğitim ve bilim emekçileri ile birlikte özgür bir akademik ortama, eşitlikçi bir yükseköğretim sistemine ihtiyaç olan bütün bir toplum. Baskılara, eşitsiz koşullara ve bu topyekûn güvencesizlik sarmalı karşısında mücadelemiz serpilerek genişliyor. Hukuksuzluğa, baskıya, hak gaspına maruz kalan her bir üyemiz, her bir meslektaşımız için dayanışmayı ve örgütlenmeyi büyütmeye devam ediyoruz.
Güvenceli çalışma, özgür akademik ortam ve demokratik üniversite mücadelemiz sürecek. Saldırılar arttıkça daha kalabalık karşılık verdiğimizi en iyi onlar görüyor. Üniversitelerde sermayedarların değil emekçilerin sözü geçecek!
Yaşasın örgütlü mücadelemiz!
Yaşasın Öğretmen Sendikamız!
Bilgi Üniversitesinde keyfi işten çıkartmalara, güvencesiz çalışma şartlarına hayır! Kayyım rektörleri, şirket gibi yönetilen üniversiteleri kabul etmiyoruz! Bilgi Üniversitesi yönetimine "arkadaşımıza dokunma", "işimize dokunma" diye sesleneceğimiz basın açıklamasında 13 Kasım Perşembe günü saat 13.30'da buluşuyoruz.
🗓️ 13 Kasım Perşembe
⏰ 13.30
📌 Bilgi Üniversitesi Santral Tarihi Kapı Önü
Adamın biri doktora gider ve rahatsızlıklarını anlatır. Doktor, sürekli kullandığı bir ilaç olup olmadığını sorar. Adam bir ilaç ismi verir ve “Onu kullanıyorum” der. Doktor da “Kullandığınız o ilaç bağımlılık yapar, biliyorsunuz değil mi?” diye sorar. Adam şöyle cevap verir: “İyi de doktor bey, ben neredeyse 15 yıldır o ilacı her gün kullanıyorum ve bağımlılık yaptığını hiç görmedim.”
Her gün aynı şeyleri yapıp, aynı şekilde düşünerek, aynı şekilde konuşarak ne değişebiliriz ne de değiştirebiliriz. Sıkışıp kaldığımız ezberlerin, şablonların, tabuların farkına bile varamayız. Hiç kimse durduğu yerden bir adım bile kıpırdamazsa yeni ve yaratıcı çözüm olanaklarını da oluşturamayız.
Sıkışıp kaldığımız yer, 40 yıllık çatışma ortamının yol açtığı acılar, öfkeler, ön yargılar ve bunların sebep olduğu güvensizliklerdir. Bunlar önemsiz demiyorum ama bunları aşmanın, yaralarımızı sağaltmanın yollarını bulamazsak “bağımlılıklarımızın” farkına bile varamayacağız, köklü ve kalıcı çözüme ulaşmakta zorlanacağız.
İnancı, düşüncesi, idealleri uğruna canını vermenin kutsallaştırıldığı bir toplumsal gerçeklikte iki temel zorlukla karşı karşıya kalırız. Birincisi, canını feda etmiş olanların kıymetli hatırasının ve canlarını vererek yarattıkları değerlerin manevi baskısını silip bir kenara atamayız, atmamalıyız da. İkincisi de bir düşünce, inanç uğruna çok sayıda can feda edilmişse o düşünce ve inanç, sosyolojik ve siyasi açıdan otomatikman “doğru” haline gelmez ancak bizler bunu kabul etmekte zorlanırız. Vatan uğruna, bayrak uğruna, ideoloji uğruna veya örgüt uğruna bunca can feda edilmişken yeni şeyler düşünüp yeni şeyler yapmaktan işte bu nedenle korkar, çekiniriz.
Fakat artık bir noktada şuna ikna olmamız gerekiyor, gelinen aşamada tek bir evladımız bile canını boş yere feda etmedi. Yürütülen süreçte eşitlik, adalet, özgürlük ve demokrasiyi esas alan bir “kardeşlik hukuku” oluşturmaya, bir ve beraber yaşamaya odaklanmışsak kaybettiklerimizin hatırasına halel gelmeyecek demektir.
Dolayısıyla tüm taraflara ve sürecin ana aktörleri olan Cumhurbaşkanı Erdoğan'a, MHP lideri Bahçeli'ye ve PKK kurucu lideri Öcalan'a bir kardeşiniz, barış için çabalayan bir siyasetçi olarak sesleniyorum; lütfen somut adımlar atmaktan vazgeçmeyin, onun bunun ne dediğine bakmayın, kendinize güvenin ve 86 milyonun barışı hasretle beklediğine inanın.
Ayrıca silahları tümden bırakarak dağdan inmeyi bekleyen insanlar “önder” olarak tanımladıkları Abdullah Öcalan'ın sadece güvenlik birimlerince değil siyasetçiler tarafından da ziyaret edilip dinlendiğini görmek ve bu şekilde siyasete dönüşün mümkün olduğunu ve devletin bu konuda samimi ve ciddi olduğunu görmek, güvenmek ve silahları tümden bırakmak istiyorlar.
Değerli milletvekillerine de seslenmek istiyorum; gençlerimizi yıllarca dağlara, sınır ötesi operasyonlara gönderdiniz. En büyük riski onların omuzlarına yüklediniz ve ne yazık ki bazıları bunun bedelini canlarıyla, kanlarıyla ödediler. Şimdi risk alma ve bu çatışmayı kökten bitirme olanağı yakalanmışken lütfen siz de azıcık risk alın ve İmralı Adasına giderek bu meseleye noktayı koyun. Üstelik alacağınız risk gençlerimiz gibi ölüm riski de değil, azıcık siyasi risktir.
Hep birlikte cesur davranalım, son düzlükte ezberlerimize, korkularımıza takılıp da tarihi barış fırsatını zora sokmayalım lütfen.
Hepinize içten selam, sevgilerimi gönderiyor, en kısa zamanda özgürlük, barış, demokrasi ve kardeşlik dolu günlerde buluşmayı umuyorum.
Selahattin Demirtaş
8 Kasım 2025
Edirne Cezaevi