Sanmayacaksın. İnsanın başına ne gelirse sanmalarından geliyor. Seviyor sanmasından, o asla böyle bir şey yapmaz sanmasından, dost sanmasından, aile sanmasından. İnsan çoğunlukla zihnindeki sanmalara göre yaşıyor, gerçeğin duvarına çarpınca da canı fena yanıyor.
[Sait Faik, yüzleri yazıyor.]
"Kapıdan içeriye girerken bir mektep arkadaşıma rastladım. Suratı sapsarı idi. Hüzün doluydu. Nasılsın diye sorulur mu? Sormadım. O da bana sormadığına göre ben de bitkinim; benim de suratım.... Sıhhati sorulacak yüz mü kaldı bizde?"
"Kurudum da kadid oldum kumlar da
Sefer bekleye bekleye her gün ben.
Enginlerden bir rüzgar esmez mi serin serin?
Pul pul ürperişler geçer içimden.
Bırak beni sahil, bırak beni kum,
İnsaniyetinize sığınıyorum.
Zeki Ömer Defne, Sahildeki Tekne.
Okul kapılarına koyacağınız hiçbir cihaz, hiçbir polis, hiçbir dikenli tel çocuklardaki öfkeyi, hayal kırıklıklarını, kaygıları ve değersizlik hissini onarmayacak.
Şule Gürbüz diyor ya, her şeye yaklaşmak, her şeyi bilmek ve herkesle hemhâl olmak zorunda değiliz. Bazı şeylerin uzakta ve kendi renginde kalması, hem onlara hem de bize hürmettir.Çünkü sınır, ruhun zırhıdır. Herkesi içeri alan, en çok da kendi içindeki evi talan eder.
Sınıfa girince çocuğun evde nasıl bir terbiye aldığı hemen anlaşılıyor. Nerede nasıl davranacağını bilen bir öğrenci sadece öğretmenin yükünü almıyor, sınıfa da huzur veriyor. Aile terbiyesinin yerini hiçbir şey tutmuyor. Sizce biz ana baba olarak nerede hata yapmaya başladık?
Ben size bir şey diyeyim mi a dostlar: En lezzetli okuma nedir, bilir misiniz? Dar vakitte, şöyle ayak üstü raftan rastgele çekip alıverdiğiniz bir kitaba dalıp gitmek. Neler bulur insan, neler... Tadına doyulmaz.
Meraklısı için, kitap: Metin Eloğlu-İstanbullu
“Okullarda felsefe öğretsek 20 yıl sonra farklı bir Türkiye olur. Bilgisizliğin yarattığı sonuçlar yüzünden acı çekiyoruz. Mesleki eğitimden önce ‘insanlaşma eğitimi’ verilmeli.”
#ionnakuçuradi