Olgunlaşmanın en önemli göstergelerinden biri; yargılamayı, kınamayı ve ayıplamayı bırakmak. Başkalarının, kusurlarına ve günahlarına iştahla merak duyan bir bakışla değil; anlayışla, insafla ve tevazu ile görmek.
Öngörülü olmakla evhamlı olmayı karıştırıyoruz bazen.
Biri ‘ne olur ne olmaz’ diye plan yapar, hayat kurtarır. Diğeri ‘ya olursa’ diye uykusuz bırakır.
Bu asır, bireyselliği bencilliğe çeviren ve insanlık tarihinde Kenan (hz. Nuh kıssası) prototipi örneklerinin en çok olduğu bir zaman dilimidir. Sadece kendi çıkarını düşünen, kendini özel, önemli gören, hak duygusu olmayan, herkesi ona hizmet etmek zorundaymış gibi düşünen insan modellerinin olduğu bir dönem.
Engin Geçtan’ın dediği gibi, “insanın en büyük yanılgısı, ertelediklerini bir gün mutlaka yapacağına inanmasıdır.” Oysa hayat, belki de bu yanıltıcı döngüyü kırma arayışından ibarettir.
Allah bir şeyi diler, insanlar da başka bir şeyi diler, ancak insanların hoşuna gitmese de Allah'ın dilediği şey gerçekleşir. Yüce Allah’ın yakın kıldığı şeyi kimse uzak edemez.
Allah'ın uzaklaştıracağı şeyi de kimse yakınlaştıramaz.
Allah’ın izni olmadan hiçbir şey olmaz.”
>>
Bu kişiler, kendine hayranlığı değil; başkalarının gözünde sürekli onay arama halindedir. Değerini içinde bulamayan, dışarıdan alkışla ayakta kalmaya çalışır.
Hiçbir şey izlemediği için ya da bilmediği için akran zorbalığına maruz kalması da muhtemel. İnsanların yaşadığı çağın teknolojilerini yakalaması gerektiğini ve bunu kontrollü kullanması gerektiğini düşünüyorum.
Annenin çabasını takdir ediyorum kolay bir şey değil bu kadar kaliteli zamanı oluşturmak fakat sıfır ekranı belli bir yaştan sonra mantıklı olmadığını düşünüyorum. Bu videodaki çocuğun her gün olmamak şartıyla 15 -20 dakika izlemesi onu farkındasız ve kriz çıkaran biri yapmaz.
Bir anne, ekransız büyüttüğü çocuğunu paylaştı:
“Markette ağlamaz. Doğayı fark eder. Kendi başına oyun oluşturur. Beklemeyi öğrenir. Kriz çıkarmaz.”
https://t.co/UYh2wN70wf
Ekranla elbet karşılaşacak, ilk karşılaştığında muhtemelen bırakmak istemeyecek ve ortaya çıkabilecek krizin yönetilebilmesi için ekranı biliyor olması sürecini kolaylaştıracaktır. Bununla birlikte maalesef herkes bu kadar bilinçli değil+
Sosyoloji 101 dersinde öğrenmiştik, Anthony Giddens diyordu ki modernliğin en önemli unsurlarından biri soyut sistemlere güvendir.
Ne demektir yani bu? Mesela bir kişiyi işe alacaksınız diyelim. Bu kişinin evde yatmak yerine şu ya da bu okulda dirsek çürüttüğünü bilmeniz için bizzat bu kişiyi tanımanıza, bu sürece şahit olmanıza gerek yoktur. Soyut sistemlere güven yeterlidir: Hiç tanımadığınız rektör unvanlı birisi diploma denen bir belgeyi imzalamıştır, siz aslında sadece kağıt parçasınından ibaret bir nesneye bakarak bu kişinin neleri başarmış olduğunu görebilirsiniz. Geleneksel toplumlarda bu tür soyut sistemler çok sınırlıdır, kişisel ilişkiler ön plandadır, tanımadığınız birinin sözüne ya da imzasına güvenmeniz için hiçbir sebep yoktur. Modern toplumlarda ise devlet bu soyut sistemin güvencesidir.
Bizde bir süredir yıkılmakta olan işte bu soyut sisteme güven. Sonucu da modern öncesi toplumlarda olduğu gibi birbirini tanıyan, sadece birbirine güvenen, kişisel ilişkilere dayalı içe kapalı küçük topluluklar. Yani modern toplumun tam tersi.
Aslında her fikir yansızdır, ya da öyle olmalıdır; ama insan onu canlandırır, alevlerini ve cinnetlerini yansıtır ona; saflığını yitirmiş, inanca dönüştürülmüş fikir, zaman içindeki yerini alır, bir olay çehresine bürünür.