Beşinci öykü kitabım: Ateşkes Çadırında Silah Sesleri. Bu kez uzun, tek bir öykü. Sabahları perde diye sayfaları açan, ayna diye sayfalara bakan, su diye sayfaları içen, kadın diye sayfalara dokunan, kendi dışına çıkıp başka biri olabilmenin bütün kapılarını sayfalarla mühürleyen, böylece kalbini her türlü aldanışa elverişli hâle getiren bir adamın öyküsü. Dilerim bahtı açık olur.
Kayanın bölünmesi sonsuza kadar sürecek. Her bir ân için başka yalanlar bulacaksın.
…
Annenden yıllar sonra, annenden çok uzakta, annenin ayaklarının dibine çakıldın. İnsan inanmadığı kelimelerden kanat yapmamalıdır, bunu yıllar sonra öğrendin. Çakıldıktan sonra.
s. 79
E.Gürdamur'un 'Öykü Öykü Dedikleri'nde şöyle bir betimleme yapıyor: 'duvarları özgürlük posterleriyle kaplı bir hapishane'.
Metinde, okumanın -bile- hapishaneye dönüşebileceği söylenirken bu benzetme kullanılıyor ama bu metafor pek çok şeyi açıklıyor kanaatimce.
@emingurdamur
“Yazarlık Akademisi” etkinliklerinin konuğu yazar @emingurdamur oldu.
TDV Kitabevi Konferans Salonu’nda edebiyatseverlerle bir araya gelen Gürdamur, yazının düşünsel ve psikolojik arka planına ışık tuttu.
İlk öykü kitabım Dünya Tozu huzurlarınızda.
Başta @emingurdamur olmak üzere emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler. İnşallah güzelliklere vesile olur.
@Heceyayinlari
"Mananın cenazesini kaldıramadılar, diyorum, bir cinayetten daha zor bir şey varsa o da cesedi yok etmektir, sen bunu bilmezsin, ne de olsa öldürdüğün kelimeleri muntazaman gelip alan, kimseye göstermeden gömen biri var hayatında, mana kelimelere benzemez, onun cenazesi kaldırılamaz diyorum, kökleri, kalplerin, muhabbetlerin, kulelerin altından geçer. Onu eriştiği yerlerden söküp çıkarırken arzın zangır zangır titreyeceğini herkes bilir."
Emin Gürdamur, Ateşkes Çadırında Silah Sesleri
Öncelikle Ketebe'nin Nivola dizisi boyutuyla çok şık olmuş ve türe yakışmış. Emin Gürdamur'un ilk uzun metni Ateşkes Çadırında Silah Sesleri , Aziz'in kendi hatasıyla kaybettiği aşkı yeniden arama sürecine odaklanıyor. Bununla birlikte kelimelerle yaşayan bir adamın katlettiği kelimeleri de görüyoruz. Böylelikle elimizde gerçek hayatla hayalin arasında gidip gelen bir novella var. Bir öykücünün ilk uzun metrajlı eseri olmasıyla birlikte bence hacmi kararında, dili yoğun, rahatlıkla klişeye düşülebilecek hikâyeyi bu tuzağa düşmeden anlatabilen bir metin. Mekânsal olarak da taşrayla şehir arasındaki gelgit de mevcut. Ayrıca metinde yalnızlıkla kalabalık da felsefi olarak sorgulanmış, Aziz'in enteresan çocukluk anılarıyla da yeterli gerilim oluşturulmuş. Son olarak bu küçük kitabı bir okur olarak çok sevdiğimi ve baştan sona zevkle okuduğumu belirtebilirim. Bu diziye emeği geçenlere de ayrıca teşekkürler.
Yazar Erdoğan okurlarıyla bir araya geliyor
Türkiye’nin köklü edebiyat mahfillerinden biri olan Türkiye Yazarlar Birliği Genel Merkezi, önümüzdeki günlerde yeni bir edebiyat söyleşisine ev sahipliği yapacak.
https://t.co/1y9hpQUqoS