88 yaşındaki Fatime Ülüş, TikTok’ta gördüğü bir mezar taşı fotoğrafıyla 20 yıldır aradığı oğlu Cihan Ülüş’ün mezarının izine ulaştı. Ardından solunum cihazına bağlı halde Strazburg’dan Cûdî’ye 4 bin 600 kilometrelik yolculuğa çıktı. Sağlık durumu nedeniyle mezarlığa çıkamadı; çocuklarının getirdiği toprağı koklayarak oğluna veda etti.
“Onun kokusunu aldım. Artık gönül rahatlığıyla ölebilirim.”
Kaynak: Mezopotamya Ajansı
🔗 https://t.co/A4UnOQ1hBv
@buzdokuzdergi ‘nin yeni sayısında yer alan bu dosyanın içerisinde, OBERİU’nun ilk kez okurla buluşan manifestosu ve şiirleri de yine Mehmet Öztek'in çevirisiyle yer alıyor.
Yıl 1920’lerin sonu, Leningrad.
Sovyet rejimi, baskısıyla her şeyi tek tipleştirmeye çalışırken, bir grup gözü kara genç şair absürdün, kara mizahın ve dil deneyselliğinin sınırlarını zorlayan bir anlayış geliştirdiler. Sonrasında sürgünler, hapisler ve genç yaşta trajik ölümler.
Doğrusu, bu sarsıcı ekolün bugüne kadar Türkçede neredeyse hiç yer almamış olması üzücüydü. @moztek bir edebiyat tarihçisi gibi çalışarak bu boşluğu doldurmuş.
Ömer Uzan’ın heves şiir eleştiri dergisi üzerine yazdığı yüksek lisans tezi Yöktez’de online erişime açıldı. heves’te çıkan tüm eserlerin incelendiği tezde Uzan’ın dergiyle ilgili sorularını yanıtladım:
https://t.co/pO6JWNvxtF
Burada adı anılması gereken bir isim daha var: Nazir Akalın. hemşehrisi İlhami Çiçek’ten bile daha fazla taşranın ve merkez sağ-islamcı çevrelerin dışına itilmiş, yaşarken de bilinçli bir şekilde yalnızlaştırılmış, ötekileştirilmiş bir şair.
İlhami Çiçek islamcıların en iyi şairidir intihar etti; nedenini İslamcılar bilir konuşmazlar. konuşurlarsa putları yıkılır.
kardeşi 1dergiye röportaj verdi açıkça konuştu üstü çizildi.
Nilgün Marmara’ı da karşı mahalle konuşmaz
aynı bkun laciverti mahalleler
bugün @ketebe Ketebe Yayınları İlhami Çiçek’in kitabını basıyor, onu gündeme taşıyor. peki ya Nazir Akalın, o neden hala görmezden geliniyor,
Nazir ‘uslu durmadı’ diye mi hala üstü çizilmeye devam ediyor?
Arkadaşı Hüseyin Alaçatı intihar ettiğinde Dergah’a yazdığı yazıda: ‘Hüseyin, benim hayatıma ve sonuma da ayna tutmuştur, onun açtığı kapıdan bir gün ben de gireceğim’ dese de kimse aldırmadı ve dikkate de almadı. çevresindeki bir iki isim dışında kimse bunu konuşmadı.
edebiyattan, kendi camiasından dışlandı, akademideki görevi elinden alındı “asi, şüpheli” muamelesi gördü.
intihar ettiğinde ekonomik olarak en rahat döneminde olduğu söylense de, asıl onu bitiren bilinçli yalnızlaştırılması ve sistematik bir biçimde dışlanmasıydı.
Bosna’nın, Çeçenistan’ın, direnen halkların şiirini, muhafazakar camianın ‘mücahit’ dediğini sol jargonun direniş diliyle adlandırdı. bu isim tercihi onun dönüm noktası oldu ve intiharından sonra da artık adı anılmaz oldu.
muhafazakar camiada intihar eden her şair, o mahallenin kurucu anlatısına zarar verdiği düşünülür, o yüzden genelde suskunlukla geçilir. ama Nazir Akalın’a yönelik suskunluğu derinleştiren bir diğer şey ise o da kitabına “gerilla türküleri” ismini uygun görmesi.