Ne çocuğu bunlar böyle!
Çocuğu ne hale getirmişler!
Çanakkale’de ayağına bastığı için özür dilemesine rağmen sınıf arkadaşı tarafından darbedilen ve ağır beyin hasarı alan 15 yaşındaki Murat Duha Yıldız için, 16 Ekim’deki karar duruşmasında sanığa en ağır cezanın verilmesi istendi.
Murat Bardakçı, Fatih Altaylı’ya ‘Hamas’ ayarı vermiş CHP’liye anlatır gibi anlatmış yada Yeni Partililere 😎
- Hamas’a terör örgütü demek Kuva-yi Milliye’ye terör örgütü demektir
SİZE ÇOK ÖNEMLİ BİR MESAJIM VAR:
Hasidik Yahudiler’in siyonist kolu Chabad’lar ile ilgili yayınladığımız belgeselimiz 2 haftada 69 milyon kez izlendi. Bu bizim için bir rekor.
Bu konu daha önce defalarca kez başkaları tarafından çekilmiş olsa da, bizim belgeselimize gösterdiğiniz özel ilgi için teşekkürler.
Ancak geçmiş yıllara ait bazı görüntüler sanki bu belgeselde yaşanmış ve yeni olaylarmış gibi her yerde paylaşılıyor.
Yine bu etkileşimin neticesinde toplumumuzdaki bazı kesimler tarafından adeta abartılarak kahramanlaştırıldığımı da görüyorum.
Ve tüm bunların çok daha önemli bir gerçeği gölgede bırakmasından rahatsızlık duyuyorum.
Bu yüzden şu an sahip olduğum popülerliği işte bu önemli gerçeğe dikkat çekmek için değerlendirmek istiyorum; dünyanın en büyük hapishanesine dönüşen Gazze’ye.
Sadece İstanbul’daki Beykoz ilçesi kadar küçültülmüş bir alanda 2.000.000 milyondan fazla insan yaşam mücadelesi veriyor. Ve ne mizah akımının, ne sahte Amerika karıştı görüntülerinin, ne de benim abartılmamın bu insanlara hiçbir faydası yok.
Bugün daha önce hiç olmadığım kadar gündemdeyim.
Eğer bu kadar büyük bir ilginin, milyonlarca görüntülenmenin ve sosyal medyada oluşan bu enerjinin bir anlamı olacaksa size çağrım şudur.
Filistin’de kaderine terk edilmiş ve yardıma muhtaç yüzbinlerce insan var. Size bir bağış linki vermiyorum. Ama siz de eğer benim gibi düşünüyorsanız, güvendiğiniz yardım kuruluşları aracılığıyla bu insanlara yardım edin. Özellikle çocuklar. Bazıları evini, bazıları ailesini, bazıları geleceğini kaybetti. Bu çocukların sesi yeteri kadar duyulmuyor.
En azından, gündemin ürettiği bu enerjiyi sosyal medyada doğru paylaşımlar yaparak bu çocukların sesi olmaya dönüştürün. Türk Aklını kullanın.
Asırlık Gece'yi izliyorum. '15 Temmuz tiyatro' diyenlere dört dörtlük bir cevap olmuş... Ne kadar büyük bir tehlikeden dönüldüğü üzerine çok iyi ve ayrnıtılı bir hatırlatma olmuş.
https://t.co/YRgPes8Xn4
O OKUL MÜDÜRÜ O CÜMLEYİ KURMASAYDI MUHALİF OLABİLİRDİM
Gazeteci Cüneyt Polat:
Ben Tayyip Erdoğan neredeyse oradayım. Yani bu benim için tartışmaya açık değil sorgulamaya açık değil çok net. Neden çok net?
Ben Bağcılar'da doğdum büyüdüm. Bağcılar benim doğduğum büyüdüğüm zamanlarda bir şeydi köy kıvamında bir yerdi. Bakırköy'e bağlıymış hatta benim kimlikte hala Bakırköy yazar doğum yeri diye. Ve Bağcılar'da çok muhafazakar bir ailenin içinde büyüdüm.
Yani işte her pazar günü Yenibosna Aksa Camii'nde Cübbeli sohbetlerine gidilen bir atmosfer vardı bizde gidilmeyen gün yoktu.
Öyle ben hadi İmam Hatip'e aile ailem karışmadı asla yani babam hiç karışmadı, sıfır. Onun hikayesi aslında neden benim Tayyip Erdoğan dediğim şey onun hikayesi onu anlatayım.
Yenibosna Aksa Camii'ne gideriz Cübbeli işte her pazar günleri şey anlatır. Cennet var, cehennem var, huriler var, herkes işte cennete gider, gidersen bunlar var, ödüllerim var falan. Ben 13 yaşındaydım 5 + 3 o zaman eğitim sistemi vurdu.
Evet 5 + 3 ilk seneydi ve ben biz Bostancı'ya taşındık. Babam devlet memuruydu. Orada bir tane bir binanın bir katında lojman dairesi verdiler. Yönetici oldu ve oraya taşındık. Şimdi Bostancı'ya taşınınca hikayem değişti. Tamamen değişti şimdi Bağcılar'dan Bostancı Sosyolojik olarak devasa farkı var. Yani bu yaşamayan ve o dönüşümü çok hızlı bir şekilde gerçekleştirmeyenlerin belki çok anlayamayacağı bir şey özellikle o dönemler.
Yani 99'dan bahsediyorum.
Şöyle bir şey oldu ben Bostancı'ya ilk taşındığım zaman çok şeyi orada gördüm onu söyleyeyim yani. Hani Bağcılar'daki kültür yaşayış şekli Bostancı'yla kıyaslanamaz. Hangisi doğru hangisi yanlış açısından söylemiyorum. Bostancı ilköğretim okulunda 6. sınıfa yazıldım. Okulun ilk günü annem de okul bahçesinde annem tesettürlü. Okul bahçesindeyiz sıradayız biz 4 erkek kardeşiz o zaman üçümüz okula gidiyoruz ve üçümüz sıralardayız. Okul müdürü aldı eline mikrofonu dedi ki okulumuzun bahçesinde dedi Atatürk ilke ve inkılaplarına uygun olmayan kıyafetleri ile bulunan veliler okulumuzu terk etsin dedi. O zamanlar okullarda güvenlik yoktu böyle bekçi amcalar vardı. Ben sıradayım. O bekçi amca geldi annemin yanına kadar annemi "dışarı alabilir miyim sizi" dedi.
"Hanımefendi dışarı çıkın" dedi. Yani kibarca alabilir miyim falan değil yani. Annemi dışarı çıkarttı.
13 yaşında bir çocuğum. Okul sırasındayım. Okul müdürünün biri eline alıyor mikrofonu ve diyor ki Atatürk ilke ve inkılaplarına uygun olmayan kıyafetleri ile okulumuzun bahçesinde bulunan veliler okulumuzu terk etsin diyor.
Bugün yok ya abartıyor diyebilir gençler ama Türkiye böyle bir ülkeydi ve 13 yaşında olduğunuzu düşün.
Benim annem çıktı. Ya ben o günü hiç unutmam. Benim hayatımı 13 yaşında şekillendiren bugün belki ben muhalif olabilirdim. O okul müdürü o cümleyi kurmasaydı ben bugün muhalif olabilirdim yani.
Kızının kıyafetlerini en lüks markalardan seçen, bir giyileni yıkamadan asla tekrar giydirmeyen arkadaşım çocuğu pijamalarıyla evden çıkarmak zorunda kalmış. Eve girmeye de korktukları için utana sıkıla kuyruğa girip ikinci el bir kıyafet bulmuş ve onu giydirmiş. O an diyor, kızım o kadar üşüyordu ki temiz olup olmadığına bile bakmadım. Bu arkadaşım, kendi aramızda "Sen zaten zenginsin." diye espri yaptığımız, sürekli başkalarına yardım eden, çocuk okutan biridir. Yardım eden durumundan yardım istemek zorunda kalan durumuna evrilen birçok kişi oldu o dönemde. Siz ve sizin gibiler hanımefendi, onurlu insanları aşağıladınız. Hiçbirimiz paramız olmadığı için o hâle gelmedik, sahip olduğumuz parayı kullanamadığımız için yardıma muhtaç olduk. İstediğiniz kadar ağlayın, siyasi tercihlerinden dolayı aşağıladığınız, ağzınızı yaya yaya dalga geçtiğiniz insanların kalbinde asla kapanmayacak yaralar açtınız. Rabbime sonsuz şükürler olsun ki sizin gibilerin tek lokması geçmedi benim ve çocuklarımın boğazından. Kusura bakmayın ama midemi bulandırıyorsunuz. Allah bir daha ülkemize böyle acılar, size de asla fırsat vermesin.
Manavgat yanarken su taşımak yerine, “her yeri otel yapacaklar, bilerek yaktılar” diye dünyayı ayağa kaldırıp #HelpTurkey taginin peşine takılanlar vardı.
Her yeri otel olmamış. Her yer yeşillenmiş. O kadar tantana, gerginlik, kaos gereksizmiş…
TRT’nin 15 Temmuz özel yapımı
“Asırlık Gece” şimdiye kadar bu alanda yapılmış bence en iyi işlerden biri. Konuklar ve canlandırılan sahneler oldukça iddialı. Belki o geceye tanık birkaç önemli isim daha olabilirdi ama yapılmış iş üzerinden yorum yapmak doğru olmaz. Çok beğendim.
🗣️Cüneyt Özdemir:
Karşımızda depremzedelerin paralarını yemiş adamlar var. Kumbarasını açıp vermiş çocuğun parasını kumarda yemişler.
Bunu bir de gözümüze soka soka yaptılar.
Dün bakıyorum “aslında bu Haluk Levent öyle bir insan değilmiş de AK Parti’nin bir oyunuymuş” Lan bi git.
Bu gerizekalılık üzerine artık bir sinkaflı bir şeyi çakmak geliyor içimden
Ay Yüzlü Bir Şehidin Sessiz Hikâyesi!
Bazı kahramanlar vardır; ne boyları uzun ne unvanları büyük, ne de arkalarında kalabalık medya orduları bulunur.
Onlar sadece vatan sevgisiyle yanıp tutuşan, 17 yaşında bir gençtir.
Adı Mahir Ayabak’tı.
Daha 17’sindeydi.
Ailesinin maddi durumu iyi olmadığı için lise eğitimine ara vermiş, bir pastanede garsonluk yaparak ekmeğini kazanmaya çalışıyordu.
15 Temmuz 2016 akşamı saat 23.30’da işten çıktığında telefonu çaldı. Arayan babasıydı: “Oğlum darbe oldu diyorlar, dikkat et!”
O anda ülke hainler tarafından işgal ediliyordu. Mahir için “eve gitmek” diye bir seçenek yoktu. Arkadaşlarını, kuzenini aradı. Birlikte halkın en önüne geçip Atatürk Havalimanı’na doğru yürüdüler.
Darbecilerin kurşun yağmuru başladı.
En önde, ay yüzlü bir genç, şehadet parmağını gökyüzüne kaldırdı.
Mahir Ayabak, Atatürk Havalimanı’nda ilk düşen şehitlerden biri oldu.
Babası, “Doğduğunda deprem oluyordu. Tekbirler ve dualar arasında dünyaya gelmişti. Aynı şekilde aramızdan gitti.”
Belinden giren kurşun kalbinden çıkmıştı.
Şehadet parmağı hâlâ havadaydı.
Babası yetişemedi oğluna.
Bir daha sarılmak, bir daha sesini duymak mahşere kalmıştı.
Bu ülkede şehitler bazen unutulur. Çünkü medya için “doğru” kahraman tipi başkadır.
Taksim’de yürüyüşler, canlı yayınlar, anma törenleri... Onlar askere, polise taş atanlar için düzenlenir. Vatanı için canını veren 17 yaşındaki bir garson çocuğu için değil.
Mahir’in hikâyesi ne büyük manşetlerde ne de prime-time tartışma programlarında yer buldu.
O, sessiz sedasız, sıradan bir Türk gencinin destanıydı.
Okulunu bırakıp ekmek parası peşinde koşan, ama darbe sesini duyunca önce vatanını düşünen bir genç...
15 Temmuz’un asıl kahramanları işte bunlardı.
Ne maaş bekleyen ne makam peşinde koşan, sadece “bu ülke bizim” diyen insanlar. Mahir gibi. Ay yüzlü, temiz kalpli, cesur.
Aradan yıllar geçti. Ama o parmak hâlâ havada. O bakış hâlâ meydan okuyor.
Unutmayacağız Mahir. Unutturmayacağız, ay yüzlü şehit.
Bu millet, senin gibi evlatlar yetiştirdiği sürece, hainler bir kez daha denese de başaramayacak.
Çünkü senin gibi binler, on binler var arkanda.
Allah rahmet eylesin.
Saygılarımla.
Baki Özışık
Merhum Gazeteci Nihat Genç:
"15 Temmuz gecesi Genelkurmay önünde 48-50 kişi öldürüldü.
Ankara'da 100 bin tane cip araba vardır,
lüks büyük cipler vardır; hiçbiri evinden kalkıp yardıma gelmedi.
Elmadağ'dan yoksul bir köylü geldi o şehitleri taşımaya, traktörüyle geldi, yoksul köylü geldi."
🔵 Savaş Cebeci, gözaltına alınan Haluk Levent hakkında konuştu:
▪️"Size Haluk Levent ile ilgili ilginç bir hikaye anlatayım. Benim dayım 1990'ların en ünlü organizatörlerinden biriydi. Müslüm Gürses'ten tutun herkesin konserini düzenliyordu."
▪️"Bir gün Haluk Levent'in konseri vardı ben gidememiştim. Dayıma sordum 'Haluk Levent nasıl biri? diye 'Oğlum bu bildiğin dolandırıcı' demişti."
▪️"Ben deprem zamanı da hep 'yardımlarınızı Kızılay'a yapın' dedim. Bana tepki gösterdiler."
▪️"'Onlar dolandırıcı biz Ahbap'a güveniyoruz' dediler."
▪️"Ne olursa olsun devlet devlettir. Deprem bölgesinde onca konutu devlet yaptı."
Gamze Özçelik depremde aylarca sahada kalmıştı. Çorbayı da erzağı da kendi dağıtmıştı. Takip ettiğim kadarıyla hâlâ bölgedeki çalışmaları sürüyor.
Başka ülkede gönüllü olarak çalışmalarına katıldım. Otobüsle çöle yaptığı yolculuk öyle zorluydu ki ben asla göze alamam fakat o almıştı.
Samimiyeti, mücadelesi ortada ama seçtiği hayat nedeniyle “kurtarıcı” görülmedi.
Kendisinden razıyız.
İki işe yaramazın ukala sitemlerinden bir kesit…
Gürültüsü çok, icraatı yok.
Sistem işlemeyince bunların ‘fedakarlığına kalmış’ iş!
Halbuki sistem işledi, siz gölge ettiniz. O gölgenin faturasını da şimdi sayenizde millet ödüyor.
Hani deprem bölgesinde insanlar oylarını Erdoğan’a verdiklerinde yardımlarını haram edenler vardı ya onların yardımları o insanların kursaklarından geçmemiş. Hepsi kumarda alemde yenilmiş. Allah size yardım etmeyi bile nasip etmemiş.
Allah gerçekten büyük ya. 5 kuruşluk yardımını oy vermedi diye helal etmeyeceğini biliyor. Gönülden yapılmayan yardımı garibanın boğazından geçirmiyor. Garibanı nasipsize borçlu kılmıyor. Allah gerçekten çok büyük