Çin, ısıya dayanıklı cam elyaf liflerinden yapılmış yangına dayanıklı battaniyeler geliştirdi.
Bunlar 1000°C'ye kadar sıcaklıklara dayanabilir ve oksijeni keserek saniyeler içinde alevleri söndürebilir.
📚 TÜBİTAK projelerinde başarıya giden yol bu panelde konuşuluyor!
Van YYÜ Ar-Ge Koordinatörlüğü tarafından düzenlenen “TÜBİTAK Projelerinde Başarının Formülü” panelinde; kabul alan projelerin ortak özellikleri, proje yazım süreçleri ve deneyimler alanında uzman akademisyenler tarafından paylaşılacak.
🔬 Akademik çalışma yürüten, proje hazırlayan ve TÜBİTAK destekleri hakkında bilgi edinmek isteyen tüm araştırmacılar ve öğrenciler davetlidir.
🗓 11 Mayıs 2026 Pazartesi
🕑 14.00 – 16.00
📍 İİBF Kenan Demirel Konferans Salonu
Bilimsel projelerde deneyim paylaşımı ve başarı hikâyeleriyle dolu bu önemli buluşmayı kaçırmayın. ✨
#VanYüzüncüYılÜniversitesi #VanYYÜ #VanYYÜEtkinlikleri #TÜBİTAK #ArGe
Nitel araştırmalarda “kaç görüşme yeterli?” sorusunun cevabı son yıllarda çok tartışılır oldu ve farklı çalışmalar var. Bu 👇🏼çalışma ideal “sihirli sayı” yok diyor ve incelediği 562 çalışmaya göre örneklem kararlarımızı açıklamada 3 adım öneriyor: 1. Açma 2. Odaklanma 3. Kapama++
Doçent Dr. Emine Cihangir Fotoğrafçılar Dernek Başkanı Sn. Tayfun Çiftçi bizi ziyaret ettiler.Nazik ziyaretleri için kendilerine teşekkür ederiz. @emnchgr @tursaborgtr @doguanadolubtk
Katie Hinde anne sütü üzerinde çalıştığını sanıyordu.
Ancak ortaya çıkardığı şey bir konuşmaydı.
2008 yılında, evrimsel antropolog Katie Hinde, Kaliforniya'daki bir primat araştırma laboratuvarında rhesus makak annelerinden alınan anne sütünü analiz ediyordu. Yüzlerce örneği ve binlerce veri noktası vardı. Her şey sıradan görünüyordu—ta ki bir örüntü ortadan kalkmayı reddedene kadar.
Oğlan çocuklarını büyüten anneler, yağ ve protein açısından daha zengin süt üretiyordu.
Kız çocuklarını büyüten anneler ise farklı besin dengelerine sahip daha büyük hacimli süt üretiyordu.
Bu tutarlıydı. Tekrarlanabilirdi. Ve bilimsel fikir birliği için son derece rahatsız ediciydi.
Meslektaşları hata, gürültü, istatistiksel tesadüf olduğunu öne sürdüler.
Ama Katie verilere güvendi.
Ve veriler radikal bir fikre işaret ediyordu.
Süt sadece besin değil.
Bilgidir.
On yıllarca biyoloji, anne sütünü basit bir yakıt olarak ele aldı. Kalori girişi, büyüme çıkışı. Ama eğer süt sadece kalori olsaydı, bebeğin cinsiyetine bağlı olarak neden değişirdi?
Katie araştırmaya devam etti.
250'den fazla anne ve 700'den fazla örnekleme etkinliği boyunca, hikaye daha da karmaşıklaştı. Daha genç, ilk kez anne olan kadınların sütü daha az kalori içeriyordu ancak stres hormonu olan kortizol seviyeleri önemli ölçüde daha yüksekti.
Bu sütü içen bebekler daha hızlı büyüdü.
Ayrıca daha uyanık, daha temkinli ve daha endişeliydiler.
Süt sadece vücutları geliştirmiyordu.
Davranışları da şekillendiriyordu.
Sonra her şeyi değiştiren keşif geldi.
Bebek emzirirken, mikroskobik miktarda tükürük memeye geri akar. Bu tükürük, bebeğin bağışıklık sistemi hakkında biyolojik sinyaller taşır. Bebek hastalanıyorsa, annenin vücudu bunu algılar.
Saatler içinde süt değişir.
Beyaz kan hücreleri artar.
Makrofajlar çoğalır.
Hedefli antikorlar ortaya çıkar.
Bebek iyileştiğinde, süt başlangıç seviyesine döner.
Bu bir tesadüf değildi.
Bu bir karşılıklı etkileşimdi.
Milyonlarca yıl boyunca rafine edilmiş biyolojik bir diyalog. Görünmezdi—ta ki birileri dinlemeyi düşünene kadar.
Katie mevcut araştırmaları incelerken rahatsız edici bir şey fark etti. Ereksiyon bozukluğu üzerine yapılan bilimsel çalışmaların sayısı, anne sütü bileşimi üzerine yapılan çalışmaların iki katıydı.
Her insanın tükettiği ilk besin.
Türümüzü şekillendiren madde.
Büyük ölçüde göz ardı edilmiş.
Bu yüzden cesur bir şey yaptı.
Kasıtlı olarak kışkırtıcı bir isimle bir blog başlattı: Memeliler Süt Emer.
Patladı. İlk yılında bir milyondan fazla okuyucu. Ebeveynler. Doktorlar. Bilim insanları. Araştırmaların atladığı soruları soran insanlar.
Keşifler gelmeye devam etti.
Süt günün saatine göre değişir.
Ön süt, arka sütten farklıdır.
İnsan sütü, bebeklerin sindiremediği 200'den fazla oligosakkarit içerir—çünkü bunlar faydalı bağırsak bakterilerini beslemek için vardır.
Her annenin sütü biyolojik olarak benzersizdir.
2017'de Katie bu çalışmayı TED sahnesine taşıdı. 2020 yılında Netflix'in "Bebekler" dizisiyle küresel bir izleyici kitlesine ulaştı. Bugün, Arizona Eyalet Üniversitesi Karşılaştırmalı Emzirme Laboratuvarı'nda, tıbbın bebek gelişimi, yenidoğan bakımı, mama tasarımı ve halk sağlığı konusundaki anlayışını yeniden şekillendirmeye devam ediyor.
Etkileri şaşırtıcı.
Süt, 200 milyon yıldan fazla bir süredir evrim geçiriyor; dinozorların Dünya'da yaşadığı zamandan daha uzun bir süre. Bir zamanlar basit bir besin olarak gördüğümüz şey, biyolojinin şimdiye kadar ürettiği en karmaşık iletişim sistemlerinden biri.
Katie Hinde sadece sütü incelemedi.
Beslenmenin zeka olduğunu ortaya koydu.
Daha konuşmadan önce kim olduğumuzu şekillendiren canlı, duyarlı bir sistem.
Bütün bunlar, bir bilim insanının hikayenin yarısının "ölçüm hatası" olduğunu kabul etmeyi reddetmesi sayesinde oldu.
Bazen en büyük devrimler, herkesin görmezden geldiği şeyleri dinlemekle başlar.
Bu aletin adı Yassı, on dokuzuncu yüzyılda çok kullanıldı. "Yalancının mumu yassıya kadar yanar" atasözündeki yassı bu yassı. Yatsı yanlış kullanımdır.
ÖNEMLİ!
Florida Sağlık Bakanlığı’nın, “Önce Amerika’nın Sağlığı” girişimi kapsamında test edilen 33 popüler çocuk şekerleme markasının %78’inde (26 tanesinde) yüksek arsenik tespit edildi.
Yüksek arsenik tespit edilen başlıca markalar ve ürünler:
- Nestle Kit Kat (Türkiye'de de satılıyor; yaygın)
Mars ürünleri:
- Snickers (Türkiye'de satılıyor; yaygın).
- Skittles (Türkiye'de satılıyor; yaygın).
- 3 Musketeers (Türkiye'de de satılıyor; ithal, sınırlı).
Mondelez ürünleri:
- Sour Patch Kids (Türkiye'de satılıyor; yaygın)
- Swedish Fish (Türkiye'de de satılıyor)
Ferrara Candy Company ürünleri:
- Nerds (Türkiye'de de satılıyor)
(Yılda 96 taneden fazlası sınırı aşıyor; kutularda 2000+ tane var.)
- Black Forest (Türkiye'de de satılıyor; ithal).
- Laffy Taffy (Türkiye'de de satılıyor; ithal)
- SweeTarts (Türkiye'de de satılıyor; ithal).
The Hershey Company ürünleri:
- Hershey’s Cookies ‘N’ Creme (Türkiye'de de satılıyor)
- Jolly Rancher (Türkiye'de de satılıyor)
- Twizzlers (Türkiye'de de satılıyor)
Gummy Bears (genel olarak çeşitli markalar, özellikle haribo benzeri jelibonlar)
Tootsie Roll Industries ürünleri:
-Dots (Türkiye'de de satılıyor; ithal, sınırlı).
- Tootsie Fruit Chews (Türkiye'de satılıyor; ithal).
- Tootsie Roll (Türkiye'de de satılıyor; ithal, sınırlı).
- Smart Sweets (Türkiye'de satılıyor; ithal, sınırlı)
Basın toplantıaında konuşan Casey DeSantis:
“Örneğin Nerds’i ele alalım. Evet, kızım Nerds’i gerçekten çok seviyor. Bakanlığın analizine göre, bir çocuk için yılda 96 taneden fazla Nerds parçası tüketmek, güvenli kabul edilen yıllık arsenik maruziyetini aşıyor. Ama hepimiz biliyoruz ki küçük bir kutuda yaklaşık 2000 tane Nerds var. Sinemada aldığınız büyük kutularda ise yaklaşık 8000 tane oluyor.
Başka bir örnek ve perspektif vermek için Swedish Fish’e bakalım. Sağlık Bakanlığı, bir çocuğun güvenli yıllık arsenik maruziyet seviyesini aşmamak için 8 taneden fazla Swedish Fish tüketilmemesi gerektiğini belirlemiş. Oysa tipik küçük bir poşette 50 ila 100 arası parça bulunuyor.
Aynı şey Jolly Rancher sert şekerleri için de geçerli – çocuklar bunları da çok seviyor. Bakanlığın analizi, 6 taneden fazla tüketildiğinde yıllık güvenli arsenik eşiğinin aşıldığını gösteriyor. Standart bir poşette genellikle 30-40 tane şeker oluyor.”
Tam liste, resmi olarak **https://t.co/6S5uJ3agcv) sitesinde (Florida'nın kendi sitesi)
Tespit edilen arsenik miktarına bağlı olarak bir çocuk için güvenli YILLIK limitler:
⚠️ Nerds (Üzüm/Çilek): Yılda 96 adet
⚠️ SweeTarts Orijinal: Yılda 48 adet
⚠️ Sour Patch Kids: Yılda 36 adet
⚠️ Skittles: Yılda 48 adet
⚠️ Trolli Sour Brite Crawlers: 12 adet / yıl
⚠️ Jolly Ranchers (Ekşi Elma / Çilek): Yılda 6 adet
⚠️ Çilekli Twizzlers: Yılda 4 adet
⚠️ Tootsie Roll : 8 adet / yıl
⚠️ Snickers: ~2,5 adet / yıl
⚠️ Kit Kat: ~2,5 adet / yıl
Bir kutu Nerds şekerleme 2.000 ila 8.000 adet içerir.
YAPAY ZEKÂ BİLİM İNSANINI UÇURDU, BİLİMİ DARALTTI MI?
Nature’da yayınlanan bir araştırmaya göre yapay zekâ, bilim insanının hızını ve görünürlüğünü artırıyor.
Ama bilimin gittiği yönü daraltıyor.
Araştırmacılar 1980–2025 arasında doğa bilimlerinde yayınlanmış 41,3 milyon makaleyi inceliyor.
Yapay zekâ ile “güçlendirilmiş” çalışmaları tespit etmek için BERT tabanlı bir dil modeli kullanıyorlar.
Birinci bulgu bireysel kariyer için yapay zekâ ciddi bir avantaj.
Yapay zekâ kullanan bilim insanları 3,02 kat daha fazla yayın yapıyor. 4,84 kat daha fazla atıf alıyor. Proje liderliğine ortalama 1,37 yıl daha erken çıkıyor.
“Tek tek makaleler” düzeyinde de benzer bir tablo var.
Yapay zekâ içeren makalelerin yıllık atıfları, yayımlandıktan sonraki yıllarda ortalama yüzde 98,70 daha yüksek.
Prestij katmanı da burada devreye giriyor.
Q1 dergilerde yapay zekâ içeren makalelerin payı daha yüksek görünüyor.
Ama ikinci bulgu, “kolektif bilim” açısından daha huzursuz edici.
Yapay zekâ benimsenince, çalışılan konu alanlarının toplam hacmi yüzde 4,63 daralıyor.
Araştırmacıların birbirleriyle etkileşimi de yüzde 22 azalıyor.
Etkileşim azalınca literatürün dokusu da değişiyor.
Yapay zekâ literatüründe “süperstar” makaleler öne çıkıyor; en üstteki yüzde 22,20’lik dilim atıfların yüzde 80’ini alıyor, en üstteki yüzde 54,14 ise yüzde 95’ini topluyor.
Peki neden böyle oluyor? Yazarların işaret ettiği temel mekanizma “veri bolluğu”.
Yapay zekâ, verisi zengin alanlara daha kolay ve daha orantısız biçimde akıyor.
Böylece bilim, yeni soru üretmekten çok, iyi ölçülen problemlerde çözüm optimizasyonuna kayabiliyor.
Ne anlama geliyor?
Yapay zekâ, bireysel bilim insanını güçlendirirken bilimin kolektif keşif ufkunu daraltma riski taşıyor.
Bu, “yapay zekâ kötü” demek anlamına gelmiyor.
Teşvik sistemleri olduğu gibi kalırsa, veri zengini alanlarda hızlanırız; veri fakiri ama kurucu sorularda yavaşlayabiliriz.
Kaynakça (APA 7)
Hao, Q., Xu, F., Li, Y., & Evans, J. (2026). Artificial intelligence tools expand scientists’ impact but contract science’s focus. Nature. https://t.co/BtAmkmhqww
İnsanoğlunun binlerce yıldır sorduğu o soru: "Neden hep en çok sevdiğimi kaybediyorum?"
Neden üzerine titrediğim çiçek solar da, ilgilenmediğim otlar büyür?
Neden "Sensiz yapamam" dediğim kadın/adam arkasına bakmadan gider?
Cevap, kainatın işleyişindeki o çift taraflı mekanizmada gizlidir.
Bu mekanizmanın gökteki adı "GAYRETULLAH", yerdeki adı ise "GÜÇ DENGESİ"dir.
1. GÖKLERİN KANUNU: KALBİN SAHİBİ ORTAK KABUL ETMEZ
Sistem (Yaradan), kalpte "şirk" (ortak) istemez.
Kalp, "Beytullah"tır (Allah’ın evi). Sen o kalbin başköşesine, o tahta; Yaradan’dan daha fazla bir kulu, bir parayı, bir evladı veya bir eşyayı oturtursan, sistemin alarm zilleri çalar.
Buna Tasavvufta "GAYRETULLAH" (Allah’ın gücüne gitme) denir.
Mekanizma bir "Put Kırma Operasyonu" olarak çalışır: Sen bir faniye "İlahmış gibi" taparsan, sistem sana;
"O kul sadece bir aciz, asıl İlah benim" demek için o putunu kırar.
Aynı şekilde bir eşya yani dünyevi olan her şey için geçerlidir.
HZ. YAKUP VE YUSUF DERSİ:
Tarihin en büyük örneği Hz. Yakup’tur.
Yakup, oğlu Yusuf’u "aşırı" sevdi.
O kadar sevdi ki, kainatta Yusuf’tan başkasını gözü görmez oldu. O sevgi, bir babalık sevgisini aşıp, kalbi tamamen işgal eden bir perdeye dönüştü.
Sonuç? Sistem Yusuf’u ondan aldı.
Onu kuyuya attı, köle yaptı, yıllarca babasından ayırdı.
Ne zaman ki Yakup o aşırı sevgiyi kalbinden dengeledi, ne zaman ki "Hasbunallah" (Allah bana yeter) dedi; işte o zaman Yusuf geri geldi.
Kural Şaşmaz: Kime "O olmazsa yaşayamam" dersen, kader sana "Onsuz da çatır çatır yaşandığını" öğretmek için onu senden söküp alır.
2. YERİN KANUNU: EN AZ SEVEN YÖNETİR (WALLER İLKESİ)
Şimdi göklerden inip, insan psikolojisinin (hayatın) acımasız gerçeğine bakalım.
Tasavvufun "İmtihan" dediğine, modern psikoloji "WALLER'İN EN AZ İLGİ İLKESİ" der.
İkisinin de sonucu aynıdır: Aşırı bağlanan, kaybeder.
Bir ilişkide ipler, her zaman masadan kalkmayı göze alabilenin, yani "Kaybetmekten korkmayanın" elindedir.
KORKU BİR MIKNATISTIR (Ama İtici Bir Mıknatıs):
"Kaybetmekten korkan kaybeder"
Çünkü korku, yaydığın bir kokudur.
Sen birine "Sana muhtacım, gitme" enerjisi verdiğinde, karşı tarafın bilinçaltı şunu der: "Bu kişi bana muhtaçsa, demek ki ben ondan daha değerliyim."
Değer dengesi bozulur. Sen düşersin, o yükselir.
Ve insan doğası gereği, kimse kendinden "düşük" gördüğü birine saygı duymaz.
VAZGEÇEBİLME GÜCÜ:
İlişkiyi yöneten gaddar olan değil, kendi merkezinde olandır.
Bu "sevmemek" demek değildir; bu "Kendini daha çok sevmek" demektir.
Bir insan, "Sen gidersen üzülürüm ama hayatıma devam ederim, yıkılmam" diyebiliyorsa, o kişi yenilmezdir.
Cazibe, muhtaçlıkta değil, dik duruştadır.
PUTLARI YIK
Hayatın sana "Ben kıskancım" deme şekli budur.
Hem ruhani hem de dünyevi olarak sistem sana şunu haykırır: MERKEZE KİMSEYİ KOYMA.
Eğer birini "Tanrı"laştırırsan, Gayretullah devreye girer; o kişi senin imtihanın olur ve elinden alınır.
Eğer birine "Muhtaç"laşırsan, Psikoloji devreye girer; o kişi senden soğur ve seni terk eder.
FORMÜL BELLİDİR: Sev, ama tapma.
Değer ver, ama kendini paspas etme.
Korkma. Titreme.
Ve şu cümleyi kalbine kazı: "Vazgeçebildiğin her şey senindir. Vazgeçemediğin her şey ise sahibindir."
Sahip oldukların sana sahip olmasın.
Önce kendini sev, önce Yaradan'a yaslan.
Çünkü seni asla terk etmeyecek tek güç O'dur ve aynada gördüğün o surettir.
Gerisi misafirdir; gelir ve gider.
BREAKING: Google Gemini released a new feature called Guided Learning.
You can now use it to learn literally anything, step by step, like a personal tutor.
Here’s how to access it 👇
Eğitimi 3 yıla düşürerek takvimi sıkıştırmak eğitimde nitelik kazandırmaz.
Dahası akademisyenin araştırmaya ayırdığı zamanı azaltır.
Dolayısıyla araştırma, yayın ve proje gibi faaliyetler istemeden de olsa geri plana itilir.
Mistake 1: Writing a literature review instead of an introduction.
You spent months on your thesis lit review.
You're proud of it.
You want the world to see it.
But reviewers don't care.
Rule: Keep your intro under 10% of total word count.
I thought 200 PDFs meant progress with my lit review.
But my reviewers called it a filing cabinet.
If you’re supervising MSc/PhD students
(or writing your first review),
this will save you weeks.
I've supervised dozens of graduate students.
But most of them dive into papers without a protocol.
They collect PDFs. They summarize each one.
And the review ships as a pile of summaries.
Reviewers shred it in two sentences.
Here's how to fix this before it wastes another 3 months: