‼️ Dünya genelinde boykot edilen markalar, popüler kültür projelerini fonlamaya devam ediyor.
▪️ Manifest grubunun çıkışıyla birlikte sponsoru Coca-Cola oldu.
▪️ Crush grubunun ana sponsorluğunu ise Nescafé üstlendi.
Bu gördüğünüz Manifest'in menajeri Tolga Akış...
Sosyal medyada 15-20 bin arasında troll-bot ağıyla çok ciddi bir toplum mühendisliği faaliyeti yürütüyor.
Böyle geniş bir troll ağını en son FETÖ'de görmüştüm. Platformlar önlerini açıyordu ve sosyal medyada aşırı kalabalık görünüyorlardı.
Şimdi de Tolga Akış, büyük bir troll ağıyla sosyal medyayı domine ediyor.
Manifest'i piyasaya sürdüğü anda zaten kurulu olan bu ağ, ilk günden itibaren sahte övgü, sahte etkileşim, sahte gündem üretiyor.
Adları, sanları, başarıları yokken sürekli parlatılmaları ilk günler tepki çekti, "kim bunlar dakika başı haber oluyor diye" tepki yağdı.
Ama troll ağı öyle bir ısrarlı çalıştı ve haber sayfalarına öyle para aktı ki bu vasat tipleri 7/24 karşımızda görmeye başladık.
Günde 500 haber okuyorsam 250 tanesi Manifest ile ilgili ve artık mide bulandırıcı bir seviyeye geldi. Böyle bir dayatma ömrümde görmedim.
Manifest'i öven tüm tweetlere 15-20 bin bot beğeni basılıyor. Zeten övenler de yine sadece kendi açtıkları bot hesaplar.
B.k gibi bir danslarından 2 saniyelik kesit alıp "muazzam" yazıp 15-20k beğeni alıyorlar.
Hiçbiri güzel değilken "Zeynep şöyle güzel, Esin böyle şahane" yazıp yine 15-20k beğeni alıyorlar.
Sesleri kargadan halliceyken "sesine ölürüm" yazıp 15-20k beğeni alıyorlar.
X algortimasında da halkımızın etkileşim verme şekli açısından da bu imkansız. Kendileri çalıp kendileri oynarken bu şekilde ülkenin gündemine oturmaları korkunç. Bu, tehlikeli bir toplum mühendisliği.
Piyasaya çıkar çıkmaz Coca Cola'nın reklamında oynamaları da hedef kitlesi olarak çocukları belirleyip iç çamaşırlarıyla sahneye çıkmaları da tesadüf değil.
Oluşturulan sahte şöhret, hem haksız bir rekabete hem de dış destekli bir dizayna yol açıyor.
Benzer bir troll ağı, 5 gün önce piyasaya çıkan Manifest'in erkek versiyonu Crush için çalıştırılıyor. Onlarda da ne tip var, ne ses var, ne dans var. Hiçbir başarı, yetenek, görsellik olmadan onlar da aynı şekilde gündeme oturtuluyor.
5 gün önce kimsenin tanımadığı Crush grubuyla ilgili paylaşım ve yorumlara bakın kusabilirsiniz. Ölüyorumlar, bitiyorumlar, şahaneler yazıp binlerce beğeni alıyorlar. Resmen sosyal medya manipülasyonu ile halkın zevkleri ve tercihleri belirleniyor.
Bu her alanda kullanılabilir. Tolga Akış ve Manifest'in bu bot hesapları, Instagram ve X ile iletişime geçilerek acilen kapatılmalı.
Nereye hizmet ettikleri araştırılmalı ve yasaklanmalılar. Daha kötü niyetli çalışmalar ve provokasyonlar yapıldığında çok geç kalınabilir.
Devlet uyumamalı!
5 gün evvel kimsenin tanımadığı bir grup, b.k gibi müziğe rağmen menajer ve küreselci baronların ittirmesiyle dinlenmede zirveye oturuyor, biletler kapalı gişe. Bu hormonlu büyümeyi devlet görmüyor mu? Millete operasyon çekiliyor resmen.
Sabırla alakası yok, dişilerin bağ kurma mekanizması yandı. Mesele nörolojik, dopamin kovalayanlar oksitosin yollarını aşındırdılar. Artık kendi çocuklarıyla bile bağ kuramıyorlar, dönüşü bu nesilde yok. Çok eşlilik, hazır gıdalar, sosyal medya gibi birçok etkeni var.
İbn Haldun Mukaddime'de demişti: Lüks asabiyyeyi eritir. Ortak kader ve fedakârlık kapasitesi, konfor arttıkça çöker. Bugün aynı şey mikro ölçekte, çift bağında yaşanıyor.
Baudrillard’ın tüketim toplumu teşhisi de bunu tamamlar. İlişki artık ihtiyaç değil, sürekli yenilenmesi gereken bir gösterge ve deneyim nesnesine dönüştü. Tüketilince atılıyor.
Nöral gerçek ise şöyle işliyor: Ultra işlenmiş gıda, sosyal medya ve süpernormal uyaranlar mezolimbik dopamin yolunu yakıyor. D2 duyarlılığı düşüyor, eşik yükseliyor. Dişi biyolojisinde estradiolün dopamin üzerindeki etkisi bu yükselmeyi daha da belirgin kılıyor.
Dişi biyolojisinde dopamine threshold var ve hormonal olarak farklı regüle ediliyor. Kronik süpernormal uyarıcılar ve evlilik öncesi çoklu partner devri bu eşiği yükseltiyor. Yükselen bu eşik, oksitosin aracılı güven ve huzuru zayıflatıyor.
Dişi beyninin dopamin sistemini bu kadar uyaranla bombalarsan oksitosinin sağladığı güven ve huzur öznel olarak hissedilmez hale gelir. Çünkü bağlanmanın ödül bileşeni (dopamin) körelmiştir. Sakin, öngörülebilir, düşük dramalı bir ilişki ve hatta annelik dahi “kusurlu” algılanır.
Bu, birçok boşanma ve ilişki istikrarsızlığında gözlenen “bir şeyler eksik” hissinin nörobiyolojik karşılığıdır.
💠Mehmed Zahid Kotku Efendi Hazretleri ks;
-Kimseden bir yardım bekleme.
-Katiyen sert konuşma ve çok da konuşma.
-Masum ve fukaraya karşı gayet mülayim ol.
-Mümkün oldukça devlet kapılarından uzak dur.
-Günah yerlerinden de kaç. Çocuklarını da koru.
-Dünya için zinhar dinini zayi etme.
-Ölümü unutma, gözünün önünden de ayırma
-Bidatlardan sakın, nefsi hava ve arzularına uyma.
-Katiyen kimsede kusur, kabahat görme.
-Çocuklarına da hediyeler vermekten geri kalma ve kusurlarını daima örtmeye çalış.
-Kimsesiz ve yardıma muhtaçları ara bul. Hizmetlerde de kusur etme.
-Boş vakitlerinde her an Kur'an-ı Kerim'i oku ve zikrullah ile meşgul ol.
-Hakk'ı unutma, Hak'tan zerre kadar ayrılma.
-Dünya ziynet ve süslerine de iltifat etme.
-Haramlardan milyonlar kazanacağını bilsen bile tenezzül etme.
Bakın, mesele aslında çok basit. Eskiden (ki o eski güzel günler de tamamen bir şehir efsanesidir ya, neyse) evlilik dediğin şey neydi? Birbirinin her haline gıcık kapmana rağmen aynı evde yaşama sanatıydı.
Lacan’ın o meşhur 'Cinsel ilişki diye bir şey yoktur' lafı tam da buradan çıkıyor işte. Niye yok? Çünkü karşındaki canlı insan, senin kafanda kurduğun o muazzam fanteziye asla uymaz, uyamaz.
Eskiler bunu gayet iyi biliyordu. Kadın adam için Bizimki biraz öküzdür ama ne yapacaksın, en azından kışın odun kırıyor der geçerdi. Yani hayalle gerçek arasındaki o devasa uçurum baştan kabul edilirdi, kimse mucize beklemezdi.
Peki şimdi ne oluyor? Kapitalizm tepemize dikilmiş, sürekli kulağımıza fısıldıyor. Kendini gerçekleştir. En iyi versiyonun ol. Hep daha mutlu ol.
Şeytanlık tam olarak burada başlıyor işte. Evlilik artık bir hayat ortaklığı değil, bir tür bireysel gelişim projesi haline geldi.
Eşin olacak kişiden beklentiye bak. Aynı anda hem yoga eğitmenin olacak, hem psikoloğun, hem finans danışmanın, hem de yatakta alev alev yanan tutkulu aşığın.
Adam günün sonunda pestili çıkmış halde eve gelip koltuğa devrilip televizyon açınca da sistem hemen devreye giriyor. Görüyor musun? Bu adam senin potansiyelini baskılıyor. Sen çok daha iyilerine layıksın, hemen değiştir bunu.
Herkes sanıyor ki sorun karşı tarafın karakterinde. Yanlış kişiyi seçmişin diyorlar. Hayır efendim, yanlış olan karşı taraf değil; senin o zavallı insana yüklediğin Benim ruh ikizim olacak, beni tamamlayacak fantezin.
Sosyal medya da bu yangına körükle gidiyor tabii. Tinder’a, Instagram’a bir giriyorsun; maşallah herkes kusursuz, herkes çok eğlenceli, herkes henüz keşfedilmemiş bir cevher. Tam bir avm kafası. Mağazada o kadar çok ayakkabı seçeneği var ki, beğendiğini alıp dükkandan çıktığın an pişman oluyorsun. Acaba vitrindeki siyahı mı alsaydım, bu sanki ayağımı vurdu...
İşte boşanma patlaması dediğimiz şey bireysel özgürleşme falan değil, tüketim toplumunun ilişkileri de kullan-at mendile çevirme başarısı.
Yani uzun lafın kısası.
İnsanlar sabırsız veya tahammülsüz oldukları için boşanmıyorlar. Aksine. Hiç var olmayan, o hayali, kusursuz ilişki fantezisine öyle bir köle gibi bağlılar ki, gerçek hayatın o hafif sıkıcı, insanı idare etmece hallerini kendilerine yapılmış büyük bir haksızlık sayıyorlar.
Venezia FK kazanır 10 oran
Venezia FK en az üç farklı kazanır 50 oran
0/1 olur 40 oran
Galatasaray penaltı kaçırır 90 oran
Jamal Musiala hayırlı olsun diyelim mi?
Adam üç kişiyi öldürmüş hala adliyeye götürülme şeklinin "mastürbasyonu" yapılıyor.
Ben öldükten sonra istersen amuda kaldırıp baş aşağı götür, bana ne faydası var?
Asıl vicdanları rahatlatacak olmazsa olmaz üç şeyi aşağıya yazayım.
1- Vatandaşı her yerde koruyacaksın.
2- Vatandaşı her yerde koruyamıyorsan vatandaşın kendini korumasına imkan sağlayacaksın.
3- Üç kişiyi öldüren bir suçluyu cezaevinde beslemeyip asacaksın.
Bu üç şeyin dışındaki diğer herşey deprem anında kafana kese kağıdı geçirip beklemeye benzer.
Yapsan da olur; ama hiçbir b*ka yaramaz...
🔴 8 Bin kilometrelik taşıma 13.450 TL'ye, son 15 kilometre ise 11.600 TL'ye mal oldu.
📍İzmirli iş insanı Yücel Koçbay, Çin'den İzmir'e uçakla getirilen 7 kg kargo için 13.450 TL ödedi.
📍Aynı kargonun İzmir Adnan Menderes Havalimanı'ndan Konak'taki ofise taşınması ise 11.600 TL tuttu.
📍8 bin km'lik uluslararası taşıma ile 15 km'lik şehir içi taşıma arasındaki fark sadece 1.850 TL oldu.
📍İzmir Adnan Menderes Havalimanı'nda tek yetkili taşıyıcı olan Tramer adlı şirket, gümrük sahasından çıkan yükleri başka firmaların almasına izin vermiyor.
📍Şirket, havalimanına gelen kargoyu gümrüklü sahanın 500 metre ötesindeki benzinliğe götürmek için 11 bin TL fatura kesiyor. Sanayicinin fabrikasına götürmek için ise fiyat tarifesi 20-30 bin TL’den başlıyor.
📍Şirket, İzmir Valiliği tarafından onaylanan 1.650 TL'lik azami tarifeyi ise uygulamıyor ve bu durum yaklaşık bir yıldır devam ediyor.
-Sinan Doğan
Kaya Çilingiroğlu, babasının Masonluk teklifini reddetmesinin yıllar sonra karşısına çıktığını öne sürdü:
🔹 “12 yaşındaydım.”
🔹 “Erol Simavi, babamı Cenevre’de bir restorana davet etti.”
🔹 “Solumda yedi çatal, sağımda yedi bıçak vardı.”
🔹 “Erol Bey sadece gazete patronu değildi.”
🔹 “İmparatordu.”
🔹 “Kimi isterse assolist yapardı.”
🔹 “Kimi isterse bakan yapardı.”
🔹 “Meğer babama önemli bir cemiyete katılmasını teklif ediyormuş.”
🔹 “‘Gel, bizim cemiyetten ol’ diyor.”
🔹 “Bizimki Karadenizli olduğu için çok sert bir cevap verip reddediyor.”
🔹 “Aradan 25 sene geçti.”
🔹 “Babam, İstanbul Üniversitesi rektörlük seçiminde YÖK’ün birinci adayı çıktı.”
🔹 “Demirel söz vermesine rağmen babamı atamadı.”
🔹 “Başka bir Mason profesörü atadı.”
🔹 “Hiçbir şeyi unutmuyorlar.”
Kirasını, faturasını ve boğazını ailesine kitleyip maaşının %70'ini kenara atmayı 'vizyon' diye pazarlayan bu konfor arsızlarına, Amerikalı milyoner Mike Black'i hatırlatmak lazım.
2020'de "Milyoner olmak şans değil bilgidir, sıfırdan yine yaparım" diyerek banka hesaplarını dondurdu, her şeyini bıraktı ve evsiz olarak sokağa indi. Hedefi 12 ayda sıfırdan tekrar 1 milyon dolar yapmaktı.
Fakat o masa başında kurgulanan parlak "vizyon", sokağın acımasız gerçeğine sert tosladı. Sadece 10 ay içinde açlık, stres ve barınma kriziyle boğuşan adamın bedeni iflas etti; otoimmün hastalıklar ve eklem ağrıları yüzünden 64 bin dolarda deneyi bitirip kaçmak zorunda kaldı.
Arkanızdaki o görünmez güvenlik ağını ve masraflarınızı sessizce sübvanse eden insanları denklemden çıkardığınızda, çok övündüğünüz finansal zekanızın aslında düpedüz "beleşçilik" olduğu ortaya çıkar.
Gerçek hayatın sillesini yememiş, hayatında ay sonu stresi çekmemiş tiplerin tok karnına başarı satması zırvadır. Başkasının cebinden tasarruf edilerek vizyon kasılmaz; bunun adı başarı değil, bildiğin asalaklıktır.
O sırada mason locasında en alelade giriş seviye ritüel.
Tamam dezzem siz ritüellerinizi yapın, biz ritüellerimizi yobazlık olduğu için terkedeceğiz. Bu sayede medeniyetinize layık goyimler olmaya çalışacağız. Böylece bizi eşekler gibi güdebilirsiniz.
Çünkü aydınlık bilim medeniyet vs değil mi apla ? Aydınlanmış hür masonlar gibi değil, bizim ritüeller karanlık demi apla ?
Bu zenginlerin hikayelerinde niye hep açıklamadıkları bir kısım oluyor.
Kantin işletiyordu.. Sonra böyle olmaz ben üretmeliyim dedi. Evet… Tesis kurdu.
Oğlum bu tesisi nasıl kurdu işte onu soruyoruz onu anlatmanız lazım.
Çobani’nin hikayesi de böyle.
Amerika’ya geldik.. Bir şeyler yapmak istiyorduk. Kapanan bir yoğurt fabrikası var dediler. Gittik baktık onu satın alıyoruz dedik. Sonra marketlere yoğurt satmaya başladık. Çok beğenildi bütün Amerika’ya sattık.
Fabrikayı nasıl aldın onu merak ediyoruz kardeşim ya..
• Orman Yangınları çıktığında Türkiye’ye ilk helikopter ulaştıran ülke İspanya
• Deprem sonrası Türkiye'ye ilk yardım gönderen ülke İspanya
• Avrupa içinde Filistin’i destekleyen ender ülkelerden biri İspanya
Bugünkü finalde safımız belli!🇪🇸🇹🇷
Hafıza, bilincin oluşması için gereklidir.
Alçak Rumların Kıbrıs’ta, Yunanların Anadolu’da yaptıklarını unutmayacağız. Her ikisinin siyonist soykırımcı İsrail ile işbirliği aynı alçak niyetin tezahürdür…
Dünya Kupaları böyledir. Bir ay boyunca antrenmandan maça, maçtan yayına koşar mümkün olan tüm maçları izler, haberler röportajlar yaparsın, yazılar yazarsın finale gelirsin akreditasyon çıkmaz! Filippo 165 haber yapmış dile kolay. Ama öte yandan turnuva boyunca 2-3 maç izleyen, 3-5 haber yapan hop içeri girer. Gazete olarak FİFA'yı eleştirdikleri için gazetenin 5 akreditasyonunun 2'ye indirildiği iddiası var. İnanırım. Diğer İtalyan gazetelerinin kontenjanlarına dokunmadıklarına göre doğru. Filippo için çok üzgünüm. Orada bir ay kalıp finali basın merkezinden izlemek zorunda kalmanın ne kadar üzücü olduğunu biliyorum.
Bu konuyu hem kulüp hem de taraftar yeterince ciddiye almıyor ama Federasyon gerekeni yaparsa 2 şampiyonluk el değiştirir.
Bu işin şakası yok ! Yönetici bahis yaptıysa cezası bellidir. Mahkemeyi bekleyelim sevki öyle yapalımla iş kapanmamalı !
Tarihe not düşmek adına ben de bir anımızı paylaşayım...
İlgili kişi bu aralar muhalif yayınların gözdesi haline gelen, hatta 15 Temmuz darbe girişimi hakkında "şaibeli" imasında bulunacak kadar sefilleşen Hüseyin Çelik.
Dershanelerin kapatıldığı, Gezi olaylarının patlak verdiği, 17/25 Aralık kumpaslarının kurgulandığı, darbeye giden taşların döşendiği o dönemde, FETÖ ile her alanda mücadele ediyor, gerçek yüzlerini, münafıklıklarını ifşa ediyorduk.
O günlerde hem de Ak Parti çatısı altında Hüseyin Çelik bize gelip: "SİZ NE YAPTIĞINIZI ZANNEDİYORSUNUZ? MELEK ANNE ÇOK ÇOK ÜZGÜN. BÖYLE DEVAM EDERSENİZ BAŞINIZA NE GELECEĞİ BELLİ OLMAZ" diyerek aklınca bizi tehdit etti.
“Melek Anne” diye bahsettiği kişi, FETÖ'nün kasası firari Akın İpek'in annesi idi.
Elbette hak ettiği cevabı aldı ve biz yolumuzdan sapmadık.
Bu meselenin hemen ardından önce bizzat Fethullah Gülen tarafından hedef gösterildik, telefonlarımız yasadışı dinlendi, montaj ses kayıtlarına eklendik, ardından da kumpas davalarının içine isimlerimiz serpiştirildi ve bizi mahkum etmek istediler.
Evet, bugün muhalif ekranlarda demokrasi ve hukuk nutukları atan Hüseyin Çelik'in nasıl bir Akın İpek tasmalısı, nasıl bir FETÖ postacısı olduğunu, bugün de hıncının neyden kaynaklandığını biz çok iyi biliyoruz.
Milletimiz de bilsin...