Abim
İl soğuk
Kalem renksiz
Yazı çıplak
Fikir mahzun
Düşünce mahcup
Bilinç öksüz
Vicdan yetim
Güç mağrur
İmkan mesrur
Kralcı münbit
Söylem obez
Eylem pasif
Hedef şaşkın
Muhabbet kısır
Duyular kör
Yürek kor
Akıl donuk
Derinlik sığ
Hakikat örtük
Tahammül sönük
Soğuk, çok soğuk abim
Bekri Mustafa ölmemiş meğer kıtalar dolaşıp çağlar aşıyor, Ayasofya'ya her dem yeniden imam oluyor.. Gidenler ahvali söylesin ötedekiler durumu anlar...
Yakında..
AÇE’DEN GERİYE KALANLAR
Mehmet Özay
2005 yılında ya��anan büyük tsunami ve uzun yıllar süren çatışmaların ardından Açe’de geriye ne kaldı?
Mehmet Özay, uzun yıllara yayılan saha tecrübesi, gözlemleri ve mülakatları ışığında Açe toplumunun geçirdiği dönüşümü ele alıyor. Tarihsel hafıza, toplumsal yapı, dinî hayat, eğitim kurumları, yerel siyaset ve yeniden inşa gibi başlıklar etrafında şekillenen eser, afet ve çatışma sonrasında yeniden kurulan toplumsal düzeni bütün yönleriyle değerlendirmektedir.
Anı ile akademik inceleme arasında özgün bir yerde duran çalışma, yalnızca yaşanan olayları değil, bu olayların toplum üzerindeki uzun vadeli etkilerini de tartışmaya açmaktadır. Doğrudan saha verisine dayanan bu eser, Açe’yi ve Güneydoğu Asya’yı anlamak isteyen okurlar için önemli bir başvuru kaynağı niteliğindedir.
———————————————————
AÇE’DEN GERİYE KALANLAR
Mehmet Özay
———————————————————
Editör: Şeyma Kılıç (@seymakilic2)
———————————————————
➡️ İbn Haldun Üniversitesi Yayınları (@ihuyayin)
Yakında..
ARAKAN MÜSLÜMANLARI
Myanmar’da Vatandaşsızlıktan Soykırıma Bir Halkın Hikâyesi
Mehmet Özay
Gözden Geçirilmiş 3. Baskı
Bir halk nasıl vatandaşlığını, yurdunu ve temel haklarını kaybeder?
Mehmet Özay, bu çalışmasında Arakanlı Müslümanların sömürge döneminden günümüze uzanan tarihini, sistematik dışlanma, vatandaşlıktan mahrum bırakılma ve zorunlu göç süreçleri üzerinden ele alıyor. Myanmar’ın ulus-devletleşme süreci, etnik ve dinî kimliklerin siyasal araçlara dönüşümü ve bu çerçevede şekillenen devlet politikaları, tarihsel ve siyasal bağlamlarıyla inceleniyor.
Saha gözlemleri, mülakatlar, akademik literatür ve güncel gelişmeleri bir araya getiren eser, Arakan meselesini yalnızca bir insani kriz olarak değil; vatandaşlık, kimlik, aidiyet ve uluslararası sorumluluk gibi temel kavramlar etrafında değerlendirmektedir.
Gözden geçirilmiş üçüncü baskısıyla yeniden okurla buluşan bu çalışma, Güneydoğu Asya araştırmaları, uluslararası ilişkiler, insan hakları ve modern tarih alanları için önemli bir başvuru kaynağı niteliği taşımaktadır.
———————————————————
ARAKAN MÜSLÜMANLARI
Myanmar’da Vatandaşsızlıktan Soykırıma Bir Halkın Hikâyesi
Mehmet Özay
Gözden Geçirilmiş 3. Baskı
———————————————————
Editör: Şeyma Kılıç (@seymakilic2)
———————————————————
➡️ İbn Haldun Üniversitesi Yayınları (@ihuyayin)
Elinden, dilinden bir şey gelmediğinde, hüzünlen; çünkü hüzün, yüreğin kavrulmasıdır; kavrulan yüreği Allah sever; bu nedenle hüzün, duadır...
İhsan Fazlıoğlu
Ne zamandır doğru ve haklı olanın normalliğine hasret kalmışız, mazlumların yanında olduğunuz sürece dünya ahiret âbâd, Efendimiz'e (sav) komşu olasınız. Allah razı olsun.
@mahfildijital Uzun yıllar ülkemizde ikamet eden Cezayir uyruklu Lakhdar Abboud ve ailesi; İl Göç İdaresi Müdürlüğümüze davet edilip, kendilerinden "insani ikamet" başvuruları alınacaktır. Lakhdar Abboud'a ilmi çalışmalarında başarılar dileriz.
Çeviri yayımlandı📚
Benim için bazı kitapları iki kere okumak gerektiğinin de bir delili oldu Sardar’ın Oryantalism’i. Zira “Hiç kimse aynı kitabı iki kez okumaz; çünkü ne o kitap aynı kitaptır, ne de o kişi aynı kişidir.” sözünün doğruluğunu bizzat tecrübe ettim. Henüz doktora öğrencisiyken ilk okuduğumda “Edward Said’in söylemediği neyi söylüyor?” demiştim. Fakat çeviri için okuduğumda ve çevirirken kitap benim için gerçekten başka kapılar açtı.
Çeviri sırasında Gazze soykırımı devam ediyordu. Bu süreçte Batı’da nasıl bir çifte standartın olduğuna bizzat şahit olduk. Ama bence daha acısı “Filistin benim meselem değil.”diyenlerin tam da Sardar’ın “Yerli Efendiler” bölümünde tarif ettiği tipolojiye uymasıydı.
"Klasik, söyleyeceklerini hiçbir zaman tüketmemiş olan kitaptır." demişti Calvino. Kitabı seveceksiniz, bana inanın.
https://t.co/pnuY8tzSsK
şu duadaki letafet, hassasiyet, samimiyet ve rikkat... Rabbim sizi cennetinde en güzel şekilde ağırlasın, Efendimiz'e (sav) komşu kılsın, sabrınızı metanetinizi kavî eylesin, bize de rahmet etsin..
Sınıfa girmemiş kişilerin eğitim ile ilgili kanaatleri hep eksik, hep yarımdır.
Zil çalıp sınıf kapısı kapandıktan sonra orada ayrı bir dünya oluşur.
Anne ve babalar çocuklarını tanıdıklarını zannederler…
Halbuki çocuklarımızı “iyi bir öğretmen”den başkası tanımaz.
Hiç ummadığınız talebelerin hiç beklemediğiniz niteliklerine, duygu ve düşüncelerine o atmosferde şahit olursunuz.
İnsanın derinliğini işte o kapı kapandıktan sonra görürsünüz.
Çocukların ne kadar saf, naif, iyi niyetli olduklarını da…
O çocukların ne kadar zalim, ne kadar gaddar olduklarını da…
Çocuğun çocuğa ettiği zulmü, en basitinden “dışlayarak” ya da “lakap takarak” bir insanın tüm geleceğini belirlediğini emin olun o çocuklar da bilir.
Sömürü, dışlama, ezme, kişiliğini bozma ve elbette dostluk, arkadaşlık hatta kardeşlik, dayanışma, sevgi, saygı da yine bu sınıflarda aynı anda, aynı mekanda gelişir.
Sınıf dünyadır.
Öğretmen de nihayetinde insandır, kimi öğrenci kendisini çok sever kimi öğrenci kendisinden nefret eder ama öğretmen her zaman “adaletli”dir.
Elbette adaletsiz öğretmenlere rastladık, adaletsiz arkadaşlarımız, dostlarımız gibi…
~•~
Öğretmenliğe aralık ayında başlamıştım. 4. sınıfı verdi Malatyalı Mustafa Hoca…
İstanbul’un bir laz köyüne gittiğimde ben “ücretli öğretmen” arkadaşı işinden eden haindim talebelerin gözünde. Bu imajı kırmak kolay değildi.
Öğrenci ve çocuk içindeki fırtınayı, koru yaşatsa da onu geride bırakmış rolü oynamayı becerir.
Çoğu öğrencim bu ihanetimi affetmiş göründü ama Yusuf tutumundan hiçbir zaman vazgeçmedi.
Çok az konuşur, içine kapanık yaşardı; çok bağlanmıştı öğretmenine… Bana hep ters baktı, hep dövecek gibi yaklaştı.
Ne kızdım, ne bozuldum, Yusuf’u hep anlayarak, yaklaştım.
Rol modeli gitmişti o saatten sonra benden rol model olmazdı ama en azından öğretmenliğe terfi edebilirdim.
Zamanla ilişkilerimiz maslahatgüzar seviyesine geldi, büyük başarı.
Yusuf hiçbir zaman öteki çocuklar gibi yaklaşmadı bana ama ben Yusuf’a aynı özeni, ihtimamı gösterdim.
Çünkü öğretmendim…
Arkadaş gibi öğretmen olmaz,
hakim ve savcı gibi öğretmen olmaz,
polis ve asker gibi öğretmen olmaz,
kardeş gibi öğretmen olmaz,
psikolog gibi öğretmen olmaz,
anne-baba gibi öğretmen olmaz…
Öğretmen öğretmen gibi olur…
Dersini verir-akademik-epistemolojik aktarımını yapar ama tüm öğrencilerinin hususi durumlarını bilir,
arkadaşlarıyla münasebetine vakıf olur,
herşeye karışmaz,
bazı durumlara tam zamanında müdahale eder,
ailesinden bazı şeyler saklar/bazılarını saklamaz,
kişilik inşasının en önemli ayaklarından biridir öğretmen…
Öğretmen dersini de anlatır, hayatı da anlatır, rehberlik eder, yol gösterir,
örnek olur,
öne düşer,
sınıfın her şeyini bilir herşeyine karışmaz,
gözönündedir ama hiç görünmez,
adaletlidir kendisinden nefret eden talebeyi bile ondan çok düşünür,
evet öğretmen entelektüeldir, herkesten çok okur, talebesiyle tartışır, ona rafine kültür aktarır,
robottur, süper kahramandır, çocuktur, öğrencidir, kanaat önderidir, sır katibidir, hocadır, imamdır, Einstein’dir…
Ne iş yapıyor; öğretmen işte!
Öğretmene bu bakış, bu dil dejenerasyonu başlattı.
Özellikle “çevre”den, varoştan, köyden gelen, alt sınıftan çıkıp da cebi biraz para, altı makam gören kamusal tipler ilkin öğretmeni, doktoru, emekçiyi kendi küçük çapıyla küçümsemeye kalktı, itibar suikastında başarılı da oldu!
Öğretmen okulda çocukların vakit geçirmesini sağlayan görevli de��ildir!
Bu hakikati öğretmenler de siyasetçiler de bürokratlar da veliler de kabul etmediği sürece eğitim bu ülkenin kabusu olmaya devam eder.
Yıllardır çalışıyor olduğum Fizik, Metafizik, Gayb: Dinin Ontolojik Teklifi başlıklı çalışmam İhsan Fazlıoğlu hocamızın takriziyle yayımlandı. İslam'ın ontolojik teklifinin anlaşılması bakımından katkıda bulunması temennisiyle dost, arkadaş ve öğrencilerime muhabbetlerimle...
Yaralarımız dağ olur bizim. Acılarımız dağ olur. Hüzünlerimiz, ayrılıklarımız, sevdalarımız, sırlarımız dağ olur.
Dağı gönüle sığdırdığımız için de gönlümüz dağ olur.
ŞERHU’L-MEVÂKIF
Mevâkıf Şerhi
Seyyit Şerif Cürcâni’nin
3 ciltliki muhteşem eseri:
Şerhu’l- Mevâkıf’ın 3. baskısı TÜYEK tarafından yayınlandı.
Çeviri: Ömer Türker
Editör: İbrahim Halil Üçer
İslam tarihinin en büyük kelamcılarından büyük alim Seyyit Şerif Cürcâni’yi rahmetle anıyor, Ömer Türker başta olmak üzere hocalarımıza, mesai arkadaşlarımıza ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Eserin satışıyla ilgili bilgiler Cuma günü @yekgovtr ve https://t.co/ICNu31LFMP’de
@omerturkerin@ihalilucer