1200 metre yerin altında iletişim kesildi!
Yerin 1200 metre altında kendini kilitleyen ve açlık grevindeki madencilerle iletişim kurulan internet ve telefon hattı şirket yönetimi tarafından kesildi. Acil bir durumda dahi madencilere ulaşma imkânı ortadan kaldırıldı.
Madencilerin başına gelecek her şeyden Kiremitçiler Grup sorumludur.
#KiremitçiyeHuzurYok
Basına yansıyan haberlerde; Cumhuriyet Halk Partisi yönetimine hukuken son derece tartışmalı bir ihtiyati tedbir kararıyla getirilen ve kamuoyunun geniş kesimlerinin tepkilerine rağmen bu görevi kabul eden Kemal Kılıçdaroğlu yönetimi tarafından gerçekleştirileceği belirtilen bazı satışlardan elde edilecek gelirin derneğimize bağışlanmasının planlandığı öğrenilmiştir.
Derneğimiz, kuruluşundan bu yana Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda; hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi ve hukuk devletini savunan, temel hak ve özgürlüklerin korunması için mücadele eden ve çalışmalarını partiler üstü sürdüren bir sivil toplum örgütüdür.
37 yıldır kararlılıkla savunduğumuz bu ilkeler gereği; demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olan siyasi partilerin, özellikle de ana muhalefet partisinin yönetimine, olağan demokratik süreçler ve kurultay iradesi dışında kayyum niteliğinde bir müdahaleyle getirilen bir yönetimden gelecek herhangi bir bağışın derneğimiz tarafından kabul edilmesi mümkün değildir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Cumhuriyet Halk Partisi’ni kimin yöneteceğine, Ak Parti Yargı Kolları değil, Cumhuriyet Halk Partililer karar verene kadar bu binadayım, hiçbir yere gitmiyorum.
Majestelerinin muhalefeti olmayı reddediyoruz.
Teslim olmayacağız!
Vallahi billahi birşey bulamadık diyerek orda hatırlı kişiler diyerek
Rabia Nazımızın Ardından polislerin delilleri karartma suçunu görmezden geldiğin 2019 yılını unutmadık
Kızımın katillerinin yargılanmasını, delilleri değiştiren polislerin yargılanmasını istedim makamınızda
26 Şubat 2019 saat 09:30 civarı
Siz bana ne söylediniz @suleymansoylu
Sen gazeteci ağzı konuşuyorsun dedin gözümün içine bakarak vicdansızca
Birde senin kızın hastaymış dedin psikolojisi bozulmuş dedin
Vicdansızca
O günü hiç unutmuyorum
Hiç.
Ekrem İmamoğlu'nun Gülistan Doku'nun ailesini ziyaret ettiği görüntüler gündem oldu.
İBB dalgıçları, Ekrem İmamoğlu'nun talimatıyla o dönem arama kurtarma çalışmalarına katılmıştı.
2024’te dönemin İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya'ya Gülistan Doku ile ilgili önergemizde ne sorulması gerekiyorsa sorduk. Görüyoruz ki Süleyman Soylu döneminde yapıldığı iddia edilen hiçbir şey yapılmamış. "Sözde HTS kayıtları incelendi" dediler; hani nerede? Valinin oğlunun HTS kayıtları dosyada yok!
Bugün ortaya çıkıyor ki; şüpheli şahıs, Gülistan'ın son sinyal verdiği yerden defalarca geçmiş. Tunceli gibi küçücük bir kentte, kişi bazını bulabileceğiniz bir yerde valinin oğluyla bu baz eşleşmesini 6 sene boyunca nasıl bulamazsınız?
6 yıldır bu kız bulunamıyor, ablası feryat ediyor, aile oturma eylemi yapıyor ama ne kolluk, ne yargı, ne de mülki idare kılını kıpırdatmamış.
Eski İçişleri Bakanı "barajı boşalttık" demekle kendini aklayamaz. Yeni atanan savcı gelmese demek ki adalet olmayacaktı. Türkiye'de adalet, kişilerin veya bakanların insafına bağlı olamaz. Hukuk devleti de, bağımsız yargı da yok.
Madem "ucu nereye varırsa varsın" deniliyor, o zaman Süleyman Soylu da gidip ifade versin! Soylu "Cumhurbaşkanına sunum yaptım" diyorsa dosyaya şahsen vakıftır. Gidip neyi eksik, neyi yanlış yaptıklarını adalete anlatsın.
Bu ülkede sizi güvende tutması gereken valisi, savcısı, kolluk kuvvetleri... Hepsi bir cinayeti, kamuoyuna yansıyan iddialara göre örtbas etmiş. Gözaltına alınanlara bakın; vali, valinin oğlu, valinin koruma müdürü, ihraç edilmiş polis, hastanenin başhekimi! Bu savcılar bugüne kadar ne yaptı?
6 koca yıl geçti. Ailenin gitmediği yer kalmadı. O yürek burkan feryadın, yaşanan bu hukuksuzluğun sonuna kadar peşindeyiz.
Yer: Tunceli…
AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nda bir vali, aynı zamanda başmüfettiş…
İddiaya göre;
Milletin parasıyla yapılmış bir Gençlik Merkezi’nde oğluna “özel bir oda” tahsis ediyor.
Uyuşturucu kullanan oğlu, uyuşturucu kullanmayı reddeden Gülistan Doku’ya bu odada tecavüz ediyor.
Daha sonra Gülistan’ı Sarı Saltuk Viyadüğü yakınlarında, Uzi marka bir silahla kafasından vurarak öldürüyor ve Pertek ilçesine bağlı bir köyde gizlice gömüyor.
Valinin koruma polisi de katile yardımcı oluyor.
Bu korkunç cinayetin izlerini yok etmek için devletin tüm imkânları devreye sokuluyor.
Vali, aileyle görüşüp Gülistan’ın SIM kartını alıyor. Bir bilişimci polise SIM kartın şifresini kırdırıp tüm mesajları sildiriyor.
Cinayet delilleri yok edilirken 10 bin dolar harcanıyor; bu da valilik bütçesinden ödeniyor.
Gülistan’ın gömüldüğü yeri bilen vali, kolluk kuvvetlerini farklı bölgelere yönlendirerek aylarca yanlış yerlerde arama yaptırıyor.
Dönemin emniyet müdürü de tüm kamera ve istihbarat verileri elinde olmasına rağmen, aramanın doğru yerde değil, ısrarla baraj gölünde yapılmasını istiyor.
Gülistan’ın tecavüze uğradığına dair hastane kayıtları, hastane başhekimi tarafından siliniyor.
Ve bu doktora Sağlık Bakanlığı “Yılın Doktoru” ödülünü veriyor.
Vali de kendisini, yaptığı “başarılı hizmetlerden dolayı” İl Sağlık Müdürü olarak atıyor.
Bu arada Türkçe Olimpiyatları’na da katılan vali, “Gülüm Benim” şarkısını söyleyen Bangladeşli kıza övgüler yağdırıyor.
Valinin oğlu ise, babasının koruma polisiyle birlikte işlediği cinayetin devlet gücüyle örtülmesinin verdiği güvenle hayatına kaldığı yerden devam ediyor.
Altında BMW 420, lüks tatiller, eğlenceler ve uyuşturucu partileri…
Tunceli’ye kayyım belediye başkanı olarak da atanan vali, bir yandan da çok sayıda ihaleye imza atmaya devam ediyor.
Bu korkunç hikâye, aslında AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nın bir özeti.
“Dicle’nin kıyısında bir kuzuyu kurt kapsa, ondan Ömer sorumludur” diyerek samimi insanların oyunu alıp iktidara gelenlerin inşa ettiği kokuşmuş, hatta topyekûn çürümüş düzenin küçük bir resmi…
Bu korkunç cinayetin üzerinin devlet gücüyle örtüldüğü yıllarda görev yapan Adalet Bakanları, İçişleri Bakanları, savcılar ve diğer tüm yetkililer bugüne kadar tek bir kelime etmediler.
Gülistan’ın ailesinin ahı arşa ulaştı, gözyaşları pınar oldu aktı.
Siz ey sorumlular, gece başınızı yastığa nasıl koyuyorsunuz?
Bir gün hesap vermeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?
Batı'nın Son Dekadansında Güç Elitlerini Kavramak-Birinci Bölüm
#Gûngen#DünyanınNabzı'nda
Uğur B.Tezgel ve Kuzgun Nogay'ın kaleminden; Şebekeler Çağında Bir Örümcek Ağı: Epstein-Maxwell Dosyası ve Biz Artık Neyi Tartışmalıyız?
👇
https://t.co/bBBxfObFku
Hakkımda alçakça iftiralar atanlara karşı adalet tecelli ediyor. Yazdığı köşe yazısıyla beni ve ailemi hedef alıp alçakça iftiralar atan Ebru Küçükaydın ve Zehra Cücü görülen dava sonrasında hapis cezası ile cezalandırıldı.
Bu iftira furyasına katılan pek çok kişi daha önce de mahkum oldu. Süren davalarım sonucunda hepsi hakettikleri cezaları alacaklar. İlk gün de söylediğim gibi, peşlerini asla ve asla bırakmayacağım.
Türkiye’de 11 milyon çocuk artık hayal kurmuyor. Ben söylemiyorum, TÜİK ve Dünya Bankası’nın beraber hazırladıkları Beşeri Sermaye Endeksi (BESE) söylüyor.
Türkiye’de toplam nüfusun yüzde 28,4’ü yoksul iken çocuk yoksulluğu yüzde 35,3 ile bunun 5 puan üzerinde. İşte size sayılarla çocuk yoksulluğu:
👶 Her 100 çocuktan 32’si (7 milyon) aç
🥚 5 yaş altı 6,7 milyon çocuk günde bir öğün protein tüketemiyor
🚲 8 milyon çocuğun bisikleti/pateni yok
👕 2,5 milyon çocuk yeni ayakkabı ve kıyafet alamıyor
🎂 7 milyon çocuk doğum günü/arkadaş buluşması nedir bilmiyor
🧸 5,5 milyon çocuğun oyuncağı yok
📚 4 milyon çocuk kitap/dergi okuyamıyor
🎭 14 milyon çocuk kültür ve spordan faaliyetlerinden mahrum
Unutmayalım; En büyük hırsızlık çocukların hayallerini çalmaktır.
@smartus001 Hem hastalık öncesi hem iyileşme döneminde düzenli ve uygun bir fizyoterapi programı (ileri yaşta da dahil) sağkalım, yaşam kalitesi, günlük yaşamda bağımsızlığın korunması yanında pek çok sağlık parametrelerinin düzeltilmesinde oldukça etkilidir.
@hmelisaacar Katılıyorum, ancak yeni kimliğinin güvenilirliği normalden daha uzun süre sorgulanmalı ve hassas konularda (çocuk bakımı, bütçe teslimi vs) daha ileri özellikler aranmalı ve araştırılmalıdır.