Bursa’da Kürt olan bir esnaf, dükkânında Ahmet Kaya şarkısı çaldığı için kameralar önünde linç edilmeye çalışıldı, ölümle tehdit edildi. Aradan bir gün geçti ama Bakanlık faile dair tek bir girişimde bulunmadı.
İktidarı eleştiren bir paylaşım olduğunda saatler içinde kapıya dayanan devlet, konu Kürtlere yönelen ırkçı nefret olunca neden susuyor? Bu sessizlik, failleri cesaretlendirmekten başka neye yarıyor?
Bir kez daha görüyoruz ki, Kürtler haklarına, hukuklarına ve birbirlerine daha güçlü sahip çıkmak zorundadır. Çünkü adalet, kimliğe göre işletildiğinde hukuk olmaktan çıkar; ayrımcılığın aracı hâline gelir.
BASINA VE KAMUOYUNA
Kamuoyuna yansıyan ve Kürt kadınlarını hedef alan ifadeleri nedeniyle iş insanı Rahmi Koç hakkında oluşan toplumsal tepkiyi ve yürütülen hukuki süreci yakından takip ediyoruz.
Kürt kadınlarını hedef alan bu sözler, milyonlarca Kürdün kimliğini ve onurunu da incitmiştir. Etnik kimliği, dili, inancı veya cinsiyeti üzerinden insanları tahkir eden ve ötekileştiren bu tür söylemler toplumsal barışa zarar vermektedir.
Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek’in, “Adaletin terazisi kimsenin servetine, unvanına veya statüsüne göre tartmaz; yargı, daima insan onurunu ve hukuku korur. Kadınların onurunu zedeleyen, haysiyetini inciten ve toplumsal hassasiyetlerimizle bağdaşmayan ifadeler, kim tarafından söylenirse söylensin kabul edilemez” açıklaması ile başlatılan re'sen soruşturma, toplumsal vicdanı yansıtan, önemli ve değerli bir tutumdur.
Ülkemizin uzun yıllardır özlemini duyduğu barış ikliminin yeniden güçlenmesinin konuşulduğu bir dönemde, Kürt kadınlarını hedef alan bu ifadeler karşısında toplumun farklı kesimlerden yükselen ortak tepki de son derece kıymetlidir.
İnsan haysiyetini savunan bu tutum, birlikte yaşama iradesinin, eşit yurttaşlık anlayışının ve ortak vicdanın güçlü bir göstergesi olmuştur.
Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası olarak; insan onurunu, kadınların saygınlığını, halkların eşitliğini ve toplumsal barışı zedeleyen her türlü ayrımcı söylemin karşısında olduğumuzu ve herhangi bir farklık gözetmeden bütün insanların hak ve özgürlüklerini korumak için gerekli her türlü çabayı göstereceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.
Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu
KADINLARI, KÜRTLERİ VE HEKİMLERİ HEDEF ALAN AYRIMCI VE AŞAĞILAYICI SÖYLEMLERİ KINIYORUZ!
“İnsan onuru sermayeden de, makamdan da, servetten de üstündür.”
İzmir’de bir hastane açılışında, ülkenin en büyük sermaye gruplarından birinin temsilcisi tarafından kamuoyu önünde dile getirilen; kadınları, Kürtleri ve hekimlik mesleğini aşağılayan ifadeleri büyük bir üzüntü ve öfkeyle öğrenmiş bulunuyoruz.
İnsan onurunu hedef alan, kadınları ve Kürt yurttaşları aşağılayan ve hekimlik mesleğinin saygınlığını zedeleyen ifadeler kabul edilemez. Bu ayrımcı ifadeleri ve bu ülkede Başbakanlık yapan bir kişinin tepki göstermek bir yana bu ifadelere gülmesini kınıyoruz.
Toplumsal yaşamda ayrımcılığı, önyargıları ve nefret dilini yeniden üreten hiçbir söz; “fıkra”, “mizah”, “şaka” ya da “espri” adı altında meşrulaştırılamaz.
DİSK olarak çok iyi biliyoruz ki; emeğin, demokrasinin ve toplumsal barışın temelinde insan onuruna saygı vardır. Bir insanı cinsiyeti, dili, kimliği, etnik kökeni ya da mesleği nedeniyle küçümseyen anlayış; sadece hedef aldığı kesimlere değil, toplumun ortak yaşam değerlerine de zarar vermektedir.
Toplumu kutuplaştıran, ayrıştıran ve nefret dilini besleyen bu anlayışa karşı; eşitliği, kardeşliği, dayanışmayı ve insan onurunu savunmaya devam edeceğiz.
Kürt kadınlarına yönelen ırkçı saldırıyı kınarken nedenleri üzerinde de düşünmek gerek. Temel nedeni zihinsel kolonyal bakış açısı. Diğer önemli neden ise egemen olduğunu bilmenin kibri ve bunun sonucu olarak yerleşik cezasızlık güvencesi.
Özür ya da soruşturma açılması sorunu gidermez.
Değerli Avukat arakadaşlarım az önce ulaştırdılar. Ptesi'yi beklemeye gerek yok.
"Kürtleri ve Kürt kadınlarını hedef aldığı ifadeleri nedeniyle Rahmi Koç hakkında; halkı aşağılama, kin ve düşmanlığa tahrik ile hakaret suçlamalarıyla suç duyurusu yapıldı...
#RahmiKoç
Kürt İş İnsanı Serdar Kayaalp:
Rahmi Koç tarafından sarf edilen ve kamuoyuna yansıyan ifadeler kabul edilemez; açıkça aşağılayıcı ve ayrımcı bir nitelik taşımaktadır.
▪️ Bu yaklaşım, bireysel bir söz olmanın ötesinde, Kürtleri ve özellikle Kürt kadınlarını hedef alan dışlayıcı bir zihniyetin yansımasıdır.
▪️ Kürtçe konuşan yurttaşların sağlık hizmetlerinde dil engeline mahkûm edilmesi ise açık bir hak ihlalidir. Hekime anadilinde ulaşamamak, sağlık hakkının fiilen gasp edilmesi anlamına gelir.
▪️ Bu tür söylemler “espri” olarak geçiştirilemez; eşitlik ve insan onuru gereği açıkça reddedilmelidir.
IRKÇILIK VE KADIN DÜŞMANLIĞI MİZAH DEĞİLDİR
Rahmi Koç tarafından bir hastane açılışında dile getirilen ve kamuoyuna yansıyan ifadeler; kadınları ve Kürtleri aşağılayan, ayrımcı kalıp yargıları yeniden üreten niteliktedir.
Kadın düşmanlığının ve ırkçılığın "mizah" adı altında meşrulaştırılmasını kabul etmiyoruz. Özellikle Kürt kadınlarını hedef alan bu söylemler, toplumdaki eşitsizlikleri ve ayrımcılığı yeniden üretmektedir.
Toplumsal etkisi yüksek kişilerin kullandıkları dil konusunda sorumluluk taşıdıklarını hatırlatıyor; insan onuruna, eşitliğe ve ayrımcılık yasağına aykırı bu ifadeleri kınıyoruz.
İSTANBUL BAROSU
Kürt doktor Halis Yerlikaya:
"Rahmi Koç’un Kürt kadınlarına yönelik, 'fıkra' adı altında dile getirdiği ayrımcı ve aşağılayıcı söylem; yalnızca bireysel bir dil sürçmesi değil, yıllardır Kürtleri ve özellikle Kürt kadınlarını ötekileştiren egemen, jakoben ve inkârcı anlayışın dışavurumudur.
Kürt kadınları, anadilde sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan yetersizlikler nedeniyle sağlık hakkından eşit biçimde yararlanmakta ciddi zorluklarla karşı karşıya kaldı/kalıyor.
Bir halkın yaşadığı dil bariyerini mizah konusu yapmak yerine, bu sorunun neden hâlâ çözülemediğini sorgulamak gerekir.
Çünkü sağlık hizmetlerinde dil bariyeri; yanlış tanılara, tedaviye uyumsuzluğa ve sağlık hakkının ihlaline yol açıyor."
Ben 47 yaşında bir uzman doktorum. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunuyum. Aslen Trabzonlu, doğup büyüdüğüm şehir ise Manisa. 21 yıllık meslek hayatımın 14 yılını Doğu Anadolu'da; başta Bitlis olmak üzere Van ve Cizre'de görev yaparak geçirdim.
Yıllar boyunca binlerce Kürt aileyle, binlerce Kürt kadınla karşılaştım. Şunu çok net gördüm ki; Kürt kadını her şeyden önce ailesinin, kültürünün ve onurunun temsilcisidir. Muayeneye çoğu zaman annesiyle, kardeşiyle, eşiyle ya da evladıyla gelirdi. Bunun sebebi bir doktora güvenmemek değil; yüzyıllardır taşıdığı örfün, edebin ve aile terbiyesinin bir yansımasıdır.
Bu yüzden Kürt kadınını konuşurken, onu siyasi tartışmalara ya da kişisel çıkarlara malzeme yapmak büyük bir haksızlıktır. Kürt kadını; yoklukta ailesini ayakta tutan, acıda dimdik duran, evladını büyüten, emeğiyle hayatı omuzlayan güçlü bir değerdir.
Bir insan konuşmadan önce sahip olduğu makamına, servetine ya da şöhretine değil; aynaya bakmalı, kendi ailesine bakmalı, kendi değerlerine bakmalıdır.
Çünkü bir toplumun namusu, kadınlarına gösterdiği saygıyla ölçülür. Kürt kadınının onuru da ne bir tartışmanın konusu olacak kadar küçüktür ne de birilerinin diline düşecek kadar değersizdir. O onur, yüzyıllardır dimdik ayakta duran bir halkın en kıymetli emanetidir. 🌹
🔴 DEM Parti Erzurum Milletvekili, HDK Eşsözcüsü Meral Danış Beştaş'tan Rahmi Koç'a sert tepki!
➡️ Fıkra adı altında Kürt kadınlarını hedef alan bu ırkçı, cinsiyetçi yaklaşımları kınıyorum!
➡️ Bu dil, rezilce bir dildir; bunu izah etmenin hiçbir yeri yoktur!
➡️ Bunu yaparken yanında daha önce ülkenin başbakanlığını yapmış şahıs da gülmüştür, çok büyük bir tepki var!
➡️ Koç Grubu'na yönelik boykot çağrısını yerinde buluyorum!
➡️ Herkes suç duyurusunda bulunabilir Türkiye'deki savcıları harekete geçmeye davet ediyorum.
Maalesef bu ülkede ırkçılık ve cinsiyetçilik yeni değildir; yıllardır fıkralarda, günlük dilde, medyada, siyasette ve ticarette kendine yer bulmuştur. Sorun yalnızca nefretin varlığı değil, nefretin sıradanlaştırılmasıdır.
2007 yılında Eşim vefat ettiğinde cenazemiz için mezar yeri verilmedi, 2012’de evladımı kaybettiğimde de sosyal medyada binlerce hakaret mesajı atıldı. Daha birkaç yıl önce, Aysel Tuğluk’un annesinin cenazesinin defnedilmesine bile tahammül edemeyenler ortaya çıktı, Ankaranın göbeğinde cenazeye saldıranları İçişleri Bakanı karşılayıp kucakladı. Bu zihniyet cezalandırılmadı, hatta ödüllendirildi.
Rahmi Koç’un anlattığı ırkçı fıkra da tam olarak bu uzun geçmişin bir yansımasıdır. Çünkü bu ülkede bir asırdır bazı halklara yöneltilen ayrımcılık o kadar kanıksatıldı ki, kimi insanlar bunu hâlâ normal bir davranış sanabiliyor.
Ben bunu yıllardır söylüyorum, bugün bir kez daha tekrarlıyorum:
Türkiye’nin acilen bir “Nefret Suçları Yasası”na ihtiyacı vardır.
Bu ülkede ne Kürd’e, ne Türk’e, ne Laz’a, ne Ermeni’ye, ne Alevi’ye, ne Sünni’ye, ne dindara, ne inançsıza yönelik aşağılamaya, ayrımcılığa ve nefrete yer olmalıdır.
Birlikte yaşamanın temeli birbirimizin kimliğini, onurunu korumaktır. Devletin görevi de budur.
Meclis’i derhal harekete geçmeye çağırıyorum. İnsanları kökenlerine, inançlarına, dillerine ve kimliklerine göre hedef haline getiren nefretin karşısına; eşit yurttaşlığı, hukuku ve insan onurunu koyan adil bir yasal düzenleme getirin.
Çünkü bu ülkenin daha fazla nefrete değil, daha fazla adalete ihtiyacı var.
(Bu fotoğraf cenazesi ırkçılar tarafından mezardan çıkarılan Hatun Tuğluk’a ait)
Bir çay bahçesinde oturuyoruz. Konu: Mutlak Butlan.
Herkes temkinli konuşuyor. Arada telefonlar kontrol ediliyor.
Bir amca var; durmadan hükümet aleyhine konuşuyor.
“Sus amca” diyorlar, dinlemiyor.
“Diplomam yok, tarla tapum yok, makamım yok, muhtar değilim, hiçbir şeyim yok. Dededen kalma bir evim var. Bana ne yapabilirler ki?” deyip duruyor.
Başka bir amca döndü dedi ki:
— Senin doğum belgen var mı?
— Var…
— Heh işte… Mutlak butlan yaparlar. Yok hükmünde olursun. Eve gidemezsin. Yolda jandarma alır, kimliksiz diye nezarete atar. Sonrası sınır dışı…
Amca birden sustu.
Elindeki tesbihi apar topar cebine koydu.
Çayını bile bitirmeden geldiği sokaktan kayboldu…
Masaya bir sessizlik çöktü.
Bir anda herkesin acil işi çıkıverdi…
Dil bilimciden Kürtçe anadilde eğitim yorumu:
Uygurların nüfusu Çin'in yüzde 1'i ama anadilde eğitim görüyorlar
Kürtlerin Türkiye'deki nüfusu yüzde 30 ama anadillerinde eğitim göremiyorlar
Ve ben bunu söylediğim için hesabım kapatıldı
🔴Kürtçe haber kanalı NÛÇE TV yayın hayatına başlıyor
Tamamen Kürtçe haber sunacak NÛÇE TV, 15 Mayıs Kürtçe Dil Bayramı’nda yayın hayatına başlıyor
https://t.co/hDjmQQNyqn