Zamanlaması nedeniyle çok kırılmış ama kızamamıştım, yenilginin nedenlerinden biri diye gördüm.
Ama anlıyorum ki tüm riskleri alıp hepimize gerçeği söylemişsiniz. Hem özür dilerim, hem teşekkür ederim. Umarım bu kez değişimi başarır, tarih yazarız @meral_aksener@ekrem_imamoglu
Arayan, soran herkese çok teşekkür ederim.
Tayfun’un ikinci başvurusuyla ilgili Anayasa Mahkemesi’nin oy birliği ile hak ihlali kararı verdiğini, bizler de sizler gibi basından öğrendik.
Beklediğimiz bir karardı; mutluyuz, umutluyuz.
Kararın bir an önce Resmi Gazete’de yayımlanarak uygulanmasını ve Tayfun’un yeniden yargılanmak üzere tahliye edilmesini bekliyoruz.
Gelişmelerle ilgili kamuoyunu bilgilendireceğiz.
Yazılımcı elde patlayınca plancıyı tutukladılar!
'Veri sızıntısı' soruşturmasında, 'İstanbul Senin' uygulamasını geliştiren şirketin 1 ay önce Sanayi Bakanı'nın elinden ödül aldığı ortaya çıkınca gidip Şehir Plancısı Nuri Cem Ceylan'ı tutukladılar!
Davanın özeti budur!
Nuri Cem gözaltındayken ona bu videoyu göndermiştim nasıl olsa ifadesini alır bırakırlar, çıkınca oturur güleriz diye. Canım kardeşim Nuri Cem Ceylan'ı hiçbir delil yokken tutukladılar. Çok üzgünüm, ne diyeceğimi bilemiyorum.
https://t.co/0b0WwI0QKO
Herkese selamlar. Telefonlara yetişmekte zorlanıyorum.
Bugün Tayfun ile 171. görüş günümüzdü. Haberi görüş çıkışında öğrendim.
Geç de olsa eşim @tayfun_kahraman ile yaşadığımız adaletsizliğin Anayasa Mahkemesi tarafından onaylanmasından büyük mutluluk duyuyoruz.
Sakince sürecin bir an önce tamamlanmasını bekliyoruz.
Değerli Meslektaşlar,
Yaklaşık bir buçuk yıl önce mesleğe ve meslektaşlarıma hizmet etme amacıyla İstanbul Şube Yönetim Kurulu Başkanı olarak büyük bir hevesle göreve başladım. Aynı duyguyu paylaştığımıza inandığım yönetim kurulundaki arkadaşlarımla birlikte Odanın ve meslektaşların çıkarlarını ön planda tutmaya çalıştık. Ancak Odanın mevcut yapısı ve idari işleyişi bu görevi sürdürmemi imkansız hale getirdi. İstanbul Şube Başkanlığı görevimden istifa ediyorum.
Göreve geldiğimiz ilk yıl içerisinde fiziksel bir şube mekânımız olmamasına rağmen, İstanbul ve çevresinde meslektaş ve kurum ziyaretlerini önceliklendirdik. Davet edildiğimiz tüm organizasyonlara, imkanlarımız el verdiğince katıldık. Şeffaf ve herkesin erişebileceği bir iletişim dili kurmaya çalıştık; günlük sorunlar yaşayan meslektaşlarımızla birebir temas halinde olmaya özen gösterdik. Her ay en az bir kez yapılan Plan İnceleme Komisyonu’nda yüzlerce planı inceledik. Mesleği ve meslektaşı savunma gayesiyle yoğun çaba gösterdik
Ancak üzülerek ifade ederim; geçen bu zaman içerisinde mesleğe ve meslektaşlarıma hayal ettiğim hizmeti verme olanağına sahip olamadım. Bunun temel sebebi; Oda’nın kurumsal yapısının, şubelerin kendi tüzel kişiliğiyle iş üretmesine olanak tanımamasıdır. Şubelerin yetki alanındaki meslektaşlar için özgür bir alan olması önünde ciddi engeller vardır.
Örneğin, geçtiğimiz yıl üyelerden toplanan aidat ve mesleki denetim ücretiyle Şube 5.000.000- TL gelir elde etti. Bu yıl bu gelirin 9.000.000- TL’yi aşmasını bekliyoruz. Ancak bu gelir, Şube’ye herhangi bir pay ayrılmaksızın doğrudan Genel Merkez’e aktarılmakta; Şube’ye yalnızca, zaruri harcamalarda kullanılmak üzere 6.000- TL ödenek verilmektedir. Bu ödeneğin aktarımı da düzensizdir.
Şubenin tüzel kişiliği olmadığı gibi, Şube Yönetim Kurulu’nun karar alma süreçlerinde söz hakkı da yoktur. Şube, bir temsilcilik düzeyine indirgenmiştir. Meslektaşlardan bağımsız bir Oda düşüncesi ve Şubeleri dışlayan bir Genel Merkez hegemonyası giderek yükselmektedir. Meslektaşlarımızın ve Odamızın kaderi, otokrat bir grubun siyasi manevraları etrafında dönen bir girdaba sürüklenmektedir.
Meslektaşlarımın, Şehir Plancıları Odasını bu girdaptan birlikte çıkararak; tüm plancıları kapsayan, şeffaf ve mesleğe odaklı bir kurum haline getireceğine inanıyorum.
Adalet insanlara kaldıramayacağı yükleri bindirmek olmamalı. Biz bunu Kuddusi Okkır’da, Türkan Saylan’da da yaşadık. Toplumun yaraları sonradan özür dilekleriyle sarılmıyor. Geç kalınmadan insan onuruna yakışanı yapmanızı istiyoruz Sn. Bakan @yilmaztunc
Meslektaşımız Murat Çalık’ın Hayati Tehlikesi Devam Ediyor!
Geçmiş dönemlerde Odamız İstanbul Şubesi II. Başkanlığı’nı da yürütmüş olan meslektaşımız ve Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, 23 Mart 2025’te tutuklanmış, 4 Temmuz’da lenfoma şüphesiyle ameliyat edilmiş, 7 Temmuz’da ise kendisine akut myeloid lösemi (AML M4) ve mukoepidermoid karsinom tanısı konmuştur.
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin resmi raporunda, bu sağlık durumunun cezaevi koşullarında hayati risk taşıdığı açıkça ifade edilmiştir. Buna rağmen Murat Çalık, ameliyatının hemen ardından yeniden cezaevine gönderilmiş, 9 Temmuz’da tekrar fenalaşarak hastaneye kaldırılmıştır.
Bu durum yalnızca sağlık hakkının değil, yaşam hakkının da açık ihlalidir.
TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi olarak, meslektaşımızın insan onuruna yakışır sağlık koşullarında tedavi görmesini ve derhal tahliye edilmesini talep ediyoruz.
Bugün sadece Tayfun Kahraman değil; Gürkan Akgün, Mehmet Murat Çalık, Resul Emrah Şahan, Buğra Gökçe, Sinan Çetiz, İkbal Polat da özgürlüğünden mahrum.
Mehmet Çakılcıoğlu, Adem Şanlısoy, İhsan Yılmaz, Onur Soytürk, Ramazan Gülten ve Hülya Kırlıkova ise gözaltında.
Bu yanlıştan dönülene kadar Kanal İstanbul'u durdurmak, kamusal mekanları arttırmak, şehri depreme hazırlamak ve daha adil İstanbul için verilen emeği devam ettirmek bizler için görevdir.
Tutukluluğunun 3. yılında, kızından, ailesinden, öğrencilerinden ve mesleğinden uzak kalan Tayfun Kahraman'ı ve 23 Nisan Depremini kayıpsız atlatmamızda onun emeğini anmak istiyorum.
Tayfun, İBB Deprem Risk Yönetimi Daire Başkanı olduğunda hızla ilçelerin zemin yapısını analiz ettirdi.
Hangi zeminin depremde nasıl davranacağını ortaya koydu. Bu analizlere dayanarak riskli alanlarda tarama ve test çalışmalarını başlattı.
Uygulanan yöntemle, binaların durumu anlaşılıyor; fakat klasik yöntemlerde olduğu gibi 90 gün içinde yıkım zorunluluğu doğmuyordu. Bu sayede şehirdeki yüz bin kadar bina tarandı ve yapıların risk durumu ortaya çıkarıldı.
Çalışmalarında 318 binanın olduğu yerde kendiliğinden yıkılabileceği tespit edildi. Bu binalarda 8000’den fazla insan yaşıyordu. Kamu iradesi bu tespitlerin arkasında durdu ve binalar belediye tarafından yıkıldı.
6.2 büyüklüğündeki depremden önce, o 318 bina yerinde duruyor olsaydı, bugün çok başka bir tabloyla karşı karşıya olabilirdik. @tayfun_kahraman hala içeride. Ama kurtardığı hayatlar burada, bizimle.
Bugün, Tayfun Kahraman gibi mesleğini onurla sürdüren 6 şehir plancısı daha gözaltına alındı. Kamu yararı için mücadele verenler günden güne kıstırılmaya çalışılıyor.
Bu yanlışlardan bir an önce dönülmeli.
Demokrasiye ve Halkın İradesine Darbe Niteliğindeki Gözaltıları Şiddetle Kınıyoruz!
İBB'ye yönelik operasyonda Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere, aralarında odamız üyesi meslektaşlarımız , Gürkan Akgün, Mehmet Murat Çalık, Emrah Şahan, Buğra Gökçe ve Bayram Taşkın dahil birçok kişi gözaltına alındı. Bu karar, doğrudan demokrasi ve toplumun bağımsız iradesine karşı açık bir saldırıdır.
Meslektaşlarımızın ve yerel yönetimlerin yanındayız, demokrasimizi ve toplumun geleceğini tehdit eden her türlü baskıya karşı mücadelemizden geri adım atmayacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz.
Silivri’den herkese merhaba,
Öncelikle paylaştığım videoyu yeniden izlemenizi ricaediyorum.
Videoda, 13 Haziran 2013 tarihinde Ankara’da, dönemin Başbakanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın davetiyle katıldığım heyetin, hükümet yetkilileriyle yaptığı 3.5 saatlik toplantı sonrasında, Başbakanlık konutunun merdivenlerinde yaptığım konuşmam yer alıyor.
O halimi düşünüyorum. TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Başkanı gencecik bir Tayfun. Hükümet davetiyle görev bilmiş kendine orada olmayı ve bu açıklamayı yapmayı.
Bu açıklamanın üzerinden kocaman bir 9 yıl geçti ve bir andasuçlu ilan edildik. Aklımızın hala almadığı bir karar.
Bugün, haksız yere tutukluluğumuzun 1000. gününü geride bıraktık.
1000 günlük anormallik yaşıyoruz.
1000 gündür demir parmaklıklar arkasındayız.
1000 gündür sevdiklerimize hasretiz.
1000 gün hayatımızdan geçti, gitti.
1000 gün dile kolay…
1’den 1000’e kadar saymaya başlasa insan usanır, bir yerde saymayı bırakır.
Oysa ben hiç bırakmadım, eşim Meriç bırakmadı, kızım Vera bırakmadı. Annem ve babam bırakmadı. Meslektaşlarım bırakmadı. Öğrencilerim bırakmadı.
Hayatı bir yerde durdurma isteği geliyor, yalan değil. Çünkü anılar hep dışarıda. O anların fototğrafıyla avunuluyor burada ancak.
1000 gündür bir bu anılara yenileri eklenir mi diye düşünüyorum.
Videodaki gencecik Tayfun bir daha düşüyor hatrıma.
Defalarca şiddetsiz ve demokratik tepki gösterilmesini, yasalara saygıyı hatırlatan ben değil miydim? Bütün TV kanalları bunlarıyayınlamadı mı?
Şimdi neden hiç parçası olmadığım ve karşı çıktığım şiddet eylemlerinin faili sayılıyorum?
Bu soruyu 1000 gündür soruyoruz.
Mahkemede de sorduk. Tanıkları dinleyin dedik. Bütün ulusal kanallara çıkan görüntüleri verdik. Bakın bu masumiyetin kanıtıdedik. Kabul etmediler. Peşin hükümle, siyasi inatla verilen 18 yıllık bir ceza ile tüm hayatımız altüst edildi. Yine de sormaya devam ettik. 1000 günde en az 1000 kere sorduk.
Sorsak, belki Silivri’nin soğuk duvarı bile dile gelir konuşurdu, bir cevap verirdi. Olayın birebir tanıkları ise susuyor. Hapishane duvarından bile daha soğuk olmak mümkün mü? Mümkünmüş.
Çok basit, çok temel bir sorular soruyoruz: Benim suçum ne? Bu suçun kanıtı ne? Bu cezanın gerekçesi ne? Haykırıyoruz. Ailem haykırıyor, ufacık kızım Vera haykırıyor, aynı soruları, çevirip çevirip soruyoruz. Cevap yok.
Adalet hepimiz için ne önemli bir kelime. Değil 1000 gün bir ömür geçse de bugün olduğu gibi gür haykıracağız: Adalet, hemen şimdi.
Biliyorum sıkılıyor canınız. Biliyorum adaletin geciktiği her gün bir kâğıt kesiği gibi acıtıyor canımızı.
Ama vazgeçmiyoruz umut etmekten. Ne olur hiç vazgeçmeyelim umuda tutunmaktan.
Dostlarım, haksız tutsaklığımızın 1000. gününde özgür ve güzel günlerimizin yakın olduğu umudu ile hepinizi Silivri’den hasretle selamlıyorum.
Sevgilerimle;
Tayfun Kahraman / Silivri K. C. İ. K. A/42
Yeni Adli yılın adil olmasını dileriz.
Ekte, eşim Tayfun Kahraman’a yaşatılan insan haklarına aykırı muameleye dair tutanağı tüm kamuoyuna ve yetkili mercilerin bilgisine sunuyorum.
Kolluk kuvvetinden 4 personelin muayenene sırasında odada bulunarak hasta-doktor mahremiyetinin ihlal ettiği, bunun yanında Tayfun’un her iki elinde de kelepçenin aşırı sıkılması sonucu oluşan sekonder travma bu tutanakla yazılı kayıt altına alınmıştır.
Hukuki süreç başladı, takipçisiyiz.
Biz kanundan ve diyalogdan başka hiçbir yol bilmeyiz.
Eşim Tayfun Kahraman evvela masumdur, hakkındaki iddialara dair tek bir somut delil yoktur. Bunun yanında adil yargılanmamıştır, bu anayasal hakkı ihlal edilmiştir. Gerekli hukuki adımlar atılmadığı için hâlen tutukludur. 28 aydır özgürlüğünden, kızımız Vera'dan mahrum bırakılmıştır.
Tayfun'un masumiyeti ise belgelidir, tüm kamuoyu ile masumiyetinin bilgi ve belgeleri paylaşılmıştır.
Tâli olarak; Tayfun Kahraman MS hastasıdır ve hasta hakları, insan hakları ihlal edilmiştir.
Eşim Tayfun Kahraman’ın evimize, kızımız Vera’ya sağ salim kavuşacağı günü sabırla bekliyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti’nin şerefli, eşit ve özgür yurttaşları olarak tüm yetkililere, siyasilere ve hakimlere sesleniyoruz: Çok gecikmiş olan adaletin bir an önce tecelli etmesini sağlayın, bu zulüm bitsin.