MUTLAK BUTLAN KONUSUNDA
Mutlak butlan kararı %100 politik bir karar. Kararın tutarlı bir hukuki açıklaması yok. Hatta ben meselenin hukuk tartışmasına boğulmasının kitleleri apolitize edeceği kanısındayım.
Bu şerhi düştükten sonra, yine de hukuk kamuoyunda mesele hararetle tartışıldığı için konuyla ilgili bilgi vermek isterim.
Karar, en az on nedenle sorunlu:
1-) Bu vakada, asliye hukuk mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi görevli değildi. Seçim yargısı görevliydi.
2-) Bir an için adli yargı görevli sayılsa bile, görülen davada (olsa olsa) "tespit" sonucuna ulaşılabilirdi. "Kesin hükümsüz" şey bir an bile geçerli bir sonuç doğurmayacağı için ortada "iptal" edilecek bir şey de yoktur. İptal kararı verilemez.
3-) Eğer bir davada "iptal" kararı veriliyorsa, bu durumda kaçınılmaz olarak süre tartışması yapılması gerekirdi. Bu tartışma yapılmadan "iptal" kararı verilemez.
4-) Temel haklara etki eden konularda kıyas yapılırsa, dar yorum esastır. Medeni Kanun'un kıyasen kullanılan 83'üncü maddesi "kararın iptali" ile ilgilidir. "Kararın iptali"ne dair hüküm, "kurultayın iptali" için kullanılamaz.
5-) Yerleşik içtihat uyarınca; tedbir kararları, uyuşmazlığın esası hakkında bir hüküm kurmaz. Söz konusu tedbir kararı, adeta davacıların talebini karşılamaktadır. Bu, usul hukukunun yerleşik kabullerine aykırıdır.
6-) Tedbir kararında, davanın tarafı olmayan kişiyle ilgili belirleme yapılması/işlem tesisi edilmesi, sorun teşkil ettiği gibi, konuyla ilgili müstakil inceleme yapılmaması (kişinin kendisine verilen görevi kabul edip etmediği veya kişinin güncel hukuki statüsü vb.) da sorunludur.
7-) Bir soruşturma dosyasındaki kimi spekülatif belirlemeler, ceza yargılaması sonuçlanıp karar kesinleşmemişken, böyle bir karara belirleyici şekilde temel oluşturamaz.
8-) Seçimlerde kişilere, bazı vaatler karşılığında oy vermesinin telkin edilmesi irade fesadı oluşturmaz. Eğer böyle olsaydı 1950'den beri gerçekleşen tüm seçimleri hükümsüz saymak gerekirdi.
9-) Oy kullanırken irade fesadına uğrayan kişilerin bulunduğu varsayımında dahi bu durum tek başına hükümsüzlük sonucu doğurmaz. Seçim hukukunda irade fesadının sonuç doğurması için bu fesat, seçimin sonucuna etki edecek sayıda olmalı ve her bir fesat ayrı ayrı incelenmelidir.
10-) Siyasi parti özerkliği, parti üyelerinin kendi yöneticilerini kendilerinin seçmelerini gerektirir. Örgütlenme özgürlüğüne dönük hukuki belirlilik/öngörülebilirlik bulunmadan gerçekleşen bu müdahale Anayasa'ya da aykırıdır. AYM'nin geçici tedbir yoluyla devreye girmesi gerekir.
Güncel durumla ilgili not:
Söz konusu karar, yeni bir kurultay yapılmasına engel değildir. Karar, mevcut delegeler için bir sonuç doğurmadığı için bu delegelerle yeniden seçim yapılır.
- Olur da sonradan bu karar kesinleşirse yapılacak kurultayın sonucuna göre devam edilir.
- Olur da karar bozulur ve davacılar kaybederse Özgür Özel görevine devam eder.
Yani demokratik dertleri olanlar için Kurultay yapmaya engel bir durum yoktur!
Öngörüm:
Görünen o ki Kemal Kılıçdaroğlu, tedbir kararının kesinleşmesine kadar kurultay yapmamayı planlıyor. Bu karar yıllarca kesinleşmeyebilir. Örneğin Yargıtay bozabilir, istinaf direnebilir, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu nihai kararı verebilir.
Kılıçdaroğlu, tüm bu süreç askıda kaldıkça tedbir kararının hükmünü icra edeceği varsayımına göre plan kuruyor. İhtilafın çözümü zamana yayıldıkça delege yapısının değişebileceğini, hiç olmazsa müstakbel Cumhurbaşkanlığı seçiminde belirleyici olabileceğini hesaplıyor.
Yani Kemal Bey, CHP'nin içinde düşürüldüğü "usuli kapan"ın içinde kendince rahat etmeye çalışıyor.
Eğer strateji buysa, bu edimlerin günün birinde açılacak "Anayasa'yı İhlal" davasında özel olarak incelenmesi gerektiği kanısındayım.
Bu son notumu herkes aklında tutsun!
https://t.co/1lvz3XZRdd
Dökülen her tuz asfalta, ağaçlara ve birkilere ciddi zararlar verir. Tuz yolları tahrip eder, atıksu arıtma tesislerine ciddi zararlar verir.
Kar kürünerek hasat edilmeli. Hasat edilen karlar en yakın yerlerdeki ırmak ve göl kenarına ve yamaçlara dökülmeli.
Kanada'da kar hasadı.
Bu konuşmayı özellikle Çalışma Bakanı dinlesin…
“Karşımda oturanlar işçi sınıfına ihanet hâlinde insanlar!”
Sera Kadıgil, Meclis’te milyonların sesi oldu:
Emekli aç, işçi tükenmiş…
Ama gören yok, duyan yok, utanmak da yok!
#ÜlkeCanCekişiyor
🐟BALIKLAR MİLLİ SERVET DEĞİL Mİ?
İstanbul Boğazında gırgır ile avlanma iddiaları gündeme geldiğinde Tarım Orman Bakanlığının sadece 2025’te 15 bin denetim yaptığı, 20 tekneye el koyduğu duyurulmuştu.
Bu güzel bir haber. Ancak belli ki denizlerimize kast edenleri engellemeye yetmiyor
Çünkü İstanbul’da lokantalarda hala “defne yaprağı” (lüferin yavrusu) ve çinekop servis ediliyor.. Tezgahlarda bile açık açık çinekop ve küçük sarıkanat satıldığı görülüyor. Bunların avlanmasının tek yolu dip taraması veya trol. Vatandaşlar, özellikle Tarabya - Sarıyer arasında sık sık trol tekneleri gördüklerini söylüyor.
Sahil Güvenlik’in burnunun dibinde bu nasıl bir cesaret akıl alır gibi değil! Kimseler görmüyor mu acaba?
Bakanlık denetimleri de yeterli gelmiyor olmalı ki bu tekneler hala gözümüzün önündeler… Demek ki denetim usullerinin de biraz biçim değiştirmesi gerekiyor…
Birincisi, özellikle Ekim-Şubat sürecinde denetim sıklığı artırılmalı. İkincisi denetimde mutlaka kameralı dronlar kullanılmalı. Üçüncüsü Ticaret Bakanlığı ve İBB de denetime destek vermeli. Tezgahta 12 cm balık satan cani, bunun hesabını vermeden kaçmak için herhangi bir bürokratik boşluk bulamamalı.
Gaffar Yakınca - Haber7, 29 Ekim 2025
Avrupa’da bu gece kış saat uygulamasına geçildi.
Şu anda Türkiye’de saat 10:00, Avrupa’da ise 08:00.
Yani Türkiye, iki saatlik karanlık bir inatla Avrupa’dan uzaklaşıyor,
Suudi Arabistan’la aynı saat dilimine taşınıyor.
Ekonomi, ticaret, lojistik, iletişim…
Hepsi Avrupa’yla eşgüdüm ister.
Ama iktidar, Avrupa’yla senkron olmayı değil,
Ortadoğu’ya benzemeyi tercih ediyor.
Bu sadece bir saat farkı değil,
akıl farkı, yön farkı, medeniyet farkıdır.
Çocuk sabahın zifiri karanlığında yola çıkıyor,
kadın işe giderken güvenlik endişesi yaşıyor,
işçi, memur, öğrenci karanlıkta sürünüyor.
Enerji tasarrufu yok, kamu yararı yok.
Kış saati uygulamasına geçmemek,
bilimsel değil, siyasal bir tercihtir.
Ve bu tercih, Türkiye’yi karanlığa değil;
yalnızlığa ve geri gidişe mahkûm ediyor.
Bende en çok Zonguldaklı madencilerin izi kaldı. 30 saatte bölgeye ulaştırılabilmelerini, uçakla pamuklarla değil 15 saatte otobüsle yorgun ulaştırılmalarını unutmayacağım. Çabuk ulaştırılsalardı kaç can daha kurtarırlardı diye hep düşüneceğim. Herkes gibi onlara minnettarım.
Tek insan rejiminde kimse sorumluluk alamıyor. Skandalı birinci elden okuyun:
1- AFAD Destek Gönüllüsüyüm.
2- AFAD tarafından ARAMA VE KURTARMA EĞİTİMİ ALAN GÖNÜLLERİZ biz.
3- Kısa mesaj ile çağırıldık ve depremin olduğu gün Antalya’dan 4 otobüs yola çıktık.
4- Sabaha karşı saat
Neden bu kadar öfke?
-Tecrübemiz var mıydı? Olağanüstü.
-Faylar biliniyor muydu? Kesinlikle, çizgi çizgi.
-Bilim zamanında uyardı mı? Hem de nokta nokta tespit. Bir tek gününü bildirmedi. Ki bunu yapmak olanaksız.
-Devlet biliyor muydu? Hem de nasıl.
İstanbul üniversitesi eczacılık fakültesi öğrencileri olarak sürekli listeleri güncelliyoruz ama ss olarak paylaşıldığı için bazen güncel bilgileri ulaştıramıyoruz lütfen linkleri kullanalım
Hatay : https://t.co/PfrdMffBjO
Kahramanmaraş :
https://t.co/E4QGEttNvl
Gelen destek talebi;
Arkadaşlar Hatay da bi arkadaşım şuan enkaz başında, ailesinin seslerini duyuyo ama saatlerdir vinç bekliyolar, bikaç yönlendirme yapmaya çalıştık fakat hala bekleniyor
Antakya,
Küçükdalyan mh Sahil Cd
Aslan apt,
Arkadaşım Gökhan Sahil
0539 928 98 98