ŞAMPİYON TÜRKİYE 🇹🇷
Atatürk'ün kızları İtalya'yı 3-2 mağlup ederek Avrupa Şampiyonu oldu!
Tebrikler Asil Türk Kadınları!
Size ne kadar teşekkür etsek azdır.
#FileninSultanları
O çöpleri denize atmak arabasına koyup en yakın çöpe atmaktan daha zor, peki neden denize atmayı seçiyor? Çünkü kötülük böyle bir şey, beyinleri iyi olanı kolay dahi olsa seçenek olarak görmüyor.
Köprü ve otoyolların 30 yıl için satılması ile ilgili Maliye Bakanlığı daha iyi hizmet sunumu için demiş. Milletin aklı ile alay etmeyin. @zaferpartisi
YILLAR ÖNCEYDİ.
Televizyon programımdaki 4 konuktan ikisi
Sırrı Sakık ile Murat Bozlak’tı.
Diğer ikisi ise Kamer Genç ile Mehmet Gül.
(İkisi de ışıklar içinde olsunlar)
Programın ortasında Sırrı Sakık, Kamer Genç’e hücum eder:
-”Siz Atatürk’ü savunarak soykırıma uğrayan
Dersimli Kürtlere ihanet ediyorsunuz.”
Kamer Genç anında şu karşılığı verir:
-”O kullandığınız cümlede bir kaç tane büyük yalan var.”
Sırrı Sakık: Ne imiş o?
Kamer Genç:
“Birincisi Dersim bir ilin değil bölgenin adıdır ve benim ilim
Cumhuriyetle beraber Tunceli olmuştur.”
Kamer Bey devam eder:
“İkinci husus Dersim’de olanlar soykırım değil
yeni kurulan bir devletin başkaldıranlara karşı önlem almasıdır.
Bir başka yanlışınız ise Tunceli asla Kürt değildir.
Biz Hazar kökenliyiz.
Dilimiz de sizden farklı yani ne kırmançi ne de zazaca konuşuyoruz.”
Sırrı Sakık: Seyid Rıza’ya ne diyeceksin?
Kamer Genç: “İngilizlerin oyununa gelmiştir.
Tuncelililerin o dönem önderi, Atatürk’ün yoldaşı olan Diyap Ağadır...
O yıllarda Şeyh Said ve Seyid Rıza’yı kullananlar
şimdi PKK’yı kullanıyor.”
İşte Kamer Genç bu milli duruşu için seviliyor sayılıyor.
Kamer Bey’in şu sözü de alkışlanacak güzelliktedir:
-”Ben Atatürk ve Cumhuriyet sayesinde okuyup milletvekili oldum. Cumhuriyet olmasa kuldum.”
SKANDAL!
Köprü ve otoyolların özelleştirileceği haberi kamuoyunda tepkilere neden olunca Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilileri açıklama yaptı. Bakanlık, söz konusu köprü ve otoyolların 2025 yılı gelirinin 600 milyon dolar, bakım ve onarım giderlerinin ise 300 milyon dolar olduğunu duyurdu. Ancak belgeler farklı bir tablo ortaya koydu.
Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, “Bakanlık, devletin yüksek kârla işlettiği köprü ve otoyolların gelirlerini olduğundan düşük, giderlerini ise olduğundan yüksek göstererek kamuoyunu yanıltmaya çalıştı.” diyerek Karayolları Genel Müdürlüğü’nün 2026 Yılı Mali Raporu’nu paylaştı.
Paylaşılan resmi belgelerde köprü ve otoyolların gelirinin 600 milyon dolar değil 804 milyon dolar, giderlerinin ise 300 milyon dolar değil yalnızca 126 milyon dolar olduğu görüldü.
UMARIZ TARİH TEKERRÜR ETMEZ
Ekonomik iflasını açıklayan Osmanlı Devleti’nin 1881 yılında bütün varlıklarına el konuldu.
İğneden ipliğe Yahudi, İtalyan, Ermeni, Fransız tacirler İstanbul’a dolmuştu.
Abdülhamid bu kadar borcun üzerine yeni borçlar ekledi. Osmanlı 15 defa büyük borç aldı. Ama faizini bile ödeyemez olmuştu.
Osmanlı’nın hazinesine el koyan Avrupa, bugün “İstanbul Erkek Lisesi” olan binaya Düyûn-ı Umûmiye’yi yerleştirip borçları tahsil etmeye çalıştı.
Yani hazine ecnebilerin yönetimine geçti.
Borçlar ödenmedikçe Abdülhamid Avrupalı tefecilere tekeli verdi; teker teker millî varlıkları kaybettik.
Demir yolları, iplik, fındık, pamuk, kömür, tekstil, demir-çelik, tuğla, kireç… Ne iş varsa Avrupalılara satıldı.
Haliç ecnebi fabrikalarla doldu. Tarlabaşı, Avrupa’dan gelen tüccarların görkemli evleriyle bezendi.
Zenginler İstiklal Caddesi ve Sıraselviler’e yerleşti. Bugün İstanbul’da gördüğümüz şahane binaların çoğu o dönemlere aittir.
Türklerse yüzlerce yıldır tamir gören, yamalıklı bohçaya benzer tahta evlerde otururdu.
Bu evler Fatih ve Süleymaniye’nin arka sokaklarında bulunurdu.
Abdülhamid döneminde yüzlerce kilise ve sinagog açıldı…
İşte o tarihte Avrupa’dan gelen zenginleri ağırlamak için 5 yıldızlı bir otel yaptılar: Pera Palace.
Pera Palace Rumca, “Yokuş Sarayı” demek.
Fransa’dan trene binip Sirkeci’de inen Avrupa jet sosyetesi, tren garından bu otele Türk hamalların sırtında özel tahtlarla taşınırdı.
Aslında Batı emperyalizmi İstanbul’u Vahdettin döneminde değil, Abdülhamid döneminde çoktan ele geçirmişti.
Atatürk Cumhuriyeti kurduğunda Türklerin elinde sadece çarık kalmıştı.
Sanayi ve tarım hamlesi başlattı.
Yerli Malı Haftası o tarihte başladı; çocuklarımız millî üretimin ve millî kalkınmanın önemini anlasın diye.
Türklere ait banka bile yoktu.
Adında Osmanlı olan banka bile ecnebilerindi. İş Bankası bu yüzden kuruldu.
Osmanlı Devleti’nin iflas ilan ettiği meşhur RAMAZAN KARARNAMESİ (Nisan 1876)…
Vergi gelirlerinin devredildiği MUHARREM KARARNAMELERİ (1879 ve 1881’deki iki kararnamedir) pek bilinmez, gündeme de getirilmez.
Hep saklanır…
Dolmabahçe Sarayı 1856,
Çırağan Sarayı 1863,
Beylerbeyi Sarayı 1864,
Yıldız Sarayı 1880’de yapılmıştır.
Yani Osmanlı’nın çöküş döneminde.
Dünya;
sanayiye,
eğitime,
bilime
ağırlık verirken,
Osmanlı, çöküşü gizlemek için saray yapımına ağırlık vermiş.
Umarız sonumuz aynı olmaz! (Alıntı)
AKP’nin halka ihanet planı Resmi Gazete’de yayınlandı!
Cumhurbaşkanı kararıyla;
2 Boğaz Köprüsü, 8 Otoyol ve 2 Çevre Otoyolunun 30 yıllığına özelleştirilmesi kararı alındı.
Özelleştirme programına alınanlar⬇️
🔴Köprüler
1. 15 Temmuz Şehitler Köprüsü
2. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü
🔴Otoyollar
1. KGM Avrupa Otoyolu
2. KGM Anadolu Otoyolu
3. İzmir-Aydın Otoyolu
4. İzmir-Çeşme Otoyolu
5. Niğde-Mersin-Adana (Batı) Otoyolu
6. Adana (Doğu)-Gaziantep (Batı) Otoyolu
7. Gaziantep (Doğu)-Şanlıurfa Otoyolu
8. Toprakkale-İskenderun Otoyolu
🔴Çevre Otoyolları
1. Bursa Çevre Otoyolu
(Çağlayan kavşağı-Yenişehir kavşağı)
2. Gaziantep Çevre Otoyolu
Devletin ücretli işlettiği 2 Boğaz Köprüsü ve 8 Otoyolun;
🔵2025 yılı toplam kârı 600 Milyon Dolar
🔵30 yıllık toplam kârı 18 Milyar Dolar!
Güncel kurla 871 Milyar 920 Milyon Lira!
Maliyeti yıllar önce vatandaşın vergileriyle ödenmiş ve devletin yüksek kârla işlettiği bu köprüleri, otoyolları ve çevre otoyollarını özelleştirmek vatandaşa ihanettir.
Bu yolları özelleştirmeyle işletecek olan şirketler 30 yıl boyunca araç geçiş ücretlerine zam üstüne zam yapacaklar.
Bunun adı Türkiye’nin geleceğini satmaktır!
Derhal bu özelleştirme kararından vazgeçin!
Kaynak: 05.09.2026 tarihli Resmi Gazete, 20.10.2010 tarihli Resmi Gazete
Profiline "Osmanlı evladıyım" yazmış, yanına Filistin bayrağı koymuş.
Bayraktaki kırmızı üçgenin, Osmanlı’ya karşı Arap isyanı’nın sembolü olduğunu bilmiyor.
İşte mücadele ettiğimiz cehaletin özeti bu.
📌Tarihte Bugün; 1 Eylül 1921-Düğün ve Cenaze...
⚠️105 sene önce bugün Padişah Vahdettin, kendisinden 42 yaş küçük Nimet Nevzad Hanım ile evlenmiş, Yıldız Sarayında düğün yapmıştır.
⚠️Vahdettin düğün yaparken, Sakarya Savaşı esnasında Çal Dağı'nı savunan 190. Alay kendini feda ediyor 1 ve 2 eylül tarihlerinde 82 subayını ve 900 erini şehit vererek koca alaydan geriye çoğu yaralı 80-100 asker kalıyor.
👉Vahdettin, Nimet Hanım ile evlendiğinde tam 61 yaşındaydı. Gelin hanım ise sadece 19 yaşındaydı. Vahdettin kendisine 19'luk eş aldığı sırada biri 27, diğeri de 29 yaşlarında olmak üzre 2 kızı vardı.
👉İşte tam bu esnada 190. Alay kendini feda ediyor, Yunan Ordusu Ankara kapılarını zorluyor, Şerife Bacı ve arkadaşları da kağnılarıyla İnebolu'dan Ankara'ya cephane taşıyordu.
‼️Ama tüm bunlar Padişah ve Halife Vahdettin'in umurunda değildi. O vatanı işgal altındayken İngilizlerin himayesi altında Sarayda düğün yapıyordu...
‼️Şimdi vatanın nasıl kurtarıldığını unutan bazı hain köpekler Vatanı kurtarması için Mustafa Kemal Paşa'yı Samsun'a Vahdettin'in gönderdiğini(!) söyleyip vatanı işgal altındayken düğün yapan bu uçkur düşkününe milli mücadeleden pay çıkarmaya çalışıyorlar...
#tarih #TarihteBugün #salı #sakaryameydanmuharebesi
Timur Soykan: "Bir baktım, yasa dışı bahis baronu Veysel Şahin’le ilgili haberim de engellenmiş. O zaman dedim ki: ‘Ha, demek ki böyle engelleniyormuş.’
Habere erişim engeli geldiğini haber yaptık, o haberimize de erişim engeli geldi. Bu 7-8 kere tekrarlandı.
Biz memleket bu karanlıklardan çıksın diye uğraşıyoruz, bir sulh ceza hâkimi rüşveti alıyor, tak diye bizim haber uçuyor, gidiyor.
Bu kadar basitmiş.”
Kur'an'da evlilik çağı (Buluğu'n-nikah) kavramı var (Nisa 6) ama rakam verilmiyor.
Rakam zamana ve mekana bırakılmış diyelim...
İslam tarihinin zamanı ve mekanı (ulema, mezhep kitapları) müşkil hallerde (ergenlik belirtileri görülmediğinde) hükmen akil-baliğ yaşını çoğunlukla erkeklerde 18 kızlarda 17 olduğunu söyler. (Hanefi; 18-17, Maliki; 18-18, Şafi; 15-15, Hanbeli; 15-15).
1990 tarihli Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 1. maddesinde "18 yaşına kadar her insan çocuk sayılır..." denir.
Bu sözleşmeyi 57 İslam ülkesi dahil 197 ülke imzalamış. Suud, İran, Pakistan, Kuveyt şerh koyarak imzalamış. İslam şeriatıyla ve ulusal hukukumuzla çelişirse uygulamayız demişler.
En çok da evlilik yaşı 9'a kadar çekilebildiğinden buna İslam şeriatı diyerek çekince koydukları anlaşılıyor.
Oysa Kur'an'a uygun olan sözleşmede yazılan, bu ülke mollalarının yaptığı yorumlar değil.
Şu halde küçük bir kızla 6-9 yaşında evlenilebileceği iddiaları;
1- Aişe'nin yaşı, babanın izni falan dense de buluğu'n-nikahtan (Nisa 6) dolayı Kur'an/din dışı...
2- Mezhep kitaplarında müşkil durumda ergenlik için öngörülen 18-17/15 rakamlarından dolayı gelenek dışı...
3- 197 ülkenin imzaladığı Çoçuk Hakları Sözleşme'inden dolayı da çağdışıdır.
Mutlaka izleyiniz.
2 yıl önce günlerce ortaya koyduğum belgelerden, yazılardan, isimlerden, şirket ve vatandaşlık bilgilerinden ve SİYONİST CHABAD örgütü ile ilgili verdiğim detaylardan yararlanarak derli toplu bir video hazırlanmış.
Mutlaka izleyin, izletin...
İlk yayınları yaptığımda ve X platformunda 2.5 milyon kişi okuyup Türk hükümetini harekete geçmeye çağırdığında, bu ülkenin başbakanı olan Ünal Üstel gece saat 23.00'de beni telefonla arayarak bağırmış, çağırmış ve " yalan yazdığımı, uydurduğumu, İsraillilerin bir tehlike yaratmadığını, yatırım yapan İsraillileri teşhir etmekle Ruma hızmet ettiğimi, bana günümü göstereceğini" söylemiş ve tehditler savurmuştu.
Ona aynı tonda ve üslupta yanıt vermiş, ertesi gün de bu konuşmayı ve tehditleri bir yazıyla kamuoyuna açıklamıştım.
Zaman beni haklı çıkardı.
Anavatan devreye girerek, hükümetin ayak sürmesine karşın, gerekli denetim ve kısıtlama yasasını çıkarttırdı. Ne ki Ünal Üstel,
2 yılda en az 15 kez kanun hükmünde kararnamelerle yasayı delik deşik etti. Eskisinden daha da kötü hale getirdi..
Siyonistlerin, ülkedeki işbirlikçileri vasıtasıyla yaptıklarını ve şimdi, değişik yöntemlerle kendilerini nasıl gizlediklerini teşhir etmeye devam edeceğim...
Çocuklarım, gelecek kuşaklar, halkımız, Türk Ulusu, Anavatan beni, Siyonistlerin SESSİZ İŞGALİNİ İLK KEZ BELGELERİ İLE KANITLAYAN, Türk devletini ve kamuoyunu uyaran kişi olarak anımsasın yeter .
https://t.co/o2934GCwL5
1492 yılında din değiştirmeye zorlanan 150.000 İspanyol Yahudisi'nin en az 100.000'i Türkiye'ye sığındı.
Daha 20 yıl önce Anadolu Yunanlılar tarafından işgal edilmişken, İkinci Dünya savaşında Faşist Almanya ve İtalya'nın Yunanistan'ı işgal etmesinden sonra en az 40.000 Rum Türkiye'ye sığındı. Faşistler 500.000 çocuğu Yunanistan'ın tahıllarına el koyduğu için açlıktan öldürdüler. O dönemde Yunanistan'a en çok gıda yardımı Türk Halkı tarafından yapıldı.
1991 yılında Irak'daki Kürt nufusu 2-2.5 Milyon civarındaydı.
Bunların 5te biri yani 500.000'i Türkiye'ye sığındı.
Tarihte Türk Halkı kadar hamiyetli çok az ulus vardır.
Türk Halkı'na ''faşist, soykırımcı, sömürgeci'' diyenler elbet bir gün Türk Halkı'nın yardımına muhtaç hale gelir.
86 milyon bizi unutmasın, dua etsin.”
Ramazan Gazimizin bu sözleri, yıllardır vatan için bedel ödeyen gazilerimizin yüreğindeki mücadeleyi anlatıyor. Biz unutulmak değil, haklarımızın teslim edilmesini ve adaletin sağlanmasını istiyoruz.
Gazilerimizin sesi duyulsun.
86 milyon, gazilerinin yanında olsun. 🇹🇷
#GazileriminYanındayım
#GazilerimizinHakkınıVerin
#gündem
#SONDAKİKA
#haber
ÜRDÜNLÜ BİR DOKTORUN FACEBOOK’TA YAZDIĞI İBRETLİK BİR YAZI!
İngiliz bir arkadaşıyla başkent Amman’ın Kavaysime bölgesinde gezerken, İngiliz arkadaşı köprülere hayran kalmış ve bu hayranlığını şöyle dile getirmiş:
— “Ecdadınız gerçekten çok çalışmış, çok harika mühendislermiş. Çok güzel köprüler yapmışlar. Bravo atalarınıza!”
Ürdünlü doktor:
— “Hayır, bizim ecdadımız değil. O köprüleri Türkler yapmış.” demiş.
El Sahravi bölgesine varınca tarihî demiryollarını görmüş ve şaşkın bir şekilde:
— “Ecdadınız gerçekten çok büyük insanlarmış ki demiryolunun önemini o zamanlarda anlamışlar ve bu bölgede demiryolu inşa etmişler. Medeniyet ulaşımla başlar üstadım.” demiş.
Ürdünlü doktor:
— “Hayır, bizim ecdadımız değil. Onları da Türkler yapmış.” demiş.
Yola devam etmişler. El Katrane Kalesi’ne varınca, kale önünde durmuş. Hem kalenin güzelliğine hayran kalmış hem de kente hayat veren su kanallarını ve su deposunu görünce çok beğenmiş:
— “Gerçekten ecdadınız müthiş zekâya sahipmiş. Şu su kanallarının güzelliğine bir bakın, şu su deposuna bakın, şu kalenin güzelliğine bakın üstadım.” demiş.
Ürdünlü doktor:
— “Hayır, bizim ecdadımız değil. Onları da Türkler yapmış.” demiş.
İngiliz biraz susmuş ve derin bir nefes aldıktan sonra:
— “Peki, sizin ecdadınız ne yapmış?” diye sormuş.
Ve Ürdünlü doktorun yanıtı:
— “Sizin ecdadınızla işbirliği yaparak Türkleri bölgeden kovmuşlar.”
— “… ??? …”
PROF. DR. YUSUF HALAÇOĞLU’NDAN DİKKAT ÇEKEN BİR ANALİZ
EĞER:
TIP okursan karşına insan DNA’sının şempanze ile %98 oranında aynı olduğu çıkar…
BİYOLOJİ okursan karşına evrim çıkar…
FİZİK okursan karşına Big Bang çıkar…
KİMYA okursan karşına elementlerin kaynaşmasıyla ilk canlıların nasıl oluştuğu çıkar…
TARİH okursan karşına dinlerin nasıl ortaya çıktığı çıkar…
JEOLOJİ okursan karşına dünyanın 4,5 milyar yaşında olduğu çıkar…
ARKEOLOJİ okursan karşına, tüm Ortadoğu dinlerinin temelini oluşturan Sümer kültürü çıkar…
PALEONTOLOJİ okursan karşına dinozorlar çıkar. Din kitapları yazmaz bunu…
EMBRİYOLOJİ okursan karşına insanın balık atasından kalma solungaçları ve kuyruğu çıkar…
Ama hiçbir şey okumazsan, sana ne söylenirse ona inanırsın.
Hep başkasının sana sunduğu hayatı yaşarsın. Başkalarının doğrularıyla yaşamak zorunda kalırsın. Seni herkes kandırır.
Ama sen bunların hiçbirini fark etmezsin bile…
12 ADALARI 1912’DE VERDİK…
Nerede mi?
Lozan şehrinin Uşi semtinde.
“Lozan’da adaları verdik.” deyip “oku” emrinden uzak güruhun meydanlarda “Lozan’da verdik.” diyerek algı yaratmasının nedeni de bu!
Araştırmayan halk da “Ulan, savaşı kazandık; adaları verdik.” diye inandırıldı…
Osmanlı Devleti, bugün 12 Ada olarak bilinen adaları İtalya’ya bırakıyor.
Sene 1912. “Uşi Anlaşması”dır bu gördüğünüz anlaşma. İtalya’ya bırakıyor fakat geçici olarak.
Anlaşma şartlarına uyulduğu takdirde adalar tekrar Osmanlı Devleti’ne geri verilecek.
Fakat şartlara uyum sağlanmıyor.
Bu yüzden üç yıl sonra, yani 1915’te Londra’da bu konu gündeme geliyor ve Londra Paktı denilen anlaşmayla bu adaların tamamı İtalya’ya bırakılıyor.
Bakınız, itiraz eden hiçbir padişah yok. Hiçbir sultan yok.
Adaları İtalya’ya bırakmakla kalmıyorlar; aynı sene bir de Çanakkale Boğazı’na dayanıyorlar ve Çanakkale Savaşı’nı yapıyoruz.
Yani 12 Ada, önce Uşi’de, sonra da 1915’te Londra’da İtalya’ya verilmiştir.
Osmanlı temsilcilerinden biri Rumbeyoğlu Fahreddin Bey’dir.
Bu adam kim mi?
Türk milleti bir Millî Mücadele verirken, Kuvayı Milliye’yi kurmuşken bu adam, Kuvayı Milliye’nin karşısına Damat Ferit’in kurduğu Kuvayı İnzibatiye ile çıkan adamdır ve Yunan ordusunun yanında olmuştur.
Savaş kazanılınca sürgün edilenlerin arasında yer almıştır.
12 Ada’yı İtalya’ya bırakan heyetin içerisinde bu adam vardır.
Şimdi asıl olaya gelelim…
Uşi Anlaşması’nın ismini aldığı Uşi, Lozan şehrinin bir semtidir. Bu yüzden 1912’de imzalanmış olan Uşi Anlaşması, İtalyan tarihinde Lozan Anlaşması olarak geçer.
Fakat bizim bildiğimiz, yani 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile bu anlaşma birbirine karıştırılmasın diye bu anlaşmaya Uşi denmiştir.
İşte arkadaşlar, sahte kiralık tarihçiler, yani Kadir Mısıroğlu, Armağan ve çetesi, bu durumdan faydalanıyor ve 12 Ada’nın Lozan Anlaşması’nda gittiğini söylüyorlar.
Halbuki o Lozan başka, bu Lozan başka.
Ne yazık ki bunu bütün millete yutturdular ve böylece milletimizi Lozan Barış Antlaşması’na düşman ettiler.
Bizim bildiğimiz Lozan Anlaşması’nda ise bilakis Ege’de birçok ada Türkiye’ye geçmiştir.
Türkiye’ye Lozan Anlaşması ile geçen bu adalar ise son 10 yılda Yunanistan’a bırakılmıştır.
Bugün Yunan papazların mangal yaptığı Ege adaları, uluslararası anlaşmaya göre hâlen daha Türklerindir…
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu