Zamanında Atatürk ne güzel anlatmış ya.
Muhteşem bir öngörü ve harika bir uyarı.
Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk
“Dün Silivri’de dehşet bir şeye tanık olundu.
İddianamede İmamoğlu’nun kasası olarak görülen ve itirafçı olarak duyurulan Murat Kapki dün mahkeme salonunda adeta çığlık attı.
Dedi ki: ‘Savcılar beni karımla tehdit etti.’
Dedi ki: ‘Eşimi gözaltına alıp tutuklanacağını ima ettiler. Ben de karımı kurtarmak için ne derseniz evet diyeceğim dedim. Önüme konan her şeyi de imzaladım. Savcı o gün Roma’yı da sen mi yaktın deseydi yine evet diyecektim.
Halbuki değil Ekrem İmamoğlu’nun kasası olmak, değil suç örgütünde bulunmak, suç örgütünün yöneticisi olmak; Ekrem Bey’le hayatımda bir kere bile konuşmadım.’ dedi.
Evet İmamoğlu yargılamalarında en büyük dayanak yapılan Murat Kapki dün mahkemede bunları söyleyerek adeta iddianameyi paramparça etti, davayı bitirdi.
Şimdi anladınız mı İmamoğlu duruşmaları neden televizyonda canlı yayınlanmıyor?
Canlı yayın olsaydı ‘karımla beni tehdit etti’ ifadesi millet tarafından duyulup öğrenilecek ve büyük tepki yaratacaktı.
Bakın yakın tarih, yakın geçmiş ortada.
AKP’lilerin tamamının zulüm mahkemesi dediği 1960 Yassıada yargılamalarında bile o dönem televizyon olmadığı için radyodan naklen yayın yapıldı.
Evet, darbeciler bile mahkemede olanları milletten saklamayı düşünmediler.
Bugün ise tam tersi yapılıyor. Her şey saklanıyor. Çünkü orada edilecek sözlerden korkuyorlar.
Emin olun bilseler mahkemede İmamoğlu rezil olacak, AKP fayda sağlayacak; vallahi 15 kanal canlı yayın yapar.”
(Sabahattin Önkibar)
Hakkari'de 11 yaşındaki bir kız çocuğu, köyündeki 3 kişinin TECAVÜZÜNE uğradı!
1- Esra’yı "sana acil bir şey söylememiz lazım, akşam ahıra gel" diyerek kandırıyorlar.
2- Esra akşam ahıra gittiğinde Esra’yı kaçırıp şiddet uygulayıp, tecavüz ediyorlar.
3- Tecavüzcüler, tecavüz ettikleri anları kayıt altına alıyor.
4- Esra’yı da birine söylerse kaydı yaymakla ve öldürmekle tehdit ediyorlar…
5- Tecavüzcüler, Esra’yı kayalıklardan aşağı atıyorlar. Oradan geçen arıcılar (biri kuzeni) Esra’yı bulup hastaneye götürüyor.
6- Esra olayı hastanede bir hemşireye anlatıyor, deliller toplanıyor. Bu 3 tecavüzcü tutuklanıyor.
Deliller:
- Esra’nın paramparça olmuş kıyafetleri
- Esra’yı sabah bulan arıcılar ve kuzeni
- Hastanede olayları anlattığı Ayşe hemşire
- HTS kayıtları (telefon sinyalleri)
- Baz istasyonu kayıtları (konum sinyalleri)
- Adli Tıp kontrolünde tecavüz ve meni bulgusu
- ESRA’NIN BEYANI
7- Tutuklanan 3 tecavüzcü 8 ay sonra adli tıp raporuyla “SERBEST” bırakılıyor.
Gerekçe:
- Adli Tıp Raporu’na göre tecavüz ve meni var fakat rapora “erkek DNA’sı kadın DNA’sına karıştığı için kimlik tespit edemiyoruz” yazılıyor ve serbest kalıyorlar.
8- Bunun üzerine zanlıların avukatının AKP il başkanı olduğu ortaya çıkıyor…
9- Esra artık aramızda değil, tecavüzcüler serbest bırakıldıktan 10 gün sonra intihar etti…
Tecavüzcülerin isimleri:
- Nihat Yılmaz
- Veysi Yılmaz
- Zahir Yılmaz
(Timur Soykan)
Bir genç kızımız annesiyle iş görüşmesine geldi. Annesi anlattı, aylardır evde, depresyondaymış. İşbaşı yaptı, bir haftadır çalışıyor.
Az önce yanından geçiyordum, (sanırım) annesi aradı "Çalışıyorum şu an çok işim var" deyip kapattı. Beni fark etmedi. Kapattıktan sonra yanındaki arkadaşına diyor ki "Çalışıyorum demek ne güzelmiş".
Şu duyguyu tatmayan, çalışmaktan ışıl ışıl parlamayan, iş arayıp da bulamayan, mesleğini icra edemeyen tek bir gencimiz kalmasın, temennimiz budur.
4 yaşındaki kızını istismara maruz bıraktığına dair hakkında raporlar hazırlanmasına rağmen dosyası kapatılan ve tutuklanmayan Kur’an’a Hizmet Vakfı Yöneticisi Ayhan Şengüler’in adının, 3 yıl önce Sera Kadıgil’in verdiği soru önergesinde Meclis kayıtlarından silindiği ortaya çıktı.
(İsmail Arı)
Alevi çocuklardan elinizi çekin.
Kerbela’dan beri inancı için bedel ödeyen ve korkmayan Alevi-Bektaşi halkının geleceğini yok edemeyeceksiniz.
Yaşasın Laik Cumhuriyet
Açığa alınan Astsubay Mehmet Öztürk, adalet istediğine dair mektup yayınladı:
“26 Ekim 2025 tarihinde, arkadaşımın babasının vefatı nedeniyle Kuzey Irak’tan cenazeye katılmak için yıllık izne geldim. Akşam saatlerinde, ben ve kız arkadaşım birlikte şehirde geziyorduk.
Ardından evlerimize gitmek üzere bölgeden ayrıldık. Ben de biraz sonra eve geri döndüm.
Kısa bir süre sonra kız arkadaşım beni telefonla arayarak, bulunduğu yerde birkaç kişi tarafından tacize uğradığını ve yardım istediğini bildirdi.
Bunun üzerine arkadaşımla kız arkadaşımın yanına yardım etmek amacıyla döndüğümüzde tacizci ve maddeci 4 şahıs küfürler ve hakaretler ederek saldırıda bulundu.
Bu kişiler ellerinde tabure ve sopalarla ben, kız arkadaşım ve yanımda arkadaşımın vurmaya başladılar.
Ardından şahıslardan biri döner bıçağı (55 CM) ile göğsüme doğru saplamaya çalıştı.
Ben de o anda hayatım ve beden bütünlüğüm ciddi şekilde tehlikeye girdiği için meşru müdafaa (nefsi müdafaa) kapsamında profesyonel askerlik geçmişim nedeniyle ateşli silah kullanma yetkisine sahip olmama rağmen, yalnızca kendimi ve yanımda bulunanları korumak amacıyla, havaya 1 el, yere ise 2 el ateş ettim.
Bir şahıs ayağından, bir şahıs da mermi çekirdeği betonda parçalanması sonucu ağzından yaralandı.
Ardından şahıs jeepe binerek, olay yerinde bulunan abisi ise beni sıkıca tutarak aracın önüne atıp öldürmeye çalıştılar.
Ben de can güvenliğim nedeniyle beylik tabancam ile saldırgan şahsın üzerime sürdüğü aracın lastiklerine kontrollü 1 el ateş ettim.
Ardından gelen bu şahsın çağırdığı 5-6 kişilik grup da orada bana ve arkadaşlarıma saldırıp, yere yatarak darp etti.
Beylik tabancamı elimden alıp beni vurmaya çalıştılar.
Amacım kimseyi yaralayıp veya öldürmek olmayıp, yalnızca saldırıdan kurtulmaktı.
İsteseydim daha farklı sonuçlar doğurabilecek imkâna sahipken bunu bilinçli olarak yapmadım.
Ancak saldırı devam etti; bu sırada sağ kolum kırıldı. Kız arkadaşım da taciz ve fiziksel saldırıya uğradı.
Olayın ardından gözaltına alındı. 13 ay tutuklu kaldım ve mesleğimden uzaklaştırıldım.
Yüce Türk milletinin adaletine sığınıyorum ve adalet istiyorum.”
Kocaeli Derince Çenesuyu Ortaokulu’nda teneffüs zilinin ilahi ile değiştirilmesine tepki gösterdiği için, İstanbul’da gözaltına alınan Soner Akbal’ın Gazi Karakolu’nda yanındaydık. Az önce Kocaeli’ne götürüldü.
Şunu belirtmek gerekir ki;
Bir velinin, çocuğunun eğitim ortamına dair söz söylemesi suç değildir. Anayasa, ifade özgürlüğünü ve kişi hürriyetini güvence altına alır.
Gözaltı tedbiri ise istisnadır ve ölçülü olmak zorundadır.
Biz kimsenin inancına karşı değiliz.
Ama devlet okulu herkesindir.
Hak karşısında susmak bize yakışmaz.
UĞUR MUMCU'NUN TÜRKİYE'NİN EPSTEIN ADASI DİYEBİLECEĞİMİZ SKANDALI ORTAYA ÇIKARDIĞIM PROGRAMDAN SONRA YAZDIKLARI...
Önceki gece televizyonda Uğur Dündar’ın “Günlerin Getirdiği” adlı programını herhalde izlemişsinizdir. Dündar, bu programda gerek Gaziantep’teki kaçakçılığı, gerekse İskenderun’da “Soğukoluk” adı verilen fuhuş ve eğlence örgütünü gözler önüne serdi. Bu program nedeniyle TRT yönetimi ile Uğur Dündar’ı yürekten kutlarız.
★★★
İzlediğimiz program genel olarak “mafya” olarak andığımız yeraltı dünyasının, yoksul genç kızları ne gibi yollarla ağlarına düşürüp, bu kara yazgılı insanları nasıl kullandıklarını unutulmaz görüntülerle ortaya koydu.
★★★
Kabul edelim ki Türkiye’de yıllarca, yasa ve devlet tanımayan yeraltı dünyasının kuralları egemen oldu. Uyuşturucu madde, silah, sigara ve yedek parça kaçakçılığından başlayıp, eğlence ve fuhuş ticaretine kadar uzanan suç örgütleri, siyaset dünyası ile içli dışlı ilişkilerle ayakta kalmayı becerdi. Silah kaçakçılarından gazino patronlarına kadar uzanan bir kirli çizgi, Türk mafyasının parmak izlerini yansıtmaktadır.
★★★
Uğur Dündar’ın programında izledik. Gazino patronlarının “acenta” dedikleri bir “fuhuş örgütü” çeşitli yollarla genç kızları aldatıp kaçırıyor. Ve bu genç kızlar bu örgüt tarafından uyuşturucu haplarla bayıltılıp, Soğukoluk’taki fuhuş ve eğlence merkezine getiriliyor. Artık buradan kaçıp kurtulmak olanaksızdır. Gizli dehlizler, mağaralar yapılmış, muhafızlar ve eşkıya kiralanmıştır.
12-13 yaşlarındaki kız çocukları, esir pazarlarında satılırcasına, 50 bin liraya, 60 bin liraya, bu fuhuş ticaretine teslim ediliyor. Ve bu kirli, bu iğrenç çark yıllarca böyle döndürülüyor.
★★★
Bu fuhuş tacirlerinin yargılanması, hiç şüphesiz bu fuhuş yuvasının bugüne kadar kimlerin desteği ya da göz yumuşları ile açık tutulduğunu da ortaya çıkarabilecektir. Ve belki bu yargılama “mafya” adı ile bildiğimiz yeraltı dünyasının bir bölümünü, siyasal destekleri ve ilişkileriyle birlikte, gözler önüne sermeye yetecektir.
★★★
Uğur Dündar’ın programını gördükten sonra, şu gözlemimizi bir kez daha yineleyelim: Ülkemizde en yaygın, en uzun süre ayakta kalmış, en tehlikeli ve en yoğun siyasal destekli gizli örgüt “mafya”dır...”
★★★
Değerli okurlarım,
Bu yazı 1993 yılının karlı bir Ankara sabahında, özel aracına yerleştirilen patlayıcılarla şehit edilen büyük araştırmacı gazeteci dostum Uğur Mumcu tarafından, 16 Nisan 1981’de Cumhuriyet Gazetesi’ndeki köşesinde yayımlandı.
★★★
Türkiye’nin ucu nereye varırsa varsın, her türlü pislikten arınmaya çok ihtiyacı var.
Hem de acilen!..
Size iki yıl önce Epstein davasını ve Türkiye bağlantılarına kadar tüm detaylarını anlatmıştım, fakat o dönem kimse bu konuyla ilgilenmedi. Deprem felaketi sırasında kaybolan çocuklarımızdan, Antalya’daki otellerde yaşandığı iddia edilen korkunç olaylara kadar her şeyi tüm ayrıntılarıyla yazmıştım. Bu gerçekleri açıkça paylaştığım için de savcılık tarafından ifadeye çağrılmıştım.
Bu konuların yeniden gündem olması üzerine, silmek zorunda kaldığım arşivimi tekrardan toparlayıp yeniden sizlerle paylaşacağım.
🇺🇸 ABD’li Demokrat Senatör Ron Wyden,
👉 6 ay önce ABD Adalet Bakanlığı’na çağrıda bulunarak,
💰 Jeffrey Epstein’ın Rus bankalarını kullanarak yürüttüğü mali işlemlerin izinin sürülmesini istemişti.
🇺🇸 Senatonun Finans Komitesi üyesi Wyden, yaptıkları araştırmada;
👉 Epstein’ın kadınları ve kız çocuklarını Rusya, Belarus, Türkiye ve Türkmenistan’dan getirdiğini,
💰 Bunun için sadece tek bir banka hesabından 1 milyar dolar para transfer ettiğini söylüyor.
✈️ Epstein’ın özel uçaklarının daha önceden Türkiye’ye geldiği yine belgelerde ortaya çıkmıştı.
👉 Bu uçakların yolcu kayıtları ve para transferleri mutlaka mercek altına alınmalı.
📍 Tablo korkunç bir vahşete dönüştü!
#Epstein
Bugün Silivri’de çok açık bir tablo var:
Başakşehir Belediyesi,
temizlik işini
Kamu İhale Kanunu’nun 21/B maddesiyle,
21 gün için 85 milyon TL’ye
pazarlık usulüyle yaptırıyor.
Günlük maliyet yaklaşık 4 milyon TL.
Esenyurt Belediyesi ise
aynı temizlik işini,
aynı maddeyle,
61 gün için 81 milyon TL’ye yaptırıyor.
Günlük maliyet yaklaşık 1,3 milyon TL.
Üstelik:
Esenyurt’un nüfusu daha fazla
Hizmet alanı daha geniş
İş yükü daha ağır
Yani:
Daha kısa süre + daha az iş = daha pahalı
Daha uzun süre + daha çok iş = daha ucuz
Ama bugün yargılanan kim?
Esenyurt Belediyesi çalışanları.
Başakşehir Belediyesi için ise
ne soruşturma var, ne dava.
Bu hukuk değildir.
Bu çifte standarttır.
Biz ayrıcalık değil,
herkes için eşit hukuk istiyoruz.
Irak'ta şehit olan piyade uzman çavuş Taner Arı'nın babası, oğlunun cenazesine terlikle katılmak zorunda kaldı.
Acılı babanın temizlik işçisi olduğu öğrenildi.
Sizin ya da bizim topraklarımız değil;
Türk milletinin toprakları.
Türkiye Cumhuriyeti sonsuza kadar Laik,Üniter ve Tam Bağımsız bir Cumhuriyet olarak yaşayacaktır.
Sizinle genç bir kadının hukuk mücadelesini paylaşacağım.
Biraz önce D.K. ile konuştum.
D.K, 8 Eylül 2024 tarihinde ODTÜ Yelken Kulübünün düzenlediği tekne turunda Y.E.Ö’nün tecavüzüne uğrayan, genç bir kadın.
Denizde korkup hızlıca yüzdüğü, tekneye çıktığı ve kamaraya girdiği sırada arkasından kapıyı açıp kamaraya giren Y.E.Ö’nün bu olayın arkasından o gece telefonuyla “DNA bulaşır mı” diye arama yaptığı ortaya çıkıyor. D.K 24 saat geçmeden morluklarını gören doktora şikayetini bildirmiş. Buna rağmen dava boyunca “Şikayet için neden bu kadar bekledin?” “Neden içki içtin” sorularına maruz kalmış.
Sadece bu değil, birbiriyle uyumlu tanık ifadeleri ve adli tıp raporları da dava dosyasına giriyor. Buna rağmen her nasılsa Y.E.Ö, ilk duruşmada Muğla 1. Ağır Ceza Mahkemesinde tahliye ediliyor, ikinci duruşmada dava apar topar sonuçlanıyor. Beraat ile. Henüz DNA raporunun dava dosyasına girmesi beklenmeden beraat kararı veriliyor. Yetmiyor, beraat kararını istinaf da hemen onuyor. Dosya şimdi Yargıtay’da.
Gariplik şurada: normalde cinsel saldırı olaylarında tanık bulmak, delille desteklemek, raporla tespit etmek zordur. Burada hem tanık ifadeleri, hem internette yapılan bir arama, hem adli tıp raporları olmasına rağmen ne bu acele?
D.K aradan zaman geçmesine rağmen olayı gözyaşları içinde anlatırken yine kendisinden çok başkalarını düşünüyor ve diyor ki:
“Ya bu beraat kararı başka kadınlara karşı emsal olarak kullanılırsa?”
Erdem Atay'ı dinledim. TSK 2017 den beri Kubilay'ı
"Anma Programından" çıkarmış! Cumhuriyet şehidi bir subayı anmaktan çıkaran Genelkurmay aklı olabilir mi?
Bunlar Türk Milletini delirtmek için uğraşıyorlar!
Utanmıyorlar demek ki! O zaman Kubilay'ın kafasını kesen Yobaz Derviş Memed'i anma töreni yapın, tam olsun...
Hakan Çakır;
10 ağustos gecesi annesi ve kız kardeşini rahatsız eden sokak serserilerine “sizin anneniz kız kardeşiniz yok mu” demesi üzerine darp edildi.
daha sonra sokak serserilerinin ailesini ve arkadaşlarını arayıp çağırması ile
Hakan Çakır ve ailesi bıçaklı saldırıya uğradı.
Aile ellerinde bıçaklarla ve çivili sopalarla geldi, kamera kayıtlarında o aile dışında
kimse tespit edilemedi, fakat birbirlerine sopa, bıçak verdikleri apaçık belliydi.
14 ve 17 yaşındaki SSÇ’lar 100-200 metre ileride olan KöfteBurg isimli hamburgerciden 2 bıçak alarak, 10 kişilik bir kalabalık ile Hakan Çakır’ın yolunu kestiler.
Hakan Çakır aldığı 2 öldürücü bıçak darbesiyle, hayata gözlerini yumdu.
Yerde savunmasız yatarken darp edildi.
Akabinde babası ve ağabeyi aldıkları bıçak darbeleri ile ölümden döndü. Annesi ise darp edildi.
Şimdi abim için ve ailem için adalet arıyorum. 15 Ocak 10.00 Sıhhiye adliyesi 12. ağır ceza mahkemesinde ilk duruşmamız görülecek. Tüm halkı bekliyorum.
#HakanÇakır
Arif “cezaevinde beni unutturmayın” demiş.
Sokak röportajı yapan Arif Kocabıyık haftalardır cezaevinde.
Sokakta 1 kişinin ölümüne, 4 kişinin yaralanmasına sebep olan Zehra ise 1 gün bile gözaltında kalmadı.
Unutmayın adalet olmazsa, milletin huzur, refah ve mutluluğu olmaz.
Unutturma.
Günaydınlar arkadaşlar. Durum ciddi, o yüzden paylaşalım.
Boğaz ağrısı nedeniyle dün hastaneye sevk edilen tutuklu Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın boyun bölgesinde kitleye rastlandı! Kitle üzerinden biyopsi işlemi gerçekleştirildi.
Bu olay Ela Rümeysa Cebeci kadar gündeme gelmedi. Bir insanın hayatı söz konusu!
2 kanser teşhisi olan ve cezaevinde epey kilo veren Mehmet Murat Çalık, hastalığı daha da ilerlemeden derhal tahliye edilmelidir!
Ya yeter artık yeter kızımın kemikleri nerde ya biz size gelmeyip kime gidecektik? Bize kızımıza bu oyunu bir katil için üstelik evlatlarınızın içinde gezen bir katil için oynamaya değer mi? Ya siz çocuklarınıza nasıl bu kadar ah içinde ekmek yedirebiliyorsunuz? Kızımız Nerede?