"Ahmet Kaya arkadaşla 2000 senesinde kendisinin istemesi ile Hollanda'da görüştük. 6-7 saat beraberdik kendisi bize bu dava(pkk) için hizmet edeceğini söyledi "
Yoruma mahal vermeyecek kadar açık herşey.
“Yanımda hiç kağıt yoktu. Cebimde bir 20 lira vardı. Kemal Sunal’a “Kemal abi, buna bir imza atar mısın?” diyerek parayı uzattım. Paranın arkasındaki Atatürk resmine baktı. “Atatürk’ün resmînin olduğu kağıda imza atmam kardeşim” dedi.
Git, bana kağıt getir” dedi. Hayatımda hiç o kadar utanmadım. Bekledi. Sınıfa gittim, kağıdı aldım; imzaladı.”
Öyle “İki dizide rol kapayım, iki sahne alayım” diyerek ruhunu şeytana satanlardan değil; hepimizin üzerinde emeği olan gerçek bir sanatçıya kocaman bir özlemle…
#kemalsunal
Cumhurbaşkanlığı sitesinde Fenerbahçe'ye FETÖ eliyle kumpas kurulduğu net şekilde ifade edilmiştir...
FETÖ kumpasına rağmen, bu operasyonu savunma amacınız nedir? Hangi niyet ve arzu ile FETÖ operasyonu olduğu en tepeden tescillenmiş bir kumpasa sarılıyorsunuz? @trabzonspor
https://t.co/62XhgmZ6o3 (Sayfa 9)
HATIRLATMA | Trabzonspor’un FIFA Savunması: “2010-2011 Sezonunda Biz Şampiyon Olmadık!” [14.11.2012]
Yıllardır kamuoyunda “2010-2011 sezonunun gerçek şampiyonu biziz” söylemini dillendiren Trabzonspor’un, FIFA dosyasına giren resmi savunmasında kullandığı ifadeler ise bambaşka bir tablo ortaya koyuyor.
Pawel Brożek transferine ilişkin 125 bin avroluk Şampiyonlar Ligi bonusunu ödememek için yapılan savunmada Trabzonspor, UEFA Şampiyonlar Ligi’ne sportif başarıyla katılmadığını açıkça ifade ediyor. Gerekçe de oldukça net: Süper Lig şampiyonu olamadığını, sezonun ikinci yarısındaki puan kayıplarıyla zirveyi kaybettiğini ve Şampiyonlar Ligi’ne UEFA Acil Durum Paneli’nin kararıyla dahil edildiğini savunuyor.
İşin ironik tarafı tam da burada başlıyor.
Çünkü eğer gerçekten 2010-2011 sezonunun sportif şampiyonu olduğunu düşünüyorsanız, FIFA’ya sunacağınız en güçlü savunma “Biz zaten sportif başarıyla Şampiyonlar Ligi’ne katıldık.” olurdu. Oysa Trabzonspor tam tersini söylüyor: “Sportif başarıyla katılmadık.”
125 bin avroluk bir bonusu ödememek için yapılan bu savunma, yıllardır sürdürülen “gerçek şampiyon biziz” söylemiyle açık bir çelişki oluşturuyor.
Trabzonspor’un kendi menfaati doğrultusunda FIFA’ya sunduğu resmi savunmada kullandığı ifadeler, kulübün o tarihteki pozisyonunu net biçimde ortaya koyuyor.
Kısacası, bazen en dikkat çekici açıklamalar rakibe karşı değil, mahkeme dosyalarına giren savunmalarda yapılır.
Ve bu dosyada yer alan ifadeler, ironik bir şekilde şu soruyu akıllara getiriyor:
“Sportif başarıyla katılmadığını FIFA’ya söyleyen bir kulüp, yıllar sonra hangi sportif şampiyonluğu savunuyor?”
Bir kez daha yüksek sesle söyleyelim:
🟡🔵 2010-2011 ŞAMPİYONU FENERBAHÇE’DİR! 🏆
Prof Dr Yusuf Halaçoğlu:
Abdullah Öcalanın köyü Ermeni köyüdür.
Saidi Nursinin köyü de Ermeni köyüdür, Fetullah Gülenin köyü de Ermeni köyüdür.
Bakın konuşmayı yaptığı yer de Adana Kozan'da ermenilerin Türkleri cayır cayır yaktığı Fırının önü!
Türkiye'yi Türkler yönetmeli 🇹🇷
Şekip Mosturoğlu: "3 Temmuz'da Fenerbahçe için hapis yatarken, intihar etmişim diye yalan haber yaptılar ve haberi duyan annem üzüntüden sağır oldu. Ölene kadar bir daha da duymadı.
Ben bu davadan vazgeçersem Annem bana hakkını helal etmez."
Galatasaray'ın bu duruma getirilebilmesi için 3 Temmuz kumpası yapıldı bu ülkede. Fenerbahçe 2 M$ piyasa değeri ile Avrupa da ilk 3'te iken Galatasaray yok olmak üzereydi. Ama haklının acelesi yok. Bizden daha beterlerini yaşayacaklar. Elbet bir gün..
🚨UEFA’nın resmi sitesinde Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligine gönderilmemesinin:
TFF’nin verdiği karara göre olduğunu belirten metin karşınızda. İftira atanlar utanır mı sanmam!
@lubeayar Terim futbolcuyken de rezilmiş, hocalığındakini zaten herkes hatırlıyor. Bu adam milli takım hocalığı yaptı, kampta silah çekme, uçakta gazeteci dövme, prim skandalı, herşey yaşandı. Sonra gitti retaurant bastı. Disiplinden atılmadı diye, tazminat aldı. Futbolunun pislik abidesi
💬 İzzet Çapa: “Mafya babası ile kabadayı arasındaki fark nedir?”
🗣️ Ali Rıza Dizdar: “Türkiye’de eskiden mafya babası yoktu. Kabadayı vardı. Delikanlı adam vardı.
Onlar Anadolu’dan gelmiş, bir yerleri sahiplenmişlerdi. Yani bir yerlere oturmuşlardı.
Onların işi gücü neydi? Kahvelerinde kumar oynatmaktı. İşi gücü neydi? Pezoların kafasını koparmaktı.
Babalar bir yeri korurlardı. Babalar dediğimiz insanlar dürüst insanlardı.
‘Mesela Arap Tevfik bize derdi ki ‘gidin buradan okuyun adam olun.’
Rahmetli Fahrettin Yağcı, profesör oldu. Tansu Çiller’le beraber Boğaziçi’nde okudu, sonra Dünya Bankası’nda görev yaptı.
‘Bizim gibi serseri olmayın’ derdi.
Bizi almazdı yanlarına. Ben avukat oldum. Onların sayesinde.
O dönem babalar böyleydi. Kimsenin parasına, puluna çökme filan yoktu.
Ama birileri gelirlerdi, yardım isterlerdi.
Sokağın namusunu korurlardı. Çocukların okumasını sağlarlardı.
Kız çocuklarına musallat olanları perişan ederlerdi. Sıkı mı birisine sarksınlar? Mümkün mü?”
Ruhban okulu açılmamalı!
İzmir işgalinde Yunan askerini kutsayan Hrisostomos ve Kıbrıs'ta Türk kanı döken Makarios bu okuldan çıktı! Tarihin en azılı Türk düşmanı, kanlı papazlarını yetiştiren Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması projesi asla kabul edilemez!