Türkiye’de “iyi hissetmemenin kolektifleşmesi”ni yaşıyoruz; ister kolektif keyifsizlik/melankoli ya da yas diyelim ister mutsuzluk. Kiminle konuşsanız hayattan eskisi gibi keyif alamadığını, bir yiyeceğin bile tadının artık aynı olmadığını söylüyor. Bu hal bireysel değil; bir rejimin parçası. “Duygu rejimi” yani nasıl hissetmemiz gerektiğini, hissettiklerimizin nasıl bir dışavurumla bizi buluşturabileceğini belirleyen bir toplumsal şema yaratıldı.
Bu şema birileri için çok işlevsel, daha önce ara ara anlattım; duygu rejimi ile toplumun duygusal tepkileri, muhalefetin devreye girmesini zorlaştıracak biçimde yönlendirilebiliyor. Böylelikle toplumsal hareketin, beklentilerin ve taleplerin kendi akışından çıkması kontrol altına alınabiliyor… Batıda akademi bir süredir duygu rejimini tartışıyor, araştırmalar ve yayınlarla anlatmaya çalışıyorlar. Daha çok irdelememiz gerek…
“Otuzuma geldim, hâlâ kendimi bulamadım!” diye hayıflananlar; ergenlik fizyolojik olarak 25, sosyo kültürel olarak 30 yaşına kadar devam ediyor. İnsan prematüre doğan, dolayısıyla geç olgunlaşan bir canlı. Ve yirmili yaşlar, en verimli çağ değil en belalı çağdır. Ruh hastalıkları, kişilik bozuklukları yirmili yaşlarda kendini gösterir, depresyon, öz yıkım ve öz kıyım davranışları sık görülür. Aklın karışık, duyguların kırılgan, dış etkilere açık olunan kritik bir dönemdir. Kariyer, ilişkiler ve finansal durum ile ilgili güvensizlik, kaygı, şüphe ve hayal kırıklığı ile tanımlı çeyrek yaş krizini de düşünürsek birey aslında otuzlarının ortasında ancak kendine geliyor diyebiliriz.
#şuleöncü #psikolog #psikoterapi #sinematerapi #otuzyaş #düşünce #QuarterLifeCrisis
27E nolu otobüsten bildiriyorum. Az evvel belediye çalışanı Darphane’de inerken bana görüşürüz diyerek ve eliyle selamlayarak indi. Amcamm görüşmez miyiz tabi🥲
Linç yemek istemiyorum ama boy-kilo sınırlarının üzerinde yiyen her insan psikoloji açıdan mutlaka bi’ patoloji taşıyor. Ruhun doyurulmaması gibi sözlerle ılımlı hale getirmeye gerek yok, düpedüz patolojik!
Ukalalık, çok bilmişlik veya saldırgan tavır özgüven değil, daha çok içerideki zayıf benliği korumak için geliştirilen savunmalardır..
..gerçek özgüven sakin ve dingindir. Net bir duruştur. Kendini ve sınırlarını çok iyi tanımaktır. Olgunlaşmış bir kendine inanç ve güçtür.