Bir örnek vereyim: Tutuklandığım için tezimi kabul etmeyen Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’ndeki görevlilerden biri, tezimin akademik standartlara uymadığını iddia etmişti. Bu kişi, eski bir AKP milletvekilinin danışmanıymış. Bir daha vekil olmayınca, sanırım, Boğaziçi’ne fakülte sekreteri olarak atanmış. Hayatında İngilizce bir tez gördüğü dahi şüpheli olan bu kişi, benim tezimin akademik standartlara uygun olmadığını iddia etme hakkını kendinde görebildi. Çünkü yeterliliği olmasına gerek yoktu; AKP’li bir eski vekilin referansı ona bu cüreti veriyordu. Boğaziçi işte böyle insanlar tarafından yönetiliyor.
Ailemin üzerinden elinizi çekin!
Önce sevgili eşim Ekrem İmamoğlu ve çalışma arkadaşları hedef alındı. Ardından ailelerimiz…
Büyük bir sabır ve sorumlulukla, yaşananların “aileler üzerinden” yürütülen bir hedef gösterme kampanyasına dönüşmemesi için mücadele ediyoruz. Buna rağmen ailemiz ısrarla bu sürecin içine çekiliyor. Kayınpederim, çocuklarım ve abimden sonra şimdi de diğer abim…
İtibar zedelemek, kamuoyunda algı yaratmak ve siyasi hesaplar uğruna her türlü iftira ve karalama yöntemine başvuruluyor. Bu; ne vicdanla, ne hukukla ne de insanlıkla bağdaşır.
Masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı, bir hukuk devletinin vazgeçilmez ve dokunulamaz temel ilkeleridir. Bu haklar, siyasi saiklerle keyfi biçimde aşındırılamaz. Ailelerin, baskı kurmak için hedef alındığı hiçbir süreç meşru değildir. Hukuk; dedikodularla, yönlendirmelerle değil; yalnızca somut delillerle, adil ve şeffaf biçimde işletilmelidir.
Bu çağrı yalnızca benim ailem için değildir. Bu, hukuka, adalete ve demokrasinin asgari güvencelerine ihtiyaç duyan herkes içindir.
Artık yeter!
Aileler üzerinden yürütülen kirli senaryolara son verin!
Hukuku siyasetin aracı haline getirmekten vazgeçin!
Adil, temiz ve hukuka uygun süreçler derhal işletilsin!
Yaa sorma azizim, o ada senin bu ada benim gezerdik "rahmetli"yle... 🤦♂️
Saçmalamayın. İki tık fazla alacağım diye işin ciddiyetinin cılkını çıkarmayın. Sizler gibi ulu "X dedektifleri"ne yakışır ilginçte bir hikayesi yok ama anlatalım gene de:
2012-2013'lerde sadece 1-2 yaşında bir oluşumken Türkiye'ye hiç uğramamış bilim insanlarını buraya ilk kez getirmek için gaza gelmiştik (mesela kırparak paylaştığınız şu sayfadaki https://t.co/VOfCt7riPd 1. paragrafı okuyabilirsiniz). Bu isimlerin başında da Dawkins ve Tyson geliyordu. Ama o dönem bu isimlere, hele hele pik noktasında olan Dawkins'e ulaşmak aşırı zordu. Neyse ite kaka Dawkins'in vakfındaki birilerine; onlar üzerinden de yönetim kurulu başkan yardımcısı Sean Faircloth'a ulaşmayı başardık.
Ama kısa sürede fark ettik ki Dawkins gibi isimler, o zamana kadar ODTÜ'de ağırladığımız bilim insanları gibi sadece yaptıkları bilimi paylaşmak için bu etkinliklere katılmıyorlarmış. Bu işi profesyonel bir meslek olarak yaptıklarını gözden kaçırmışız. Mesela Dawkins özelinde: Adam hem Türkiye'de (belki de haklı olarak) başına bir iş geleceğinden korkuyordu, hem de bu tarz "megastarlar" konuşma vermek için kendileri ve yardımcıları için *first class* uçuş + en az 50 bin dolar konuşmacı ücreti istiyordu (mesela Tyson da o dönem 75.000 dolar istemişti).
Biraz daha iteleme ve Türkiye'nin durumunu anlatmamız ve buraya gelmesinin neden ekstra anlamlı ve etkili olacağını (çünkü o dönem sonradan "suç çetesi" olduğu anlaşılan evrim karşıtlarıyla baya kavga halindelerdi) hatırlattıktan sonra, nihayet "Peki o zaman bu ilkine Sean gelsin, durumu (güvenlik, bilet satışı, vs.) görsün; olursa bir sonraki turda da ben gelirim." noktasına getirmeyi başardık. Bu paylaştığınız post da o ihtimalin heyecanını yansıtıyor biraz. :D Hoş, sonunda yine olmadı ama en azından denedik.
Posttaki "destek"ten kasıt da para desteği falan değil; YouTube kanalımız 50.000'e ulaştığında o dönem bilim iletişimi yapan veya takipçimiz olan insanlardan rica edip kısa videolar göndermelerini istedik ve onlardan bir kolaj yaptık; yine bu linkte var videosu: https://t.co/VOfCt7riPd Etkinlikten çok memnun kalan Sean Faircloth da sağ olsun videoda yer aldı ve biz yayınladıktan sonra öyle bir talebimiz olmamasına rağmen duvarlarında paylaştı. E mutlu olduk tabii. O kırptığınız yazının başlığındaki "destek" bu yani. :D O dönemler Türkiye'den çıkmış ve sadece 1.5-2 yıllık bir bilim platformunun bu tarz dev oluşumlarda isminin geçmesi önemli şeylerdi. Ama adamlar üzerine 50 küsür bin dolar isterken bir de bize para verecek değiller. :D
Gerçi verseler ne olur? Lafı getirmeye çalıştığınız noktaya gene gelmez konu ama, olsun. Gördüğünüz "büyük oyun" bu yani, tebrikler. :D
Buraya kadar okuyanlara: "Epstein'ın Bilim İnsanları" videosu çok yakında burada olacak, abone olmayı unutmayın: https://t.co/IjYBS0oj35
Bu arada Sean epey hoş bir konuşma yapmıştı o dönem, şurada var, bir bakın bakalım iyi olmuş mu geldiği: https://t.co/IeW4q4F51H
❗️Bu aleni işkencedir!
❗️Bu alenen öldürmeye teşebbüstür!
Beylikdüzü Belediye Başkanımız Murat Çalık, kendi tedavisini yürüten ve ameliyatını yapan hekimler ortadayken, başka heyetlere zorla sevk edilerek psikolojik ve fiziksel işkenceye maruz bırakılıyor. Bu, içeride tutarak hayati risk yaratmanın, yani cinayete teşebbüsün en çıplak halidir.
Tüm sorumluları bir kez daha uyarıyoruz! @mmuratcalik
Dün, gün içerisinde Tayfun’un apar topar hastaneye kaldırıldığını öğrendim.
Bugün kendisiyle telefonda 10 dakika görüşme şansım oldu ve yaşananları öğrendim.
MS hastası olan eşim Tayfun Kahraman, dün gündüz sayımına çıkarken dengesini sağlayamayıp, ayağını yere basamadığı için düşüyor ve başını yere çarpıyor. Hem başından, hem de elinden yaralanıyor. Alnında bir yarık, bir sürtmeye bağlı yara var, kafası şiş, eli şişmiş halde hastaneye götürülüyor. Bandaj ve pansuman yapılıp yeniden cezaevine gönderiliyor. Bugün ise devam eden şişme ve morarma nedeniyle eline atel takılıyor.
Tekrar hatırlatıyorum: Tayfun hakkında AYM tarafından yeniden yargılama kararı verilmiştir. Eşim hukuken masumdur. Kararın uygulanmaması nedeniyle şu an fiilen özgürlüğünden mahrumdur.
Yaşadıklarımız nedeniyle eşimin sağlığı tehlikeye giriyor, bunların hepsi belgelidir, hepsi AYM’ye yaptığımız ikinci başvuru dosyasında mevcuttur.
Bugün de Tayfun’un geçirdiği akut MS atağının tıbbi tüm sürecini heyet raporları ve epikriz belgeleri, MS atağı ile bağlantılı olarak dün yaşanan düşmeye bağlı yaralanması da dahil olmak üzere Anayasa Mahkemesi’ne ek beyan dilekçemiz ile sunduk.
Biz 4 yıldır yüreğimiz ağzımızda yaşıyoruz.
Her Allah’ın günü canımızdan can gidiyor.
Eşimin hastalığı cezaevi şartlarında her gün daha fazla ilerliyor.
Biricik evladımın babasına ve ailemize daha fazla eziyet etmeyin.
AYM'ye yaptığımız ikinci başvuruyu bir an önce gündeme alın.
Yasalara uyun, mahkeme kararlarına uyun, eşimi serbest bırakın.
1957 seçimlerinde ne oldu? Söylemezler, yazmazlar. Türkiye'yi askeri müdahaleye götüren o süreci hiç anlatmazlar.
Tarih unutmaz…
64yıl önceye gidelim… Başlıyorum:
İktidardaki Demokrat Parti genel seçimi 7 ay önceye çekti. Halk, 27 Ekim 1957'de sandık başına gitti.
Şahsi duruşumdur. Ailemi ve sevenlerimi bağlamaz.
En çok ben isterim huzur dolu yılları. Bizzat yerinde şahit olduğum acıların son bulmasını. Yıllardır konuşa konuşa anlaşma çabasındayım zaten, şahidim çoktur. Barışmak elbette güzeldir ama önce verilen tavize bakarım. Dünü hatırlarım. İlk açılımda sırf terörist mutlu olsun diye cezalandırılan vatanseverleri anarım.
Büyük oyunları, genişleyen sınırları, satranç tahtasındaki adımları falan da anlamam ben. Yüzümü kızartıyorsa verdiğim taviz, sonunda gelen zaferi de zul sayarım.
Önceden antrenmanlıyım. Barışa evet, tavize hayır dediğim için çok hırpalandım. ‘İşte bunlaaaar, kan akmaya devam etsin isteyenlerdiiiir’ dediler, susmadım, susmayacağım. Sebebi her ne olursa olsun, vatanın bölünmez bütünlüğüne halel getirmeye yeltenen herkese, dün olduğu gibi bugün de ettiğim yemindir tek cevabım.
Asker ocağında isteyerek ve hissederek bir yemin ettim. İftiralarla yorsanız, küçük düşürücü yalanlarla da boğsanız yeminimden dönmem. Hükmümü verseniz, ipimi çekseniz, arkamda tek insan kalmayıncaya kadar dövseniz dönmem. Gerekirse işimi, gücümü, ailemi, sevenlerimi geride bırakırım. Canımı veririm, yeminimden dönmem.
Gücüm yetmese de, sözüm geçmese de, en karanlık zindanda yapayalnız da kalsam korkmayacağım, sinmeyeceğim! Laf atana sözümle, vatanıma el uzatana o yeminle cevap vereceğim.
TÜRK SANCAĞININ ŞANINI CANIMDAN AZİZ BİLİP İCABINDA VATAN, CUMHURİYET VE VAZİFE UĞRUNDA SEVE SEVE HAYATIMI FEDA EYLEYECEĞİME NAMUSUM ÜZERİNE AND İÇERİM. 🇹🇷
Hastaneler ve SGK arasında imzalanan Sağlık Hizmeti Satın Alım Sözleşmesine ve yapılan ödemelere dayalı onlarca, hatta belki 100'ün üstünde dava dosyasına baktım. Pek çok müfettiş raporu, kurum ve yargı kararı inceledim.
⛔Nasıl usulsüzlükler yapılıyor gelin size anlatayım ⬇️
Allah'tan korkup kuldan utanmadın mı böyle yalan konuşurken Şevki? Ses tonuna, vurguya bakar mısınız?
Atatürk zamanında hacca gitmek yasakmış da Menderes gelmiş yasağı kaldırmış filan.
Aslında tam tersi oldu. Menderes döneminde hac yasaklandı. Atatürk 1927'de Hac mevsiminde Türk doktor olmadığı için cebine harcırah ve diplomatik pasaport koyup bölgeye gönderdi. 1947'de hacca gidenlere yolcu gemisi tahsis edildi. Kaçak gidenlerin gelmesi için kolaylıklar sağlandı. (Belgeleri yorumda paylaşacağım)
Menderes zamanında hac bölgesinde çıkan salgın hastalığın ülkemize sıçramaması için hac seferleri yasaklandı. Doğru da yapıldı. Şimdi ne diyelim? Menderes'i din düşmanı mı ilan edelim Şevki! Allah'tan korkup kuldan utanmıyor musun Şevki! Bıktık sizden Şevki!
MHP Ankara eski il yönetim kurulu üyesi Mehmet Sakarya’nın kaleminden..!!!
BİZ UYUDUK…!?
ABD 2002 yılında ülkemizi işgal ettirdi. Kime mi..!?
T.C. kimliği taşıyan, fakat aslında fanatik Türk düşmanı olan mollalara..!?
Hafızanızla zaman tüneline girin, Yaşadıklarımızı bir film gibi seyredin! Hafızın şiir okuması ve göstermelik kodese aldırılması…
Atatürk'ün sansürlenen mektubu ve çok tartışılan "İkra, Bismi, Rabbi" meselesi. (FLOOD)
Atatürk’e din üzerinden saldıranların en büyük dayanaklarından birisi Tevfik Bıyıkoğlu'na yazdığı mektuptaki ifadelerdir. Bir kaç maddeyle açıklayacağım, sizler de sonuna kadar okuyun lütfen.
Mektupta geçen ifadeler şu şekilde, ancak öncesi ve sonrası var.
"Arabistan Yarımadası’nın kumsal çöllerinden; (ikra, bismi, Rabbi) safsatasını esas tutmuş olan Araplar, uygar dünyada, bilhassa Türk zengin uygar bölgelerinde bu ilkel ve cahiliyet devrinin simgesi olan ilkeye dayanarak yapmadıkları tahrifat kalmamıştır."
İktidar Can Atalay'ın hapiste tutulmasını kendi bekası ile özdeşleştirmiş durumda
Erdoğan kendisine karşı bir kalkışma olarak gördüğü Gezi eylemlerinin meşrulaşmasını iktidarına tehdit olarak görüyor. Can Atalay Meclise girerse Gezi meşrulaşmış olacak diye düşünüyor
O nedenle AYM'nin verdiği kararlar Saray'dan bozuluyor
Hukuk yok, kişisel hırs ve hınç var
Ahhhhh çok çok üzüldüm
Diyanet işleri başkanın eşi 5 defacık hacca gidebilmiş
Ahhhh 10 defa 20 defa gidememiş ….
Kızı da artan kur fiyatlarından dolayı yurtdışına çıkaramadığı çocuğu için mağdur ve mazlum olmuştu
Ali Erbaşta lüks makam aracı için mağdur mazlum olmuştu
Tam da söyledikleri gibi bu dünya malına kanmamak gerek, fakirliğin erdemlerini bilmek gerekir diyorlardı
Genco Erkal gitti.
Üç tweetten ötürü Cumhurbaşkanına hakaretten açılan davası ise hala Yargıtay’da.
Erdoğan’ın avukatı, cezalandırılması için elinden geleni yaptı.
Erdoğan, taziye yayınlamadı.
Öyle iktidara…
Bahadır Yenişehirlioğlu gibi ‘sanatçı’ yaraşır. https://t.co/ufwmvCPWRb
TBMM Milli Savunma Komisyonu’nda TSK personel kanununda değişiklik önerisi görüşülüyor. CHP İzmir Mv Murat Bakan konuştuğu sırada Hulusi Akar mikrofonunu açık unutuyor ve kendi aralarındaki konuşma videoya yansıyor…
Hulusi Akar: Nerde Lan?
Burda konuşan nerden?
X: Bu bizim komisyon üyesi değil dişaridan.
Hulusi Akar: Öyle mi? Buraya oturabiliyor mu peki?
X: Söz alabiliyorlar.
Hulusi Akar: Neydi bunun soyadı?
Soyadı neydi?
X: Bakan, Bakan
Hulusi Akar: Adamin adı neydi?
X: Murat Bakan
Hulusi Akar: Sn. Bakan toparlayalim.....
…Bunu şimdi oylamaya mi sunacağiz?
X: Oylayip reddedeceğiz.
@CHPMuratBakan