Sadece kopan benim yüreğim olmayacak, bir halkın özgürlük yüreği olacak. Yaşatmak için kendini iğne ucundan geçir taktiğini uyguladık. Sende gören göz artık bir halkın gözü, atan yürek bir halkın yüreği…
Adımız bile ortadan kaldırıldıktan sonra peki ne yapmamızı bekliyorsunuz? Kim demokratik platformdan kaçıyor. Ne zaman bizden istenildi de biz gereğini yerine getirmedik…
Merhaba ben Ronî Güven. Hesabım dün TR'den erişime engellendi. Bu hesaptan devam edeceğim. Sizden ricam paylaşıp Kürt time'ına ulaşmamı sağlamanız.
Sansüre karşı dayanışmayla🌱
Amed’in dik ve eğilmeyen duruşunu, Botan’ın direnişçi ruhunu ve PAJK’ın özgür kadın çizgisini 30 yıl boyunca omzunda gururla ve lekesiz bir biçimde taşıyan Ayten yoldaşımızın anısına, bıraktığı muazzam devrimci mirasa ve özgürlük hayallerine sonsuza kadar bağlı kalacağımızın sözünü veriyoruz…
Biz Önderliğimizin özgürlüğünü istiyor ve bunu büyük özgürlük yürüyüşümüzün merkezine oturtuyoruz. Bunu sadece ona olan minnet borcumuzu ödemek için yapmıyoruz; sadece o bizi halk olarak horlanma ve aşağılanmanın derin uçurumundan çekip çıkardığı ve insanlığın temel değerleriyle buluşturduğu için böyle davranmıyoruz. Önderliğimizin özgürlüğüne kenetlenmemizde elbette bunların da büyük payı ve rolü var. Ancak biz bütün bunların ötesine geçiyoruz. Her birimiz bu hedefe kilitlenmiş eylemimizle aslında insan olarak kendimizi gerçekleştiriyoruz, kendimizi yeniden var ediyoruz, halk olarak demokratik, özgür ve eşitlik içinde kendimizi yeniden yapılandırıyoruz. Önderliğimizin özgürlüğü bütün bunların bir arada ve birlikte gerçekleşmesini ifade ediyor. O bizim varlığımızın anlamıdır; sevdamızın odağı, yüreğimizi sevgi çağlayanına çeviren bir güzellik çağrısı, eşitlik, özgürlük ve adalet dünyamızın mimarı, bizi aydınlığın özgürleştiren ruhuyla buluşturan Prometheus’umuz, ölümsüz şehitlerimizin sadık sözcüsü, put kırıcısı Çağdaş İbrahim’imiz, halkımızın Özgürlük Güneşi’dir. Biz onu böyle biliyor, böyle tanıyor, böyle anlıyor ve böyle savunuyoruz.
Gönüllere taht kuran bir delikanlıyı müjdeliyor dağlar; içinde ışıltılı bakışın, coşkulu gülüşün, gerillaya sevdanın emsalsiz oğlunu müjdeliyor. Zamanın tam kendisinde, sesi hiç titremeden dolu dolu, ülkesinin tüm güzelliklerini içinde taşıyan, Arhat’ın zamanındayız. Dağlar; seni müjdeliyor, dağların güzelliklerinde, çoğalsın diye güzellikler, Ağustosun yakıcı sıcağında, kendi canıyla ülkesinin topraklarına can veren Arhat’ın zamanını yaşıyor doğa, gökyüzünün mavisi ve gerilla. Hepsi sende şimdi Arhat. Hepsi ama hepsi şimdi Haftanin gibi Metina gibi, güzel, özgür, yeşil ve huzur dolu, yani her şey Arhat’ça şimdi. Gerillanın duyguları, dağların zirveleri, suların gürültüsü ile kuşların cıvıltısı. Sesiyle, kamerasıyla tüm dünyayı inleten ‘SAET XWEŞ’ diye bağıran Arhat’ın zamanında, Arhat’layız.
🚩Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan:
📌Bölgedeki gelişmeler, sürecin hassas dengeler üzerinde işlediğini açıkça göstermektedir ve bunlar süreci doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle muhtemel provokasyonların boşa çıkarılması için bölgedeki sorunların diyalog ve müzakere temelinde ele alınması esas olmalıdır. Rojava’da gerçekleşen olaylar da bu çerçevede değerlendirilmelidir.
#MedyaHaber #MedyaHaberTv
🔴ÖCALAN: BARIŞ İRADESİ HUKUKİ VE SİYASİ DÜZENLEMELERLE GÜVENCE ALTINA ALINMALI
DEM Parti İmralı Heyeti ile görüşen Abdullah Öcalan, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin kritik bir aşamada olduğunu belirterek, yasanın ardından karşılıklı pratik adımların atılması ve kurulların aktif biçimde çalışmaya başlaması gerektiğini vurguladı.
DEM Parti İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Özgür Faik Erol, 13 Eylül’de İmralı Adası’nda Abdullah Öcalan ile gerçekleştirdikleri görüşmeye ilişkin açıklama yaptı.
Öcalan, sürecin geldiği aşamada tarihi sorumlulukların gecikmeden yerine getirilmesi gerektiğini belirterek, “Benim amacım barış ve siyasallaşmanın gerçekleştirilmesidir. Barışın karşılığı silah bırakmaya, siyasallaşmanın karşılığı demokratik siyaset ve demokratik topluma tekabül eder” dedi.
Türkiye’nin önünde tarihsel bir fırsat bulunduğunu ifade eden Öcalan, kalıcı barış ve demokratik çözüm için hukuki ve siyasi adımların önemine dikkat çekti:
“Barış iradesinin boşlukta kalmaması, somut hukuki ve siyasi düzenlemelerle güvence altına alınması ertelenemez bir görevdir.”
Öcalan, sürecin yalnızca Türkiye ile sınırlı olmadığını, Ortadoğu’daki gelişmelerle doğrudan bağlantılı olduğunu da vurguladı. Bölgedeki tüm halkların ve inançların özgür, eşit ve barış içinde bir arada yaşamasının hedeflendiğini belirten Öcalan, olası provokasyonlara karşı sorunların diyalog ve müzakere temelinde ele alınması gerektiğini söyledi.
Rojava’daki gelişmelere de değinen Öcalan, burada yaşanan olayların bölgesel dengeler ve Barış ve Demokratik Toplum Süreci çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğine işaret etti.
DEM Parti İmralı Heyeti ise görüşmenin ardından, Öcalan’ın temel yaklaşımının barışın kalıcılaştırılması, demokratik siyasetin güçlendirilmesi ve Türkiye’nin demokratikleşmesi olduğunu belirterek şu mesajı verdi:
“Barışın yolu açıktır. Şimdi bu yolu ilerletecek siyasi irade ve pratiği ortaya koyma zamanıdır.”
İşte, çağdaş PKK direnişçileri, geçmişten günümüze kadar yaratılan bütün tahribatları
ortadan kaldırarak vatanı kurtarmak, Mezopotamya uygarlığını çağdaş içerikle yeniden
filizlendirmek için kendi canlarını her gün böyle feda ettiler. Kurutulmuş Medya
Bahçesi'ni yeniden yeşertmek için tarihin o bütün ulvi değerlerinden süzülüp gelen berrak
kanlarını böyle akıttılar ve kimbilir ne zamana kadar da böyle akıtacaklar... Faşist
sömürgecilere intikam duygularını, zaptedilmez öfke ve kinlerini yanardağlar gibi kusan
ve güngün yarattıkları kahramanlık abideleriyle Kürdistan vatanı denen mabedi yeniden
kuran bu tarihin edebi mimarlarını tanımak, tanıtmak, anmak ve yaşatmak en önde gelen
sorumluluğumuzdur. Çünkü onlar bizim kökü-müzdür, onlar zemzemin kaynağıdır.
Yine ulusal kurtuluş ve özgürlük davasına büyük bir inanç, cesaret ve gururla sahip
çıkan çağdaş direnişçiler «Kürdistan Kabesi»ni kurtarmak için Ebabil kuşları gibi her
taraftan hücuma geçtiler. Tarihin en barbar, vahşi düşmanının dört tarafından sıkı
kuşatma altına almış olduğu «Kutsal Kabe»ye, ellerindeki keskinleştirilmiş kılıçlar,
mızraklar, gürzlerle artık son darbeleri vurarak işini bitirmek, her şeyi kesip doğrayarak
Kürdistan ve Kürt diye bir şeyin yerkürede var olmadığını herkese «ispatlamak» istediği
bir anda nereden çıkmıştı bunlar? Bebelerin ana rahminde bile Türkleştirilerek dünyaya
getirildiği bir sırada yerden biter gibi müthiş çoğalarak saldırıya geçen; bu kendisini vahşi
küftar askerlerin keskin kılıçlarına, yüzüne-gözüne çarparak onları engelleyen, taşıdıkları
ateş parçalarıyla pejmürde Türk askerlerini tepeden tırnağa ateş gibi yakıp-yıkıp geçen ve
Kürdistan Mabedi'ni son anda kurtaran özgürlük Zümrüdü-Ankalar da nereden çıkmıştı?