KAMUOYUNA VE HÜR-SEN TEŞKİLATINA
Son günlerde Konfederasyonumuzun bazı yöneticileri hakkında sosyal medya üzerinden çeşitli iddialar ortaya atılmakta; karşılıklı açıklamalar, ithamlar ve tartışmalar üzerinden HÜR-SEN’in kurumsal itibarı yıpratılmaktadır.
Açıkça ifade ediyoruz:
HÜR-SEN hiç kimsenin şahsi mülkü,hesaplaşma zemini veya kişisel ikbal aracı değildir!
Kimsenin ismi kurumumuzdan, kimsenin makamı ilkelerimizden, kimsenin kişisel hesabı HÜR-SEN’in geleceğinden daha değerli değildir.
Bir taraftan belgeye dayanmayan ithamlarla kurumu yıpratmaya çalışanlara, diğer taraftan soru işaretleri oluşmasına rağmen bunların açıklığa kavuşturulmasını gereksiz görenlere karşı tavrımız aynıdır:
İddia varsa araştırılacaktır.
Soru varsa cevabı aranacaktır.
Denetlenmesi gereken ne varsa denetlenecektir.
Hiç kimse makamına, unvanına , geçmişteki hizmetlerine güvenerek kendisini HÜR-SEN’in kurumsal denetim mekanizmalarının üzerinde göremez.
Bu nedenle HÜR-SEN Konfederasyonu Merkez Denetleme Kurulu olarak, yetki ve sorumluluğumuz çerçevesinde Konfederasyon Merkez Yönetim Kurulunun iş ve işlemlerinin 14-18 Eylül 2026 tarihleri arasında denetlenmesine karar verilmiştir.
Bu karar bir hesaplaşmanın değil, kurumsal sorumluluğun gereğidir.
Hesabı verilemeyecek hiçbir işlem, açıklığa kavuşturulamayacak hiçbir iddia olmamalıdır.
Aynı şekilde, elinde somut bilgi ve belge olmadan sosyal medya üzerinden kişileri ve kurumumuzu töhmet altında bırakanların da sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerekmektedir. HÜR-SEN’in itibarı, hiç kimsenin kişisel hesaplaşmasına kurban edilemez.
Merkez Denetleme Kurulumuz; kimden geldiğine, kimin hakkında olduğuna ve kimi rahatsız edeceğine bakmaksızın görevini bağımsızlık, tarafsızlık, hukuk ve şeffaflık içerisinde yerine getirecektir.
Çünkü bizim tarafımız kişiler değil HÜR-SEN’dir.
Bizim ölçümüz dostluklar değil hukuktur.
Bizim önceliğimiz makamlar değil kurumsal itibardır.
Denetim süreci tamamlandığında gerekli bilgilendirmeler yapılacaktır.
Herkes bilmelidir ki;
HÜR-SEN’de kişiler sorgulanamaz, makamlar denetlenemez, iddialar araştırılamaz diye bir anlayışa asla müsaade edilmeyecektir.
Çünkü;
Kişiler gelir geçer.
Makamlar değişir.
HÜR-SEN ve ilkeleri kalır.
HÜR-SEN KONFEDERASYONU
MERKEZ DENETLEME KURULU
Prof. Dr. Erhan Afyoncu:
Kürtlerin Anadolu’ya gelmesi Yavuz döneminde Osmanlı ile birlikte olmuştur. Kürdistan coğrafyası İran ve Irak sınırındadır.
1071 Malazgirt Savaşı’nda Kürtler yoktur; Malazgirt Türk zaferidir.
Osmanlı döneminde de “Kürdistan” isminin ilk olarak geçtiği bölge, bugünkü Irak ve İran sınırındadır.
Malazgirt, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı Türk zaferleridir. “Araplar ve Kürtler vardı, Anadolu’da Kürdistan vardı” palavraları; Sevr hayali kuran BOP’çu emperyalist maşalarına aittir...
2025–2026 Türkiye’nin En İyi 20 Üniversitesi
1. Koç Üniversitesi
2. Hacettepe Üniversitesi
3. Orta Doğu Teknik Üniversitesi
4. İstanbul Üniversitesi
5. İstanbul Teknik Üniversitesi
6. Ankara Üniversitesi
7. Gazi Üniversitesi
8. Ege Üniversitesi
9. Sabancı Üniversitesi
10. Yıldız Teknik Üniversitesi
11. Gebze Teknik Üniversitesi
12. Atatürk Üniversitesi
13. Erciyes Üniversitesi
14. Marmara Üniversitesi
15. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa
16. İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi
17. Fırat Üniversitesi
18. Boğaziçi Üniversitesi
19. Dokuz Eylül Üniversitesi
20. Karadeniz Teknik Üniversitesi
Kaynak: URAP 2025–2026 Türkiye Sıralaması
Halil Akıncı Türk Dışişleri Bakanlığının entellektüel derinliği olan büyükelçilerinden birisidir. NATO sekretaryasında ve Orta Asya, Kafkasya, Slav Ülkeleri Genel Müdürlüğü’nde üst düzey görevlerde bulundu. Eski Sovyet Coğrafyasından Sorumlu İkili Siyasi İşler Genel Müdürü, Ljubljana, Yeni Delhi ve Moskova’da Büyükelçisi olarak görev yapmıştır. 2010’da Türk Konseyi Genel Sekreteri olarak seçildi. Halil Akıncı çok önemli ve ülkemizin sürüklendiği felaketi öngören stratejik tespitler yapmış
Açılım süreci, şimdiye kadar siyaset sahnesinde pek rastlanmayan nitelikte, bir yeni örgütlenmeye meşruiyet kazandırmıştır.
Saiki ne olursa olsun sonuç budur. Terör örgütü olarak tanınan bu örgütün silahlarını terk ederek sivilleşmesi öngörülmekte ve bu olgunun da Türkiye’ye barış ve huzur getirmesi umulmaktadır.
Bu konuda İktidar ve Ana Muhalefet arasında hiçbir uyuşmazlık yoktur.
Bu noktada İktidar tarafından Öcalan’ın, PKK'yı desteklemeyenler dâhil, tüm Kürtlerin temsilciliğine tayini, sürecin gelişmesini onun insiyatifine bırakmaktadır.
Türkiye siyasetinde tayin edici rol verilen PKK'nın, disiplinli militanları bu siyaseti uygulamakla görevlendirilerek peyderpey siyaset sahnesine salıverilmektedir.
PKK, kendisine meşruiyet verilerek devlet himayesinde elde ettiği bu konumu, sadece devlet tekelinde bulunması gereken şiddet kullanarak elde etmiştir. Bunun da bilincindedir. İstediklerini elde edemezse tekrar şiddete başvurmayacağının güvencesi yoktur. Bu konuda hazırlıklı kalması çıkarınadır.
İnançlı ve amaçlarına ulaşmak için bütün bir aileyi katletmekten dahi çekinmeyen PKK’nın, Kürt asıllı vatandaşlarımızın yoğun bulunduğu yerlerde yapılacak seçimlerde, onları temsil edecek belediye başkanlarını, milletvekillerini tayin edeceği aşikâr hâle gelmektedir.
Ve bunu devletten aldıkları meşruiyete dayanarak yapacaklardır. Herkesin ağzından düşürmediği demokratikleşme eşit vatandaşlıktan kast edilen budur.
Devletin bekasına karşı en tehlikeli oluşum; halkın, PKK'nın devletten daha güçlü olduğuna inanmakta oluşudur.
Bu kanıyı güçlendiren son olay 1984 ayaklanmasının yıldönümünün havai fişeklerle kutlanması karşısında hiç tepki gösterilmemesi / gösterilememesidir.
Her masum sözden hakaret anlamı çıkararak hemen dava açan savcılarımızın, bu konudaki körlük ve sağırlığı bir tıp mucizesidir.
Türkiye etnik çeşitliliğe sahip bir imparatorluğun varisidir. Ancak Cumhuriyet, kökenine bakılmadan her çağdaş devlet gibi, eşit vatandaşlık temelinde kurulmuştur. Bu ilkenin uygulanıp uygulanmadığı geçmişteki ve mevcut yönetim yapısına bakılarak kolayca doğrulanabilir.
Ancak vatandaşın da devlete sahip çıkma, toplum güvenliği ve refahı için kendi seçtiği hükümet tarafından yönetilen devlete itaat etme mecburiyeti vardır. Her devlet kendine karşı çıkanı tedip etme hakkına sahiptir.
Aynı zamanda bununla görevlidir.
Herhangi bir siyasi veya idari düzenleme, Türk vatandaşlığının benimsenmesi temelinde olabilir. Hâlbuki vatandaş çoğunluğu ben Türk'üm demeyi gerekli görmediği hâlde PKK propagandasına kapılan vatandaşlar, kendilerini, metroda bile ben Kürdüm diye bağırmaya mecbur hissetmektedirler.
Her partinin, özellikle de iktidar partilerinin küçük hesapları, Türk siyasetinin yönlendirilmesini Öcalan ve emrindeki DEM’e emanet etmiştir.
Onlar gayet açık konuşmaktadırlar. Bu sürecin bir al-ver olduğunu, silah bırakmanın kamuoyuna takdim edildiği gibi bir teslimiyet olmadığını ifade etmektedirler. Yani PKK ve devlet eşit muhataptır.
Amaç bellidir. Türkiye’yi çalmaktır. Yönetimi ele geçirilen demokratik Türkiye, diğer Kürt toplumlarını da birleştiren, İsrail’in, ABD’nin, Avrupan’nın, hatta Rusya’nın stratejik ortağı olacak bir Büyük Kürdistan Devletinin gönüllü ve müşfik ebeliğini yapacaktır.
Çerçeve kanunu bu sürecin ilk aşamasıdır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin sonunu getirecek bu süreç önlenemez mi?
Eğer bunu istemeyen ve siyasi partilerce temsil edilmesi gereken halk iradesi, temsil imkânına kavuşursa önlenir. O da iktidar ortakları içinde dahi bu sürece karşı olanlar, muhalefet rolünü oynamakta olan siyasi partiler, gittikçe örgütlenen toplum, tek sesle yeter derse!
Biraz bilinç. Biraz öngörü, biraz cesaret!
Neyini anlatacaksın Fransız Sömürgesi Senegalli subayların Türk kadına tecavüz etmeye çalışırken görüp hepsini öldürdüğü için padişah fermanıyla sürgüne gönderilen Mehmet Cemil’i mi yoksa bunlar ülkeye girerken kırmızı halı seren İstanbul sosyetesini mi? Atatürk boşuna tiksinerek bakmıyor bu İstanbul’a
Bakın salağa anlatır gibi bir örnek vereceğim, belki çürük kafanıza dank eder;
Bir gün trafikte bir park kavgası yaşadınız. Sövüşmeler falan derken karşı taraf telefonu çıkardı, "Kürt olduğum için" diye başladı video çekti. O birkaç saniye senin kaderini belirledi bile. Hemen Yeni Türkiye'nin pratik toplum sözleşmesi devreye girer; bahsigeçen ekosistem videoyu dolaşıma sokar, yüzbinlerce kişi anana avradına söverek adres sormaya başlar, Kürdofaşist çark işlemeye başlar. Arabaya geri dönüyorsun. Anaa bi bakıyorsun ki koca mecliste vekiller "bu ülkede Kürde park vermiyorlar!" diye nutuk atıyorlar, videodaki sıfatın A4 kağıdına basılmış kürsüden sallanıyor. Kıpkırmızı oluyorsun panikten. YouTube bildirimi! çok sevdiğin gazeteci günlük programında yine - ama konu sensin! Sıfatın ekranda, sana kayıyor. Bildirimler akıyor, Suavi Twitter'da paylaşmış bile şopla vampir dişleri falan eklemişler sana. Yorumlarda Zeynepler, Mustafalar "ben de Türk'üm ama bu şerefsiz gibi değilim" yazıyorlar. Aha Bakan açıklama yapıyor, "ülkemiz bölünemez" diyor. İdrak bile edemiyorsun olanları, elin ayağın titriyor. Anan baban ailen yazıyor arıyor o ara, çoktan dadanmaya başlamışlar bile, sosyal medyada her şeyleri paylaşılmış. Medyascope'da ruşen çakır ve cengiz çandar yayında; verilmeyen park yeri Kürdün anayasada verilmeyen hakkının sembolüdür diyor. Serbestiyetten yıldıray oğur; kart kurttan park purka... yazısı çıkmış. Kafayı yemek üzeresin, cama bir tıklama kafayı kaldırdın Emniyet müdürü. E sen çağırmadın polisi, çağırsan bu hızla ne zaman gelmiş? "Oğlum naptın lan!?" diyor panikle. Artık ağlamak üzeresin "abi naptım ya?" diyorsun. Meğer bakanından, beştepesine herkes arıyor müdürü fırça kayıyor. Ülke bölündü bölünecek! Hemen geç şuraya, kamera açılıyor; anlat faşist olmadığını hızlı hızlı. Müdürü de işinden edeceksin. Kafan dağılmış ama devlet adamı edasıyla konuşmaya çalışıyorsun; "Kürt Türk kardeştir, bu park bizi bölemez, egzozlar susmaz, farlar söndürülemez!" hemen hemen yayına verin, iş MGK'ya çıkmasa bari. Yemin billah ediyorsun abi bir daha mı bir daha, yaya gezerim de araba kullanmam diye. Denetimli serbestlikle gidiyorsun, birkaç sene daha sessizkten sonra ailene taciz duruyor tek tük tehdit edenler oluyor o kadar. Ara sıra mecliste vekiller biz biliriz zihniyetinizi unutmadık diye adını geçiriyor ama olsundu.
Şu senaryo yıllardır gözünüzün önünde bin kez yaşandı, bin kez kıl kıpırdamadı
Immobile burada Barış Alper Yılmaz'a Allah ne verdiyse dalıp, kırmızı kart yemediğinde sesleri çıkmıyordu. 5-0 bitti maç, hakem mi konuşulacak diyorlardı. Oysa maç burada 1-0'dı. Hakem diye ağlamayacaksınız..