Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın haksız hukuksuz bir soruşturmayla tutuklanmasının ardından yapılan meclis oylamasında başkan vekilliğine Sibel Tan Çetinkaya seçilmişti.
5 Ağustos'ta yapılan oylamada oy pusulaları teker teker gösterilerek sayılmıştı. Tüm baskı ve tehditlere rağmen AKP’nin adayı seçimi alamamıştı.
Bu seçim hukuksuzca iptal edildi.
➡️Seçimden sonra iki meclis üyesi istifa ettirildi. Ardından 4 Belediye meclis üyemiz ifadeye çağrıldı. 2 meclis üyemiz gözaltına alındı ve 4 gün boyunca gözaltında kalacaklar.
➡️Gözaltı kararından bir süre sonra ise İstanbul Valiliği tarafından Belediye Başkan Vekilliği için yeni seçim tarihi belirlendi.
➡️Üsküdar Belediye Başkan Vekili seçimi 5 Eylül Cumartesi günü yapılacak. Yani gözaltı süresi devam ederken.
Bunun tek bir anlamı var: 30 yıl sonra AKP’nin kaybettiği Üsküdar Belediyesi, yargı ve siyaset işbirliğiyle gasp ediliyor. Seçimi AKP’nin alabilmesi için önceden tüm önlemler alınıyor.
Yazıklar olsun!
#ÜsküdarBelediyesi #SinemDedetaş #Seçim
Fatih Altaylı'tan aşağılık bir sermaye ayakçılığı yine. Aslında pr faaliyeti için davet edilmiş o masaya. Bu türün görevi bu. Özünde sosyal medyadan da önceki influcerler bunlar. İnanılmaz tehlikeli bir adam ve etkisi itibariyle zehir saçan bir ayakçı.
Gelelim yazıya. Genel müdür, yatırımcı, işletmeci. Sezonu kasada duranlara sormuş. Cevap ne olacak "hayatımızın cirosu" olacak tabii. Sen bir adama kendi kazancını sorarsan sezon her zaman muhteşemdir.
Ama anlattığı şey Bodrum değil. Bodrum'un bir avuçluk üst katmanı. Sahildeki beş on mekân, iki üç ultra lüks tesis. Gerisi kadraja bile girmemiş.
Girse ne görecekti, söyleyeyim. Ben bu işi yaptım senelerce.
Sahilin iki sokak arkasında, kırk odalı, aile işletmesi bir otel var. O da bu sezona girdi. Ama enerjiye zam, gıdaya zam, personel maliyetine zam, kredi faizine zam. Fiyatı zamlayamıyor, çünkü karşısında acente var, karşısında fiyat kıran komşusu var, karşısında cebi delinmiş yerli turist var.
Doluluğu tuttu, kârı tutmadı. Doluluk atıyorum %85, ama kasa bomboş. Bu memlekette dolu otelin batması ayrı bir sanattır.
Peki bu sıkışma nereye yıkılır? Yukarı değil. Aşağı.
Sezonluk personelin maaşı geç yatar. "Sezon sonunda toplu veririz" denir. Sezon sonu gelir, bir kısmı verilir, bir kısmı yenir. Çocuk hakkını arayamaz, çünkü sözleşmesi yoktur. Yarısı sigortasız, üçte biri asgari ücretten gösterilip üstü elden. En sonunda da git mahkemeden al diye aşağılanır.
Servis parası vardır, dağıtılmaz. Fazla mesai vardır, yazılmaz. Yıllık izin vardır, kullandırılmaz. On dört on beş saat çalışılır, sekiz saat imzalanır. Çalışmaya mecbur bırakılan insanlar. 20 yaşında bilmem kaç bin lira kredi kartına borçlanmış, kyk'ya borçlanmış, yoksul anası babası kredi çektirmiş. Ya da okuyacak para lazım. Bunu biliyor sermaye.
Lojman. Gidip bakın. Sekiz kişi bir oda, ranza, tek klima, bir duş. Bazı yerde konteyner. Sezonun ortasında elektrik kesilir, çocuklar terden uyanır falan filan. Bildiğin kölelik.
Neden lojman böyle? Çünkü Bodrum'da kira, çalışanın maaşının üstünde. Adam evini kiralasa çalışmaya gelemez. Yani işveren lojmanı iyilikten vermiyor, sistemin çalışması için mecbur. Kötü lojman bir eksiklik değil, bir zincir. Çıkarsan barınacak yerin yok.
Sezon biterse ne olur? Hiçbir şey olmaz. İşsizsin. Sekiz ay boş, dört ay ölesiye. Kıdem yok, ihbar yok, işsizlik maaşı çoğu zaman yok çünkü prim günün tutmaz.
Hele bir de stajyer sömürüsü var ki anlatamam. En korkuncu da kadın çalışanların çoğu taciz edilir. Genç kızlar, kadın çalışanlar sektörde var olabilmek için korkunç şeylere maruz kalıyorlar. inanılmaz bir mobing. Bunu da bol keseden verdikleri title'larla kendilerine bağlı bir dandik statü manyağı yönetici yaptıkları saçma sapan karaktersizlerle yaparlar. Karaktersize statü verirsin, karşılığında sadakat alırsın.
Gene gel yazıya, bu metinde bunların tek bir kelimesi geçmiyor. Ne maaş, ne lojman, ne sigorta, ne sezonluk çalışanın hali. Sektörden bahsediyor ama sektörü ayakta tutanlar metinde yok. Turizmi anlatıyor, turizm emekçisini anlatmıyor.
Onun yerine ne var? Nammos'un fiyatı. Kimin geleceği kimin gelmeyeceği. Yeni mekânların St. Tropez'den pahalı olması. Yani turizm değil, vitrin.
Bir de "giderek kıro oluyor" diyor. Asıl orada dökülüyor. Sendan iyi kıro mu var? Patekli maganda seni.
Şikâyeti hizmetin kalitesi değil, oraya gelen insanların kim olduğu. Buna zevk denmez, sınıf tiksintisi denir. Yavşak seni. Sermayenin diliyle yeterince uzun konuşursan, sermayenin gözünü de yürütürsün. Halkı, manzaraya yaklaşınca kareyi bozan bir şey sanmaya başlarsın.
Ama işin özeti şu: o "kıro" dediği insanlar, o mekânların mutfağında çalışıyor. Kapıdan giremediği yerin bulaşığını yıkıyor. Servis yaptığı masadaki tek bir şişenin fiyatı, aylığının yarısı. Turizmde yabancılaşma, emeğin en mahremine kadar iner kardeşim. Ondan yalnızca kolunu değil, gülümsemesini de satın alırlar. Üstat "işçi kendi emeğinde kendini yadsır" derken bunu kastediyordu. Sekiz kişilik odadan çıkıp, dünyanın en pahalı odasını satmak üstüne de en mutlu insanı gibi "hoş geldiniz" demek zorunda olmak.
"Bodrum St. Tropez oluyor" cümlesi de tespit değil, satış argümanı. Arsası olanın, imar bekleyenin, fon toplayanın işine gelen cümle. Turizm yazısı gibi duruyor, işlevi broşür.
bir de Umarım birileri çelme takmaz diye bitirmiş yazıyı lavuk.
Kime çelme? Yatırımcıya. Peki maaşını alamayan garsona çelme takan kim, onu soran var mı? Yok. Çünkü o masada oturmuyor.
Gazetecilik iktidara ve sermayeye rağmen yapılan iştir. Adamlarla akşam yemeği yiyerek yapılanın adı gazetecilik değil.
Alevi düşmanı bir ahlak yoksunundan başka bir şey değilsin… Üstüne bir de korkaksın. Bu nefretinle yaşayıp, sen ve senin gibilerle beraber bir hiç olarak gideceksin.
sen ve cüneyt kendinizi ne zannediyorsunuz acaba? metin göktepe misiniz, abdi ipekçi, hrant dink misiniz siz?
size ne olabilir? bir taneniz amerikan tankları içinde ırak işgalini iliştirilmiş bir gazeteci olarak izledi, sistem ve iktidarı elinde tutanların çizdiği sınırların dışına çıkmadı, günün sonunda da bir meczuba döndü. senin gazetecilik kariyerin de cumhurbaşkanı, başbakan uçaklarında yeri ayrılmış protokollerde geçti.
işsizlik meselesine gelince, bir sürü meslektaşın çalıştığın kurumlarda açlığa ve sefalete mahkum edilirken, işten atılırken milyon dolar cinsinden transfer ücretleri alıp keyif çatıyordun, hiçbir meslektaşın için tek söz kurabilecek haysiyeti göstermedin.
gerçekten insanda biraz utanma olur ama devir tam da sizin gibi arsızların canhıraş biçimde erdem bahsini dilinden düşürmeyerek her türlü alçalmayı vecd içinde arzulayarak geçirdiği bir devir.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Bir iyi haber, bir kötü haberim var.
İyi haber: Tahliye oldum.
Kötü haber: Tutuklandım.
Ben de sizin okuduğunuz hızda öğrendim bu iki haberi. Bu sefer, Daltonlar hakkındaki şakadan, “suçu ve suçluyu övmek” suçundan tutuklandım.
Cezaevinde sıradan bir 58. gündü. Bir elimde Cici Bebe, diğer elimde İhsan Oktay. Konstantiniye’nin dehlizlerinde dolaşıyordum. “SEGBİS’in var” dediler. Bayram değil, seyran değil; bu neyin SEGBİS’i düşüncesiyle koridora çıktık. Hücre-SEGBİS arasındaki bir dakikalık koridor yolculuğunda özgürmüşüm, bilmiyordum. Bilsem hafiften dans ederdim.
Avukatlarıma haber verilmediğini, normalde salona gelmem gerektiğini ama acele bir durum olduğunu bildirdiler. Suçlamaya konu metni okudular. “Çocukları dövmemeliyiz.” demişim de “Neden çocukları dövmek gerektiğini düşünüyorsun?” diye sorulmuş gibi hissettim. Hayattan, Türkçemizden ve altı üstü komediden söz ettim. Tekrar tutuklanmama karar verdiler. Adli yılın açılışını burada kutlayacağım, başarılı bir sezon olsun.
90 dakikalık gösteriden iki ayda bir yeni suçlama çıkıyor. Reels yerine tam gösteri YouTube kanalımda, odaklanma problemi olan varsa da telefon detoksu öneririm. Bana iyi geldi.
Ben iyiyim; moralim, sağlığım yerinde. Bu ay çocukkenki ağustoslar gibi hızlı geçti. Allah’tan okul yok Eylül’de.
Bu mektubu yazarken cezaevinde 10 saniyeliğine elektrik gitti. Karanlıkta bütün mahkumlar hücrelerde ıslık çalıp bağırdılar. İlkokulda pikniğe giderken gezi otobüsü tünele girmiş gibi hissettim.
Karatepe 2026, efsane tayfa. Unutulmayacaksın.
deniz göktaş hakkında tahliye kararı verildi, cezaevinden çıkmadan tekrar tutuklandı.
tekrar tutuklama gerekçesi 'suçu ve suçluyu övmek'. yine aynı gösteride aşağıdaki espirisi yüzünden. inanılmaz ama yaşanıyor işte.
"..Bugünün ikinci sıra bilet gelirleriyle Türkiye’de bir tetikçi tutup, rakip bir komedyeni öldürtebiliyoruz. Şu an piyasa bu durumda. Sadece ikinci sıra, bir de Telegram grubu. Oradan Daltonlar yazıyorsunuz, gayet kurumsal bir iletişim var. Bitcoin’den parayı yatırıyorsunuz takip de etmiyorlar. Öldürünce fotoğraf geliyor buydu değil mi abi?"
@karabayfurkan5
https://t.co/CTu69Oq2s8
Genel Başkanımız Erkan Baş, sendikal hakları için direnen Birleşik Metal-İş'te örgütlü Panelsan işçilerini bu sabah Ankara Polatlı'daki direniş alanında ziyaret etti:
"Burada Panelsan işçisinin kazanması, tüm Türkiye işçilerinin kazanması anlamına gelecek. Biz de bu konuda elimizden gelen ne varsa, gücümüz neye yetiyorsa sonuna kadar sizinle birlikte olacağız."
Mücadelele ve dirençleriyle umut olan, umudu inada dönüştüren, o inatla memleketin önünü açan maden işçilerine ve Bağımsız Maden-İş Sendikası’na biz teşekkür ederiz.
Bu zafer, Türkiye işçi sınıfının nice zaferinin müjdecisi olsun.
Genel Başkanımız Erkan Baş, direnen madencilerle birlikte Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın önüne yürüdü:
"Gökay Başkan ve Başaran Aksu halkı tahrik ediyormuş. Asıl halkı siz tahrik ediyorsunuz! İnsanları aç bırakarak tahrik ediyorsunuz! Sanıyorlar ki iki arkadaşımızı aldıklarında biz korkacağız, susacağız, sineceğiz, boyun eğeceğiz.
Siz bizi kendiniz gibi mi sanıyorsunuz? Zoru görünce arkadaşlarını satan hainlerden miyiz biz?"
Madenciler Yıldızlar SSS Holding önünde ödenmeyen ücret ve tazminatları için 17 gündür direnirken, Bağımsız Maden-İş Genel Başkanı Gökay Çakır ve Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu’nun tutuklanması anayasal haklara yönelik açık bir saldırıdır. İşverenin cezasız kaldığı, hakkını arayan sendikacıların ise cezalandırıldığı bu hukuksuz düzeni kabul etmiyoruz.
Hakları için direnen işçileri ve onların örgütlü mücadelesini yargı sopasıyla susturamazsınız. Madencilerin mücadelesi de dayanışmamız da büyüyerek sürecek.
Gökay Çakır ve Başaran Aksu derhal serbest bırakılsın!
Bu tutuklama, iktidarın bütün işçi sınıfna, bütün hak arayanlara açık bir mesajıdır:
Biz tepeden tırnağa, işçilerin emeğine, ekmeğine ve memleketin kaynaklarına çöken patronların iktidarı, hak arayan işçilerin ve halkın düşmanıyız!
Herkes safını ona göre belirlesin.
Bizim safımız maden işçilerinin,
@bagimsizmadenis’in safıdır!
Gökay Çakır ve Başaran Aksu yalnız değildir!
Biz sabrı da biliriz.
Ahı da..
Korkmuyoruz ya bu haktan ve yoldandır..
Sağ el kalpte konuşuruz..
Mertçe dövüşürüz.
Düşmana değer veririz, değerlerimizden ötürü..
Bıçaksan kesersin..
Haksızsan susarsın.
Yine haklıyız, yine kavgadayız..
ölsek durmayız..
#MadenciyeSes
İktidarın en çok korktuğu şeyi yaptılar: işçiler direndi, sendika öncüleri onlarlaydı her zaman ve toplum da bunu meşru gördü. İktidarın zayıf karnı burası. Başaran'ı da Gökay başkanı da özgür kılacak bu hattı güçlendirmek en büyük görevimiz.
Genel Başkanımız Gökay Çakır ve Örgütlenme Uzmanımız Başaran Aksu tutuklandı!
17 gündür Yıldızlar SSS Holding’in gasp ettiği ücret ve tazminatlarımız için direniyoruz. Üç bakanlığın garantörlüğünde verilen sözler tutulmadı. Müfettiş raporu alacaklarımızı tespit etti. Sebahattin Yıldız serbest gezerken Genel Başkanımız Gökay Çakır ve Örgütlenme Uzmanımız Başaran Aksu tutuklandı.
Bu tutuklamalar siyasi iktidarın talimatıyla yürütülen, Yıldızlar SSS Holding’in çıkarlarına hizmet eden, bir sınıf saldırısıdır. Madencinin hakkını savunmak, holdinglerin nasıl büyütüldüğünü anlatmak ve işçilerin ülkeyi yönetenlerle görüşmesini istemek suç değildir.
Yıllarca ruhsatlarla, tapularla ve özelleştirmelerle büyütülen holdingin işçiye borcu ortada. Devlet gücü holdinge karşı işlemezken madenciye gözaltı, soruşturma ve tutuklama olarak dönüyor. Kimin korunduğu da kimin susturulmak istendiği de ortada.
Biz mertçe dövüşürüz. Safımızı gizlemeyiz, sözümüzü eğip bükmeyiz. Madencinin alın terini patrona yedirmedik, yedirmeyeceğiz. Başkanlarımızı yalnız bırakmayacağız.
Mücadelemiz devam ediyor. Halkımızı madenciden taraf olmaya, sendikaları ve bütün işçi sınıfını dayanışmayı büyütmeye çağırıyoruz. Bu kavga hepimizin kavgasıdır.
Yoldaşlarımızı alacağız. Hakkımızı alacağız. Mutlaka biz kazanacağız.
#MadenciMutlakaKazanacak
Haysiyetsiz patronların talimatıyla tutuklanan Gökay Çakır ve Başaran Aksu maden direnişinin onurudur.
Madenciler onurlarını, biz dostlarımızı geride bırakmayacağız. Hepsini geri alacağız.
Yarın 11.00’de Enerji Bakanlığı önündeyiz
Bağımsız Maden İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır ve Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu'nun tutuklanması, Saray'ın madenciyle patron arasında kimin safını tuttuğunu bir kez daha gösterdi. Yandaş yargının bu kararına şaşırmadık ama burada biter zanneden patronu ve iktidarı şaşırtacağız.
Direnen sendikacılar derhal serbest bırakılsın!
Adalet!
Bağımsız Maden-İş Genel Başkanı Gökay Çakır ve Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu’ya özgürlük için Ankara Adliyesi önünde sesini yükselten madencilerle bekleyişimiz sürüyor.
#MadenciMutlakaKazanacak
Adalet!
Bağımsız Maden-İş Genel Başkanı Gökay Çakır ve Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu’ya özgürlük için Ankara Adliyesi önünde sesini yükselten madencilerle bekleyişimiz sürüyor.
#MadenciMutlakaKazanacak
"bu iş uzadı, sorunu çözeceğiz ama liderlerinizi de içeri atacağız" diyorlar.
çok tipik bir patron taktiği. işçinin direnişinin kazanımla neticelenmesi kaçınılmaz olduğunda öncüleri işten çıkartır, örgütlülüğü çözecek adımlar atar.
tam bir zaferi asla yaşatmamaktır amaç ve yeni kazanımlara, örgütlü gücün büyümesine, özgüven kazanmasına engel olmak.
devleti şirket gibi yönetiyorlar sahiden. her anlamda.
ne olursa olsun madencinin zaferi ankara sokaklarına yazılacak...