Herkesin bir badireden geçtiği, yorgun düştüğü ve buhranın arttığı bu çağda; herkes bir samimi sohbetle dinlenmeye, hoşgörülü bir yaklaşıma, saygılı ve nazik bir ilişkiye su kadar ihtiyaç duyuyor. Bugün insanın bir diğerine verebileceği en büyük hediye, yormayan bir muhabbetle yaşamına dokunabilmesidir.
Akif Emre hakkında yazmak kolay. Aslolan duruşunu, ümmetçiliğini kuşanmak. Müslümanlar hakkında konuşurken onun “düşmanın vurduğu yerden vuran dost değildir” ahlakî düsturuna sadık kalabilmek,fikriyatına dair gayret gösterebilmektir. Akif Emre’yi anlatırken kendini anlatmamaktır.
Acı çekmemiş insanı artık tanıyorum; sınanmamışı, o büyük imtihanlardan geçmemişi... Temkinsizliği, kendinden eminliği ve bazen bir bakışı bile ele veriyor onu. O zaman mesafemi ayarlıyorum. Çünkü onun göreceği çok şey var, ben ise yorgunum. Mesafemiz doğru ayarlanmalı.
@murat_kurum Ya burası harika olmuş. Allah huzurla afiyetle oturmayı nasip etsin sahiplerine. Gelin görün ki tokinin önceden yaptığı çok katlı apartmanları şu an baş belası yerler oldu. Ne vardı ki baştan hepsi böyle az katlı olsaydı, yer mi yoktu.
Türkiye’de başörtüsüne yönelik nefret, özellikle kültürel elitizmin belirli damarlarında hala bir “sosyolojik refleks” olarak canlı tutuluyor. Kamusal alanda başörtülü bir kadını görünce hala “iyi bir pozisyonu hak etmiş olamaz” önyargısı ile hareket ediliyor. Çünkü başörtüsü bu topraklarda bireyin niteliğinden bağımsız bir damga; bir tür “sınıf atlama yasağı”.
Hedef alınan kişi bir avukat, bir yönetici, alanında uzman ve muhtemelen onlarca sınavdan, mülakattan, tecrübeden geçmiş biri. Ama tüm bunların bir anda yok sayılması için tek bir şey yeterli; başının örtülü olması.
Mesela başörtülü bir kadın kamusal başarı elde ettiğinde “liyakat” tartışması açılıyor ama başı açık bir kadın aynı pozisyona geldiğinde kimse “acaba hak etti mi?” diye sormuyor. Tamamen örtüye atfedilen aşağılayıcı anlam hala bir kesimde canlı kanlı yaşıyor. Adını doğru koyalım, tartışmanın özü başarıya duyulan itiraz değil, “başörtülü birinin başarıya erişme ihtimaline duyulan rahatsızlık.”
Bu mesele yasal olarak çözülse dahi, sosyolojik olarak kolay kolay çözülmeyecek belli ki. Çünkü konu başörtüsünü bir “hiyerarşi belirteci” olarak görenlerin zihninde düğümlenmiş durumda. Ne diyelim, sizi rahatsız etmeye devam edeceğiz. Gururla.
Artık Kâbe fotoğrafı gördükçe şehid Ebu Ubeyde’nin okuduğu şu şiiri hatırlıyorum: “Ey Haremeyn’de ibadet eden, eğer bizi görseydin kendi ibadetinin bir oyun olduğunu anlarsın. Senin yanağın gözyaşlarıyla ıslanırken bizim boynumuz kan ile lekeleniyor.”
Kuzenim umreye gittiğinde "kabede gözlerim yaşlı dua ediyordum en sonunda Rabbim ettiğim duaları beğendin mi diye bitirdim elimi yüzüme sürüp biraz ilerleyince Türk kafilenin içinden bir ablanın elindeki poşete gözüm ilişti baktım 'beğendik' yazıyor" dedi 😁
rüveyda diye bi ablayla tanıştım.
yillar önce umreye gittiğinde etraf boşken kabeye gidip Ya Rab bana nolur bi kere rüveyda diye seslen diye ağlamış. Yaninda bi adam yüksek sesle tarık suresini okumaya başlamış. kuranda ruveyda gecen tek sureymiş. o adamdan şu an 2 çocuğu var🥲