Bu sefer kendimi suçlamadım hatta keşke bir saat bile olsa daha fazla calışsaydım da demedim aksine yanlış olan tarafın ben olmadığını gördüm...
Sadece emeklerimin karşılığını alamayacak olmanın hüznünü yaşıyorum.
#Ags2026
Hatay'lıyım ben. Depremde akrabalarım, öğrencilerim, arkadaşlarımı kaybettim. Yaşayanların, çok daha acı günler gördüğüne şahit oldum. Çığlık sesleri bitmedi; enkazlardan gelen günlerce, enkazın dışından gelen haftalarca bitmedi.
Sizin için "geçmişte kalan" bir anı olabilir deprem. Ama insanlar hâlâ ne bir düzen kurdu ne acılarını atlattı. Hâlâ konteynerda kalan binlerce insan var. Aradan üç yıl geçti, o gün yaşanan acılar geçmedi daha.
Tüm bu süreci gördükten sonra insanın kalbi oynar yerinden. Oynar da o insanların hakkını yiyemez. Tüm bunlara şahit olup yine de hakkını yemişse, şeytandan farksızdır o kişi. Zaafla açıklanacak bir şey değil bu.
Kim varsa bu süreçte bu insanların hakkını yiyen, Allah onlara hak ettiklerini bir an önce buldursun.
izlerken en sevdiğim cümle şu olmuştu;
“Sen bana, gerçekten sevilmeye değer bir kadının sevgisini kazanabilmek için, daha başka erdemlere sahip olmam gerektiğini öğrettin.”
En doğal, en insani, en masum ve en haklı eylemlerden birisidir Özel Okul Öğretmenleri’nin AÇLIK GREVİ.
Bugün açlığın 12. günü.
Yüreğim yanınızdadır değerli öğretmenler. Elbet keser dönecek-sap dönecek.
Okudunuz mu bilmiyorum ama Gazap Üzümleri’nde şöyle bir cümle geçer: “Ancak yeni doğan bir bebek baştan başlayabilir. Sen, ben… Biz artık geçmiş zamanız.” Geçmişi silmeye çalışma; onu kabul et,anlamlandır ve ondan ders al. Gerçek başlangıç,unutmak değil; bilinçle devam etmektir.
Öğretmenlik mesleğinin itibarı o kadar değer kaybetti ki Ankara’nın ortasında açlık grevinde olan öğretmenler toplumun büyük kesiminin umrumda bile değil. Milli takımın durumunun binde biri kadar bile gündem olamıyor.