- Ama oğlu Kuran-ı Kerimleri toplattı.
Evet toplandı. Çünkü yabancılar tarafından değiştirildiği devlet tarafından fark edilince ne kadar Kuran-ı Kerim varsa hepsi toplatıldı. Düzeltildi. Mühür vuruldu ve tekrar iade edildi. O dönemki Kuran-ı Kerimlerde hala mühür vardır.
- Ama oğlu İskilipli Hoca gibi hocaları, şapka takmadığı için astı.
Evet asıldı. Ama şapka yüzünden değil. Hoca olduğu için hiç değil. Osmanlı zamanında da 31 Mart'a karıştığı için askeri mahkeme tarafından yargılanan, 'Kudurmuş haydutlar' dediği Kuvayi Milliyecilere karşı Yunanlıları tutmasına hatta bildirileri Yunan uçaklarıyla Anadolu'ya atılmasına rağmen affedildi. Ama ne zaamanki çeşitli şehirlerde çıkan isyanlar sonucunda, hükümet konakları basılıp görevliler öldürülünce ve bu olaylarda onun da etkisi olduğu anlaşılınca idam edildi. O dönem yargılanan Tahirül Mevlevi, Hafız Osman, Ömer Rıza gibi hocalar beraat etti, 'hoca' oldukları halde!
- Ama oğlu camileri ahır yaptı.
Evet camiler ahır da oldu. Sinan Meydan, İtalyan arşiv belgelerinde Yunan ordularının camileri tahrip ederek, Kuran-ı Kerimin ayaklar altında çiğnenmesi gibi maddi-manevi baskılar yapıldığını, Milli Mücadele sonrasında Atatürk'ün emriyle yakılan, yıkılan camiler konusunda bir rapor hazırlandığını ve 1 yıl içinde 126 cami ve mescidin onarıldığını, Atatürk'ün Eskişehir Mihalıççık Camii için cebinden 5000 lira vererek yeniden yaptırdığını, İnönü'nün Ankara Bükteş Sokak' ta bir caminin yapımı için 2500 lira bağışladığını, 1924-1935 arasında yüzlerce tarihi camiyi tamir ettirdiğini yazar.
Yalanlar, yalanlar, yalanlar...
İnsanları böyle kandırdınız. Atatürk düşmanlığı henüz Atatürk'ün sağlığında başlamadı mı zaten?! Ölmesi de etkilemedi.
İşin tuhafı mesela çoğu içkiye bağlı nedenlerden ölen Osmanlı padişahları umrunuzda olmadı. Abdülhamit'in torunu 'Dedem rom içmeyi severdi.' demesine rağmen o 'cennetmekan' oldu, ama Atatürk'ün rakısı battı... Ya da Abdülhamit döneminde 1 milyon 592 bin 806 kilometre karelik toprak kaybedilmesine rağmen, bunu hiç sorgulamadınız. Ama Londra ve Uşi anlaşmalarıyla çoktan kaybedilen 12 Adaları,bu adalar 26 ada olarak da söyleniyor .. yıllarca Lozan'da kaybettik yalanını yüzünüz hiç kızarmadan söylediniz. Üstüne atılan birçok iftiraya gözünüz kapalı inandınız. En çok da din üzerinden vurmaya çalıştınız, bağımsız bir ülke hediye etmese dini sanki çok yaşayabilecekmişsiniz gibi...
Ve bugün 14 Ocak! Zübeyde Hanım'ın vefat yıldönümü...
BİZ OĞLUNUZU ÇOK SEVDİK, İÇİMİZDEKİLERE RAĞMEN!
Ve öyle bir evlat yetiştirdiğiniz için, bu yıl 'da' saygı, sevgi ve rahmetle anıyoruz sizi...
Arapların putlara Perslerin ateşe taptıkları dönemden 800 sene önce, bir ve tek olan Tanrı’ya inanan Türk Hun Hükümdarları şu duayı okurlardı:
“Ulu Tanrı!
Her şeyi yaratan Tanrı!
Yenilmez, yıkılmaz, ölmez, bitmez, yitmez, yok olmaz Tanrı!
Suyu donduran, buzu eriten, buzdan su yürüten, sudan ırmak coşturan, ırmaktan göl dolduran, gölde balık gezdiren Tanrı!
Kuru derelere pınar koşturan, ota ağaca can yürüten, ottan ağaçtan çiçek çıkartan, çiçeklerden oğul veren, arıya bal yaptıran Tanrı!
Günümüzü aydınlatan, gecemizi yıldızlarla süsleyen Tanrı!
Bize yeni bir yıl veren Tanrı!
Bu yıl bize bol ver, bolluk ver!
Otumuz otlağımız bol ver!
Kulunlarımız kuzularımız bol ver!
Yapağımız yünümüz, yağımız sütümüz, peynirimiz, kımızımız bol ver!
Yağmurumuz suyumuz bol ver!
Avlağımız avımız bol ver!
Urısı, kızı oğulumuz bol ver!
Anamızı balamızı, oğulumuzu kızımızı, gencimizi yaşlımızı, bu Kara Yer üzerinde hepimizi kara çorlardan sakla, isizlikten bizi esirge Yüce Tanrı!
Yayımız yaman, okumuz şaşmaz, kılıcımız keskin kıl!
Yağının başını munsuz, bileklerimizi güçsüz, yüreklerimizi umutsuz koma!
Bahar geçsin yaz gelsin, yaz geçip güz gelsin, güz buduna yeğni gelsin!
Kuzumuz, kulunumuz, oğulumuz çok olsun!
TÜRK çoğalsın Acun üze bey olsun!
Aç, çıplak kalmasın, acun düzen dirlik bulsun!
Yer ve gök ülüşü için, atalarımız tini için sunduğumuz iduklarımızı una!
Yüce Tanrı!
TÜRK Budun ilsiz kılma, TÜRK Budun başsız kılma, TÜRK Budun töresiz kılma, Hun Budun yüzün yere vurma, TÜRK Budun tutsak kılma, hatun olacak kızlarımızı kun, bey olacak oğullarımızı kul kılma!
📷📷📷📷
TÜRK budununu koru!”..
Kaynak : Ronald Cohn Jesse Russell, Tengriism,bookwika, VSD (1 Jan. 2012)
ESKİ AKP'Lİ BAKAN HÜSEYİN ÇELİK ANLATIYOR.
"Hızlı bir islamcı olarak doktora tezimi Abdülhamid üzerine yapmaya karar verdim. Kahramanlıklarını araştırıp herkese anlatmak için kitap yazacaktım. Ama araştırdıkca şoklara girdim hayal kırıklığına uğradım. Necip Fazıl ve Kadir Mısıroğlunun anlattığı Abdülhamid Osmanlı belgelerinde yoktu. Ne vardı peki? Avrupai hayat tarzına meraklı ama Avrupadan korkan bir adam, etrafında ki tüm adamları vezirleri ermeni Rum veya yahudi, yabancı devletler tehdit edince toprak verip sulh sağlayan bir padişah çıktı karşıma. Ali Suavinin Çırağan sarayı baskınından sonra beni ve ailemi. bunlar topkapının zindanlarında öldürecekler korkusu ile İngiliz elçisini çağırıp Kraliçe beni korurmu diye söylüyor...2 gün sonra Elçi Kraliçe seni aileni ve koruyacağını söylüyor ama bir şartı var Ruslara karşı Malta da ve Girit de bulunan Askerlerimiz Savaşırken Sevkiyat zorluğu çekiyor... Kıbrıs'ı vermenizi istiyor diyor, 4 gün sonra Kıbrıs'ı İngilizlere veriyor"
Hüseyin Çelik
📌Silahsızlanma Alt Komisyonu üyeliği falan filan...
‼️Bakın size bir baba oğul hikayesi anlatacağım şimdi.
🅾️Soldaki: Kyriakos Venizelos (Baba)
🅾️Sağdaki: Eleftherios Venizelos (Oğul)
⏩Kyriakos, Girit Hanya'da Osmanlı Vatandaşı bir tüccardı. Venizelos ailesi Esasen Giritli değillerdi.
1768'de Mora'da başlayan Orlov İsyanı'na paralel olarak ailecek Girit'e gelmişler, burada 1770 Girit isyanına (Daskalogiannis) katılmışlar ve Girit'e yerleşmişlerdi.
⏩Kyriakos 1810-16 yılları arasında Hanya'da dünyaya geldi. 1821'de başlayıp 1829'da sona eren Yunan İsyanına çok genç yaşta katıldı.
Bunun için Girit'ten Mora'ya geçti. Akabinde tekrar Girit'e döndü.
1830'da Yunanistan Osmanlı'dan bağımsızlığını kazandığında Girit'in de Yunanistan'a bağlanacağını düşünüyorlardı. Ama olmadı. Girit, Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya verilmişti.
⏩Kavalalı, Yunan İsyanına destek veren Giritlileri adada istemiyordu. Venizelos Ailesini sürgün etti.
Fakat 1840 Londra anlaşması ile Kavalalı'nın Girit'teki hakimiyeti tekrar Osmanlı'ya geçmişti.
Osmanlı Girit'i yeniden devralınca sürgündeki teröristler affedildi ve Venizeloslar tekrar adaya döndü.
⏩Kyriakos Venizelos Hanya'da ticarete başlamıştı. Arkasında Yunan Hükümeti ve İngilizler vardı.
Yunanistan'ın bağımsızlığının ardından en büyük emeli (Megali idea/Enosis) Girit'in de Yunanistan'a katılmasıydı.
Bu sebeple kıta Yunanistan'dan Girit'e bu doğrultuda sistematik göçler başladı.
Kyriakos Venizelos bu göçlerin finansmanını sağlıyor, kıta Yunanistan'dan gelenleri Girit'in stratejik yerlerine yerleştiriyordu. Tabi bu esnada silahlı çeteler oluşturuyor, zaman zaman bu çeteler Osmanlı'nın güvenlik güçleri ile çatışmaya giriyordu.
⏩1856 Islahat Fermanı ile Kyriakos aradığı fırsatı bulmuştu. Ağır vergileri bahane ederek binlerce kişiyle Hanya'da protesto gösterileri başlattı.
Girit'te Rumlar Osmanlı'yı tehdit ediyordu.
⚠️Osmanlı ne yaptı peki?
Şak diye açılım yaptı...
Bu açılım sonucunda, Giritli Hristiyanlara silah taşıma hakkı, inanç özgürlüğü güvenceleri ve eğitim/aile hukuku gibi konularda yetkili Hristiyan İhtiyar Heyetleri kurma hakkı tanındı.
Kyriakos önderliğindeki bölücü/ayrılıkçılar iyice şımarmışlardı. 1866'da Girit Hükümeti kurduklarını ilan edip Yunanistan'a bağlandıklarını açıkladılar.
‼️Böylece 1866 Girit İsyanı başlamış oldu.
Bu isyan neticesinde Venizelos Ailesi sürgüne gönderildi. Sürgüne gittiklerinde oğul Eleftherios Venizelos henüz 2 yaşındaydı.
⏩Sonra Osmanlı bir açılım daha yaptı ve Girit'te isyan eden tüm teröristler için "Genel Af" ilan etti.
Venizeloslar tekrar Girit'e döndüler.
Osmanlı'nın sağladığı açılım ile yine zengin ve imtiyazlı hayatlarına devam ettiler.
Bir yandan da Enosis için çalışmalarına devam ediyorlardı.
⏩1878'de Girit'te bir isyan daha çıktı.
Osmanlı Devlet Aklı bu isyanı da Açılım Yaparak bertaraf(!) etti.
Osmanlı'nın Girit'te yaptığı her açılımda, Yunanlar Enosis Hayaline bir adım daha yaklaşıyorlardı.
1878'deki Açılımı ile imzalanan Haleppa Sözleşmesine göre adaya artık Hristiyan Vali atanacaktı.
Kyriakos'un oğlu Eleftherios tam bir militan gibi yetişiyordu.
Babasının bayrağını o devralacaktı.
Atina'da Hukuk okuyarak Girit'e döndü, Avukatlık yapmaya başladı.
⏩Haleppa Sözleşmesi'nin tanıdığı haklar ile artık çok rahat hareket ediyorlardı.
Kıta Yunanistan'dan artık daha çok Yunan Gelmeye başlamıştı.
Eleftherios evraklarını düzenliyor, Hristiyan Vali de bunu onaylıyordu.
Adanın demografisi tamamen Türkler aleyhine değişmişti.
Artık Yunanistan ile birleşme zamanı gelmişti. 1896'da Girit'te patlayan büyük isyanın önderi Eleftherios Venizelos'tu.
Bu isyan 1897 Osmanlı-Yunanistan savaşını başlattı.
⏩Savaşı Osmanlı kazanmıştı ama...
Ama yine açılım yaptı ve teröristlere ne istedilerse verdi.
⚠️Bu kez Girit artık Özerk olmuştu.
Osmanlı'ya bağlıydı, fakat adaya Yunan Kralının oğlu Prens George Vali olarak atandı (Abdülhamid tarafından).
Eleftherios Venizelos ise Girit'in Adalet Bakanı olmuştu.
⏩Venizelos'un 1905'teki girişimleri ile Girit'in hakimiyetini kontrol eden Büyük Devletler, Osmanlı'ya sormadan Girit Valiliğini Yunanistan Kralına bağladılar.
‼️Venizelos ise Girit Başbakanı oldu.
Böylece Girit fiilen Yunanistan'a bağlanmış oldu.
⏩Girit Başbakanı Venizelos, 1910'da Yunanistan Başbakanı oldu.
O'nun girişimleri ile 1913'te ise Girit resmen Yunanistan'a bağlandı.
‼️Baba ve Oğul Venizeloslar Girit'i Osmanlı'dan koparmışlardı.
Dün Terörist Venizelos'u defalarca affedip Girit'in Adalet Bakanlığını verenler bugün bir başka teröristi Silahsızlanma Alt Komisyonu üyesi yapıyorlar.
Ne müthiş bir Devlet Aklı...!!!
⏩Sonraki Yıllarda Megali İdea kapsamında Venizelos yönetimindeki Yunanistan, İzmir'e asker çıkararak Batı Anadolu'yu işgal etti.
Burada Venizelos'un planı aynı Girit'te yaptıkları gibi olacaktı. İzmir ve Çevresinde bir İyonya Devleti kurulacak, tıpkı Girit gibi özerkliği elde edilip Yunanistan ile birleşmesi sağlanacaktı.
Ama Venizelos'un bu dahiyane planı tutmadı.
Çünkü karşısında bu kez "Hasta Adam" Osmanlı yoktu. Mustafa Kemal ve Kuvayi Milliye vardı.
Venizelos ve Yunanistan'ın Megali İdea hayalleri 30 Ağustos 1922'de Dumlupınar'da tarihe karıştı...
#tarih #cuma #Girit #açılım #altkomisyon #devletaklı
Ünlü Sosyalist Türk Milliyetçisi Yusuf AKÇURA Osmanlı'nın son zamanlarında Harp Okulu talebesiymiş.
*
Harp okullarında okuyanların çoğu Ermeni,Arap ve Arnavut'lardan oluşuyormuş.
Türk olmayan bu öğrenciler kendi etnik mensubiyetlerini her ortamda rahatca ifade ederlerken, Türk öğrenciler Türk olduklarını söylerlerse okuldan atılmakla kalmayıp çok ağır ceza alıyorlarmış.
*
Yusuf AKÇURA'da günün birinde Tatar Türkü olduğunu söyleyince, bölücülük iddiası ile Harp Okulundan atılmış ve Fizan'a ömür boyu sürgüne gönderilmiş.
*
Ne zamanki İttihat ve terakki cemiyeti söz sahibi olmuş, ondan sonra ancak İstanbul'a geri dönmüş.
*
İslamcı siyaset, taaaa o zamanlarda bile herkese dost sadece Türk'e düşmanmış.
Yani! Türkler her zaman bu toprakların mazlumları olmuşlar, "kendi öz vatanlarında garip,özyurtlarında parya" olmuşlar.
*
Ne zaman ki cennet mekan Atatürk ve yoldaşları Ulusal Kurtuluş savaşını kazanıp Türkiye Cumhuriyetini kurmuş, herkes Türk olduğunu gururla söylemeye ve çocuklarına Türkçe İsim koymaya başlamışlar.
*
Türklerin başını yerden kaldıran herkese mınnet duyuyorum varolsunlar ...
ADNAN MENDERES
64 YIL ÖNCE BU GÜN YASSI ADADA İDAM EDİLDİ.🔥🔥
__Köy enstitülerini kapatan,
__Türkiye'yi NATO"ya sokan,
__ABD için Kore'ye asker gönderen,
__Vatan cephesini kurup halkı bölen,
__üniversite gençliğine şiddet uygulayan,
__dinsel gericiliğin önünü açan;
__"Ben orduyu astsubaylarla da idare ederim, __Odunu koysam vekil seçilir,
__Karını boşa ben alacağım" diyen,
__mecliste toprak reformunu engelleyen,
__Aydın'ın en büyük toprak ağalarından,
Adnan Menderes 64 yıl önce bu gün Yassıada'da idam edildi...Odunu haklı olsun.🔥
MENDERES DEMOKRASİ ŞEHİDİ diyenlerin dikkatine !
Adnan Menderes neyle suçlandı
1- Örtülü ödenek paralarını zimmetine geçirmek,
2- 6-7 Eylül Olayları'na önceden haberi olduğu halde olarak müdahale etmemek,
3- Kanuna aykırı olarak üniversite basmak ve halka ateş açtırtmak,
4- Bazı muhalefet milletvekillerinin ve muhalefet liderinin seyahat özgürlüğünü kısıtlamak,
5- Devlet radyosunu siyasi çıkarları için kullanmak,
6- Halkı Demokrat izmir gazetesinin matbaasını tahrip etmeye teşvik etmek,
7- Kırşehir'in haksız olarak ilçe yapılması,
8- Yargı bağımsızlığının ihlali,
9- Tahkikat Komisyonu'nun kurulup olağanüstü yetkilerle donatılması,
10- CHP'nin mallarına "haksız" yere el konulması
Menderes'in mahkemelerde gündeme gelmeyen suçları
1- 1951 yılında Menderes hükümeti Kore Savaşı'nda Amerika için asker gönderdi.
Amerikan çıkarları için bine yakın vatan evladı Kore'de yaşamını yitirdi, binlercesi yaralandı.
2- 1952'de NATO'nun isteği üzerine komünizme karşı gayri-nizamı harp yapacak Seferberlik Tetkik Kurulu, daha sonraki adıyla Özel Harp Dairesi kurdu.
3- 1954 yılında Yabancılara petrol arama ve çıkarma izni verildi.
4- Tek parti döneminde kurulan bazı Traktör ve Basma fabrikaları Menderes döneminde özelleştirildi veya ekonomik olmadıkları için kapatıldı.
Nuri Demirağ tarafından kurulduktan sonra İsmet İnönü tarafından devletleştirme kapsamına alınan uçak ve uçak motoru fabrikaları, Eskişehir tank fabrikası ve Kırıkkale silah fabrikası,
Menderes döneminde NATO standartlarına uymadıkları gerekçisiyle kapatıldılar.
5- Cezayir kurtuluş savaşı sırasında Fransa'yı destekledi.
6- 1954-1958 yılları arasında 238 gazeteci iktidara karşı yazılar yazmak suçundan mahkûm oldu.
7- "Tahkikat Komisyonu" nu kurdu.
15 DP milletvekilinden oluşan komisyon hem suçlama hem de yargılama hakkına sahipti.
Komisyon 5 kişiden fazla yan yana yürümeyi bile yasakladı.
8- İsmet İnönü'ye 12 oturum meclisten men cezası verildi.
9- Turan Emeksiz hükümete karşı istanbul Üniversitesi'nde düzenlenen bir protesto mitinginde polisin açtığı ateş sonucu öldü.
Hüseyin Onur ise sol bacağı kesilerek kurtarıldı.
10- Hukuk'un üstünlüğünü savunan Yargıtay Başkanı Bedri Köker, Yargıtay Başsavcısı Rifat Alabay, Yargıtay 2. Başkanlarından Haydar Yücekök, Yargıtay Üyeleri Melehat Ruacan, Kamil Çoşkunoğlu, Faik Uras ve İlhan Dizdaroğlu, görülen lüzum üzerine re'sen bir günde emekliye sevkedildiler.
Aslında Menderes hükümeti, ordu darbe yapacak gerekçesiyle daha 6 Haziran 1950'de,
Genelkurmay Başkanı Nafiz Gürman olmak üzere bütün üst komuta kademesi dahil olmak üzere 15 general ve 150 albayı re'sen emekliye sevk etti.
RESİMDE Kİ ŞAHSIN YAPTIKLARI VE ÜLKEYE VERDİĞİ ZARARI HALEN TELAFİ EDEMİYORUZ.
YETMEZ GİBİ BİRİ DE ÇIKMIŞ ULU ÖNDERİ İSİM VERMEDEN TEK PARTİ REJİMİ MEDRESE KAPATTI DİYE ELEŞTİRİYOR.
ESAS ELEŞTİRİLMESİ GEREKEN;
EĞİTİM DE DEVRİMİN SİMGESİ, AYDINLANMA PROJESİ, SAYISIZ AKADEMİSYEN, EĞİTİMCİ, SANATÇI, BİLİM İNSANI YETİŞTİRMİŞ, TÜRKİYE 'NİN EN ÖNEMLİ KÜLTÜR VE EĞİTİM HAMLESİ ' KÖY ENSTİTÜLERİ'Nİ" KAPATARAK ÜLKENİN ÇAĞDAŞ VE AYDINLANMASININ ÖNÜNÜ KAPATAN ADNAN MENDERES'TİR.
UÇAK FABRİKALARINI KAPATAN, ABD'NİN MARŞAL PLANINI DEVREYE SOKAN ADNAN MENDERES'TİR.
EMPERYALİSTLERİN KUKLASI, İŞBİRLİKÇİ ADNAN MENDERES'TİR.
ATATÜRK CUMHURİYETİNE VERDİĞİ ZARARLAR SAYMAKLA TÜKENMEZKEN AKŞENER GİBİ BİR SİYASİNİN OY KAYGISIYLA SÖZÜMONA DEMOKRASİ ŞEHİDİ DİYE ANDIĞI ADNAN MENDERES TÜRK DEMOKRASİSİNİN KARA LEKESİ, TÜRKİYE'NİN AYDIN, ÇAĞDAŞLAŞMASININ HER ALANDA ÖNÜNÜ TIKAYAN ADAMIDIR. TÜRKİYEYE VERDİĞİ ZARAR HİÇ BİR ŞEKİLDE TELAFİ EDİLEMEDİ. AHLAK DEJENERESİ ONUNLA BAŞLADI, ONUN PEŞİNDEN GİDENLERLE DEVAM EDİYOR.
EVLİ KADINLA ZİNA YAPACAK, KADININ KOCASINA KARINI BOŞA BEN ALICAM DİYECEK KADAR UÇKUR DÜŞKÜNÜ BİR SEFİL ADNAN MENDERES.
1924 yılında ATATÜRK eğitim filozofu Amerikalı John Dewey'i Türkiye'ye davet eder, TÜRKİYE'de EĞİTİM NASIL OLMALIDIR niteliğinde bir rapor hazırlamasını ister...
Köy Enstitüleri fikrinin temelleri atılır. Askerde çavuş olan erlerin köy öğretmeni olarak gönderilmesi projesi başlatılır.
İ. İnönü 17 Nisan 1940'da bu projeyi MEBakanı Hasan Ali Yücel ve köy enstitülerinin mimarı İsmail Hakkı Tonguç... İKİ DEVRİMCİ ile başlatır.
1946'da ÇOK PARTİLİ SİSTEME geçen CHP, içinden çıkan DP, kurulu düzenlerinin, sistemin değişmesini istemeyen bürokrat... toprak reformuna karşı çıkan TOPRAK ağaları, İŞBİRLİKÇİ unsurlar, şeyhler, siyasetçiler....VE 1947 Marshall yardımı ile başlayan " TÜRKİYE'ye DEMOKRASİ getirecek " olan ABD'nin yörüngesine giren Türkiye... F. Çakmak, K. Karabekir gibi paşaların bile KADIN-ERKEK, KÖY,-KENT EŞİTSİZLİĞİNİ YOK EDECEK , halkı uyandıracak bu proje aleyhine çalışırlar.
Köy Enstitülerini merak eden Reşat Şemsettin Sirer İ. Hakkı Tonguç'u ziyaret ettikten sonra " SİZ BU ÇOCUKLARI NASIL BÖYLE YETİŞTİRİYORSUNUZ? Biz bunları YÖNETEMEYİZ...BEN BİNDİĞİM EŞEĞİN BENDEN AKILLI OLMASINI İSTEMEM " der...ve H. Ali Yücel görevden alınır, yerine BU YARATIK GETİRİLİR.
İktidarı kaybetmemek için DP, Menderes gibi dincilere taviz veren İnönü seçimleri kaybeder. HALK GERÇEĞİ VARKEN sahtesine oy vermedi DEMEK Kİ!?
DP iktidarı ile önce köy öğretmeni yetiştiren okullara dönüştürülen Köy Enstitüleri 1954'de TAMAMEN KAPATILIR.
Türkiye'de sanatkâr, zanaatkar, aydın insan yetiştirecek .... TÜRKİYE'yi ayağa kaldıracak olan PROJE... ATATÜRK'ün hayali... İnönü'nün "çocuğum" dediği proje YOK EDİLİR.
*Mademki sen; TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN KURUCUSUNA KÂFİR DİYECEK KADAR CESURSUN, BEN DE SANA ŞEREFSİZ NAMUSSUZ VATANSIZ AHLAKSIZ DİYECEK KADAR CESUR ve YÜREKLİYİM !*
*Atatürk'ün düşmanı, düşmanımdır.*
*Adı : Mareşal Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK,*
*Görevi : İlk Cumhurbaşkanı,*
*Doğumyeri : Selanik,*
*Yaşı : 57,*
*Eğitim : Harp Akademisi,*
*Savaş : 11,*
*Madalya : 24,*
*Nişan : 7,*
*Yazdığı Kitap : 11,*
*Okuduğu Kitap Sayısı: 4000,*
*Açtığı Fabrika : 48,*
*En Büyük Başarısı :Türk vatanını işgalden kurtarması, Türkiye Cumhuriyeti Devlet'ini kurması.*
*"Aynı takımı tutmadığım adamla anlaşırım,*
*Aynı partiye oy vermediğim adamla anlaşırım,*
*Aynı dini paylaşmadığım adamla anlaşırım,*
*Aynı milletten olmadığım adamla da anlaşırım,*
*Ama Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü sevmiyenle asla ANLAŞMAM"..*
*Ben, Ülkemi, ilkelerimi, fikrî düşüncemi Anayasanın ilk 4 maddesi gibi korur kollar asla taviz vermem.*
*Çünkü ben Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu, Türkiye Cumhuriyetinin çocuğuyum....*
*Ben, Atatürkçüyüm,*
*Ben, Cumhuriyetçiyim* ,
*Ben, lâikim,*
*Ben, antiemperyalistim,*
*Ben, tam bağımsız Türkiye'den yanayım,*
*Ben, Türk Milletindenim diyenlerdenim.*
*Ben, Türk Milletine tuzak kuran hainlerin düşmanıyım.*
*Ben, hırsızların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım."*
*Ben, Allah ile aldatan namussuzların düşmanıyım..*
*Dindarım diye geçinip gece gündüz Atatürk'e küfür edenlerin düşmanıyım...*
*Atatürk; Diyaneti kuran,*
*Atatürk; Kuran-ı kendi parasıyla tefsir ettiren,*
*Atatürk; Kuran meali ve İlmihali yaptıran,*
*Atatürk; İmam Hatipleri açan*
*Atatürk; Ayasofya'yı müze değil de Cami olarak kayıt yaptırandır..*
*Ben, "susan dilsiz şeytandır" sözününün takipçisiyim..*
*Ne KÖK'ümü yok sayarım, ne dalımdan koparım...*
NE MUTLU TÜRK VATANININ KURTARICISI, TÜRK DEVLETİNİN KURUCUSU, TÜRK MİLLETİNİN ULU ÖNDERİ GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ün AYDINLIK YOLUNDA OLANLARA. NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
Not: İNADINA HERKES SAYFASINDA PAYLAŞSIN BİZ DEĞİL ONLAR KORKSUN! BU DEVLET BİZİZ, BİZ MİLLETİZ BİZ ATATÜRKÜZ! 🇹🇷
📣 Erdem Atay'dan Sırrı Sakık'a bomba gibi sorular:
* Sen 1978 yılında, bir otele kaçırılmış bir kızın 209 numaralı odasına zorla girdin mi?
* Orada 15 yaşında reşit olmayan bir kıza otel odasında silah zoruyla tecavüz ettin mi?
* Muş Ağır Ceza'da yargılandın mı?
* Yargılama sonucunda tecavüzden 9 ay hapis cezası aldın mı?
Ruslar istihbarat kahramanları Vladimir Putin'i başkan yapıp yeniden doğdular, biz ise istihbarat kahramanımız Kaşif Kozinoğlu'nu fetöcü piçlere yem ettik.
🔻 Milliyetçi Türkiye Partisi Genel Başkanı Ahmet Yılmaz:
“Mezhepçiden, cemaatçiden, tarikatçıdan; Türk ve Atatürk düşmanı Arapçı yavşaklardan Türk Milliyetçisi olmaz.”
SARI PAŞA'MA NASIL KIYDINIZ.!?
"CİVALI KİNİN VERİLEREK ZEHİRLENMİŞ"
"Tekrar paylaşıyorum."
Hain içerken olunca, işbirliği kaçınılmazdır.!!!
Boşuna demedi beni Türk doktorlarına emanet edin diye..
YAVAŞ YAVAŞ ZEHİRLENİRKEN, FARK EDENLER SUSTURULMUŞ, GERİ KALAN HEPSİ SEYRETMİŞ.
SADECE DIŞARDAKİ DÜŞMANLARI DEĞİL, İÇERDEKİ DÜŞMANLARIDA OLAYIN İÇİNDE YERLERİNİ ALMIŞLAR.
ATAMIN ŞEHADETİNDE PARMAĞI OLANLAR ATEŞİNİZ BOL OLSUN.
ŞEHİT ATAM RUHUN ŞAD MEKANIN CENNET OLSUN.
***
ATATÜRK ZEHİRLENDİ Mİ?
Atatürk düşmanları, Atatürk’ün ölümünü alkole bağlarlar, içki içtiği için siroz hastalığına tutulduğunu ve içkiden öldüğünü söylerler. Amaçları İslam dinine göre içilmemesi gereken alkollü içkiyi Atatürk’ün bağımlılık derecesinde içtiği dedikodusunu yayarak böylece Atatürk düşmanlığının temelini atmaktır.
Dinden geçinenler Atatürk düşmanlığı temelini atmak için O’nun ölümünü bu şekilde işlerlerken diğer yurttaşlar da bilgi eksikliğinden ve bu konunun yeterince işlenmemesinden dolayı, genelde bu şekilde; “Atatürk alkolden ölmüştür” şeklinde bilirler. Bu nedenle konunun ayrıntılı ele alınması ihtiyacı vardır.
Ölümünden bu yana geçen 86 yıldır sadece dost meclislerinde gündeme gelen ‘Atatürk ölmedi, zehirlendi’ iddialarına ilişkin tarihi belgeleri ele alırsak, 57 yaşında hayatını kaybeden Atatürk’ün doğal yollardan ölmediği, zamanın kudretli yöneticileri ve doktorları tarafından ‘zehirlendiğine’ ilişkin iddialar zaman zaman dillendirilse de bu, sınırlı bir tartışmanın ötesine geçmemiştir.
İlk belge; İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın 30 Haziran 1938’de, yani Atatürk’ün ölümünden 4,5 ay önce İsmet İnönü’ye gönderdiği yazı.
“Çok kıymetli büyüğüm İsmet İnönü. Cumhurreisimizin hastalığı gün geçtikçe ilerlemekte, çevresinde size karşı bazı tedbirler aldığını duydukça çok üzülmekteyim. Tahsis ettiğimiz doktorun görevini layıkı ile yaptığı kanısındayım. Cumhurreisimiz, doktorlardan çok şikayet etmiş, ‘Beni Türk doktorlarına emanet edin’ demiştir. Yabancı doktorları uzaklaştırmak istemektedir. Her şey yolunda ve mecrasında seyir etmektedir. Sizleri Cumhurreisi olarak görmek arzusu hepimizde hasıl olmuştur. Hürmetle ellerinizden öperim efendim.
Dahiliye Vekili Şükrü Kaya.” (30 Haziran 1938).
İkinci belge ise, Atatürk’ün zehirlendiği tartışmalarının 20 yıl sonra devletin zirvesindeki bazı isimlerin başını ağrıtacak ve ölüm tehditlerine bile sebep olacak şekilde yeniden gündeme geldiğini gösteriyor. CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek, 26 Şubat 1959 tarihindeki yazısında, daha sonra İçişleri Bakanlığı da yapacak olan Hıfzı Oğuz Bekata’yı nazik bir şekilde uyarıyor.
Hıfzı Oğuz Bekata, Kasım Gülek’in ‘nazikçe’ uyarılarına rağmen Atatürk’ün ölümünün arkasındaki sırrı araştırmaya devam etti.
Bekata’nın İçişleri Bakanı olduğu 1962 yılında, CHP Genel Sekreter Yardımcısı Doktor Lebit Yurdoğlu’ndan destek istediği, Yurdoğlu’nun elde ettiği bulguları bir mektupla ilettiği görülüyor. Doktor Yurdoğlu, Bekata’ya yazdığı yazıda Atatürk’ün kesinlikle öldürüldüğüne dikkat çekiyor. Yurdoğlu tespitlerini şu şekilde sıralıyor:
“Bu konuyu derinlemesine araştırdığımda sorunun sadece geç teşhis olmadığını, teşhisle uyumlu ilaçlar kullanılmadığını tespit ettim… Sıtma tedavisi için kullanılan Kinin ilacının 43 şişe kullanıldığını gördüm. Bu kadar Kinin kullanıldığında karaciğerinde onarılmaz yaralar açacağını her hekim bilir. Bunun sanki bilinçli kullanılmış olduğun izlenimi edindim…
Eppinger, Bergman, Dr. Fissinger, Dr. Neşet Irdelp’in hekimlik görevlerini bilinçli bir şeklide eksik yaptıkları kanısı bende hakim olmuştur.”
Atatürk’ün hayatı boyunca çekilen binlerce fotoğrafı olmasına rağmen neden alkolik denilen bir insanın masasında ve elinde içki şişesi ve bardağı yoktur? Hatta kız çocuğuyla birlikte çekilmiş ve elinde bir bardak malt içeceği olmasına rağmen “Atatürk kız çocuğuna bira içiriyor” diye iftiralar atılmıştır.
Atatürk, yanlış tedavi uygulandığı için ölmüştür. Atatürk sanıldığı gibi siroz hastası değildi. Atatürk’e sıtma tedavisi yapılmış, aşırı Kinin yüklenmiş ve karaciğeri bu yüzden iflas etmiş, siroza dönüşmüştü. Tedaviyi yapan doktor Mason locası üstadı doktor Mim Kemal’dir.
Büyük Millet Meclisi’nde Atatürk’ün ölüm raporu gündeme geldiğinde, 1935 yılında kapatılan ancak Meclis’ten tam olarak arındırılamayan Masonlar ortaya bir fikir atarlar:
“Efendim, gençlerimize terbiye olur, onun alkol ve sigaradan öldüğünü duyuralım…” denir ve kabul edilir, tarih kitaplarına da böyle girer…
Atatürk, vatanımızı 11 savaş yaparak, hepsinde de zafer ile ayrılarak düşmanı vatanımızdan kovmuştur. Bize Türkiye Cumhuriyeti’ni armağan etmiştir.
Ne mutlu Atatürk’ü gerçekten anlayan ve anlatanlara!
Aşırı dozda kinin verildiği gibi bu kininin civalı kinin olarak verildiği söylenir.
Kininle verilen civa zamana yayılarak kademeli olarak zehirlemiştir.
Bulgar Yahudisi 33numaralı mason Beneroysan 1948 de Yunan Laikifoni gazetesinde;
Bir masonun itirafları başlığı altında yayınlandı.
Yayınlanan itiraflarında Atatürk'ün mason localarını kapatmasından sonra;
Dünya masonları Moskova'da toplantı halindeyken haberi alıyorlar ve o toplantıda intikam yemini ediliyor.1935 ten itibaren,
Atatürk'e yakınlık kurarak ilk darbeyi sinir sistemine vurarak işe başlıyorlar.
1935 ten 1938 e kadar planlı olarak Atatürk'ün sağlığı üzerinde mason doktorlar vasıtasıyla hain planlarını uygulamaya koyduklarını itiraf ediyor.
Kısacası,
Gazi Mustafa Kemal Atatürk şehit edilmiştir.
Ruhu şad,mekanı cennet olsun Türk'ün son başbuğunun!
Emin Ateş sayfasından alıntıdır.
Mustafa Kemal Atatürk yeryüzüne gelmiş en büyük dehaydi . 🇹🇷🇹🇷🇹🇷Türklerin babası ve kurtaricisiydi . Türk milleti onun sayesinde bagimsizligina ve egemenliğine kavuşmuş tüm dünyaya varlığını bir kez daha ispat etmişti. Tabiki düsmani olacaktı ama bunun içeriden olması o düsmanin kahpeliğinin zehrini daha kolay akitmasini sağladı . Ne bu dünyada ne de varsa diğerinde gün yüzü görmesinler . Soylari tükensin ve yok olsunlar dilerim . Allahın belaları bitmediler ne ülkede ne de dışarıda pislikler...🇹🇷🇹🇷😨🙏🖤🖤
Şuna bak sen!
İ. melih gökçek Murat Ağırel hakkında yine suç duyurusunda bulunacakmış.
Tarafımız şimdiden net olarak belli olsun!
" Araştırmacı cesur gazeteci Murat Ağırel in yanındayız , Murat Ağırel yalnız değildir " diyenler burada mı?
+ Neden başınızda türban var sayın savcım?
- Çünkü inancım, şeriat gereği başımı kapatmam gerekir.
Ama inandığınız şeriat “kadınlar yargıç, savcı ve devlet başkanı olamaz” diyor ve ekliyor:
“Kadının yeri evidir, şahitliği de yarımdır” diyor.
+ Keşke bunları uygalasanız savcım...?!
Peki inandığınız düzen kadınların yargıç, savcı hatta devlet başkanı olamayacağını söylüyorken, bugün o makamda olmanızı neye borçlusunuz?
Cevap basit: Laikliğe.
Savcı cübbesini, kadınlara eşit yurttaşlık hakkını veren Cumhuriyet’e ve onu kuran Mustafa Kemal Atatürk’e borçlusunuz.
Bunu hatırlamakta fayda var.
#laikliğisavunuyoruz #laiklik
KÂŞİF KOZİNOĞLU
KOZİNOĞLU, AMBULANSA BİNDİRİLİRKEN KELİME-İ ŞAHADET GETİRİYORDU. KOZİNOĞLU: "BEN TÜRK DÜNYASI KONUSUNDA ÖZEL YETİŞTİRİLDİM"
Kozinoğlu’nun ambulansa bindirilirken son olarak neler söylediğini soruşturdu. Tanıkların anlatımına göre Kaşif Kozinoğlu bu sırada Kelime-i Şahadet getiriyordu.
Rahmetli Kaşif Kozinoğlu efsane bir kahramandı.
1978-80 arası Eğirdir Dağ ve Komando Okulundan tanıdım onu.
Uyduruk Ergenekon kumpası ile tutuklanıp Silivride katledilinceye kadar dostluğumuz sürdü..
1979 da, Eğirdir Dağ ve Komando Okulunda teğmen iken, ABD de yapılan NATO üyesi Ülkelerin subayları arasında 12 daldaki savaş oyunlarınin tamamında dünya şampiyonu olmuştu.
Bu 12 branşın içinde, atıcılık, yakın boğuşma, dağcılık, tahrip, pusu, hayatta kalabilme(dayanıklılık), 32 km.lik tam teçhizatlı maraton koşusu..vs.var.
Bu başarısından dolayı, TSK içinde hep Orgeneral muamelesi görürdü. Bunu bana o vakitler emir subayı olduğum paşam söylerdi..
Taa o vakitler Özel harp dairesinin de, vurucu tim komutanı idi. Mesai bitiminde tüm subay, astsubaylar askeri gazinoya giderken, o ekibiyle birlikte dağ, bayır demeden, karda kış'ta saatlerce koşardı.. Arada bir gözden kaybolur, sonra tekrar ortaya çıkardı. Direkt Gnl.Kurmay https://t.co/VWJIYW8BMTğlı olarak, yurt içi ve yurt dışı operasyonlarda görev aldı. PKK nin çok baskın olduğu, 1990’larda, Ankara Gölbaşı’nda Polis Özel Harekat Merkezini kurdu. Korkut Eken'le birlikte 28 bin polise 6'şar ay Komando eğitimi vererek yetiştirdi ki, onlarla birlikte https://t.co/SAUEG8oyu1ğuda PKK’yı bitirdi.
Ardından TSK ya bağlı olarak, Nahçıvan’da Harp Akademisi kurup, burada Türk Cumhuriyetlerinin subaylarına kurmaylık eğitimi verdi.
Azerbaycan’da Ermenilere karşı, Çeçenistan'da Ruslara karşı, Bosna-Hersek’te Sırplara karşı savasti..
Bu savaşlarda iki kez gazi oldu.. Rahmetli Elçibey’in de, Cevher Dudayev’in de, Aliya Izzetbegoviç'in de, gizli Genel Kurmay başkanlıklarını yaptı.. 35 yıllık hizmetinin, 25 yılını hep yurt dışında ve çatışmaların içinde geçirdi.
TBMM tarafından kendine 3 kez üstün hizmet ödülü verilmiştir. Ayrıca 32 devlet başkanı tarafından da üstün hizmet ödülü almıştır.. Öldürülmeden önce Silivri’de, kaldığı koğuşta, el yazısı ile yazdığı, "SIRLAR" isimli 2.000 sahife tutan itiraflarında, bu ödülleri hangi devlet başkanından, hangi hizmet karşılığı aldığını yazmaktadır. "SIRLAR"in az bir kısmının yer aldığı bu kitap Kaynak yayınevinden temin edilebilir..
Mesela,ABD başkanı Bush, Afganistanda El Kaidenin kaçırıp işkence yaptığı, CIA Orta Asya yetkilisini ölmek üzere iken, Bush'un, Demirele, Demirel'in de Kaşif’ten yardım istemesiyle son anda kurtarmasından sonra verilmiştir. O CIA yetkilisi daha sonra CIA'nın 2.bşk.olmuş, kendisine can borçlu olduğu, Kaşif Kozinoglu'na, ifade vermek için Türkiye’ye gitmemesini, öldürüleceğini söyleyip uyarmıştır.
Kendisi, A.Türkeş için,"Bana Afganistan, Azerbaycan, Kazakistan dağlarında yaşayan çobanlar başbuğ' dan haber soruyorlar. Ben ona nasıl başbuğum demiyeyim ki" diyen bir Ülkücüydü..
Çok kültürlüydü. "Ben,Türk dünyası konusunda özel yetiştirildim" demişti.
Ingilizce dışında, Arapça, Fasçayı da çok iyi bilirdi. Türk dünyasinin tüm lehçelerine hâkimdi. Dünya çapında ve tarih boyutunda bir kahramandı.. Özel hayatı hemen hemen hiç yoktu. Yemeyi, içmeyi, eğlenceyi pek sevmeyen, hep savaşmaya konsantre olmuş, savasmaktan zevk alan bir yiğitti..
Bu hizmetleri yaparken hiç ön plana çıkmadı ama, Tüm hayatını bu milletin milli menfeatleri uğruna, savaşarak armağan etti.
Kaşif Kozinoglunu, tüm milletimizin artık yakinen tanıyıp bilmesi gerekmektedir. Alçak Feto'cular, böylesi bir kahramanımızı, Türk Milletinin elinden çalıp alçakça katletti. Onu katledenler kahrolsun, Kaşif'imizin mekanı cennet olsun...
Arif YALÇINKAYA
OKUMAYAN OKUSUN, BİLMEYEN ÖĞRENSİN!
801 MİLYON DOLAR NEREYE GİTTİ?
Mansur Yavaş döneminde Ankara Büyükşehir Belediyesi, geçmiş dönemde yapılan ANKAPARK harcamalarını vatandaşların görebilmesi için kamuoyuna açtı.
Ortaya çıkan toplam rakam:
801 milyon 288 bin 824 dolar!
Bir eğlence parkına harcanan paradan söz ediyoruz.
Üstelik açıklanan harcama kalemlerinin bazılarını okuyunca insan dönüp bir daha bakıyor.
Dinozorlar için milyonlarca dolar…
Hiç kullanılmadığı belirtilen teleferik için yaklaşık **50,4 milyon dolar…
Müzikli fıskiye ve aydınlatmalar için yaklaşık 14,8 milyon dolar…
Giriş kapıları için yaklaşık **14,5 milyon dolar…
Uçan Ada isimli eğlence ünitesi için yaklaşık 8,2 milyon dolar…
Hız treni, oyuncaklar, çeşitli dekorlar, hayvan figürleri ve onlarca farklı eğlence ünitesi için milyonlarca dolar daha…
Ve toplamda yüz milyonlarca dolar.
İnsan ister istemez soruyor:
Bu para kimin parasıydı?
Bir belediye başkanının mı?
Bir siyasi partinin mi?
Bir şirketin mi?
Hayır!
Bu para Ankara halkının, yani vatandaşın parasıydı.
Vergisini ödeyen işçinin, esnafın, emeklinin, memurun cebinden çıkan kamu kaynağıydı.
Bir tarafta geçim derdi yaşayan insanlar…
Diğer tarafta milyonlarca dolarlık oyuncaklar, fıskiyeler, kapılar ve yıllarca kullanılamayan yatırımlar…
Asıl mesele de burada başlıyor.
Çünkü kamu parasının hesabı siyasi görüşten bağımsız olarak sorulmalıdır.
Bugün başka bir belediye yaparsa ona da sorulmalı, yarın başka bir iktidar yaparsa ona da…
Bir kuruş kamu parası bile sahipsiz değildir.
ANKAPARK yıllarca Türkiye’nin en çok tartışılan kamu yatırımlarından biri oldu. Sonunda ABB tarafından açıklanan maliyet, tartışmanın neden bu kadar büyük olduğunu tek başına anlatmaya yetiyor:
801 MİLYON DOLAR!
Şimdi düşünün…
Bu kaynak fabrikalara, öğrenci yurtlarına, çiftçiye, dar gelirliye, ulaşıma, altyapıya veya üretime ayrılsaydı kaç insanın hayatına dokunabilirdi?
Mesele yalnızca dinozor değil.
Mesele yalnızca fıskiye değil.
Mesele yalnızca kullanılmayan bir teleferik de değil.
Mesele, milletin parasının hesabını sormaktır.
Unutmayalım, unutturmayalım.
Kamu malı milletindir.
Milletin parasının hesabını sormak da milletin hakkıdır.
Okumayan okusun, bilmeyen öğrensin diye paylaşabilirsiniz.