bir anarşistin daha kaza sonucu ölümü.. her şey aslında o kadar aydınlık ki parlaklık seviyesi gözü kör ediyor asıl ihtiyaç kAranlık madde.. #BayramNedenÖldü 🏴
1- Fotoğrafların orijinalliği teyit edilmiştir. Fotoğrafçılık alanında uzman bir akademisyen tarafından ayrıntılı biçimde incelenmiş; fotoğraf kâğıdının tarihsel özellikleri, yıpranmaları, lekeleri ve diğer fiziksel unsurları da değerlendirilmiştir. Ayrıca yaklaşık 15 yıldır bu nitelikte yüzlerce tarihî fotoğraf üzerinde çalışma yürüttüğüm için, bu konuda azımsanmayacak bir tecrübeye sahip olduğumu söyleyebilirim. Fotoğrafların orijinalleri de hâlen nezdimizdedir. Hülasa, bu fotoğrafların orijinal olduklarından yüzde yüz eminim.
2-Seyit Rıza ve arkadaşları gece saatlerinde farklı noktalarda idam edilmiştir. Ancak mevcut tanıklıklara göre cenazeleri bir günden daha uzun süre teşhir edilmiştir. Değerli tarihçi Mete Kalman'ın annesi Zekiye Hanım, bedenleri darağaçlarında gördüğünü bana defalarca anlatmıştır. Yine Bilgi Üniversitesi'nin kurucusu Mevlüt Mutlu'nun babası Dursun Mutlu da bedenleri darağaçlarında gördüğünü ve "birkaç gün" boyunca teşhir edildiklerini ifade etmiştir. Bu konuda Mete Kalman'da ayrıntılı bilgiler mevcuttur. Araştırmacı Cemal Taş da cenazeleri darağaçlarında gören başka tanıklardan söz etmektedir. Benzer şekilde @poladduzgun da darağaçlarındaki bedenleri gören başka tanıkların ifadelerini kayıt altına aldığını belirtmektedir. Dolayısıyla, bu hususu doğrulayan birden fazla tanıklık bulunmaktadır.
3-Seyit Rıza, oğlu ve diğer bir aşiret reisinin yüzleri keçeli kalemle kapatılmıştır. Bu sansürün amacının, kimliklerinin teşhis edilmesini önlemek olduğunu düşünüyorum. Yapılan teknik incelemede sansürde kullanılan mürekkebin türü dahi tespit edilmiştir. Bununla birlikte, fotoğraflar kamuoyuyla paylaşıldıktan sonra benimle iletişime geçen bir araştırmacı, Seyit Rıza ile oğlunun yüzlerinin sansürlenmediği aynı karelerin kendisinde bulunduğunu ve bunlara yakın zamanda ulaştığını ifade etti. Takdir ederse, bu fotoğrafları kendisi de kamuoyuyla paylaşacaktır
4-Bu fotoğrafların ortaya çıkmasıyla birlikte tartışmanın odağı artık fotoğrafların varlığı değil, devletin idam sürecini nasıl yürüttüğü olmalıdır. Kamuoyunun cevap araması gereken temel sorular şunlardır: İdamlar hangi usulle gerçekleştirildi? Cenazeler neden ailelerine teslim edilmedi? Nerelere defnedildiler? Ne kadar süre darağaçlarında bırakıldılar? Bu süreçte hangi idari ve hukuki işlemler uygulandı? Bu soruların muhatabı ben değil, ilgili devlet kurumlarıdır. Dolayısıyla, benden açıklama beklemek yerine, bu sürece ilişkin arşiv belgelerini ve kayıtları elinde bulunduran devletten daha kapsamlı bilgi talep edilmesi gerekir. Eğer bu konuda resmi belge ve kayıtlar mevcutsa, tarihî hakikatin ortaya çıkması adına bunların kamuoyuyla paylaşılması en doğru yaklaşım olacaktır.
Selahattin’in özgürlüğünü, onu sevenler elbette ister…
Mesele, insana saygısı olan, adalet anlayışına sahip ve vicdanlı herkesin istemesidir ki, o bunu çoktan hak etmiştir.
İmkansızlıklar içinde, şehrinde iş olmadığı için yılın en az 9 ayını ailesinden binlerce km uzaklıkta, ya oğlunun düğünü ya da kızının okul masrafı için inşaatlarda amelelik yapıp sonu sistematik, kabullenilmiş, alışılmış ölüm olan insanlarımızdan yalnız bir tanesi.
"Kimse temizim demesin, kimse!" Selahattin Demirtaş tutuklandığında herkes sessiz kaldı herkes! On yıl geçti, AİHM karar verdi ama o hâlâ mahpus! Bu sadece Erdoğan kininin değil; dışardakilerin beceriksizliğinin de suçudur! Onu seven herkesin onurunda bir lekedir bu kayıtsızlık!
Reha Muhtar öldü
Ölenin ardından konuşmak, cenaze evinde fısıltı gibidir. Sesi yükseltmek ayıp sayılır. Ama toplum hafızası cenaze evi değildir. Hafıza, vicdanın aynasıdır. Yüzleşmezsek, aynı filmi tekrar seyrederiz. Ki seyrediyoruz da. Bu yüzden birkaç söz söylemek borcumdur.
Mikrofonu kim tutuyordu?
Türkiye’nin 90’larını yaşayanlar bilir. O yıllar televizyonun krallık yaptığı yıllardı. O krallığın tahtında da Reha Muhtar oturuyordu. “Sıcak Saatler” deyince evler susar, sokaklar boşalırdı. Haber, onunla birlikte ciddiyetini yitirdi. Stüdyodan çıktı, salona indi, oradan da magazin sayfalarına gömüldü. Reha Muhtar reytingi tanrı ilan etti. Geri kalan her şey put oldu.
Ama asıl mesele reyting değildi. Mesele, mikrofonu kimin adına tuttuğuydu. Sermayenin koridorlarında, tekçi medya patronlarının masalarında gazeteci Reha Muhtar değil, “tetikçi Reha Muhtar” vardı. Gücün sopasını eline alan kalem, artık yazmaz, vururdu. Türkiye medyası o yıllarda bu vebali çok ödedi. Reha Muhtar, o dönemin en görünür yüzlerinden biriydi.
Unutulmayacak o gece
Tarih, Magazin Gazetecileri Gecesi’ni “utanç arşivi”ne mühürledi. Ahmet Kaya sahneye çıktı. Kürt olduğunu söyledi. Kürtçe şarkı yapacağını açıkladı. O cümle biter bitmez salon koptu. Çatallar havaya kalktı. Bardaklar fırladı. Küfürler yağdı. “Vatan haini” diye bağırıldı. Bir sanatçı, kendi memleketinde, kendi meslektaşlarının önünde, sadece Kürt olduğu için linç sehpasına çıkarıldı.
Tarihi utandıran sadece linç değildi. Linci sahneleyen, mikrofonu elinde kırbaç gibi sallayıp kalabalığı gaza getiren, “daha çok” diye alkışa tempo tutan adamdı: Reha Muhtar.
O gün yalnız değildi, kuşkusuz. Arkasında avuçları patlarcasına alkışlayan bir koro vardı. İsimlerini saymama gerek yok. O kare hafızalarda. Gazeteci, şarkıcı, iş insanı... Hepsi oradaydı. Hepsi alkışa ortaktı. Ama baş aktör, sahnenin ortasındaki adamdı: Reha Muhtar.
Sevgili dostumuz Ahmet Kaya ülkesinden sürüldü. Bir yıl sonra Paris’te, sürgünde son nefesini verdi. Sürgün Ahmet’e ağır geldi. Kalbi o bir yıla sığmadı. 43 yaşındaydı. 43 yaş, bir sanatçının en olgun, en üretken çağıdır. Reha Muhtar ve linç korosunun çoğu, yaşattıkları utancın bedelini ödemedi. Kariyerlerine devam ettiler. Ekranlar utançlarını gizlemeyi sürdürdü.
Ölüm, her şeyi aklamaz
“Öldü bitti” kolaycılıktır. Kişisel vebal Allah’ladır, itirazım yok. Ama kamusal vebal ölmez. Reha Muhtar mikrofonu eline aldığı an, gazeteciliği bıraktı, linci yönetti. Bir sanatçının kapısına “vatan haini” yazan mürekkebi sıktı. Bu bireysel bir kayma değildi. Bu, toplumun ortak vicdanında oluşan bir kırılmaydı. Kırılan vicdan, cenazeyle gömülmez.
Ölüm, kırılan vicdanı onarmaz. Sadece faili toprağa indirir. Geride 10 Şubat’ın utanç görüntüleri kalır. Unutursak, mikrofon yine kınından çıkar. Yine bir sanatçı hedefe konur. Yine bir salon alkışla suça ortak olur.
Hafıza intikam için değil, tekrar etmesin diye vardır.
Ferhat Tunç
Vicdanı yaralayan, iç burkan bir tablo bu: HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, siyasetçi kimliği nedeniyle on yıldır demir parmaklıkların ardında tutuluyor. Bu uzun tutsaklık yıllarında önce babasını, ardından iki ağabeyini ve bir ablasını yitirdi. Bu karanlık, acıtıcı döngünün artık son bulmasını diliyorum; hayattan çalınan bunca yılın telafisi elbette mümkün değil. Bu ağır kayıp nedeniyle Sayın Figen Yüksekdağ’a başsağlığı dileklerimi iletiyorum; acısını yürekten paylaşıyor, ailesine ve sevenlerine sabır diliyorum.
Em mirovên xwe yên di 16ê Adara 1988an de di Komkujiya Helebceyê de hatîn kuştin bi rêz û hirmet bi bîr tînin.
Em, wan kesên li Helebceyê bi çekên kîmyewî hatîn kuştin ji bîr nakin û dê vî sucê li dijî mirovahiyê her dem bi bîr bînin.
Me Komkujiya Helebceyê ji bîr nekiriye û em ê ji bîr nekin!
🖤🖤
16 Mart 1988’de gerçekleşen Halepçe katliamında yaşamını yitiren insanlarımızı saygı ve rahmetle anıyoruz.
Kimyasal silahların hedef aldığı Halepçe’de kaybedilen hayatları unutmuyor, insanlığa karşı işlenen bu suçu hafızamızda yaşatıyoruz.
Halepçe’yi unutmadık, unutmayacağız!
6Mart1993 gecesi Bedri Yağan, Asiye Kasap, Rıfat Kasap, Gürcan Özgür ve Menekşe Meral ev baskınında öldürüldü. (Rıfat-Asiye Kasap çiftinin çocukları 11 Aylık Sebahat ile 5 yaşındaki Özgür sağ kurtuldu.) Sonradan bunun çatışma değil yargısız infaz olduğu ortaya çıktı...
benim kuzenim olur kendisi, hayatımda tanıdığım en delikanlı adamdı çocukluk kahramanımdı 3 çocuğu vardı ve eşi 3 aylık hamile ışıklandırma yapılmadığı için asansör boşluğuna düştü. İş kazası diyorlar alakası yok patronların işlediği bir cinayet bu
Kürt Kızılayı, Kobani'de 4 çocuğun soğuktan hayatını kaybettiğini açıkladı!
Su yok, elektrik yok, ilaç yok. Kobani ağır kuşatma altında! Soğuktan çocuklar ölüyor. Tüm dünya için utanç verici!
Die kurdischen Gebiete bleiben weiter umzingelt, westliche Verbündete lassen die Kurdinnen und Kurden im Machtbündnis mit al-Scharaa im Stich. Es drohen Massaker und ethnische Säuberungen.
@KeremSchamberg im Freitag 👇
https://t.co/VzGOajt3hK