🟣 2026 yılının ilk 6 ayına dair kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümleri verilerini açıkladığımız basın toplantımız ve Genel Sekreterimiz Fidan Ataselim'in röportajı Now TV ekranlarındaydı.
"İstanbul Sözleşmesi'nden çıkıldığından beri adeta eşitliğe savaş açıldı. Kadın ve LGBTİQ+ örgütleri hedef haline getirildi. Şüpheli kadın ölümlerindeki artış da bu genel tablonun bir parçası."
Genel Temsilcimiz Gülsüm Kav (@gulsumkav), 2026 yılının ilk 6 ayına dair kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümlerini açıkladığımız basın toplantımızda konuştu.
🟣 Kadın Hakları Aktivisti Shakofa Farhang'ın çağrısını aldık. Afganistanlı kadınlar ve kız çocukları asla yalnız yürümeyecek.
Afganistan'da babasının borçları nedeniyle henüz 12 yaşındayken zorla evlendirilmeye çalışıldığı, bu evliliği reddettiği içinse hapsedildiği bildirilen Bibi Sediqa'nın yaşadıkları, kız çocuklarının yaşamlarının nasıl pazarlık konusu hâline getirildiğini bir kez daha gösteriyor.
Çocukları evliliği diye bir şey yoktur, çocuk istismarı vardır. Bir kız çocuğunun hayatını bir eşya gibi görmek, borç karşılığında bir kız çocuğunun evlilik adı altında istismar edilmesi hiçbir coğrafya için norm olarak kabul edilemez.
Hiçbir kız çocuğu özgürlüğüyle zorla evlilik arasında seçim yapmaya zorlanamaz. Çocukların yaşam hakkını, özgürlüğünü ve geleceğini savunmaktan vazgeçmeyeceğiz.
https://t.co/eIy3xi8fVx
Akademisyen #EmelMemiş ve
Gazeteci #YıldızTar da NATO zirvesi öncesi Ankara'da gözaltına alınanlar arasında.
Bina ve ev kapılarını kırmak dahil sert müdahalelerle yapılan bu toplu gözaltılar, zirve bahanesiyle tüm muhalefete gözdağı.
https://t.co/QwaIlbGAb8…
Ülkemiz için büyük bir değersiniz hocam. Kadın ve yaşlı yoksulluğu konusunda sizden çok şey öğrendim. Yanınızdayım, izinizdeyim. Sizi çok seviyoruz hocam. #EmelMemiş
Emel Memiş ve haksız bir biçimde gözaltına alınan herkesi serbest bırakın
Aylardır gündemde olan 12. Yargı Paketi bugün Meclis'e geldi. Kadınların, LGBTİQ+'ların ve çocukların haklarını hedef alan düzenlemeler pakette yer almadı.
Bu, kadınların örgütlü mücadelesinin kazanımıdır. Sokaklarda, meydanlarda, kampüslerde, adliyelerde ve Meclis önünde her gün verdiğimiz mücadele sonucu iktidar geri adım atmak zorunda kaldı.
Ancak biliyoruz ki mesele kapanmış değil. Kadınların kazanılmış haklarına, LGBTİQ+'ların varoluşuna ve çocukların üstün yararına yönelik saldırılar farklı biçimlerde yeniden karşımıza çıkacaktır. Çünkü bu saldırılar tesadüfi değil; eşitlik karşıtı, ayrımcı ve hak gasbını hedefleyen politikaların ürünüdür.
Ama bilinsin ki varoluşumuzu suç sayacak, kazanılmış haklarımızı gasp edecek düzenlemelerin yargı paketleri ile pazarlık konusu edilmesine hiçbir zaman geçit vermeyeceğiz. Örgütlü mücadelemiz, ısrarlı tepkilerimizle yüzlerce yıllık haklarımıza dokunmalarına izin vermedik, vermeyeceğiz.
Bir yanda, Dünya Erkek Futbol Şampiyonası'nda utanç duyulacak hezimet ⚽️
Diğer yanda her daim Türkiye'nin yüzünü güldüren
#FileninSultanları...
Erkekler takımı için Türkiye ayağa kaldırıldı, paraya ve üne doyuruldular. Ama onlar, iki kelimeyi bir araya getiremeyen sığlık, din ve milliyetçilik hamaseti, kibir ve rüküş gösteriş meraklarıyla utandırdılar.
#KadınVoleybolTakımı ise, sadece kazanmakla kalmadı; bilgisi, kararlılığı, azmi, sadeliği, rakip takıma gösterdiği nezaketi ile aradaki farkı gösterdi.
Türkiye'nin kaynaklarını, enerjisini, zamanını acımasızca talan eden eril spor politikaları artık değişmeli.
Ağrı’da anasınıfı öğretmeni Irmak Ayşe Koparan evinde ölü bulundu. Ölümüne ilişkin soruşturma sürüyor.
Kadınların yaşamını yitirdiği her olayda etkili soruşturma yürütülmesi ve tüm ihtimallerin titizlikle değerlendirilmesi gerekiyor. Kadın ölümlerinin sıradanlaştırılmasına, üzerinin örtülmesine ve gerçeğin karanlıkta bırakılmasına izin vermeyeceğiz.
Irmak Ayşe Koparan ve şüpheli şekilde ölen bütün kadınlar için mücadele etmeye devam edeceğiz.
Bugün halkın seçme ve seçilme hakkına karşı ağır bir saldırı daha yaşandı.
Bu ülkenin ana muhalefet partisine, Cumhuriyet’in kurucu partisine zor kullanarak girenler, partinin delegelerinin iradesini çiğnemeye çalışmaktadır.
Yaşananlar herhangi bir parti içi mesele değil; halk iradesine ve demokratik siyasetin kendisine yönelik açık bir müdahaledir.
Yerel seçimlerde ortaya çıkan halk iradesini hazmedemeyenler; önce seçilmiş belediye başkanlarını, siyasetçileri ve muhalif toplumsal kesimleri siyasallaştırılmış yargı operasyonlarıyla hedef almış, kendileri dışındaki siyasi partileri fiilen etkisiz hale getirmeye yönelmiştir.
Cumhuriyet Halk Partisi’ne dönük “mutlak butlan” davası ve bugün parti binasına emniyet güçleri eliyle zorla girilmesi, Türkiye’de demokratik siyaset alanını bütünüyle tasfiye etmeye dönük daha büyük bir kuşatmanın parçasıdır.
Türkiye demokrasisine yönelik bu ağır müdahalenin planlayıcılarını, uygulayıcılarını ve işbirlikçilerini bu halk unutmayacaktır. Parti binalarını ele geçirerek halkın iktidara karşı büyüyen itirazını bastırmaya çalışanlar bilmelidir ki; rüzgâr ekenler fırtına biçecektir.
Bu halkı yoksullaştıranlar, işçiden ve emekçiden alıp sermayeyi büyütenler, halktan değil emperyalist merkezlerden aldığı destekle ayakta kalmaya çalışanlar şunu bilmelidir: Örgütlü bir halktan daha büyük bir güç yoktur.
Bizler emek ve meslek örgütleri olarak; bedeli ne olursa olsun demokrasi, halk iradesi ve adaletin yanında olmaya devam edeceğiz.
Başta emek örgütleri olmak üzere tüm demokrasi güçlerini ve bu ülkenin geleceğine sahip çıkmak isteyen herkesi; halklar ve emekçiler üzerinde her geçen gün daha da ağırlaşan bu kuşatmaya karşı ortak mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.
Demokrasi, Adalet ve Barış ancak yan yana durarak, birlikte mücadele ederek kazanılacaktır.
CHP Genel Merkezi’ne yönelik polis müdahalesi, yalnızca bir siyasi partiye değil; halkın iradesine, demokratik haklarımıza ve toplumsal muhalefete yönelik açık bir saldırıdır. Baskıyla, polis kuşatmasıyla halkın iradesi esir alınamaz.
Biz kadınlar bu tabloyu çok iyi biliyoruz: Çünkü kadınların yaşam hakkı mücadelesi de yıllardır aynı baskı politikalarıyla karşı karşıya bırakılıyor. Şiddete karşı ses çıkaranlar, eşitlik talep edenler, haklarını savunanlar barikatlarla, polis müdehaleleriyle susturulmak isteniyor.
Kolluk gücüyle yaratılmak istenen korku düzenine hiçbir zaman teslim olmadık, şimdi de teslim olmayacağız. Demokrasi, adalet ve özgürlük talep eden herkesle dayanışmayı büyütmeye devam edeceğiz.
Halkın iradesi gasp edilemez. Muhalefet susturulamaz. Ablukalar dağılacak, demokrasi mücadelemiz kazanacak.
I. Uluslararası Alevilik Çalışmaları Kongresi'nin sosyal programı netleşti:
5 Haziran: Erdal-Mercan Erzincan Konseri
6 Haziran: Dertli Divani Konseri ve Cem
7 Haziran: Hattuşa-Alacahöyük-Kırklar Türbesi Gezisi ve Mustafa Özarslan Konseri
⬇️
Türkiye, bundan 15 yıl önce bugün İstanbul Sözleşmesi'ni imzalayan ilk devletlerden biri oldu. Türkiye’nin imzacı olduğu 2011 yılında, ilk defa kadın cinayeti verilerinin anlamlı bir şekilde azaldığını görmüştük. Çünkü İstanbul Sözleşmesi’nde; kadına yönelik şiddeti önlemeye, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik uygulamaları hayata geçirmeyen devlet kurumlarına yönelik yaptırımlar mevcuttu. Sözleşme, kadınlar öldürülmeden ve şiddete uğramadan önleyici politikalar üretilmesi konusunda devlete yükümlülük getiriyordu.
Kadınların eşit ve özgür yaşamaları için umut olan İstanbul Sözleşmesi’nden, 20 Mart 2021 tarihinde bir gece yarısı kararıyla imza çekildi. Sözleşmenin yüklediği yükümlülüklerden biri olan toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak adına adım atmak bir yana dursun, bu kavramlar yasaklanmaya çalışıldı. İç hukukumuzun yeterli olduğu söylenerek sözleşmeden çekinilmiş olsa da kadınlar için en önemli kanun olan 6284 sayılı Kanun hiçbir zaman etkin uygulanmadı.
Her türlü iç hukuk yolundan, hukuka ve anayasaya aykırı sonuçlar aldıktan sonra geçtiğimiz ay İstanbul Sözleşmesi mücadelemizi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşımıştık. İstanbul Sözleşmesi’nin kadınların mücadelesiyle imzalanmasının yıl dönümü olan bugün de söylüyoruz: Sözleşmeden hukuksuzca imza çekenler bilsin ki İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz. Kadınlar olarak kazanılmış haklarımız için mahkemelerde, sokaklarda ve meydanlarda olmaya devam edeceğiz.
Bartın'da 13 yaşındaki bir çocuğun 36 kişi tarafından cinsel istismara uğradığının ortaya çıkması bu ülkede çocukların nasıl sistematik biçimde korunmadığını, hiçbir önleyici politikanın işletilmediğini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Bu olay münferit değildir. Çocukları korumayan, failleri cesaretlendiren çocukların evlerinde, mecliste,okullarında şiddete ve istismara uğramasına yol açan bu düzenin kendisidir. Bu düzenin bu şekilde işlemesine müsaade eden, bu düzeni devam ettiren tüm kurumlar sorumluluk almak zorundadır.
Çocukları istismar eden 36 kişiden söz ediyoruz. Bu sayı yalnızca suçları değil, sistematik ihmali ve cezasızlık politikalarını göstermektedir. Bu davanın takipçisi olacak; tüm faillerin ve ihmali bulunan herkesin yargılanması için mücadele etmeye devam edeceğiz.
Çocuk istismarını aklayan, görünmez kılan ve cezasız bırakan herkes bu suçun ortağıdır. İstismara uğrayan tüm çocukların hesabını soracağız.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nı Uyardık, Uyarmaya ve Yaşam Hakkımıza Sahip Çıkmaya Devam Edeceğiz!
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bürokratları çalışanların temsilcileri olan meslek örgütlerini, sendikaları ve sendikamızın uyarılarını dikkate almayarak bir sosyal hizmet emekçisinin yaralanmasına yol açmışlardır. Saldırı sonucu ağır yaralanan ve ameliyat sonrası yoğun bakıma alınan psikolog arkadaşımızın durumunu yakından takip etmekteyiz. Böylesi bir olay yaşandığı için çok üzgünüz. Yaralı arkadaşımıza acil şifalar diliyoruz.
Bu acı olay göstermiştir ki projeler ülke ve kurumun gerçekleri ile örtüşmeli, çalışanların görüş ve önerileri, talepleri dikkate alınmalıdır. "Biz istiyoruz olacak" anlayışı yaşam hakkımızı tehdit ediyorsa, hayatta kalmak için fiili ve meşru tüm yöntemlerle mücadele etmek, suskunluğumuza son vermek zorundayız.
SES GENEL MERKEZİ
Sosyal Risk Haritası Oluşturulmasına dair sendikamızın daha önce yapmış olduğu açıklamalar aşağıdadır:
https://t.co/2TKXqEJFty
https://t.co/hItphCow5F
🟣 İstanbul Sözleşmesi mücadelemizi AİHM'e taşıdık.
Gönüllü avukatlarımızdan Esin Yeşilırmak, İstanbul Sözleşmesi'nden imza çekilmesine ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı'nın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni ihlal ettiği gerekçesiyle kararı AİHM'e taşıma sürecimizi anlattı.
Gülistan'ın ailesi yıllardır her gün Gülistan'a ne olduğunun aydınlatılması için bu devletin tüm kurumlarının kapılarını aşındırdı. 6 yıllık mücadelenin sonunda bugün dönemin valisi Tuncay Sonel gözaltına alındı.
Bu gözaltı kararı, Gülistan'ın dosyasında peşi sıra yaşanan gelişmeler bize g��steriyor ki görevini yapmayanlar, gerçekleri örtbas etmeye çalışanlar ve failler, ailelerin ve kadınların ısrarlı adalet mücadelesi karşısında er ya da geç yeniliyorlar.
Yıllar geçmesine rağmen Gülistan'a ne olduğunu hala bilmiyoruz. Kadınlar şüpheli şekilde kaybolduğunda, ölü bulunduğunda susan kurumlar, işlemeyen mekanizmalar ve gerçeği açığa çıkarmayan herkes bu karanlığın ortağıdır. Ama Gülistan'ın ailesinin de dediği gibi Gülistan'ın hesabı sorulacak, adalet mücadelesi verenler ve yaşam hakkı için direnenler kazanacak.
Konyada başlatılmış olan okul sosyal hizmet projesi neden o dönemlere sekteye uğradı ve uygulamaya geçirilemedi ben bu sorunun cevabını çok merak ediyorum. Belki bu proje o dönemlerde başlamış olsaydı farklı bir eğitim sisteminin içerisinde bulunuyor olabilirdik.