hiçbir şey yapmam. dostluk konusunda derin düşünme işini bıraktım. isterse arar sorar, istemezse aramaz sormaz. uzun süre sonra tekrar arar sorarsa aynı samimiyetimle cevap yazarım. onu zorlamam, kendimi de bunu düşünerek yormam. ağır bir olay olmadığı sürece iletişimi kesmem.
“bu dünyada cesur insanlar ölür, zeki insanlar deli olur ve dünya; kendisini mutlu sanan aptalların mutluluğuyla çürümeye devam eder…”
—Arthur Schopenhauer
kaygılı dönemlerimde aklıma gelen alıntı
“sen her zaman kuyruğun arkasında kalıyorsun.bir sinemaya gidemiyorsun, bir fincan kahve içemiyorsun,doğru dürüst ölemiyorsun. hep tetikte olacaksın, hep ilerisini düşüneceksin sabah olmadan öleceksin ki cenazen öğle namazına yetişsin.”
yüzeysel ilişkilerin normal olduğunu fark etmem otuz yılımı aldı. otuzuma kadar kurduğum her ilişkiyi derinleştirmek için kendimi paraladım farzmış gibi. bazı ilişkiler arada bir kahve için buluşup evlere dağılmak kadardır; bu da lazımdır, normaldir ve bir zararı yoktur.
hayat ne ara bu kadar keyif alınmaz bi hale geldi bilmiyorum. bazen kafamın içinde, geçmişimdeki bazı anlara dönüp tebessüm ediyorum. sanki bidaha asla o kadar mutlu olamayacakmışız gibi.
kirginlik korkunc bi his, cunku kiran kisinin merhametine kaliyosun, kendi basina halletmek cok mumkun olmuyo seni uzen kisinin telafi etmesini bekleyip kurmaya basliyosun kafada, degersizlik hissi geliyo arkasindan, kirilmamak icin kimseyle hicbir zaman hic konusmamak lazim
kendimle birkac derdim var bir turlu cozemiyoruz, cok garip sanki kendimi karsima oturtuyorum ve bir turlu ikna edemiyorum, birak iste bazi seyleri degistir artik, anliyorum ama anlatamiyorum da, insanin kendiyle tartismasi cok tuhaf sak diye cozsene biliyosun iste iyi gelmiyo