YÖK’ün emriyle üniversiteler 1 ay erken kapatılacak!
Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Bilgi Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi ve Bahçeşehir Üniversitesi'nin de aralarında bulunduğu İstanbul'daki birçok üniversite, YÖK talimatıyla kampüslerin 1 ay erken kapatılacağını duyurdu. Bazı üniversiteler ise bu doğrultuda akademik takvimlerinde değişikliğe gitti.
Bilgi Üniversitesi kayyım rektörlüğü, Türkiye'de düzenlenecek Avrupa Oyunları'nı gerekçe göstererek akademik yılın 14 haftadan 12 haftaya düşürüldüğünü açıkladı.
NATO zirvesinde olduğu gibi yine bedeli bizler ödüyoruz. Öğrenciler yurtlardan çıkarılıyor, ders programları kısaltılıyor. Üniversiteler ve yurtlar YÖK kararnameleriyle yönetilmeye çalışılıyor.
YÖK'ün keyfi biçimde akademik takvime müdahalesi kabul edilemez. Üniversiteler bizimdir, bizim kalacak!
Gençleri imam hatip ve MESEM kıskacında tutmak için harcanan para açıklandı: 182,4 milyar TL
Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2026 yılı ilk yarısına ilişkin Mali Durum ve Beklentiler Raporu açıklandı. İmam hatipler ile mesleki ve teknik eğitim kurumlarına altı ayda 182,4 milyar TL kaynak ayrıldığı görüldü.
ÇOCUK KATLETMENİN CEZASI 76 BİN TL!
MESEM kapsamında stajyer olarak çalıştırıldığı tamirhanede iş cinayetinde katledilen 15 yaşındaki Muhammed Salih Gövdetaşan'ın ölümüne neden olanlara yalnızca 76 bin TL adli para cezası verildi.
Üstelik mahkeme, bu cezanın 20 taksitte ödenmesine hükmetti!
İktidar MESEM'lerle, yoksul çocukları eğitimden koparıp sermayeye ucuz işgücü sağlayan bir mekanizma inşa etti . Kendi çocuklarını özel okullarda okuturken, emekçi halkın çocuklarına atölyeleri, sanayi sitelerini ve iş cinayetlerini reva görüyorlar.
Muhammed Salih'in ölümü bir "kaza" değil; çocuk işçiliğini meşrulaştıran politikaların ve patronları koruyan cezasızlık düzeninin sonucudur.
Sermayenin çarkları daha rahat dönsün diye bu halkın yoksul çocuklarının kanını akıtanlardan, okul sıralarında olması gerekirken devlet eliyle MESEM'lerde patronların insafına terk edilen ve Muhammed Salih gibi iş cinayetlerinde katledilen yüzlerce çocuğun hesabını soracağız!
Çocukların yaşamını sermayenin kârına feda eden bu sömürü düzeni yıkılana kadar mücadele etmeye devam edeceğiz!
Bayram Ali Tatoğlu, bundan 46 yıl önce bugün Rize'de devletin kiralık çeteleri tarafından katledildi.
Bayram Ali, Rize'de fabrikalardan mahallelere kadar her alanda sosyalizm mücadelesini öne taşıyan kendine has bir devrimci işçi önderiydi.
İşçi sınıfının örgütlü mücadelesini büyütmek için durmaksızın çalışan, sömürüye, faşizme ve gericiliğe karşı yaşamını mücadeleye adayan Bayram Ali, yalnızca yaşadığı dönemin değil, bugün de işçi ve emekçilerin yolunu aydınlatan bir mücadele mirası bıraktı.
Onu katledenler, devrimci mücadelenin korkusuyla işçi sınıfının öncü kadrolarını susturabileceklerini sandılar. Ancak Bayram Ali'nin savunduğu sosyalizm mücadelesi, aradan geçen onca yıla rağmen yaşamaya devam ediyor. Onun bıraktığı bayrak bugün gençliğin, işçilerin ve emekçilerin ellerinde yükselmeyi sürdürüyor.
Bayram Ali Tatoğlu'nu katledilişinin 46. yılında saygıyla anıyor, sermayenin ve faşizmin karşısında sosyalizm mücadelesini büyütme sözümüzü yineliyoruz.
Bayram Ali Tatoğlu kavgamızda yaşıyor!
Dünyanın ilk kadın ölüm orucu şehidi Ayçe İdil Erkmen 30 yıl önce bugün ölümsüzleşti.
İdil, 1970 yılında İstanbul’da doğdu. Üniversite yıllarında devrimci mücadeleyle tanışmış ve kısa sürede mücadelenin ön saflarında yer almıştı. Kültür ve sanat alanındaki çalışmalarda aktif rol alıp Tavır dergisinin ve Özgürlük Türküsü müzik grubunun kuruluş sürecinde yer aldı.
DHKP-C davasından 1994 yılında tutuklandıktan sonra 1996’da başlatılan ölüm orucu eylemine gönüllü olarak katıldı ve eyleminin 68. gününde hayatını kaybetti. Ayçe İdil, dünyanın ilk kadın ölüm orucu şehidi ve 1996 ölüm orucu direnişinin “12 Kızıl Karanfil”inden biridir.
“Ben bir mitralyözüm” sözüyle hafızalara kazınan Ayçe İdil; iradesi, cesareti ve kararlılığıyla devrimci bir miras bırakarak bugünlere pek çok Ayçeler ve İdiller bıraktı.
26 Temmuz Pazar günü saat 18.00’de, İstanbul Adalı Kültür Derneği’nde Agnès Varda’nın “Kübalılara Selam Olsun” filmini izliyor, ardından Küba Devrimi üzerine birlikte tartışıyoruz.
Etkinliğimize herkesi bekliyoruz.
Katılım için formu doldurunuz: https://t.co/cn6AeKVGwD
Suruç'u Unutmadık!
2015 yılının 20 Temmuz sabahı, Urfa’nın Suruç ilçesindeki Amara Kültür Merkezi'nde Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu'nun (SGDF) çağrısıyla Türkiye’nin dört bir yanından gelen 300’ü aşkın genç, IŞİD kuşatmasından çıkan Kobane'deki çocuklara oyuncak, kitap ve kütüphane malzemesi götürmek için toplanmıştı. Basın açıklaması yapıldığı esnada, kalabalığın ortasında IŞİD üyesi Abdurrahman Alagöz üzerindeki bombayı patlattı. 33 genç hayatını kaybetti, 100’den fazla genç ağır yaralandı.
Peki Suruç'a giden süreçte neler oldu?
7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP 13 yıllık tek parti iktidarını kaybetmiş, HDP barajı aşarak parlamentoda büyük bir denge değişimi yaratmıştı. Sandıktan çıkan bu iradeyi kabullenmeyen iktidar mekanizması için Suruç Katliamı, aranan "kırılma noktası" oldu.
Suruç Katliamı, AKP iktidarının 1 Kasım erken seçimine giderken kuracağı "güvenlik ve kaos" denkleminin ilk ve en büyük meşrulaştırıcı zeminine dönüştürüldü.
Suruç’a giden yolun taşları, devletin ve istihbaratın gözü önünde döşendi. Bombaları patlatan Dokumacılar Hücresi’nin üyeleri isim isim biliniyordu. Suruç katili Şeyh Abdurrahman Alagöz hakkında ailesinin emniyete defalarca "IŞİD'e katıldı" ihbarı yaptığı ve şahsın "Terör Arananlar" listesinde olduğu ortaya çıktı. Buna rağmen hiçbir önlem alınmadı.
Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu skandal bir açıklamayla devletin bakış açısını itiraf etti. Tırmanan şiddetin siyasi bilançosunu da açıkça ilan ediyordu:
"7 Haziran’dan sonra anket yaptırdık. Oylarımızın yükseliş trendinde olduğunu görüyoruz."
Bu ifadeler, Suruç’un nasıl bir "siyasi matematik" malzemesi yapıldığının en açık belgesiydi.
Suruç Katliamı’nın üzerinin örtülmesi ve IŞİD hücrelerine dokunulmaması, sadece 2.5 ay sonra daha büyük bir felakete yol açtı.
Suruç’ta 33 kişiyi katleden Abdurrahman Alagöz’ün öz ağabeyi olan Yunus Emre Alagöz, elini kolunu sallayarak Antep’ten Ankara’ya kadar geldi. 10 Ekim 2015’te Ankara Garı önünde "Emek, Barış ve Demokrasi" mitingi için toplanan binlerce insanın ortasında kendini patlatan iki canlı bombadan biri, işte bu kardeş Alagöz’dü. 104 insanımızın katledildiği Türkiye tarihinin en kanlı terör saldırısı, Suruç’un doğrudan bir devamıydı.
Eğer devlet Suruç’un hesabını sorsaydı, eğer Suruç katilinin bağlantıları çökertilseydi, Ankara Gar Katliamı yaşanmayacaktı. Ankara Garı, Suruç’ta cezasız bırakılan ve göz yumulan faillerin ikinci durağı oldu.
1 Kasım 2015 seçimlerinde AKP, yaratılan korku, güvensizlik ve kaos atmosferi sayesinde oylarını artırarak tekrar tek başına iktidar oldu. Davutoğlu’nun yıllar sonra kurduğu "7 Haziran-1 Kasım arasında yaşananlar açıklanırsa kimse insan içine çıkamaz" cümlesi, Suruç’la başlayan bu kanlı dönemin üzerindeki siyasi sorumluluğun özetiydi. 20 Temmuz Suruç; AKP’nin kaybettiği iktidarı şiddetle, krizle ve IŞİD eliyle yeniden kazanma stratejisinin en kanlı hamlesidir.
20 Temmuz Suruç, Türkiye'yi karanlığa sürükleyen bir dönüm noktası oldu. Bu katliamların arkasındaki siyasi sorumluları teşhir etmek ve unutturmamak tarihsel sorumluluğumuzdur.
Suruç için adalet, herkes için adalet!
11 yıl önce bugün, Kobane’ye oyuncak, kitap ve insani yardım götürmek amacıyla yola çıkan yaklaşık 300 sosyalist genç, Suruç’taki Amara Kültür Merkezi’nde basın açıklaması yaptıkları sırada IŞİD üyesi Şeyh Abdurrahman Alagöz tarafından bombalı saldırıya uğradılar. Katliamda 33 düş yolcusu şehit düştü, yüzlerce kişi yaralandı.
Saldırının ardından hazırlanan iddianameler, bombalı eylemi organize eden IŞİD yapılanmasındaki bazı isimlerin daha sonra 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’yla da bağlantılı olduğu ortaya çıktı. Buna rağmen soruşturma, büyük ölçüde saldırıyı fiilen gerçekleştiren kişilerle sınırlı tutuldu. Katliamın azmettiricileri, olası ihmali bulunan kamu görevlileri ve sorumluluğu bulunan diğer kişiler hakkında kapsamlı ve etkili bir yargılama yürütülmedi.
Aradan geçen yıllara rağmen Suruç Katliamı’nı anmak isteyenler de baskılarla karşı karşıya kaldı. Çocuklarını, arkadaşlarını, yoldaşlarını kaybedenler ve onların mücadelesini sahiplenen sosyalistler, her yıl anmalarda polis saldırısıyla yüz yüze kaldı. Birçok anma etkinliğine saldırılar düzenlendi, gözaltılar ve tutuklamalar yaşandı; kimi iddianamelerde ise Suruç’u anmanın kendisi suçlama konusu haline getirildi.
Gezi’nin çocuklarıyla Kobane’nin çocukları arasında dayanışma köprüsü kurmak için yola çıkan, halkların kardeşliğini ve onurlu bir yaşamı savunan, savaşın yıktığı Kobane’ye umut taşımak isteyen bu toprakların 33 devrimcisi barbar IŞİD çeteleri tarafından katledildi.
Türkiye’nin ve Kürdistan’ın farklı kentlerinden gelmiş, farklı yaşamlar kurmuş ama aynı fikirde buluşmuş 33 devrimciyi saygıyla anıyor; anılarını, düşlerini ve mücadelelerini sahiplenmeye devam ediyoruz.
Hiçbir düş yarım kalmayacak..
2015 yılında IŞİD saldırılarını yoğunlaştırırken, Kobane kenti üç koldan kuşatılmıştı. “Hiçbir düş yarım kalmayacak” diyen sosyalistler, SGDF’nin çağrısıyla Urfa’nın Suruç ilçesinde, çocuklara oyuncak ve insani yardım götürmek üzere toplandı.
Amara Kültür Merkezi önünde basın açıklaması yapılırken, IŞİD üyesi Abdurrahman Alagöz adlı canlı bomba kendini patlattı. Saldırıda 33 düş yolcusu hayatını kaybetti. 150’den fazla insan da yaralandı.
Katliamın ardından yaralılar, tanıklar, aileler ve avukatlar uzun soluklu adalet mücadelesi başlattı. 7 yıl süren davada bir arpa boyu yol alınamazken, istihbarat bilgisine rağmen katliama göz yuman polisler verilen para cezalarıyla ödüllendirildi.
Suruç Katliamı ana davasında ise tüm suç tek tutuklu sanık Yakup Şahin’e yüklenerek gerçek sorumluları gizlemek için dava kapatıldı. Faillerin bulunmaması nedeniyle mahkemeye tepki gösteren 9 kişi hakkında ise, “tehdit ve hakaret” iddiasıyla soruşturma açıldı. Adalet mücadelesi yürüten aileler gözaltına alındı, tutuklandı.
Bugün failleri belli olan ama aydınlatılmayan bir katliamın tanığıyız. 11. yılında Suruç Katliamını unutmadık unutturmayacağız.
Hiçbir düş yarım kalmayacak..
Katillerden Hesabı Gençlik Soracak!
11 yıl önce karanlığa karşı halkların kardeşliği ve insanlık onuruna yaraşır bir yaşamı savunan 33 Kızıl Karanfil terörist IŞİD çeteleri tarafından Suruç’ta katledildi.
11 yıldır onları sokaklardan kampüslere anmaktan vazgeçmedik. Katillerden hesap sormaya #SuruçİçinSokağa !
İstanbul Adalı Kültür Derneği'nde, devrimci şair Ahmet Telli'yi anmak için, Sezai Sarıoğlu'nun katılımıyla 18 Temmuz Cumartesi saat 18.00'da gerçekleştireceğimiz söyleşi ve şiir dinletisi etkinliğine herkesi bekliyoruz.
Katılım için formu dordurunuz: https://t.co/FmqRG9sxJs
Kutsiye Bozoklar|
Kutsiye Bozoklar, yaşamını devrim ve sosyalizm mücadelesine adamış; işkenceye, tutsaklığa ve bedenine vurulan kurşunlara rağmen boyun eğmemiş bir devrimci, yazar, gazeteci ve şairdi. Mersin'de doğan Bozoklar, devrimci düşünce ve şiirle küçük yaşlarda tanıştı. 68 devrimci yükselişi sırasında lisede öğrenciydi ve genç yaşlarından itibaren mücadele saflarında yer aldı. Önce Türkiye İşçi Partisi ile tanıştı, ardından devrimci mücadelede farklı bir yol arayarak Devrimci Gençlik Birliği içerisinde örgütlendi ve İbrahim Kaypakkaya önderliğinde yürütülen devrimci çalışmalara katıldı. Onun yaşamı, devrimciliğin yalnızca yükseliş dönemlerinde değil, en ağır esaret koşullarında da sürdürülen bir direniş olduğunu gösterdi.
12 Mart döneminin ağır baskı koşullarında, 19 Mart 1973'te yoldaşlarıyla buluşmak üzere gittiği ev polisler tarafından basıldı. Çıkan çatışmada ağır yaralanarak felç kaldı. Ağır yaralı halde hastaneye kaldırılan Bozoklar, işkenceye maruz bırakıldı ve iki yıl boyunca tutuklu hasta olarak tedavi gördü.
Bir daha yürüyemeyeceğini öğrendiği bu dönemde, düşmanın kendisini teslim alacağını sandığı yerde yeni bir mücadele biçimi yarattı. "Yaşamak direnmektir" sözü, yalnızca bir slogan değil, Kutsiye Bozoklar'ın yaşamının özeti oldu. Bedeni esaret altına alınsa da, inancı ve mücadele azmi hiçbir zaman teslim olmadı.
Tahliyesinin ardından kalemini mücadeleden hiç ayırmadı. Emeğin Bayrağı ve Atılım gibi yayınlarda yazılarıyla yer aldı; şiirleriyle, yazılarıyla ve direnişiyle kadınların, emekçilerin ve devrim mücadelesinin sesi olmaya devam etti. "İnancım ve benden başka kimse yok burada. Benim sınavım bu, devrimci dalganın yükseldiği dönemde devrimcilik yapmak kolaydır, hadi bakalım burada, bu esaret koşullarında devrimci kal da göreyim." sözleri, onun mücadele anlayışını ve devrimci kararlılığını en yalın hâliyle anlatmaktadır.
Ölüm yıldönümünde Kutsiye Bozoklar'ı saygıyla anıyoruz. Bize bıraktığı miras, en zor koşullarda dahi umudu ve mücadeleyi büyütmektir. Çünkü Kutsiye'nin de gösterdiği gibi, yaşamak direnmektir.
MESEM’lerde öğrenciler katlediliyor!
16 yaşındaki MESEM’li Yusuf Kesme, çalıştığı Osmaniye Düziçi Küçük Sanayi Sitesi’nde traktörün hidroliğinin düşmesi sonucu ezilerek katledildi.
Savaşa ve NATO’ya ayrılan milyonlar, öğrencilere ve eğitime harcanmıyor. İktidarın yarattığı yoksulluk, binlerce öğrenciyi çalışmaya mahkum ediyor ve öldürüyor.
Bu iktidardan hesabını soracağımız binlerce sıra arkadaşımızın hayatı var. Katledilen öğrencilerin hesabını soracağız!
Sermaye düzeni bir çocuğun daha canını aldı!
16 yaşındaki MESEM öğrencisi Yiğit Kesme , Osmaniye Düziçi Küçük Sanayi Sitesi'nde traktör tamir atölyesinde çalışırken traktörün hidroliğinin düşmesi sonucu ezilerek hayatını kaybetti!
"Belli ki dağların, denizlerin
Ve göllerin üzerinden
Sıyrılıp gelmektedir seher
Belli ki yakındır
Belli ki yakındır doğayı
Ve hayatı sarsacak saat"
Toplumcu şiirin güçlü kalemlerinden Ahmet Telli'yi yitirdik. Yaşamı boyunca şiirini halkın acılarıyla, emek mücadelesiyle ve özgürlük özlemiyle buluşturan; devrimci mücadele içinde de yer alan Telli, baskıya karşı direnen, umudu büyüten dizeleriyle kuşaklara ses oldu.
Ardında yalnızca unutulmaz şiirler değil; eşitlikten, özgürlükten ve insandan yana bir duruş bıraktı. Mücadelesi dizelerinde, dizeleri ise halkın belleğinde yaşamaya devam edecek. Saygıyla anıyoruz.