İnanç Keskine o kadar üzüldüm ki anlatamam. O boş yatak kahretti beni. Allah ailesine arkadaşlarına sabır versin toprağı bol mekanı cennet olsun. Ayağına taş değmesin Duru hayat seni hiç ağlatmasın inşallah
Hazal, senden özür dileriz.
Gerçek şu ki biz siyasetin hakkını veremiyoruz. Korkularımız, kaygılarımız, başımıza ne geleceğini hesaplama halimiz bizi felç etti.
Bedel ödemeyi göze almadan siyaset yapmaya çalıştıkça da cesaret gösterenlerin yalnızlığını büyütüyoruz.
Çok net söyleyeceğim:
Üsküdar'da ne hak ediliyorsa o olmuştur.
Kimse laf ebeliği, hamaset yapmasın.
Sinem başkan tutuklandığı günden beri sokakta olan biri olarak söyleyeyim.
Hak edilen budur.
Üzgünüm.
Ve İBB'nin kaderi de belli olmuştur.
Bu örgütsüzlükle, "yeni" parti örgütlerinin bu performansıyla, seçmenin bu katılım düzeyiyle, hainlerin, siyaset esnafının bu sayısı ve rahatlığıyla vb. olan budur, olacak olan da budur.
Güç olmadan, güç toplamadan, güç göstermeden laf siyaseti, gösteri siyaseti bu kadar.
Gerçekçi olun. Sosyalist partilerde örgütlenin. Hiç değilse hakkını vere vere, vuruşa vuruşa mücadele ederek kaybedin kalbi solda olanlar.
Gerisi de ne yaşarsa yaşasın artık, hayırlı olsun...
📌3. Seti çok büyük farkla kaybetmişiz moraller sıfır.
O esnada Vargas üzüntüden ağlıyor. Bacısının ağladığını gören Kaptan Eda "senin gözyaşlarına kurban olurum onların amına koyucam" bakışı atıp kafasını sallıyor.
Zehra ise boynundan sakatlanmış o da Vargas'ı teselli ediyor.
4. sete çıkıyoruz Kaptan Eda tek ayak üzerinde smaçları ile fark yaratıp İtalya'yı bitiriyor. Zehra bir TÜRK DUVARI gibi geçit vermiyor.
Vargas'ın birkaç damla gözyaşına ortalığa alev saçıyorlar adeta.
Büyük Kaptan Eda Erdem'in duruşu, tavrı, eylemi tam bir dişi BOZKURT değil de nedir? Hepsi varolsunlar.
Türk Fırtınadır, Borandır, Kasırgadır. Nasıl Durduracaksın ki; DURDURAMAZSIN...
#FileninSultanları #AtatürkünKızları #pazartesi #CEV2026
Devşirme diyenlere dert olsun. Kaç devşirme formasını böyle aşkla, tutkuyla öper? 🇹🇷🇹🇷🇹🇷
“Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır!” Mustafa Kemal Atatürk
Biz sana Vatan, sen bize kardeşsin Vargas!🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Melih Gökçek, Savıcılıkta 25 yılın hesabını 2 saatte vermiş.
Muhalif belediye başkanları sadece 4 gün emniyette gözaltında gözaltında tutuyorlar.
Adalet herkese eşit işliyor.
Sinem Dedetaş'ın tutuklu olduğunu bilmeyen İstanbullular var, Ekrem İmamoğlu için 'çıkması mümkün değil, unutun' diyor insanlar. Normalleşti her şey. Başımıza gelebilecek en kötü senaryo da buydu.
Ekrem İmamoğlu'nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan:
"Geçtiğimiz günlerde revire gittim, doktor şikayetlerimi sordu.
Doktorumuz beyefendi biri, şikayetlerimi sabırla dinledikten sonra stresli bir dönemde olup olmadığımı sordu.
Şok oldum. Hemen hemen yaşıtım bir doktor olduğu için şakalaşmak amacıyla mı soruyor diye tereddüt ettim ve hemen cevap vermedim.
'İlahi doktor, altı üstü haksız yere aylardır hapisteyim, kim bilir daha ne kadar hapiste olacağım bilmiyorum. Bunlar her insanın yaşadığı günlük stresler, majör bir şey yok!' dedim. Stresle mücadelede iyiyiz.
Türkiye’de pek çok cezaevinde halen yüzlerce hak ihlali yaşanmaya devam ediyor. Cezaevleri bir deneyim merkezi değildir. Romantize edilecek, kahramanlık hikâyeleri yazılacak yerler de değil.
Kuyruğu dik tuttuğumuza bakmayın, ben dahil birçok insanın cezaevi günleri ağır tecrit altında geçiyor.
Tecritin kırıldığı o görüş günlerinde de üç yaşındaki kızımın asla yanıt veremediğim sorularıyla boğuluyorum.
Henüz zaman kavramı olmayan bir çocuğa belirsiz bir başka zamanı nasıl tarif edeceğimi bilmiyorum."
(Cumhuriyet)
Yargı sistemimize göre İ. Melih Gökçek'in sabahın köründe evden alınması, gözaltı ve muayene sırasında videolarının çekilip yayınlanması, mallarına elkonulması, şirketlerine kayyım atanması gerekmiyor mu ?
Bugüne kadar herkese bunlar yapıldığı için sordum.
ÖRGÜT DEDİNİZ, TUTUKLADINIZ, İTİBARLARI HEDEF ALDINIZ; MAHKEME “ÖRGÜT YOK” DEDİ!
Aylarca kamuoyuna “suç örgütü” anlatıldı.
“Örgüt” denildi, operasyonlar yapıldı.
“Örgüt” denildi, insanlar gözaltına alındı.
“Örgüt” denildi, tutuklamalar yapıldı.
“Örgüt” denildi, seçilmiş belediye başkanları ve kamu görevlileri toplum önünde peşinen suçlu ilan edildi.
Şimdi mahkeme, örgüt kurma ve örgüt üyeliği suçlamaları yönünden beraat kararı veriyor.
O halde soruyoruz:
Madem mahkeme örgütün varlığını cezai sorumluluk bakımından kabul etmedi, Türkiye aylarca neden “örgüt” propagandasıyla meşgul edildi?
Anayasa’nın 38. maddesi açıktır:
Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.
Anayasa’nın 19. maddesi ve AİHS’nin 5. maddesi açıktır:
Tutuklama istisnadır; özgürlük esastır.
CMK’nın 100. maddesi açıktır:
Tutuklama için yalnızca ağır bir suçlama yetmez; somut delil, kuvvetli suç şüphesi, tutuklama nedeni ve ölçülülük gerekir.
Tutuklama bir cezalandırma yöntemi, iddianame bir mahkûmiyet kararı, savcılık suçlaması da bir siyasi infaz aracı değildir.
Elbette suç işleyen kim olursa olsun yargılansın. Kimseye ayrıcalık istemiyoruz.
Ama hukuk devleti şunu da emreder:
Önce insanları “örgüt üyesi” diye damgalayıp aylarca özgürlüklerinden mahrum bırakıp, siyasi ve toplumsal sonuçlar doğurduktan sonra “örgüt suçundan beraat” diyerek geçilemez.
Karar henüz kesinleşmemiş olsa bile ortaya çıkan hukuki tablo son derece ağırdır.
Eğer özgürlüğü kısıtlayan tedbirlerin temel dayanaklarından biri “örgüt” iddiasıysa, bugün yapılması gereken; tutuklamaların hukuki dayanağını, ölçülülüğünü, devam ettirilme gerekçelerini ve doğurduğu zararları tek tek sorgulamaktır.
Çünkü hukukta amaç insanı önce cezalandırıp sonra yargılamak değildir.
Yargılama sonunda beraat edebilecek insanlara, yargılama sürerken fiilen ceza çektirilemez.
Şimdi hukuk adına soruyoruz:
“Örgüt” diye geçirilen ayların hesabını kim verecek?
Özgürlüklerinden edilen insanların hesabını kim verecek?
İtibarları zedelenenlerin hesabını kim verecek?
Devletin yargı gücü siyasi algı üretmek için kullanılamaz.
Adalet, iktidarın ihtiyacına göre eğilip bükülemez.
Hukuk herkese lazımdır.
Rüşvet verdiğini söyleyen suç örgütü lideri dışarıda, verildiği söylenen rüşvete dair kanıt yok belge yok hiçbir şey yok ama rüşvet almak suçu var ve 12 yıl 6 ay cezası var. Muazzam.
Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü davasında kararları okuyorum:
O kadar rüşvet alma suçunda ceza verilirken bir tane bile rüşvet verme suçu yok....
Müthiş...
Suç örgütü kurmakla suçlanan kişi beraat ediyor, iftira attıkları ceza alıyor.
Ortada bir suç örgütü yoksa bu insanlar nasıl ceza aldı?
Rüşvetin belgesi nerde?