Vaka: “Klinik Depresyon mu, Sınıfsal Tükeniş mi?”
Danışan: 34 yaşında, taşeron temizlik işçisi, tek başına bir çocuğa bakıyor.
Klinik Teşhis: Majör Depresif Bozukluk.
Semptomlar: Enerji kaybı, öz bakımda azalma, dünyaya karşı ilgisizlik.
Klinik Yanılgı: Terapist, "kendine vakit ayırmasını" ve "küçük aktivitelerle serotonini artırmasını" önerir. Öz bakım (banyo yapmak, giyinmek) üzerinden ödevler verir.
Oysa gerçek şu ki: Öz Bakım mı, Zaman Yoksulluğu mu? Günde 12 saat ayakta çalışan ve yoldan geldiğinde çocuğuna yemek yetiştiren birinin banyoda uzun vakit geçirememesi "isteksizlik" değil fiziksel tükenmişliktir.
Depresyon mu, Çaresizlik mi? Ay sonu faturasını ödeyemeyeceğini bilen birinin dünyaya ilgisini kaybetmesi biyolojik bir arıza değil emeğinin karşılığını alamayan insanın dünyaya duyduğu haklı küskünlüktür.
İlaçla bu kadını "neşelendirmek", onu sadece sömürüldüğü işe gülümseyerek gitmesini sağlar.
Psikiyatri, yoksulluğun yarattığı felç halini 'hastalık' sanıyor. Oysa kadının ihtiyacı sadece antidepresan değil insanca bir maaş ve kreş hakkıdır. Sınıf analizi yoksa, tedavi sadece sömürüyü katlanılabilir kılar.
Psikiyatride depresyon tedavisinin ilk kuralı "uyku hijyeni"dir. Yani karanlık oda sessizlik her gün aynı saatte uyuma.
Ama sınıfsal gerçek şudur: Şehrin en uzak ve gürültülü mahallesinde oturan, işe gitmek için sabah 5:30'da kalkıp 3 vasıta değiştiren bir işçi için uyku hijyeni bir hayaldir.
Uyku bu sistemde bir biyolojik ihtiyaçtan ziyade zamanına el konulmamış üst sınıfların bir lüksüdür.
Bolu Milletvekilimiz, Sayın Türker Ateş 2011 yılında çıkan Psikologları yok sayan 1219 sayılı kanunun düzeltilmesini istedi. Kendisine teşekkür ediyoruz. Yüce Meclisimizi Psikologların mağduriyetini düzeltecek düzenleme yapmaya davet ediyoruz.
#PsikologlarSağlıkMeslekMensubudur
Geç kalmışlık hissi yaşanlar için, yeni öğrendiğim şeyleri eklemek istiyorum. (Bu tweet tekrar yürümeye başlamışken.)
Dikkat edilmesi gereken birkaç noktaya da değineceğim.
30 yaştan sonra çok daha iyi öğrenmeye başladığımı fark etmiştim, şu an 39 yaş ve yıldan yıla öğrenme performansı yükseldi🧿
Yaşla birlikte beynin sinaptik plastisitesi (yeni bağlantı kurma hızı) bir miktar düşerken, sinaptik stabilite artıyormuş. Yani öğrendiklerinizi daha kalıcı oluyor ve bağlam kurma daha güçlü oluyor.
Gençlikte dışsal motivasyon fazlayken (övgü, takdir) yetişkinlikte bu daha içsel motivasyona dönüyor, bu bence çok önemli.
35 ve sonrasında özellikle metabilişsel farkındalık gelişiyormuş. Yani kişi, nasıl öğrendiğini, nasıl öğrenebileceğini keşfediyor.
Ortalama 40 yaşından sonra ise beyin "Bilgelik devresi" (Anterior insula ve medial prefrontal korteks) denilen bölgeleri daha aktif kullanmaya başlıyormuş. Yani sadece bilgi değil, anlam da öğrenmeye yöneliyor.
35 yaş civarında ise GABA (Inhibitory nörotransmitter) ve serotonin daha dengeli oluyormuş. Bu da zihinsel gürültüyü azaltan bir durummuş.
Yani bir şey öğrenirken, artık eskisi kadar başka şeyleri düşünme eğiliminde olmuyor insan.
Peki nelere dikkat etmek gerekiyor?
- Kaliteli uyku, iyi beslenme ve günlük fiziksel aktivite olmadan tüm sayılanlar iyi performans gösteremiyor.
- Yoğun alkol tüketimi bu performansı olumsuz etkiliyor.
- Bol okumak, bol araştırmak ise bu performansı müthiş etkiliyor. Bilişsel performans için bol bol okumak gerekiyor. Okumak ile dinlemek beyinde farklı etkiye sahip ve okumak çok daha etkiliymiş.
SÇY ile psikologların özelde çalışma kapısı kapandı. Şimdide de en korktuğumuz oluyor. Dün yayınlanan CB kararnamesi ile SB klinik psikolog kadrosu (5) açıldı. Bu adım adım devlet kadroları için de psikologlara kapılar kapanıyor demek. PDR mezunlarına YL ile ve doktora yapan
Olumsuz düşünce kadar, olumlu düşünce çarpıtmaları da tehlikelidir.
Narsisizm, bağımlılıklar, yeme bozuklukları, taşkınlık nöbetleri, ilişki sorunları ve etnik, dini, siyasi düşmanlıkların arkasında hep olumlu düşünce çarpıtmaları vardır.
Note to self matey:
You don't have to be strong or you don't have to pretend like strong. There is no need for toxic positivity. Give some time to yourself.
#Cannes2023’te “En İyi Kadın Oyuncu Ödülü"nü kazanan Merve Dizdar:
“Bu ödülü ne olursa olsun umut etmekten vazgeçmeyen tüm kızkardeşlerime ve Türkiye’de hak ettiği güzel günleri yaşamayı bekleyen tüm mücadeleci ruhlara armağan ediyorum.”
Tebrikler 💜💐 @merveedizdar
İnsan ilişkide yaşadığı onca istismarla baş ederken,vurgun yediği yer yok sayılmak olur. Çünkü çatışmaların içinde hala bir özne olarak oradayızdır, oysa kayıtsızlık varlığımızın inkarıdır. Çocukluk hatıraları gibi. Ebeveynin acıtması da bir ilişkiydi ama görülmemek ölüm gibiydi.
16 Nisan Santa Maria Draperis Latin Kilisesi konserimize sadece 10 gün kaldı!
Konsere adım adım yaklaşırken, sizlere son provamızdan bir kesit sunuyoruz...