@VodafoneDestek Size numaramı gönderdim. Arayan kişi çaldırıp kapattı ve 2 kez arayıp ulaşamadığına dair bir mesaj attı.
Sadece bir kez arandım, telefon doğru dürüst çalmadı, ben açar açmaz kapandı. Çalmasıyla kapanması bir oldu. Bu da ilk kez olmuyor. İsteseniz bana kolaylıkla ulaşabilirsiniz.
GERÇEKLER KONUŞSUN!
Merhabalar, ben Avukat Cemil Çiçek, bu yeni hesabım. Butlan aleyhine paylaşımlarımdan dolayı son hesabım da erişime engellendi!
Ciddi bir haksızlığa maruz kalıyorum. Susmam için ciddi baskıya maruz kalıyorum.
“Ama o FETÖ’cü” diyenler için, daha önce defalarca açıklamıştım ama bir kaç dostumun önerisiyle e-devletten aldığım belgelerle o iddiaları kökünden tek tek çürüteceğim:
1– 15 Temmuz darbe girişiminde daha 18-19 yaşındaydım. Memur falan değildim. O yüzden ihraç değilim.
2– İlk belge 26 Haziran 2026 tarihli (güncel) adli sicil kaydım. Tertemiz.
3– İkinci belge babamın güncel adli sicil kaydı. Tertemiz. Hiçbir zaman ceza almadı yani. Bu cümleyi Siber’deki polislerimiz iyi okusun: Babam Hakkari-Yüksekova’da PKK tarafından vurulan gazi polis memurudur.
4– Belgelerden görüldüğü üzere soyadımı hiç değiştirmedim. Hep Çiçek’ti. Babamın ismi de belgelerde görüldüğü üzere Murat Çiçek.
5– Son belge Polis okulundan “istifa” ettiğime dair belge. Polis okulundan atılmadım. 2014 yılında girdiğim okuldan kendi isteğimle 2 ay sonra istifa edip Hukuk okumaya karar verdim.
6– 2020 yılında Adalet Bakanlığı’nın her türlü güvenlik soruşturmasından geçerek Ankara Barosu’na kaydolarak avukat oldum.
7– Eğitim amacıyla vize alarak ve pasaportla legal bir şekilde yurtdışına gitmek firar etmek değildir.
Özür dileyenlere, laflarını geri alanlara hakkım helaldir. Ama tüm bunlara rağmen hala iftira atanlara hakkım asla helal değildir ve dava açma hakkım saklıdır.
Sesimi duyurup destek olabilirseniz sevinirim, olmazsa da hepinizin canı sağolsun! Bu yeni hesabımı takip edebilirsiniz. @avcemilyedek2
Dahili ve harici bedhahlar❗
Bizim kuşak bedhah kelimesiyle Atatürk’ün Nutuk’unda tanıştı. ‘Bedhah’ kötü niyetli insan demektir. Atatürk Gençliğe Hitabesinde dahili ve harici bedhahlarımızdan söz etmişti. Onun sağlığında ne dahili ne de harici bedhahlarımız Türkiye Cumhuriyeti’ne zarar verebildi. Ona Sevr’i kabul ettiremediler, demir yolları, fabrikalar yaptırmasına engel olamadılar, uçak fabrikalarımızı kapattıramadılar. Ancak o fiziksel varlığıyla aramızdan ayrıldıktan sonra dahili ve harici bedhahlarımız ülkemiz üzerindeki olumsuz amaçlarında başarıya ulaşabildiler. Birkaç tanesine bakalım.
KÖY ENSTİTÜLERİMİZ
Köy Enstitüleri gerek ülkemiz gerek dünyamız için büyük bir buluştu. Bu enstitülerde öğrencilere okul yapmak, duvar örmek, kapı, pencere yapmak öğretildi. Ayrıca kız öğrencilere ebelik öğretildi. Eğer Köy Enstitüleri 1990’lı yıllara kadar kapatılmasaydı ülkemizdeki tarım ve hayvancılık çok daha iyi durumda olurdu, kadın cinayetleri böylesine artmazdı. Dünyanın en ileri ülkeleri arasında yer alırdık. Köy enstitülerini kim kapattırdı? Dahili ve harici bedhahlarımız kapattırdı.
UÇAK FABRİKALARIMIZ
Atatürk’ün sağlığında Kayseri’de ve İstanbul’da uçak fabrikalarımız vardı. Dünyanın uçak yapan ilk dört ülkesinden biriydik. 16 farklı tür uçak yapıyorduk. Dünyada ilk yolcu uçağını yapmıştık. 1950’lerde harici bedhahlarımız uçak fabrikalarımızı kapatmamızı söylediler. Dahili bedhahlar da kapattılar. (Uçak fabrikalarımızı her kim kapattıysa o vatan hainidir.) Eğer uçak fabrikalarımızı kapatmasaydık bugün dünyada çok daha farklı bir yerde olurduk.
ZEYTİNYAĞI, TEREYAĞI VE BASMA YASAĞI
1950’lerde İspanya bizden delice ağacından yapılmış odun kömürü istedi. Deliceleri kestik, kömür yaptık. Oysa deliceler aşılanıp zeytin ağacına dönüştürülürdü. Türkiye’deki bir büyük elçi deliceleri kesmenin yanlış olduğu konusunda yetkilileri uyardı ancak alıcı iyi para verdiği için bu uyarıyı ciddiye almadık. Böylece zeytin ağacı kıyımı o günlerde başlamış oldu. Dahili ve harici bedhahlar iş başındaydı.
Köy Enstitüleri kapatılınca, tarım hayvancılık bitince köyden kente göç başladı. Başlangıçta yöneticiler için sorun yoktu ancak gecekondular çoğalınca bu göçü tersine çevirmek amacıyla 1990’lı yıllarda bir arabeskçiye şarkı ısmarladılar. Şarkı “Haydi gel köyümüze geri dönelim, Fadime’nin düğününde halay çekelim” şeklindeydi. Kimse bu şarkıyı dinleyip köyüne dönmedi, Fadimelerin düğünleri gecekondu semtlerindeki düğün salonlarında yapıldı.
Benzeri mantıkla bir dönemde “Zeytinyağlı yiyemem aman, basma da fistan giyemem aman” şeklinde şarkı sürüldü piyasaya. Amaç zeytinyağının itibarını düşürmek ve Atatürk’ün açtığı basma fabrikasını köylü işi diye küçümsemekti. Cemil İpekçi güzellik kraliçelerimize basmadan fistan dikti. Bu, bedhahlara en güzel cevaptı.
1960’lı yıllarda ülkemizde dahili bedhahlar tarafından tereyağının çok zararlı olduğu yolunda kampanya başlatıldı. Ne tesadüf (!) hemen arkasından ülkemize margarinler girdi.
DEMİRYOLU YASAĞI
Eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal, “Niçin demiryolu yapalım, biz komünist miyiz?” demişti. Rusya’daki Trans Sibirya Demir Yolu’nu kastediyordu. Bu benzetmede bir yanıltma vardı, demir yollarıyla örülü olan İngiltere veya Almanya komünist miydi? Değildi. Bu görüş doğrultusunda karayoluna, arabaya, lastiğe benzine yüklendik, uzun süre demir yollarımızı ihmal ettik.
Annem ve babam birer Cumhuriyet aydınıydılar fakat Köy Enstitüleri’nin, uçak fabrikamızın kapatılmasına, delicelerimizin kesilmesine engel olamadılar.
Üstün Dökmen
Dahili ve harici bedhahlar❗
Bizim kuşak bedhah kelimesiyle Atatürk’ün Nutuk’unda tanıştı. ‘Bedhah’ kötü niyetli insan demektir. Atatürk Gençliğe Hitabesinde dahili ve harici bedhahlarımızdan söz etmişti. Onun sağlığında ne dahili ne de harici bedhahlarımız Türkiye Cumhuriyeti’ne zarar verebildi. Ona Sevr’i kabul ettiremediler, demir yolları, fabrikalar yaptırmasına engel olamadılar, uçak fabrikalarımızı kapattıramadılar. Ancak o fiziksel varlığıyla aramızdan ayrıldıktan sonra dahili ve harici bedhahlarımız ülkemiz üzerindeki olumsuz amaçlarında başarıya ulaşabildiler. Birkaç tanesine bakalım.
KÖY ENSTİTÜLERİMİZ
Köy Enstitüleri gerek ülkemiz gerek dünyamız için büyük bir buluştu. Bu enstitülerde öğrencilere okul yapmak, duvar örmek, kapı, pencere yapmak öğretildi. Ayrıca kız öğrencilere ebelik öğretildi. Eğer Köy Enstitüleri 1990’lı yıllara kadar kapatılmasaydı ülkemizdeki tarım ve hayvancılık çok daha iyi durumda olurdu, kadın cinayetleri böylesine artmazdı. Dünyanın en ileri ülkeleri arasında yer alırdık. Köy enstitülerini kim kapattırdı? Dahili ve harici bedhahlarımız kapattırdı.
UÇAK FABRİKALARIMIZ
Atatürk’ün sağlığında Kayseri’de ve İstanbul’da uçak fabrikalarımız vardı. Dünyanın uçak yapan ilk dört ülkesinden biriydik. 16 farklı tür uçak yapıyorduk. Dünyada ilk yolcu uçağını yapmıştık. 1950’lerde harici bedhahlarımız uçak fabrikalarımızı kapatmamızı söylediler. Dahili bedhahlar da kapattılar. (Uçak fabrikalarımızı her kim kapattıysa o vatan hainidir.) Eğer uçak fabrikalarımızı kapatmasaydık bugün dünyada çok daha farklı bir yerde olurduk.
ZEYTİNYAĞI, TEREYAĞI VE BASMA YASAĞI
1950’lerde İspanya bizden delice ağacından yapılmış odun kömürü istedi. Deliceleri kestik, kömür yaptık. Oysa deliceler aşılanıp zeytin ağacına dönüştürülürdü. Türkiye’deki bir büyük elçi deliceleri kesmenin yanlış olduğu konusunda yetkilileri uyardı ancak alıcı iyi para verdiği için bu uyarıyı ciddiye almadık. Böylece zeytin ağacı kıyımı o günlerde başlamış oldu. Dahili ve harici bedhahlar iş başındaydı.
Köy Enstitüleri kapatılınca, tarım hayvancılık bitince köyden kente göç başladı. Başlangıçta yöneticiler için sorun yoktu ancak gecekondular çoğalınca bu göçü tersine çevirmek amacıyla 1990’lı yıllarda bir arabeskçiye şarkı ısmarladılar. Şarkı “Haydi gel köyümüze geri dönelim, Fadime’nin düğününde halay çekelim” şeklindeydi. Kimse bu şarkıyı dinleyip köyüne dönmedi, Fadimelerin düğünleri gecekondu semtlerindeki düğün salonlarında yapıldı.
Benzeri mantıkla bir dönemde “Zeytinyağlı yiyemem aman, basma da fistan giyemem aman” şeklinde şarkı sürüldü piyasaya. Amaç zeytinyağının itibarını düşürmek ve Atatürk’ün açtığı basma fabrikasını köylü işi diye küçümsemekti. Cemil İpekçi güzellik kraliçelerimize basmadan fistan dikti. Bu, bedhahlara en güzel cevaptı.
1960’lı yıllarda ülkemizde dahili bedhahlar tarafından tereyağının çok zararlı olduğu yolunda kampanya başlatıldı. Ne tesadüf (!) hemen arkasından ülkemize margarinler girdi.
DEMİRYOLU YASAĞI
Eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal, “Niçin demiryolu yapalım, biz komünist miyiz?” demişti. Rusya’daki Trans Sibirya Demir Yolu’nu kastediyordu. Bu benzetmede bir yanıltma vardı, demir yollarıyla örülü olan İngiltere veya Almanya komünist miydi? Değildi. Bu görüş doğrultusunda karayoluna, arabaya, lastiğe benzine yüklendik, uzun süre demir yollarımızı ihmal ettik.
Annem ve babam birer Cumhuriyet aydınıydılar fakat Köy Enstitüleri’nin, uçak fabrikamızın kapatılmasına, delicelerimizin kesilmesine engel olamadılar.
Üstün Dökmen
Kayyum Kemal’in kaybettiği seçimler; sıralı tam liste. Paylaşın, paylaştırın. Butlancıların gözüne sokun ki bir seçim daha kaybettirme gafletine düşmesin!
Kayyum Kemal’in kaybettiği seçimler; sıralı tam liste. Paylaşın, paylaştırın. Butlancıların gözüne sokun ki bir seçim daha kaybettirme gafletine düşmesin!
Tarih Unutmaz Arşiv Yalan Söylemez.
Saat sabahın dördü...
Kaybeden aday hışımla İlçe Seçim Kurulu’ndan içeri girdi. Kurul Başkanı hâkime döndü ve bağırdı: “Şu haline bak sarhoş adam. Şu adalete bak. Kimlere kalmış. Seni yakacağım. Hepinizi adli tıbba göndereceğim, seni süründüreceğim. Yakacağım.”
Tarih: 27 Mart 1989.
Yer: Beyoğlu İlçe Seçim Kurulu.
Hakaret eden ise Beyoğlu’nda başkanlık seçimini yüzde 21.7 oy alarak kaybeden Recep Tayyip Erdoğan. Hakaret ettiği kişi, İlçe Seçim Kurulu Başkanı 2. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi Nazmi Özcan.
Erdoğan oyların sayımında “kesin bir şey olduğunu” düşünüyordu. İtirazı reddedilince kurulu basmış ve ağzından hakaretler dökülmüştü. Bununla da kalmamış, hâkimin sarhoş olduğunu ispatlamak için onu adli tıbba götürmeye çalışmıştı.
Erdoğan yargıdan kaçtı
Nazmi Özcan, Anadolu’nun birçok yerinde görev yapmış bir hâkimdi. “Delikanlı” denilen bir duruşu vardı. Silah taşıyordu. Sinirlerine hâkim oldu. Hayatında kimseye dava açmamıştı. O gün Erdoğan’ı adalete teslim etmeye karar verdi.
Özcan’ın yanı sıra 7 sandık görevlisinin daha imzasıyla tutanak tutuldu. Erdoğan, 31 Mart 1989 tarihinde polis nezaretinde Beyoğlu Adliyesi’ne getirildi. Tutuklama talebiyle Beyoğlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi’ne sevk edildi. Avukatı Erdoğan’ın tutuklanacağını anlayınca, “Reis! Hemen gitmemiz lazım buradan” dedi. Erdoğan kaşla göz arasında kayıplara karıştı. O gün Erdoğan’a “kaç” diyen avukat sonradan AKP’de milletvekili olacak Zeyid Aslan’dı. Evet, Meclis’te gazetecilere “Bacak aranızı çektirip gazeteye bastırsam”, milletvekiline “Terbiyesiz. Senin kıçını si..erim” diyen, Meclis Komisyonu’nda Yargıç Ömer Faruk Eminağaoğlu’na uçan tekme atan kişi.
Hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkarılan Erdoğan, 27 Nisan tarihinde adliyeye geldi. Kardeşi Mustafa Erdoğan aracılığıyla “birahane sahibi ve kumar işleriyle ilgilenen” Kudret Bey’e haber göndermişti. Kudret Bey, adliye binasındaki “dostları”yla görüştükten sonra Erdoğan’a “gidebilirsin” demişti. Erdoğan, tutuklanarak Bayrampaşa Cezaevi’ne gönderildi. Sadece 4 Mayıs 1989 tarihine kadar, yani bir hafta cezaevinde kaldı. Tekrar hâkim karşısına çıkarıldı ve 500 bin TL kefaletle serbest bırakıldı. Yargılama sonunda 6 ay hapis ve 20 bin TL para cezasına çarptırıldı. Hapis cezası TCK’nin 72. maddesi gereğince 920 bin TL para cezasına çevrilerek tecil edildi. Yani Erdoğan hapse ilk kez “şiir okuduğu” için değil, seçimlere itiraz ederken ettiği hakaret nedeniyle girdi.
BU HABERI LÜTFEN YAYIN SARAYLININ KIM OLDUĞUNU HERKES IYI BILSIN
KEMAL TAŞDEMİR..
Kılıçdaroğlu’nu eleştirdiğim, partiyi sattığını ve hainlik yaptığını söylediğim için trol hesaplar kitlesel spam + engelleme yapıyor.
Takipçi dostlardan destek bekliyorum. Bu tür sindirme taktiklerine boyun eğmeyeceğiz.
RT + Like + Yorum ile yanımda olun.
Güzel bir gece diliyorum.
Ünlü Sanatçı Onur Akın’dan Kemal Kılıçdaroğlu İtirafı ve Özür Mesajı!
Yıllardır muhalif duruşu ve şarkılarıyla tanınan, geçmiş seçim sürecinde eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu için hazırladığı seçim şarkısıyla adından söz ettiren ünlü sanatçı Onur Akın, siyaset kulislerinde deprem etkisi yaratacak bir açıklamaya imza attı.
Kılıçdaroğlu'na verdiği destekten ötürü büyük bir pişmanlık duyduğunu belirten Akın, adeta günah çıkartarak halktan özür diledi. Ünlü sanatçı, sosyal medyada çok konuşulan açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
"Acaba eskiden beri bir projenin bir parçası mı olduk diye düşünüyorum. Bizim de desteğimiz oldu bu ülkenin bir 5 yıl daha kaybetmesine. Bu yüzden halkımdan özür diliyorum."
Kemal Kılıçdaroğlu’na açık mektuptur..
Kemal Bey,
Ben de Gürsel Erol gibi..
Ayşe Gülsün Bilgehan gibi ilk TBMM açan milletvekillerinden birinin Batum Milletveki Ahmet Fevzi Erdem’in torunuyum..
İsmet İnönü, Diyap Ağa, Ahmet Fevzi Erdem bu ülkenin varoluş mücadelesinin içinden geldiler o meclise..
Bize emanetleridir Laik, Demokratik Türkiye Cumhuriyeti..
Bizler küçük siyasi emelleri için siyasette var olmadık..
Daha konuşmayı öğrenmeden kulaklarımızda bu mücadelenin anıları vardı..
Bu ülkeye ve onun değerlerine saygıyla yetiştik..
CHP’de siyaset yaparken hiç bir güçten el almadım..
Hiç kimsenin omuzuna basmadım..
İki dönem Parti Meclisi üyesi seçildim delegenin iradesiyle ve listeleri delerek..
Diyet borcum yok kimseye..
Ama bize bu güzel ülkeyi emanet eden Başta önderimiz Atatürk olmak üzere, dedelerimize borcumuz var..
Bir kadın olarak hayatın içinde birey olarak var olmam; Osmanlı’da başlayan, Cumhuriyet’le devam eden kadın mücadelesinin sonucudur..
Bu mücadeleyi görecek öngörüye sahip bir kurucu önderimiz vardı..
O’na bağlıyım..
Bu girişi neden yaptım..
Yazacaklarımın küçük siyasi hesaplar İçin olmadığını anlamanız içindir..
Siz bugün AKP ile birlikte Cumhuriyet’in en güçlü kalesini içerden yıkıyorsunuz..
Evet yıkıyorsunuz..
Sizin cumhuriyetle aynen FETÖ gibi, AKP gibi bir hesaplaşmanız mı var?
Açık açık soruyorum..
CHP son kaledir ve siz bu kaleyi yıkıyorsunuz..!
Meselemiz ne Özgür Özel meselesidir..
Ne de Ekrem İmamoğlu..
Onlar bugün olur..
Yarın başka Özgürler..
Başka Ekremler gelir ülke sevdalısı..
Bizler hiç kimsenin arkasında asker olmayız..
Bizler CHP’nin anayasası olan tüzüğüne..
Yol haritası olan programına..
Laik, demokratik, Türkiye Cumhuriyet’ne bağımlıyız..
Yeri geldiğinde herkesi eleştirir..
Yeri geldiğinde arkasında saf tutarız..
Aklımızı kimseye kullandırmayız..
Bir Butlan kararı İle geri döndünüz..
Dönmemeniz gerekiyordu..
“Biz bir aileyiz” diyorsunuz..
Değiliz..
Evimizin kapısını kıran..
Tekme tokat giren..
Çoluk çocuğunu sokağa atan..
Aileden olmayanları mahrem alanımıza sokan..
Mahalleyi ayağa kaldıran..
Babam, kardeşim olsa tanımam..
Artık aynı aileden değiliz Kemal Bey..
Siz tercihinizi ailemize dost olmayanlarla yaptınız..!
Sizin Cumhurbaşkanı adayı olup kaybettikten sonra tekrar genel Başkan adayı olmamanız gerekiyordu..
Suyun önündeki bendin gücü..
Gelen selin gücünden fazla değilse yıkılır..
Yıkılmadan..
O sel gelmeden çekilme erdemini gösteremediniz..!
Kaybettikten sonra Kurultay salonunda kazananın elini kaldırmadınız..
Üç yıl boyunca açtığınız ofislerde partiyi içerden yıkma planları yaptınız..
Hiçbir etkinliğe katılmadınız..
Partililerin “Kemal abisi” olmayı değil..
Partiyi ve ülkeyi sırtından hançerleyen oldunuz..!
Siz, AKP ile birlikte çalışıp belediye başkanlarımıza çamur attınız..
Üç kez Erdoğan’ı yenen İmamoğlu’nu Silivri’de betona gömmeye çalışıyorsunuz..
Dokunulmazlıklara “evet” diyerek “Selahattin Demirtaş”ı on yıldır hapsedilmesine neden olduğunuz gibi..
“Seni Başkan yaptırmayacağız” sözünün bedeli bu kadar mı ağırdır?
Ülkenin aydınları AKP yargısı İle içerde..
Siz bir milletvekilimiz için “adalet yok, kanunlar işlemiyor, anayasa tanınmıyor” diye Ankara’dan İstanbul’a yürüdünüz “adalet” aradınız..
Sizden onaltı yol önce yürüdüm o yolu..
Ben Nijerya’da recm edilecek Emine Laval’ı kurtardım..
Siz Buldunuz mu aradığınız adaleti biz bilemedik?
Bulmuş gibi yargının partimize uyguladığı baskıyı kabulleniyor, temsilcisi olmayı içinize sindiriyorsunuz..
Daha da vahim olan..
Döner dönmez..
Asarım, keserim konuşmasıyla başladınız..
Parti içi mücadelede demokratik yolları kapattınız..
Partinin anayasası olan tüzüğü askıya aldınız
Sarayın iktidarını devam ettirmek için CHP’li başkanlara kurduğu tuzağın savunucusu savcısı, hakimi oldunuz..
Yargısız infazlar yapıyorsunuz..
Herkesin anlayacağı dilde yazıyorum..
Geçerli son tüzük diyor ki..
Parti Meclisinden MYK seçimle belirlenir..
Yaptınız mı?
Geçerli tüzük diyor ki..
Milletvekilleri disipline parti meclisi kararı İle gönderilir..
Yaptınız mı?
Geçerli tüzük diyor ki..
Parti Meclisi Üye sayısı 60 kişidir..
40’ın altına düşerse görev yapamaz, karar alamaz..
“5 kişide kalsak” devam ederiz derken bu yetkiyi nerden alıyorsunuz?
Mecliste grup başkanvekillerini atamayı düşünüyorsunuz?
Hangi yetkiyle?
CHP Meclis Grubunun iç tüzüğü size bu yetkiyi vermiyor!.
Arkanızdaki AKP yargısına mı güveniyorsunuz?
MYK ve PM olarak aldığınız kararlar yok hükmündedir..
Bu kararlarla yaptığınız harcamalar usulsüzdür..
Butlan ile göreve dönmek demek orada yıllarca kalacaksınız anlamına gelmiyor..
Samimiyseniz olağanüstü Kurultayı yapar partiyi delegenin tercih ettiklerine emanet edersiniz..
Oysa sizler..
Bir oldu bitti çabası içindesiniz..
Her gün yandaş kanallarda keyifle partiyi tartışan, yalan ve iftiralarla gömenlere fırsat yaratıyorsunuz..
Sizler sokağa çıkamayacaksınız..
Emperyalist darbecilerin denizleri yargılarken söylediklerini anımsıyorum
Karşınızda Atatürk’ün idealleri için iktidarla mücadele edenler var..
Engel oluyor, iç hesaplaşmada enerji tüketiyorsunuz..
Atatürk’e ölüm cezası veren Osmanlı gibisiniz..
Tom Barrack’ın verdiği rolü üstleniyorsunuz..
İktidar İle işbirliği içindesiniz..
Kabul edin ki iktidar Özgür Özel liderliğindeki CHP ile yarışmak istemiyor..
İmamoğlu’ndan ödü kopuyor..
Hukuksuz bir şekilde önce diplomasını iptal ettiler..
Sizi hiç duymadık o günlerde..
Sinsice beklediniz ofisinizde..
Biz sizi anladık artık..
Ama çok merak ediyorum..
Haksız yere görevlerinden alınan, iftiralarla, delilsiz, ispatsız yargılamalara ve hatta işkencelere maruz bırakılan yoldaşlarımızın..
Onların ailelerinin..
Özellikle çocuklarının vebalini nasıl ödeyeceksiniz..?
Size hakkımı helal etmiyorum..
Yaşattığını yaşamadan ölmüyor hiç kimse..
Kendinize gelin..
Biraz düşünün..
O binada hapis gibisiniz..
Kendinizi Özgür bırakın..
Bütün bunları bilerek ve isteyerek yapıyorsanız çocuklarımıza, torunlara yazık..
Bilincinde değilseniz..
Lütfen yardım alın..
Düşün yakasından partinin..
Bu halk bu oyunu bozar..!
Nazmiye Halvasi
CHP PM E. Üyesi
12 Haziran 2026