Kürt Devletini Reddetmek, Kürtleri Başka Devletlere Mahkûm Etmektir
Dünden beri bu sözler üzerine kaç kez yazdım, sildim bilmiyorum. Bir ara hesabımı kapatmayı bile düşündüm. Çünkü ömrünü Kürdistan’ın özgürlüğü için mücadele ederek geçiren insanların bugün “Biz devlet istemiyoruz” demesini anlamakta zorlanıyorum.
“Gücümüz yetmedi, koşullar izin vermedi” deseler anlaşılır. Fakat gerçekleştirilemeyen bağımsızlık hedefini sonradan özgürlüğün düşmanı ilan etmek, başarısızlığın teorisini üretmektir.
Nurettin Demirtaş, “Kürtler 40 devlet arasında bir devlet daha mı kursun, ne değişecek?” diyor.
Çok şey değişir.
Devlet yalnızca bayrak değildir. Resmî dil, anayasa, parlamento, eğitim, bütçe, pasaport, diplomasi, savunma ve uluslararası temsil demektir.
Bağımsız Kürdistan’da Kürtçe resmî dildir. Çocuklarımız kendi dilinde eğitim görür. Toprağımız, petrolümüz, suyumuz ve güvenliğimiz hakkında kararı Ankara, Tahran, Şam veya Bağdat değil, Kürdistan halkı ve kurumları verir.
“Dünya Kürdistan’ı kursa bile Kürtler özgür olamaz” deniliyor.
Devlet tek başına özgürlük garantisi değildir. Ama devletsizlik de Kürtlere özgürlük getirmedi. Kürtler bir asırdır dört devletin sınırları, orduları ve yasaları altında parçalanmış durumda.
Öcalan’ın devlet yaklaşımının pratik sonucu da açık bir çelişki yaratıyor: Türk devleti varlığını sürdürecek ve demokratikleştirilecek, fakat Kürtlerin bağımsız devlet seçeneği reddedilecek.
Türk devleti demokratikleştirilebiliyorsa Kürt devleti de demokratik, çoğulcu ve hukukla bağlı biçimde kurulabilir. Devletin baskıcılaşma ihtimali yalnızca Kürtler için geçerli değildir.
2017 referandumu bu tartışmanın en somut örneğidir. Mesud Barzani’nin öncülüğünde 25 Eylül 2017’de yapılan referandumda kullanılan geçerli oyların yaklaşık yüzde 92,7’si bağımsızlık yönünde çıktı. Referandum Bağdat, Ankara, Tahran ve uluslararası güçlerin baskısıyla karşılaştı; Irak Federal Yüksek Mahkemesi de sonucu anayasaya aykırı saydı. Fakat bütün bunlar Kürtlerin bağımsızlık iradesini yok etmedi. Güç dengesinin Kürtlerin aleyhine olduğunu gösterdi.
Barzani ağır bir siyasi bedel ödedi ve bölge başkanlığından ayrıldı. Buna rağmen bağımsızlık fikrinin yanlış olduğunu ilan etmedi. Referandumun yenilgiye uğramasıyla Kürdistan hakkını birbirinden ayırdı. Bu tavır önemlidir. “Yapamadık” demek başka, “Kürtler devlet istememeli” demek başkadır.
Başûr bugün bağımsız bir devlet değil, Irak içinde federal bir bölgedir. Buna rağmen Rojava saldırı ve kuşatma tehdidi altındayken Barzani ve Talabani çizgisindeki aktörler diplomasi yürüttü, uluslararası temaslar kurdu ve insani yardım kanalları oluşturdu. Federal bir Kürt bölgesinin bile sağlayabildiği bu imkân, siyasi statünün ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.
Bağımsız bir Kürdistan olsaydı Kürtler Birleşmiş Milletler’de kendi adlarıyla temsil edilirdi. Rojava’ya saldırılar karşısında resmî diplomasi yürütebilir, insani koridorlar için anlaşmalar yapabilir ve Kürt mültecileri kendi hukukuyla koruyabilirdi.
Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkı suçmuş gibi gösterilemez.
Bugün bağımsızlık için koşullar uygun olmayabilir. Fakat Ortadoğu’da hiçbir denge kalıcı değildir. Rejimler değişir, devletler zayıflar, ittifaklar dağılır. Bugün imkânsız görünen Kürdistan, hiç beklenmeyen bir tarihsel anda gerçek bir seçenek hâline gelebilir.
Bu nedenle yapılması gereken Kürdistan fikrini reddetmek değil; kurumları güçlendirmek, ekonomi kurmak, Kürtler arasında birlik sağlamak ve diplomasi yürütmektir.
İrfan Aktan çok yerinde ve güçlü sorular sormuş. Fakat Nurettin Demirtaş’ın verdiği cevaplar, Kürtler adına somut bir çözüm ortaya koymuyor. Daha çok devletsizlik, belirsizlik ve ertelenmiş bir özgürlük teorisi çiziyor.
#Kürdistan #BağımsızKürdistan #MesudBarzani #KürtMeselesi #KendiKaderiniTayinHakkı #Rojava #Başûr #nurettindemirtaş #apo @RastiHaber1@rastiajans@sexofilikk@Filizdeniz1101@hevidarzana1@irfanaktans
Sözün bittiği yer diye bir durum vardır.
Sözün bittiği yerde iddia ve dava sahipleri kendilerini sözle değil fiili tutum ve duruşla ortaya koyarlar.
Böylesi bir sınavla karşı karşıyayız.
Ben varım diyenlerin birbirileriyle sanal değil fiziki teması artık şarttır.
Abdullah Öcalan; "Tüm dünyayı yenecek gücümüz olsa bile Kürtlere ulus-devlet kurmayız." "Türk ne kadar devletsiz yaşayamazsa, Kürt de devleti olsun istemez."
Mesud Barzani; "Dünyanın tüm gücü elimizde olsa bile kimseyi ezmeyiz, kimseye saldırmaz, tehdit oluşturmaz, ama iyi komşu olarak kendi devletimizi kurma ve kendimizi koruma hakkımızdan asla vazgeçmeyiz."
Nurettin Demirtaş fiziki olarak Kürdistan dağlarında ama ruhen Türk sisteminin bir neferi.
Ankara’nın Kandil büyükelçisi gibi duruyor.
DTP genel başkanıyken hakkında tutuklama kararı çıkınca kendi ayağıyla gelip devlete teslim oldu, cezasını yattı, askerliğini yaptı.
Şimdi dünyada 195 devlet varken o protez aklıyla Kürtlere devlet gerekmediği konusunda felsefe yapıyor.
Ve Kürtler bu tip insanların peşinde özgürlük arayışı içinde.
🔴 Remzi Kartal: İki taraf da bedel ödedi, büyük zarar gördü; tarihi barış ve demokrasi fırsatını herkes anlamalı, herkes rol almalı
📌 “Sürece ‘iktidar veya devlet demokratikleşecek mi ki bir başarı sağlansın’ diye bakmak en büyük hatadır. Bu sürecin öznesi AKP değildir, devlet değildir. Bu sürecin öznesi Türkiye’deki demokrasi güçleridir; demokrasi ve barış isteyen herkes, her kesim, her meslek, her insandır. Yasa çıktıktan sonra Öcalan çağrı yapmadan tek bir insan dahi dönüş yapmaz, sürecin garantörü bizim için Öcalan’dır”
✍️ Tuğçe Tatari'nin söyleşisi...
https://t.co/qGloR7jbg4
Ahmaklar…
Ağızlarını açtıklarında utanma duygusu bile sığınacak yer arıyor.
“Git, ordu kur; ülkeni özgürleştir” diyorlar.
Bizim ordumuz yok muydu?
Biz o ordunun etinden, kemiğinden değil miydik?
Evlatlarımızı üniforma giysin diye kapınıza biz teslim etmedik mi?
On üçünde, on dördünde çocukları zorunlu yasalarla dağa sürdüğünüzde, o körpecik bedenleri Uganda’dan mı ithal ettiniz?
Yedi bin gencin kopan kolu, bacağı, sönen gözü gökten mi yağdı?
Erzak olsun diye üç çuval unun ikisini önünüze koymadık mı?
Açlığı biz çektik, yokluğu biz büyüttük, yasları biz taşıdık.
Hapis yatmadık mı?
Duvarlar üstümüze yıkılmadı mı?
Az mı işkence gördük?
Az mı evlat gömdük toprağa?
Hendeklere çocuklarımızı attınız; susun dediniz.
Emanet ettiğimiz canları haksız infazlarla toprağa düşürdünüz; susun dediniz.
Her cephede kaybettiniz, her sözünüzde döküldünüz; yine de susun dediniz.
Şimdi utanmadan dönüp “Git, ordunu kur; savaş” diyorsunuz.
Biz savaştık.
Öldük.
Aç kaldık, susuz kaldık.
Arkadaşlarımızın yasını tutmaya bile vakit bulamadık.
Sokak ortasında satırlarla doğranan çocuklar bizim değil miydi?
Dağda vurulanlar, zindanlarda çürütülenler, insanlıktan çıkarılmak istenenler kimin evladıydı?
Verdiğiniz tek bir sözü tutmadınız.
Hesap sorulunca gölgelerin arkasına saklandınız.
Tek bir gün bedel ödemeyenler, şimdi bize cesaret dersi veriyor.
Sizin adaletiniz de sözünüz gibi çürük.
Sizin vicdanınız da kurduğunuz düzen gibi çorak.
Allah’tan bulasınız.
Ahmaklar…
Ağızlarını açtıklarında utanma duygusu bile sığınacak yer arıyor.
“Git, ordu kur; ülkeni özgürleştir” diyorlar.
Bizim ordumuz yok muydu?
Biz o ordunun etinden, kemiğinden değil miydik?
Evlatlarımızı üniforma giysin diye kapınıza biz teslim etmedik mi?
On üçünde, on dördünde çocukları zorunlu yasalarla dağa sürdüğünüzde, o körpecik bedenleri Uganda’dan mı ithal ettiniz?
Yedi bin gencin kopan kolu, bacağı, sönen gözü gökten mi yağdı?
Erzak olsun diye üç çuval unun ikisini önünüze koymadık mı?
Açlığı biz çektik, yokluğu biz büyüttük, yasları biz taşıdık.
Hapis yatmadık mı?
Duvarlar üstümüze yıkılmadı mı?
Az mı işkence gördük?
Az mı evlat gömdük toprağa?
Hendeklere çocuklarımızı attınız; susun dediniz.
Emanet ettiğimiz canları haksız infazlarla toprağa düşürdünüz; susun dediniz.
Her cephede kaybettiniz, her sözünüzde döküldünüz; yine de susun dediniz.
Şimdi utanmadan dönüp “Git, ordunu kur; savaş” diyorsunuz.
Biz savaştık.
Öldük.
Aç kaldık, susuz kaldık.
Arkadaşlarımızın yasını tutmaya bile vakit bulamadık.
Sokak ortasında satırlarla doğranan çocuklar bizim değil miydi?
Dağda vurulanlar, zindanlarda çürütülenler, insanlıktan çıkarılmak istenenler kimin evladıydı?
Verdiğiniz tek bir sözü tutmadınız.
Hesap sorulunca gölgelerin arkasına saklandınız.
Tek bir gün bedel ödemeyenler, şimdi bize cesaret dersi veriyor.
Sizin adaletiniz de sözünüz gibi çürük.
Sizin vicdanınız da kurduğunuz düzen gibi çorak.
Allah’tan bulasınız.
Bayram değil, seyran değil Yeni Yaşam Sultan Hamid'i niye öptü?
Düşünüyorum.
Abdülhamid'in nesi çok meşhurdu?
Hamidiye Alayları...
PKK'nin Yeni Hamidiye Alayları olarak kullanılmasının yolunu yapıyorlar sanki.
Sınıriçi olmaz da, sınır dışı olur. İran'a karşı olur, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'ne karşı olur. Bulunur bir yerler.
Çeşitli analistlerin sahada gözlemlediği gelişmelerle uyumlu bir "vizyon"(!) vesselam. Bakalım alıcısı olacak mı?
☀️ KURDISH HERITAGE THRIVES IN ISRAEL 🇮🇱
Thousands gathered near Jerusalem for the annual Kubeh Festival, celebrating the rich traditions, music, food, and culture of Israel’s Kurdish Jewish community—a vibrant reminder of the country’s diverse heritage.
@i24NEWS_EN
Süreç yok demedik!... Bir süreç var dedik; bu 'süreç' dedikleri şey, TC devletini ve tirkleri, yaklaşan fırtınadan koruma ve kollama sürecidir, dedik.
Buyrun! filmde senaryo ve roller, herşey yerli yerine oturuyor.
Ragıp Duran: "Benim esas eleştiri hedefim Öcalan değil. Abdullah Öcalan (Sayın mı demeliydim?) benim için ne Peygamber, ne lider ne de bağımsız özgür bir siyasi şahsiyet. Kendisi artık sadece iktidarın bir aparatı, bir sözcüsü, mesaj taşıyıcısı. 1999’dan bu yana devlete, iktidara, rejime yamalanmış bir kişilik. İkinci derece sorumlu bir mahkum. Öcalan, Terörsüz Türkiye sürecini, cilalayıp Sümer Rahip Devleti, Komün, ‘’demokratik entegrasyon’’ (Yani asimilasyon) , Kürt erkeğini dönüştürmek gibi deli zırvalarıyla müritlerine empoze ettiği için eleştirilebilir. Ama esas olarak bugün iktidarla işbirliği yaptığı için ayrıca Kürt ulusal kimliğini ve bilincini yok etmek istediği için kınanmalı."
"Savaş devam etsin, insanlar ölsün" diyen hiç kimse görmedim, bilmiyor ve tanımıyorum da. Hiçbir Kürt bunu demiyor. Hiçbiri. Ama şunu diyenler var: "Bu kadar savaş ve bu kadar ölüm Kürtlere Türklüğü kabul ettirmek için miydi? Bu kadar ölümün neticesinde Kürtlerin eline geçen ne?"
Fatih Erbakan, ‘İkinci resmi dil Kürtçe olsun mu?’ sorusuna cevap verdi:
• Bizim resmi dilimiz Türkçedir ve tektir.
• Bunun arkasında bir dil daha konulmasıyla büyük bir kaos oluşur.