Fenerbahçe derbisinin ardından Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Hukuk Müşavirliği tarafından yapılan sevkler, Türk futbolunda uzun süredir özlemini duyduğumuz adalet ve eşitlik ilkelerine bir kez daha gölge düşürmüştür.
TFF’nin temel varlık amacı; saha içinde ve dışında tüm kulüplere eşit mesafede durmak, adil bir rekabet ortamı sağlamak ve futbolun marka değerini korumaktır. Ancak son sevk kararları, adaleti sağlamaktan ziyade taraflı bir yaklaşımın ürünü olduğunu gözler önüne sermiştir.
Saha içerisinde yaşanan gerginliklerin ve olayların faturasının adeta sadece oyuncumuz Dusan Vlahovic’e kesilmeye çalışılması kabul edilemez.
"Adalet Herkese Eşit Uygulanmalıdır"Bizler, "oyuncumuz ceza almasın" demiyoruz; futbol disiplin talimatlarında karşılığı neyse, hukuk çerçevesinde onun uygulanmasını savunuyoruz. Ancak adaletin temel şartı tarafsızlık ve tutarlılıktır.
Emsal Kararlar Nerede? Geçmişte saha içerisinde hakeme yönelik hakaret içeren ifadeleri yayıncı kuruluş görüntülerinden açıkça tespit edilen ve emsal cezalar alan futbolcular (Caner Erkin örneğinde olduğu gibi) hafızalarda tazeyken, benzer eylemlerin bu maçta görmezden gelinmesi çifte standarttır.
Tahrik ve İlk Hareket Neden Yok Sayıldı? Rakip futbolcu Milan Skriniar’ın Avrupa arenalarında dahi ağır cezalarla karşılık bulan, gerilimi ilk başlatan ve tahrik unsuru içeren hareketlerinin sevk raporlarında yer dahi bulmaması, niyetin adalet olmadığını açıkça göstermektedir. Olayı başlatan, tahrik eden ve benzer eylemleri gerçekleştirenlerin görmezden gelinip sadece Beşiktaşlı bir futbolcunun cezalandırılmaya çalışılması, kamuoyu vicdanını derinden yaralamıştır.
Maç içerisindeki hakem yönetimlerinin eyyamcılık barındıran, "idare etme" mantığına dayalı kararları bu gerginliklerin ana kaynağıdır.
Penaltıysa tereddütsüz verilmesi, kırmızı kartsa çıkarılması, nizami gollerin geçerli sayılması hakemlerin asli görevidir. Hakemler sahada adaleti dağıtamayıp kulüpleri ve camiaları karşı karşıya getirdikten sonra, futbolun "dostluk ve kardeşlik" olduğuna dair içi boş söylemler üretmek samimiyetten uzaktır.
TFF, ürettiği bu adaletsiz kararlarla camiaları birbirine düşman eden, futbol iklimini zehirleyen bir yapı olmaktan derhal sıyrılmalıdır. Adaletin olmadığı yerde kurumların meşruiyeti sorgulanır. TFF, tüm kulüplere eşit mesafede duran adil bir yönetim sergilemediği sürece, Beşiktaş camiası nezdinde güvenilirliğini ve hükmünü tamamen yitirecektir.
TFF yetkililerini ve kurullarını, taraflı sevk politikasından vazgeçerek futbolun kurallarını herkes için eşit ve objektif şekilde uygulamaya davet ediyoruz.
Christopher Nolan’ın “Odyssey” filmini seyrettim. Çok etkilendim.
Filmden çıkarken düşündüm ki binlerce yıl geçiyor, aktörler ve silahlar değişiyor, fakat Anadolu’ya yönelik jeopolitik dürtüler şaşırtıcı biçimde benzer kalıyor.
Truva, Anadolu toprağındaydı. Akhalar denizi aşarak geldiler, yıllarca kuşattıkları Truva’yı sonunda hileyle ele geçirip yakıp yıktılar adeta soykırım uyguladılar.
Yüzyıllar sonra 1915 baharında Çanakkale’de Anadolu’ya yine denizden geldiler. Geçemediler.
1919’da bu kez Yunan ordusu İzmir’e çıkarıldı. Anadolu’nun içlerine kadar ilerledi. Sonuç yine değişmedi. 30 Ağustos 1922’de Anadolu istilacıyı bir kez daha geri attı.
Bu nedenle Büyük Zafer sonrasında Mustafa Kemal’e atfedilen “Hektor’un öcünü aldık” sözüm sembolik anlam bakımından son derece çarpıcıdır.
Bugün başta Başbakan Mitçotakis olmak üzere Yunanistan’ın bazı yöneticileri bu uzun tarihsel hafızayı unutmuş görünüyor.
Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi kutuplaşmayı ve ekonomik sorunları jeopolitik zafiyet sanarak, İsrail ittifakına, ABD’deki Yunan lobisine, birkaç yeni silah sistemine, (Rafale’lere, LORA ve benzeri füzelere) güvenip Türkiye’ye karşı güç gösterisine girişmeyi değil uygulamak hayal bile etmeleri büyük bir stratejik yanılgıdır.
Yunanistan’ın güvenliği Türkiye’yi çevrelemeye çalışan ittifakların ileri karakolu ve tetikçileri olmakta değil, Türkiye ile barış ve denge içinde yaşamaktadır.
Ege bir okyanus değildir. İki ülkenin karşılıklı kıyılarının, adalarının, deniz ve hava sahalarının iç içe geçtiği müşterek bir denizdir. Doğu Ege adalarının silahsızlandırılmış statüsünün arkasında da Türkiye’nin Anadolu kıyılarının güvenliği vardır.
Mavi Vatan 2006 sonrası doğup gündeme oturduğunda Yunan basınında oluşan telaşın temelinde de aynı gerçek yatıyordu. Türkiye artık denizlerini ve deniz yetki alanlarını jeopolitiğinin merkezine yerleştirmişti. Nitekim Kathimerini daha 2019 başında Mavi Vatan’ın Atina’da yarattığı kaygıyı açıkça yazıyordu. Baş yazıda şöyle demişlerdi:” Türkler Lozan’da bizden İyonya’yı aldılar karşılığında Ege’yi bıraktılar. Şimdi mavi Vatan’la Ege’yi geri istiyorlar.”
Türkiye’nin kimsenin toprağında gözü yoktur.
Türkiye kendi yarımadasının ve çevresindeki denizlerin jeopolitik gereklerini yerine getirmektedir.
Atina’daki siyasetçilere tavsiyem şudur: Nolan’ın “Odyssey” filmini izleyin. Truva’ya bakın. Çanakkale’ye bakın. 1919’a ve 9 Eylül 1922’ye bakın.
Sonra Anadolu’ya karşı başkalarının gücüne güvenerek maceraya atılanların sonunda ne yaşadığını düşünün. Coğrafya unutmaz. Anadolu hiç unutmaz.
Türkiye ile rekabet edebilirsiniz. Türkiye ile anlaşmazlık yaşayabilirsiniz. Ama Türkiye’yi başkalarının kurduğu ittifaklarla kuşatabileceğinizi ve birkaç yeni silah sistemiyle Anadolu’ya stratejik irade dayatabileceğinizi düşünmek, tarihten hiçbir şey öğrenmemektir.
Truva’nın üzerinden üç bin yıl geçti. Anadolu hâlâ burada. Büyük Türk burada.
Kaşif Kozinoğlu’nun cezaevinde hayatını kaybetmesine ilişkin dosya yeniden açıldı. Gözaltılar var, 1 FETÖ’cü gardiyan yurt dışında firari.
2011’e dönelim.
O günlerin en çok izlenen dizisi Kurtlar Vadisi’nde durduk yere Kaşif Kozinoğlu karakteri işlenmeye başladı.
Karakterin adı “Kaşifoğlu”; vatan haini, kötü, yabancı servislerle iş birliği içinde, omurgasız biri olarak gösterildi.
135. bölümde (3 Kasım 2011) bizzat Polat Alemdar karakteri, Kaşifoğlu’na işkenceler yaptı.
Bu sırada Kaşif Kozinoğlu cezaevinde tutuklu.
Tarihler, 10 Kasım 2011’i gösteriyor. Kozinoğlu’nun şüpheli ölümünden 3 gün öncesi. Kurtlar Vadisi’nin 136. bölümü yayınlanıyor. Bölümün Youtube’a yüklenen kapak fotoğrafında “Kaşifoğlu için yolun sonu” başlığı seçilmiş.
Ne tesadüftür ki dizinin o bölümünde Kaşifoğlu karakterinin ölüm emri veriliyor.
Hayatı boyunca ülkesi için çalışan, çabalayan Kaşifoğlu, dizide önce kötü gösteriliyor, sonra ölüm emri veriliyor. 3 gün sonra da gerçek hayatta, 13 Kasım 2011’de hayatını kaybediyor.
Kurtlar Vadisi ekibi, yaşananlara aldırış etmediği gibi konunun üzerine gitmeye devam ediyor.
8 Aralık 2011 tarihine, yani Kaşif Kozinoğlu’nun vefatından yaklaşık 23 gün sonrasına gidelim.
Dizinin 139. bölümünde Kara karakteri, Kaşifoğlu’nu öldürüyor. Yaşananlardan dolayı dizi ekibinde bir korku, çekince yok; daha da üzerine gidiyorlar konunun. Ölmeden önce itibarsızlaştırdıkları, ölmesini ima ettikleri, gerçek hayatta öldükten sonra da dizi üzerinden Kaşif Kozinoğlu’na hakarete devam ediliyor.
Kurtlar Vadisi, o dönemki kumpaslarda Muzaffer Tekin, Kaşif Kozinoğlu gibi birçok ismi FETÖ ağzıyla hedef göstermiş ve itibar suikastı yapmıştır.
Ancak Kaşif Kozinoğlu olayı bambaşkadır. Soruşturma madem ki derinleştirilecek, buralar iyi araştırılmalıdır.
Bu senaryoyu kimler, hangi amaçla servis etmiş; kimler çekmiş, kimler oynamıştır!
📌İznik Yakınları 1921...
Yunan askerleri katlettikleri Türk köylülerini bir mağaraya doldurmuş, ceset kokusundan burunlarını kapıyorlar.
Bazıları ise bugün utanmadan "Milli Mücadele olmadı, Yunanlar kendiliğinden geri çekildi" diyorlar. Utanmaz ahlaksızlar... #tarih
Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ali Şehirlioğlu, terörle mücadelenin en yoğun olduğu dönemlerde askerî hastanelerde birçok gazimizin ameliyatına girdi. O gazilerden biri de bizdik.
Yıllar sonra bugün Güvenpark’ta yeniden karşılaştık. Geçmişin acıları, fedakârlıkları ve hatıraları bir anda canlandı. Duygusal anların yaşandığı bu buluşmada, Ali Hocamızın gaziler için taşıdığı emeği ve vefayı bir kez daha hissettik.
O, sadece ameliyat eden bir hekim değil; gazilerin yarasını bilen, acısını yüreğinde taşıyan bir gönül insanıdır.
Teşekkürler Ali Hocam. 🇹🇷 @AliSehirlioglu@zaferpartisi@ZaferPartisi_34@ZaferPartisi06@zpgencresmi@zpbeylikduzu@gazilerplatform
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
Sakarya'da, İnönü'nde, Afyon'dakiler
Dumlupınar'dakiler de elbet
ve de Aydın'da, Antep'te vurulup düşenler,
siz toprak altında ulu köklerimizsiniz,
yatarsınız al kanlar içinde.
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
siz toprak altında derin uykudayken düşmanı çağırdılar,
satıldık, uyanın!
Biz toprak üstünde derin uykulardayız,
kalkıp uyandırın bizi!
uyandırın bizi!
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!
[Nazım Hikmet]
10 Ağustos 2026
Öcalan ile müzakereler, PKK’nın yurt içinde tükendiği; kahraman ordumuzun Kuzey Irak’ta PKK’yı Kilit-Pençe Operasyonu ile sınır bölgesinden söktüğü ve Irak-Suriye sınırını kontrol altına aldığı bir aşamada devreye girdi.
Bu süreç askeri anlamda PKK için can suyu oldu.
Sürecin en büyük hedefi anayasayı Erdoğan’ı iktidarda tutacak şekilde değiştirmektir. AK Parti-MHP-DEM ittifakı bunun için kurulmuştur.
Bu yasa tasarısı Bahçeli’nin “Önümüzdeki süreçte çok şey değişecek, her şey değişecek, inşallah Türkiye değişmez” dediği sürecin ilk adımıdır.
Bu yasa tasarısı, Öcalan’ın cumhuriyetin kuruluşu kadar önemli, demokratik Cumhuriyet’e gidişin ilk adımı olarak ifade ettiği; milli, üniter, laik devletten çok uluslu-özerk bölgeli devlete geçişin ilk adımıdır.
Bu yasa tasarısına “evet” demek Erdoğan ile ittifak yapmak, AK Parti’ye payanda olmak demektir.
Yurttaşlar sizi neden eleştiriyor?
1.Yeni Parti’nin programında bir PKK kavramı olan “eşit yurttaşlık” yazdığı için;
(Bütün yurttaşlar Anayasa’nın 10. Maddesine göre yasalar önünde eşitken neden amacı Türk ve Kürt için iki ayrı siyasi kimlik isteyen eşit yurttaşlık kavramının Yeni Parti’nin programına girmesine neden karşı çıkmadınız?)
2.Öcalan’ın “bu bize yeter dediği” Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına Türkiye’nin koyduğu şerhleri kaldıracağınızı söylediğiniz için;
3.Şimdi de PKK’ya af yasasına karşı çıkmadığınız için;
4.Bütün bunları MUHALEFET olduğunuzu söylerken yaptığınız için.
Hangi muhalefet iktidarın iktidarda kalma projesine destek olur?
Biz iktidarla ve bu yıkım projesi ile zaten mücadele ediyoruz.
Bugün anlamaya çalıştığımız şey Atatürk Cumhuriyetini korumak için sizinle de mücadele etmek zorunda kalıp kalmayacağımız:
Bizim esas meselemiz; muhalefet gibi görünüp kritik anlarda Ekmelettin operasyonu ile iktidara destek atan, kirli referandum gecesi YSK’nın önüne gitmeyen, seçimden önce çok da fazla Suriyeli’ye vatandaşlık verilmedi diyerek iktidara destek atıp sonra kongrede seçimleri çok fazla Suriyeli’ye vatandaşlık verildiği için kaybettik diyen majestelerinin muhalefet ile.
Şimdi bu kritik anda sizin ne yapacağınızı bekliyor, izliyoruz.
Karınca gibi tarafım belli olsun diyerek Cumhuriyet yanarken söndürmek için su mu taşıyacaksınız yoksa destek mi olacaksınız?
Hem Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’ni hem de Öcalan’ın sözde demokratik Cumhuriyetini birlikte savunmak mümkün değildir.
“Bizi zorla bu işin karşısında durmaya itiyorlar” diyerek mevcut politikanızı eleştiren yurtsever solcu entelektüellere kızıyorsunuz. Oysa CHP’nin de Yeni Parti’nin de yurtsever, Atatürkçü tabanı PKK affına karşı. AK Parti ve MHP tabanları da. Referandum yapılsa “Evet” oyları yüzde 25’i geçmez.
Sayın Özel, Atatürk’ün çizgisine gelin.
Bu yasaya evet diyerek, yasanın Türk devleti ve Türk milletine karşı bir suç olduğunu zımnen kabul eden bir sürecin parçası olmayın.
24 yıl boyunca iktidarın yanlış yaptığını söyleyip, günün sonunda onun getirdiği yasaya imza atmak muhalefet değil, kendi itirazını inkâr etmektir. Aynı siyasete ortak olup farklı bir sonuç beklemek ise, olsa olsa siyasi bir akıl tutulmasıdır.
Özetle, Özgür bey açık olun, net olun, gerçek muhalefet olun.
Ve son olarak bu yasa tasarısına evet derseniz, sakın “biz muhalefet partisiyiz” diye ortaya çıkmayın. Kemal Kılıçdaroğlu’da muhalefet olduğunu söylüyordu. Bu yasaya evet derseniz ancak Kemal bey kadar muhalefet olursunuz. @zaferpartisi
İzmir'in kurtuluşundan hemen sonra Atatürk'le İngiliz Baş konsolosu Harry Lamb arasında yaşanan diyalog:
Gazi: Ne istiyorsunuz?
Lamb: Tebaamız hakkında teminat istiyoruz.
Gazi: Yunanlılar buradayken tebaanızdan daha mı emindiniz?
Lamb: Evet.
Gazi: O halde Yunanistan'a gidiniz... Yunan Ordusu'nu Anadolu'ya çıkartan siz değil misiniz? Yunan Ordulaırnı mağlup ederek topraklarımızdan dışarıya atan ve vatanı onlardan kurtadan ise biziz.
Lamb: İngilizlere savaş mı ilan ediyorsunuz?
Gazi: Eğer Yunanlılar İngilizler tarafından sevk edilmeselerdi İzmir'e çıkabilirler miydi? İngiltere ile aramızda barış yapılmış mıdır ki savaş ilan edip etmediğimizi soruyorsunuz?
Lamb: ...
Gazi: Siz, hala o zihniyette iseniz birbirimizle esasen harp halindeyiz demektir. Öyleyse evet, bir kere, on kere, yüz kere daha harp ilan ediyorum.
Lamb: ...
Gazi: Hem siz böyle şeyleri konuşmaya yetkili misiniz ki bunu soruyorsunuz? Ben TBMM Başkanı ve Türk Orduları Başkomutanıyım. Her şeyi görüşmeye yetkim vardır. Sizin böyle bir yetkiniz varsa görüşebiliriz. Yoksa buyurunuz.
Türkiye’de pek konuşulmayan bir gerçek. Konu aslında çok katmanlı ama size İtalyadan bir örnek. Tarım rayına oturmadan Türkiye sanayide rekabetçi olamaz! Bir de bu açıdan bakın…
Türk tarihini tüm ihtişamıyla ve bilimsel gerçekliğiyle dünyaya anlatan Türk tarihçiliğinin kutup yıldızı, Prof. Dr. Halil İnalcık’ı vefatının 10. yıl dönümünde saygı ve rahmetle anıyorum.
Halil İnalcık Hocanın eserleri, Türk gençliğinin milli şuuruna rehber olmaya devam edecektir. Ruhu şad olsun.
Yeni Parti Programını Açıklanmış!
Programda partinin temel dayanağı, “ulusal egemenliği esas alan Cumhuriyet’in kurucu felsefesi” olarak tanımlanıyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün bağımsız, demokratik ve egemen Türkiye idealinin partinin temel yol göstericisi olduğu ifade ediliyor.
Buna katılmamak asla mümkün değildir.
Ancak devamında yer alan, "Kürt sorununda eşit yurttaşlık ve ana dil hakkı" başlıklı ifade temel dayanağı ihlal etmiş ve anlamsız kılmıştır!
Zira bu ifadede, batının ve taşeron terör örgütü PKK ve onun siyasi temsilcisi DEM'in dayattığı Kürt sorunu birebir aynı şekilde açık biçimde adlandırılarak; “Terörün sona ermesiyle birlikte eşitlikçi, katılımcı, demokratik bir siyasi ve toplumsal düzenin kurulması ile Kürt sorununda kalıcı çözüm sağlanacaktır” denilmiştir.
Bir tarafta Atatürk ve ulusal söylem, diğer tarafta ise iki ayrı toplum ve özerklik..!
Soruyorum sizlere: Atatürkçülük ve ulusalcılıkla, PKK ve özerklik söyleminin aynı programda ne işi var?
#YeniParti #CHP #Atatürkçülük #Özerklik
Çin'in göbeğinde gözlerinde yaşlarla İstiklal Marşımızı dünyaya dinleten kızlarımızı gördünüz mü?
Ne prim pazarlığı yaptılar, ne Bodrum'da villalarla adları anıldı.
Sessiz sedasız ABD'yi, Kanada'yı, Çin'i, Brezilya'yı sıraya dizip bir kez daha Dünya Milletler Ligi Şampiyonu oldular.
Gizem, Vargas, Hande, İlkim, Saliha, orada olmasalar da Eda ve Ebrar, ve diğerleri...
Çok teşekkürler.
Her şeyi güzelleştiriyorsunuz. İyi ki varsınız.💐🇹🇷
@edaerdem14@GizemORGE@handebaladin@ilkimaydin@karakurtebrar18
Şu fotoğraf, tek başına, "vaktiyle ölseydim de bugünleri görmeseydim" dedirtiyor tek başına.
İnsan yakan katiller şehir şehir dolaşıp stand up gösterisi yaparken, sıvasız evlerin namuslu çocuklarının hâli budur.
Nasuh Mahruki’nin tutuklanma nedeni nedir derseniz cevabı Fransız düşünür Descartes’in “Cogito ergo sum. Düşünüyorum öyleyse varım” cümlesinde saklıdır.
Nasuh Mahruki 15 Temmuz FETÖ’cü darbe girişimi konusunda daha önce milyonlarca kez paylaşılan/düşünülen bir düşünceyi paylaşmıştır: Özetle, düşünmüştür. Aslında Türk devletinin en sızılmış, yıpratılmış anında bile dış destekli bir casusluk ve terör örgütünün komplosunu önceden tespit ettiği ve ezdiği görüşünü savunmuştur.
Descartes bugün Türkiye’de yaşasaydı herhalde “Cogito ergo apprekendite yani Düşünüyorum öyleyse tutuklayın” derdi.
Geçmiş olsun Nasuh bey.
Değerli eşinize ve babalarının ikinci kez hapse gidişine şahit olan çocuklarınıza da geçmiş olsun. Birgün elbet adaletin yaşandığı bir Türkiye’de yaşayacağız. Ve bugünler hiç uzak değil. @zaferpartisi@zpgencresmi@nasuhmahruki