Özlüyor insan bir gülüşü, bir sesi, bir sohbeti, bir seslenişi. Düşünülmeyi özlüyor, bir kalpte kapladığı yeri. Planlar yapmayı özlüyor, anılar biriktirmeyi. Varlığını özlüyor, hiçbir şey yapmasa bile köşede oturup nefes alıp verdiğini görmeyi.
Kalbe temas etmeyi unuttuk. Birbirimiz için "orada" olmanın iyi niyetini yitirdik. Değerler, geri dönüşü olmayacak şekilde bir bir kayıp gidiyor ellerimizden.
Artık herkes kendi küçük krallığında, kendi tebaasıyla baş başa.
Sırça köşkünde yalnız, dokunmadan, hissiz…
Kuşların cıvıltısı, rüzgarın fısıltısı, göğün maviliği, küme küme bulutların varlığı, toprağın kahverengisi, söğüt dalının suya değişi, çınarın gölgesi, dağların haşmeti, koyunların otlayışı, Leyleklerin laklakı aynı kalır. O tanıdık his yola devam etme dermanımızı sağlar.
Her kayıp kendimizi biraz daha kaybettirir. Tanıdık yüzler, tanıdık izler silinmeye başlar. Duygularımız, simalarımız, fikirlerimiz değişir. Doğduğumuz yer, yakınlık kurduğumuz kişiler değişir.
“İyi gelmek, bir insana verilebilecek en güzel hediye. Sesiyle, sözüyle, bakışıyla, duruşuyla, hâliyle, enerjisiyle, perspektifiyle, eylemleriyle birine iyi gelmek,varlığını, yaşamını yükseltmek..
Bundan daha iyisi, birbirine iyi gelmek olsa gerek..”
•zeynep merdan
Bir sürücünün, aynasını kıran motorcuyu ezme videosuna denk geldim,kanım dondu. Altındaki yorumları okuyunca sürücüyü haklı bulan ne çok cani ve ruh hastasıyla iç içe yaşadığımızı daha net gördüm, ürperdim!
8.sınıflardan bir öğrencim parkta limonata satarken telefon bulup polise teslim ettiğini söyledi,arkasından hafif nedamet duyarak şu memleketin tek namuslu insanı ben miyim diye ekledi. Evet dedim Savaş, bu memlekette tek namuslu insan sen de kalsan dürüst olmaya devam edeceksin.