Ne kadar başarılı olduğumuza, işimizi ne kadar iyi yaptığımıza, ne kadar para kazandığımıza, özgüven ve kendine yeterlilik imajını ne kadar kusursuzca yansıttığımıza, hayal kırıklıklarını ne kadar kolay atlattığımıza, acı verici deneyimlerden ne kadar çabuk toparlandığımıza ve sosyal medyada kaç beğeni aldığımıza dair kaygılar, olması gereken asıl kaygıları boğuyor.
Oysa bakmamız ve kaygılanmamız gereken şunlardı : Hayatımız ne kadar anlamlı ? Hayatı ne kadar derinden deneyimliyoruz? İnsan deneyiminin kaçınılmaz karmaşıklıklarına, çelişkilerine ve paradokslarına ne kadar tahammülümüz var? Bize gerçekten ne ilham veriyor? O ilhamın peşinden gitmeye cesaretimiz var mı? Kendimizi yasladığımız değişmez değerlerimiz var mı?
Sahip olmak değil olmak…