Bugün AGS sonucu açıklanan gençlerin gözyaşını gördükçe insanın içi acıyor.
Çünkü bu çocuklar başarısız değil.
Çalıştılar, emek verdiler, iyi sıralamalar yaptılar. Ama birkaç kişilik kontenjan yüzünden yine kapının dışında kaldılar.
Bir gence yıllarca “çalışırsan başarırsın” deyip, başardığında “sana yer yok” demek nasıl bir adalet?
Bu gençlerin umutlarıyla bu kadar kolay oynanamaz.
Her yıl sistemi değiştirip, kontenjanı daraltıp, sonra da gençlerden sabır bekleyemezsiniz.
Bugün ağlayan gençler başarısız oldukları için değil, emeklerinin karşılığını alamadıkları için ağlıyor.
Ve bunun sorumlusu onlar değil.
Bu plansız, adaletsiz ve vicdansız sistemdir.
Beni soracak olursanız iyiyim, sessizce duruyorum. Hiçbir şeye isyan etmiyor hiçbir şeyle savaşmıyorum. Korktuğumdan değil, çok sıkıldım,bir tatsızlık çıkmasını istemiyorum. Hayatın bu evresinin hızlı geçmesini umuyorum. Sütten ağzım yandı yoğurdu yemeye teşebbüs bile etmiyorum.
İlk ve son kez girdiğim AGS sınavından sonra, muhterem Bakanımız Yusuf Tekin'den özür diliyorum.(!)
Bir edebiyat öğretmeni olarak, matematik alanından sınava tabi tutulmam sonucunda; fonksiyonlar, üslü sayılar, rasyonel ifadeler, mutlak değerler konularını bilemediğim ve yapamadığım için özür dilerim (!)
Lise öğrencime Bâkî'den, Nedîm'den beyit şerhi yaparken; dil bilgisinde cümleleri tahlil ederken sözcükleri asal çarpanlarına ayırıp ortak bölenlerini bulamadığım için çok özür dilerim (!)
Garipçileri, Fecr-i Âtîcileri, Mavicileri işlerken; masif arazilerden, çernozyomlu topraklardan, karstik göllerden sorumlu olup coğrafya öğretmenimden rol çalamadığım için de özür dilerim (!)
Edebiyatla komşu olan tarihten sınav için dilimi törpülerim. Sonuçta Dede Korkut ile Orta Asya arasında bağ kurmam gerekiyor. Ama Vahdettin'in İngiliz gemisiyle nasıl kaçtığını ya da Osmanlı'nın bozulan dirlik sistemini şairlere nasıl bağlayacağım konusunda acemilik çektiğim için özür dilerim (!)
Evet, bir öğretmenin donanımlı ve entelektüel olması, kültürel birikimi ve alan bilgisiyle öğrencisini ve toplumu beslemesi gerektiği konusunda hemfikirim. Yukarıda saydığım tüm alanlarda, bir öğretmenin genel kültür sahibi olmasına da itirazım yok. Mesleğin geliştiriciliğine ve sürdürülebilirlik katkılarına kollarım sonuna kadar açık.
Ama bir öğretmenin yetkinliğinin ve işlevselliğinin, kendi alanıyla doğrudan ilgisi olmayan konular üzerinden, bu derece uç noktalarda ve zorlu bir ayırt edicilikle sınanarak hunharca elenmesine hak veremem.
Bunu ne adil bulurum ne de onaylarım.
Çünkü öğretmenlik; bir insanın bildiği her şeyi ölçmek değil, bildiği alanda ne kadar iyi öğretebildiğini ölçmektir.
Ve ben, öğretmenlik gibi hayati bir mesleğin kaderinin, alan yeterliliğini gölgede bırakan böylesi bir eleme sistemine teslim edilmesini kabul etmiyorum.
On binlerce öğretmen açığı varken;
Siz, bu açığı kenardan dolaşarak norm fazlasıyla, ücretli öğretmenle kapatmaya çalışıp, yıllarca eğitim verdiğiniz öğretmeninizi yetersiz bulup ona sınav sopası gösteriyorsanız sayın bakanım, o halde o altı şapkadan birini çıkarıp önünüze koyun derim.
Afet Ergü
Devleti eleştirmekle bir yöneticiyi eleştirmek aynı şey değildir. Çünkü devlet dediğimiz yapı, yönetenlerden önce halkın kendisidir.
Yanlışa yanlış denilemeyen bir yerde ne adaletten ne vicdandan söz edilebilir. Elbette yaşanan acı olayların birçok nedeni var; aile, çevre, sosyal medya, kültürel etkiler… Ama bir gerçek var ki göz ardı edilemez: İnsanların en güvende hissetmesi gereken yerler okullardır.
Her kurumda güvenlik yer alınırken, evlatlarımızı emanet ettiğimiz okullarda bu eksiklik neden var? Dahası, bu eksiklik yokmuş gibi bir algı oluşturulması neden?
Silahlı birinin okula girebildiği bir yerde sorumluluk yalnızca o kişiye yüklenemez; gerekli önlemleri almayan, riskleri görmezden gelen bakanlık da bu tablonun bir parçasıdır.
Unutulmamalı ki bu olay bir sokakta değil, bir okulda yaşandı. Bu sorumluluğu almakta bir insanlıktır. Bu, meselenin ne kadar ciddi olduğunu tek başına anlatmaya yeter.
#YusufTekinİstifa
Bakan mülakatı savunurken "Çocuklar bize emanet, öğretmenden emin olmalıyım" diyordu.
Keşke öğretmenlerin "kalitesinden" emin olmak için harcanan mesai, onların ve çocukların "can güvenliğinden" emin olmak için de harcansaydı.
Bugün gördük ki herkes Allah'a emanet.
Eğitim alanları korku veren tedirgin eden değil güven veren koruyan alanlar olmalıydı fakat okuldan diploma ile eve dönmesi gereken çocuklar tabut ile çıkarılıyor!