Hayatın anlamı büyük başarılarda değil, 'ipe dizilmiş boncuklar gibi' biriktirdiğimiz küçük yoğunluk anlarında saklıdır : Sabah ışığının mutfak masasına düşüşü, bir dostla paylaşılan sessizlik, denizin kokusu.
Yani 'verimsiz' ama hayatı yaşanmaya değer kılan asıl anlarda.
Prof. Dr. Teoman Duralı, çocukluğundaki pozitivist beyin yıkama faaliyetlerini anlatıyor:
“Bir gün Çatalağzı’nda, ilkokul birinci sınıftaydım. Annem okuldan eve geldi. Başöğretmen ak saçlı bir beyefendiydi. Anneme dert yanmış. O da söylediklerini babama anlatıyor:
“Bu çocukları biz altı, yedi saat burada tutuyoruz; eğitiyoruz. Eve gidiyorlar, verdiğimizin tersini görüyorlar ve ertesi sabah yine tedrisata sıfırdan başlıyoruz.”
Bu aslında Cumhuriyet Türkiyesinin bir teşrihidir.
Bu, “evlerine gittiklerinde yeniden o ilkel, o pis, aşağılık dünyanın, dairenin içine giriyorlar; buraya geldiklerinde yeniden onlara medeniyeti gösteriyoruz, anlatmağa çalışıyoruz” demektir.
Babamın konuyla ilgili yargısı da “Cumhuriyetle getirilenler yerleşmeyecek, oturmayacaktır”dı.
Zaten Cumhuriyetin memuru, halka düşmandı. Ben bunu yaşayıp görüp tecrübe ettim. Müthiş bir kırılma, ikilik, tıp diliyle söylersek bir şizoid durum var. Zamanla azalsa da, o günlerde çok şiddetliydi.
Bir gün yine ağabeyimin arkadaşlarıyla otururken bu anımı anlattım. Arkadaşlarından biri, “Ruslar bunu çocukları ailelerinden ayırarak hallettiler” dedi. “Çocukları yurtlarda toplayıp aileleriyle bağlantılarını kesmiş, yeni bir insan, Sovyetadamı (homo sovieticus) yetiştirmişlerdir. Gerçi bu da sonuç vermedi. Sovyetler yıkıldıktan sonra Rus halkı hızla Sovyet öncesi döneme döndü.”
Kaynak: Öyle Geçer ki Zaman - Turkuvaz Kitap
İşte rektör dediğin böyle olur!
Vatandaşın "hasta bakılmıyor" şikayeti üzerine Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Rektörü Osman Selçuk ALDEMİR tebdil-i kıyafetle bir hasta gibi Kuşadası Diş Polikliniği'ne gidip muayene olmak istedi.
Ellerindeki sigaralar ile personelden "hasta bakmıyoruz" cevabı alınca çalışanlara REKTÖR olduğunu açıkladı ve "halka hizmet etmeyen, Devleti israfa uğratan bu kurum ve çalışanlar burada olmamalı" diyerek hastaneyi aynı gün içinde kapattı. Farklı doktor ve çalışanlar ile hastane tekrar hizmete açılacak.
Allah sayılarını artırsın (!)
İzmir gibi güzel bir memleketin çöpünü TOPLAMAYANLARI seçenler kalkmış Ak Parti’yi, Sn. Cumhurbaşkanını eleştiriyor. Bu millet böyle hadsizleri de gördü.
#Türkiyeninbaşarısı@murat_kurum Bakanmızdan tüm icraatları için Allah razı olsun.🇹🇷🇹🇷
Asrın İnşa Seferberliği son 4️⃣2️⃣ günde tamamlanan 1️⃣0️⃣5️⃣ bin 1️⃣7️⃣9️⃣ ev ve iş yeriyle sona eriyor.
27 Aralık’ta Hatay’da 4️⃣5️⃣5️⃣.0️⃣0️⃣0️⃣’inci konutumuzu teslim ediyoruz.
#TürkiyeninBaşarısı
Füzelerden tüfeklere, insansız araçlardan roketlere, deniz toplarından elektronik harp sistemlerine savunma sektörümüzün tamamında büyük bir dinamizm var, üretkenlik var, maşallah heyecan ve gayret var.
Türk dünyasının varlığından bahsetmek 1940’ların tek parti döneminde ülkemizde yasaklanmıştı.
Mesela 1944 yılında sırf Türkiye dışındaki soydaşlarımızla ilgilendiği için birçok aydın, yazar, sanat erbabı “Turancı” denilerek tabutluklara konulmuş ve işkence görmüştür.
Yani tek parti döneminde “Türkiye dışında da Türk var” demek suç sayılıyor, yıllarca tabutluklarda işkence görmek anlamına geliyordu.
Türkiye’ye sığınan Azerbaycan Türklerini, Boraltan Köprüsü’nde kurşuna dizileceklerini bilerek katillerine teslim etmiş, tarihe Boraltan Faciası olarak geçen bir utanç lekesi bulaştırmışlardır.
Boraltan Faciası hem milletimizin hem de Azerbaycan Türklerinin zihin ve gönül dünyasında iyileşmesi uzun yıllar alan derin yaralar açmıştır.
Tek parti zihniyetinin günümüzdeki temsilcisi olan CHP, Türk dünyasına hâlen şaşı bakmayı sürdürmektedir.
Karabağ’ın 44 gün süren Vatan Muharebesi’nde bunu bir kez daha gördük.
Hatırlayın, CHP’nin dış politikasını yöneten isim çıktı, aynen şunu söyledi:
“Maalesef gelen haberlerde, Türkiye’den Azerbaycan’a silah yardımı yapıldığı ve söylentilere göre cihatçı grupların Azerbaycan’a gönderildiği ifade ediliyor.”
Tıpkı 1945 yılında, Boraltan Faciası’nda olduğu gibi Karabağ’ın azatlık mücadelesinde de yanlış yaptılar; milletimizi mahcup ettiler, utandırdılar.
Suriye halkının tepesine varil bombaları yağarken CHP’nin devrik genel başkanı grup kürsüsünden şunları söylüyordu:
“Bayırbucak’tan söz ediyorlar. Ne bayırı kaldı ne bucağı kaldı, hâlâ dünyadan haberleri yok bunların.”
Son yıllarda yaşadığımız iki önemli meselede CHP’nin tavrı bu oldu.
Yeni genel başkanın, geçtiğimiz günlerde bir televizyon programında, elinde binlerce soydaşımızın kanı olan Baas diktasını “sekülerlik” üzerinden aklamaya çalışması, daha ileri giderek CHP ile Baas rejimi arasında özdeşlik kurması bu zihniyetin hâlen devam ettiğinin işaretidir.
Fatih Çıtlak, 'Hababam Sınıfı'' üzerinden Rıfat Ilgaz'ı eleştirdi:
Kastamonu'dan çıkan sözüm ona mizahçı, Şaban ismiyle dalga geçti.
Kastamonu'dan hain çıkmamıştır, sen Şaban ismiyle alay ettirdin.
Bak, 20–30 senedir çocuğuna kimse Şaban ismini koymuyor.
Ona o günah yeter.
Atatürk ülke kurmadı, rejimi değiştirdi. Kimseye sormadan, kendi istediği gibi şekillendirdi toplumu, ve bu durum toplumda yüzlerce kutuplaşmaya sebep oldu. Ve sonrasında gelenler de sizin gibi sorgulamayan nesiller yetiştirdiler. En ufak bir eleştiriyi bile vatan hainliği sayan koşullanmış zihinler.
Küçüklükten itibaren her yerde o kadar çok işlendi ki zihinlere, onu eleştirmek delilikle eşdeğerdi...