@veganzulal Yeni Partinin Yeni-CHP'den hiç farkı yok. Tek fark; bir koltuk için çarpışan iki başkan. İkisi de o koltuğu hak edemedi. Toplanan bağışları @eczozgurozel iade etsin, partiyi de kapatsın. Halktan tek oy ve kuruş alamaz.
#ÖZELHABER
İmamoğlu kimler aracılığıyla Yeni Partili vekillere “Çerçeve Yasa” baskısı yapıyor?
Yeni Parti’de ret oyu verenler Özgür Özel yasayı AYM’ye taşımazsa hangi partiye geçecek?
Hepsi ve daha fazlası 20.00 itibariyle MK TV’de!
(Digitürk 72, dsmart 255, youtube: @mkhabertv)
#mktv #canlı #yeniparti
Kız kardeşini tacizcilerden korumak isterken kekolar tarafından katledilen Hakan Çakır’ın kardeşi Melisa Çakır:
“Ben bu kadar arsız bir topluluk görmedim.
Mahkemeye girdiğimizde hala ‘Zeynal ailesi masumdur’ sloganları atıyorlardı.”
Sezgin bey, Yeni Parti’nin bu vaatlerini ve daha fazlasını zaten AK Parti-MHP ve DEM’in oluşturduğu DAM ittifakı yapıyor. Neden kendinize muhalefet diyorsunuz? Katılın DAM ittifakına, Yeni DAM ittifakın ismi olsun.
✍️ Türkiye’de kendini sol zannederek emperyalizm çıkarlarına uygun politikaları destekleyen, bölücülerin kuyruğundan ayrılmayan, bir kısmı yetmez ama evetçi, Cumhuriyet’le ve Atatürk’le sorunlu bir güruh var. Bunlar güya laikler, medeniler, modernler ama en kritik yasada bırakın akpyi, hüdapar’la aynı oyu vermeyi içlerine sindirirler. Yeni Partiden, TİPe birçok partide örnekleri var. Senelerdir Cumhuriyet’in altını oyuyorlar.
Dilerim, Anayasa da değiştikten sonra oluşacak kaotik, baskıcı, suç odaklı, birbirine düşmanlaşmış toplumda en büyük acıları bunlar çekerler. Embesillikleri, ilkesizlikleri, işbirlikleri ve Atatürk’e ihanetleriyle çoktan hak ettiler!
Yasakçı Ömer Faruk bu kez Terörsüz Türkiye’den rahatsız oldu! 'AYM’ye gidilmeli'
***
YENİ Parti'nin AYM'ye başvurması gerektiği çağrım bile AK/İT'i fena halde rahatsız etmiş....
AK/İT'in niyeti, yasanın uygulanması, daha sonra iptal kararları ile kapsamın genişleyip İŞİD'ın vb bile kapsama dahil olması...
YENİ Parti'nin başvuru yapmaması, AK/İT ile aynı çizgide olması demek...
Halkın düşüncesi kuşkusuz yargısal denetim ve yasanın tamamen iptali!
https://t.co/KmpXCbz42c
İmamoğlu ve Özel "Türk" kelimesini kullanmamak için binbir dereden su getirirken ırkçı Kürtçülüğün bayraktarlığını yapıyorlar. Akıl alacak gibi değil
Okuyunuz
🔴Zonguldak’ın Devrek ilçesinde, AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın pankartını söken Ufuk Ö., çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
📌Bir şahıs, pankartı söken Ufuk Ö.'yü tehdit ederek polisi aradı:
- "Niye söküyorsun sen bunu"
+"Lazım mı. Polisi ararsın, haber verirsin"
- ''Kaşınıyorsun sen herhalde değil mi? Sen kimsin, nerelisin. Cumhurbaşkanından üstünsün sen değil mi?''
AKP’nin argümanına teslim olan Türkiye’yi yönetemez!
AKP-MHP-PKK yasasına hayır diyen 54 CHP’li milletvekili “barışa hayır” mı dedi yani? Bu yasaya karşı çıkan milyonlar barışa hayır mı diyor yani?
Asıl konu barış mı yoksa yeni anayasa ve sınırsız başkanlık yolunun açılması mı?
TOPLUMSAL DİSPEPSİ
Bir toplum neden bazı kararları hazmedemez?
Tıpta hazımsızlığın bir adı vardır: dispepsi.
Yemek yenmiştir ama beden rahat değildir. Şişkinlik, erken doyma, yanma, bulantı, bazen ağrı…
Çünkü yemek başka şeydir, onu sindirebilmek başka.
Son zamanlarda toplumsal hayatımızı izlerken aklıma sık sık bu geliyor.
Kararlar alınıyor. Önümüze konuluyor. Uygulanıyor.
Sonra toplumdan tek bir fizyolojik hareket bekleniyor:
Hazmetmesi.
Oysa insan bedeni bile bu kadar itaatkâr değildir.
Hazım ağızda başlar. Lokma parçalanır; mide, pankreas, safra ve bağırsaklar onu işler. İşe yarayan emilir, gereksiz olan dışarı atılır.
Yani beden bile kendisine giren hiçbir şeyi olduğu gibi kabul etmez.
Önce tanır, parçalar, işler, seçer; sonra kabul eder.
Belki biyolojinin demokrasiye öğretebileceği ilk şey budur.
Toplumların da bir sindirim sistemi vardır.
Onun enzimleri bilgi, mide asidi eleştiri, bağırsakları kurumlar, sinir sistemi medya ve kamusal iletişim, mikrobiyotası ise toplumsal hafızadır.
Ve sağlıklı bir toplumsal metabolizmanın en önemli unsurlarından biri katılımdır.
Bir kentin meydanı, parkı, okulu, hastanesi, üniversitesi ya da insanların gündelik hayatı hakkında karar verirken o hayatı yaşayanların fikrini almamak; ardından ortaya çıkan itirazı “değişime direnç” diye açıklamak, toplumsal fizyolojiyi yanlış okumaktır.
Çünkü toplum her değişikliğe direnmez.
Toplum, öznesi olduğu hayatta nesne haline getirilmeye direnir.
Max Weber’in meşruiyet meselesi tam burada önem kazanır. Bir yönetimin karar verecek güce sahip olması, her kararın toplum tarafından meşru kabul edileceği anlamına gelmez.
Habermas’ın kamusal alan düşüncesi de bunu hatırlatır!
Demokrasi yalnızca belirli aralıklarla sandığa gidip sonra eve dönmek değildir.
İnsanların ortak hayatları hakkında konuşabilmesi, tartışabilmesi ve karar süreçlerine etki edebilmesidir.
Çünkü oy vermek vekâlet vermektir; iradeyi sonsuza kadar teslim etmek değil.
İlginçtir, biyoloji bu konuda siyasetten daha ihtiyatlıdır.
Bağırsaklarımızın bile bariyeri vardır. Her molekül kana geçemez. Bağışıklık sistemi kendisine geleni tanır, sorgular, gerektiğinde reddeder.
Bedenin bile denetim mekanizması vardır.
Toplumun neden olmasın?
Üstelik insan beyni belirsizliğe ve kontrol kaybına duyarlıdır. Kendi yaşamını etkileyen gelişmeler üzerinde söz hakkının azaldığını hissetmek yalnızca politik değil, stres fizyolojisine kadar uzanan biyolojik bir meseledir.
Belki bu yüzden Türkçe toplumsal duyguları anlatırken şaşırtıcı derecede anatomiktir:
“İçime sinmedi.”
“Boğazımda düğümlendi.”
“Midem kaldırmadı.”
“Hazmedemedim.”
Bazen beden, siyasetin söyleyemediğini söyler.
Toplumsal dispepsinin tedavisi ise aynı kararı daha küçük lokmalar halinde tekrar tekrar yedirmek değildir.
Daha fazla propaganda değil, daha fazla bilgi.
Daha fazla talimat değil, daha fazla müzakere.
Ve hepsinden önemlisi:
Danışmak.
Çünkü danışmak yönetimin zayıflığı değil, demokrasinin metabolizmasıdır.
Toplumların hafızası kararname hızında çalışmaz. Meydanların, üniversitelerin, hastanelerin, parkların, hatta sokak köşelerinin bile insanların hayatında bir karşılığı vardır.
Onlara dokunduğunuzda yalnızca bir mekânı değil, insanların kendilerini ait hissettikleri hikâyeyi değiştirirsiniz.
Bu yüzden “İnsanlar bunu neden hâlâ hazmedemedi?” diye sormadan önce başka bir soru sormalıyız:
Hazmedilmesi beklenen şey, toplumun önüne nasıl konuldu?
Çünkü bazen sorun midenin hassas olması değildir.
Belki lokma fazla büyüktür.
Belki çok hızlı yutturulmuştur.
Belki sofrada oturanlara hiç sorulmamıştır.
Ve belki adına toplumsal dispepsi dediğimiz şey toplumun hastalığı değil, hâlâ çalışan sağlıklı bir refleksidir.
Çünkü sofra hepimizin ise, menü birkaç kişinin olamaz.
Ama oluyor…
Yine başladık;
Sana konser yaptırmayacağız…
Seni bitireceğiz…
Müzik dünyasından sileceğiz…
1. Ben ismimi örgütlerle, derneklerle, partilerle kazanmadım ki kaybedeyim.
2. Konser benim şahsi meselemdir. Cumhuriyet hepimizin ortak meselesidir. Tercih yapmam gerekirse Cumhuriyeti seçerim ve arkama bakmam.
3. Yaşadığım sürece de işimi yapmaya devam edeceğim. Siz istiyorsunuz diye üzerimize yağmur yağacak değil.
4. Önüne konser kemiği atarak susturduğunuz, tehditlerle kapı kulu yaptığınız, parayla terbiye ettiğiniz, medya gücüyle esir aldığınız zevatla da beni aynı kefeye koymanıza asla izin vermem.
5. Her konserden sonra söylediğim gibi;
Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti,
Yaşasın Laik Cumhuriyet,
Yaşasın Mustafa Kemal Atatürk…
Anayasa Profesörü Tolga Şirin:
“Bir uyarı: Anayasa’ya açıkça aykırı bir kanuna, gerekçesi ne olursa olsun evet oyu vermenin hem hukuken hem de siyaseten çok ağır sonuçları vardır!”