Kerem Aktürkoğlu gibi insanlardan nasıl milli hassasiyet bekliyorsunuz? Ben hayatım boyunca hiçbir zaman Volkan Konak'ı oturup dinlemedim ama ülkesini seven biri olduğunu biliyorum. Adam öldüğünde ona terbiyesizlik yapan sözde din insanın Kerem Aktürkoğlu ile yakınlığını bir araştırın bakalım. Bu tarz kişilerin Milli Takımda olmaması lazım, bayrak başka bir şeydir, benlik bambaşka şeylerdir. Çoğunuz için bunların hiçbir anlamı olmayabilir hiç kızmam ama bizim gibi insanlar için çok ciddi anlamları var.
2 sene önceki baro genel seçimlerinde barolardaki PKK yapılanmasını anlattığım için Türkiye Barolar Birliği başkanı Av. ERİNÇ SAĞKAN ve yönetim kurulu üyelerinin çoğunluğu tarafından kullanmış oldum ifadeler ifade özgürlüğü olarak değerlendirilmedi ve hakkımda yapılan şikayetler üzerine disiplin soruşturması izni verildi hakkımda bugün.
Şikayet eden kişi ise Türkiye Barolar Birliği delegesi.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucu değerlerine sahip çıkmak ifade özgürlüğü olarak değerlendirilmiyor ama barolarda bölücü grupların cirit atması hak hukuk adalet öyle mi?
Bir avuç kalsak da mücadele etmeye devam edeceğiz.
Bir genç, Atatürk’e din düşmanı iftirası atanlara muazzam argümanlarla cevap verdi:
“Bursa Amerikan Kız Koleji’nde 3 Müslüman Türk kızı zorla Hristiyan yapılınca okulu kapatıyor.
Merdivenaltı üretim yapılan Arapça Kuran’ları toplatıyor ve Diyanet eliyle orijinal Kuran’ı her yere dağıtıyor.
Peygamber efendimize hakaret eden İtalyan yazara cevap verip: ‘Halt etmişsin! Peygamber böyle yapmaz.’ diyerek Hz. Muhammed’i savunuyor.
Türk milleti İslam’ı yanlış öğrenmesin diye Türkiye’nin ilk ilahiyat fakültesini açıyor.
Çankaya Köşkü’ne en ünlü hafızları toplayarak saatlerce Kuran’ı Kerim dinliyordu.
Tüm bunları yaptığı için din düşmanı öyle mi?”
ABD'NİN KÜRESEL ELİT-YÖNETİCİ ÜRETME FABRİKASI: "500'DEN FAZLA DEVLET VE HÜLKÜMET BAŞKANI AYNI TORNADAN ÇIKTI!"
Fransa’nın efsanevi lideri Charles de Gaulle’ün torunu Pierre de Gaulle, Avrupa siyasetini sarsan bir ifşada bulundu.
Siyasetçilerin büyük kısmının CIA destekli "Young Leaders" (Genç Liderler) programı tarafından yetiştirildiğini belirten de Gaulle, "Rusya’nın Avrupa’ya müdahale ettiğine dair iddialar, elitlerimizin Fransız halkına gerçekleri söylemesini engelleyen bir kurgudan ibaret" dedi.
Uluslararası ilişkiler uzmanları ve stratejistler, egemenlik yapılarını hedef alan bu kurumsal modelin, Türkiye dahil pek çok gelişmekte olan ülkede farklı isimler ve vakıflar altında on yıllardır sistematik olarak işletildiğine dikkat çekiyor.
"Bilişsel Sızma" ve Ortak Kimlik Üretimi
Uluslararası ilişkiler uzmanları, Pierre de Gaulle’ün dikkat çektiği bu yapıları birer "bilişsel sızma" ve "insan kaynakları avcılığı" merkezi olarak tanımlıyor.
Fransız-Amerikan Vakfı bünyesinde 1981 yılından beri yürütülen "Young Leaders" programı, her yıl iki ülkeden geleceğin bakanı, başbakanı, CEO’su veya medya patronu olmaya aday 30'lu ve 40'lı yaşlardaki parlak isimleri radarına alıyor.
İki yıl boyunca kapalı kapılar ardında, Pentagon, CIA ve Beyaz Saray çevrelerinin de dahil olduğu üst düzey seminerlerde "eğitilen" bu isimlerin zihnine, ulusal çıkarlardan ziyade "Transatlantik ittifakın ve Amerikan liderliğinin küresel bekası" fikri kalıcı olarak yerleştiriliyor.
Programın başarısı ise mezunlar listesinde gizli:
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, eski Cumhurbaşkanı François Hollande, IMF eski Başkanı Christine Lagarde gibi küresel sistemin sadık uygulayıcıları bu tezgahtan geçen isimlerden sadece birkaçı.
Aynı Tezgah Yıllardır Türkiye’de de Devrede!
Fransa’da Macron gibi figürleri üreten bu sistemin bir benzerinin, Türkiye’nin yönetim kadrolarını, medyasını ve iş dünyasını dönüştürmek için de uzun yıllardır kesintisiz çalıştığı biliniyor.
Türkiye’deki "genç lider devşirme" operasyonları temel olarak dört büyük saç ayağı üzerinden yürütülüyor:
American Turkish Society (ATS) - Young Society Leaders:
Fransa’daki modelin birebir kopyası olan bu yapı; Türkiye’nin dev holdinglerinin genç veliahtlarını, parlak start-up kurucularını ve ana akım partilerin yükselişteki genç siyasetçilerini New York odaklı bir networkün içine dahil ediyor.
Atlantic Council - Millennium Leadership Program:
Doğrudan NATO ve ABD Dışişleri Bakanlığı stratejilerini fonlayan bu düşünce kuruluşu, Türkiye’deki savunma, enerji ve dış politika bürokrasisindeki "geleceği parlak" isimleri keşfedip Washington’a taşımakla görevli.
Marshall Memorial Fellowship (MMF):
Soğuk Savaş yıllarından beri kesintisiz çalışan bu fon, Türkiye’deki genç parlamenterleri ve gazetecileri haftalarca ABD kurumlarında ağırlayarak, kriz anlarında kendi ülkelerinin milli reflekslerini törpülemeyi hedefliyor.
International Visitor Leadership Program (IVLP):
Doğrudan ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yürütülen bu resmi program; hedef ülkelerde gelecekte bakan, başbakan veya kritik bürokrat olma potansiyeli taşıyan genç siyasetçileri daha kariyerlerinin en başında keşfedip Amerikan devlet mekanizması ve vizyonuyla tanıştırmanın en etkili resmi aracı olarak çalışıyor.
İdeoloji Fark Etmiyor: Sağcı, Solcu, İslamcı...
Bu küresel ağların en tehlikeli özelliği, tek bir siyasi ideolojiye bağlı kalmamaları. Sistemin mimarları için adayın sağcı, solcu, seküler veya muhafazakar olmasının hiçbir önemi bulunmuyor; tek kriter "gelecekte güç sahibi olma potansiyeli." İktidardan da muhalefetten de potansiyelli aktörler aynı havuzda toplanıyor.
Nitekim Türkiye’nin yakın tarihine bakıldığında; Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit gibi Soğuk Savaş döneminin sembol liderlerinden, AK Parti kurmayları Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan ve Ömer Çelik gibi muhafazakar aktörlere; sivil toplum, akademi ve medyaya yön veren İlber Ortaylı, Kemal Derviş, Ruşen Çakır ve Aslı Aydıntaşbaş gibi seküler/liberal figürlere kadar çok farklı çizgideki birçok isim, kariyerlerinin erken dönemlerinde IVLP, Eisenhower veya Fulbright gibi Amerikan hükûmeti ve vakıfları tarafından fonlanan liderlik ve vizyon programlarında ağırlanmıştır.
Küresel Bilanço Çok Daha Çarpıcı!
Oyunun dünya genelindeki bilançosu ise çok daha ürkütücü boyutlarda. ABD hükûmetinin resmi verilerine göre, bugüne kadar sadece IVLP programından geçmiş 500’den fazla eski veya mevcut devlet ve hükûmet başkanı bulunuyor.
Kariyerlerinin henüz en başında "keşfedilip" daha sonra ülkelerinde tepe noktalara tırmandırılan sembol isimler, küresel çarkın nasıl döndüğünü açıkça kanıtlıyor:
Avrupa Tornası:
İngiltere’de Margaret Thatcher, Tony Blair, Gordon Brown ve Theresa May gibi birbirine zıt kutuplardan gelen başbakanların tamamı daha koltuğa oturmadan önce bu ağa dahil edildi. Fransa’da ise göreve gelir gelmez ülkesini yeniden NATO’nun askeri kanadına döndüren Nicolas Sarkozy, henüz genç bir politikacıyken 1985 yılında aynı tornadan geçirildi.
Kritik Coğrafyalar ve Küresel Kurumlar:
Orta Doğu tarihini kökten değiştirerek Mısır’ı Sovyet ekseninden çıkarıp ABD-İsrail çizgisine çeken Enver Sedat; küresel sol/liberal rüzgarın sembolü haline getirilen Yeni Zelanda eski Başbakanı Jacinda Ardern ve hatta bugün Birleşmiş Milletler’in en tepesinde oturan Genel Sekreter António Guterres gibi yüzlerce isim, küresel elitlerin bu erken fark etme ve yetiştirme programlarının birer mezunudur.
Ajanlık Değil, "Kültürel Uyum" Operasyonu
Şunun altını kalın çizgilerle çizmekte fayda var: Bu programlara katılan isimlerin hepsinin "birebir Amerikan ajanı" olduğu anlamına gelmiyor elbette bu yazdıklarımız. Buradaki asıl tehlike ve mekanizma çok daha örtülü işliyor. Bu tarz küresel ağlar; katılımcılarına küresel sistemle kültürel uyum, ortak çalışma zeminleri, birbirini anlama ve uluslararası projelerde/krizlerde birbirini tercih etme gibi konularda muazzam bir avantaj ve refleks birliği sağlıyor. Doğrudan bir talimata gerek kalmadan, aynı vizyon penceresinden bakılması hedefleniyor.
Böylece, ülkelerindeki seçimleri hangi parti kazanırsa kazansın, tepe yönetimlere daima küresel sistemle uyumlu, Washington eksenli ajandalara itiraz etmeyecek ve kriz anlarında "uluslararası dengeleri" kendi ülkesinin milli çıkarlarının önünde tutacak "tornadan çıkmış" liderler getirilmiş oluyor.
Pierre de Gaulle’ün Fransa özelinde yaptığı bu ifşaat, aslında tüm ulus devletlerin karşı karşıya olduğu "egemenlik devri" tehlikesini ve küresel elitlerin yazdığı tiyatronun arkasındaki görünmez mekanizmayı bir kez daha gözler önüne seriyor.
İnsanların köye göç etmesi sonucunda köyün nüfusu artınca keyfi kaçan çoban anlatıyor: "Adam diyor yeğenim bu inekleri buradan geçirme arkadan dolaştır, niye buraya pisliyorlar, tamam idare ediyoruz. İnek adamın arabasını çizmiş, adam diyor sen yaptıracan..."
Atatürk’e hakaret ettiği için tutuklanan ve 37 gün sonra serbest bırakılan Fırat Kaptan:
"Cezaevine ilk gittiğim gün bazı gardiyanlar, 'Senin cezanı beğenmedik. Şu fotoğrafın karşısına geç ve selam dur' diyerek beni tehdit ettiler.
Zorla, bir buçuk saat boyunca Mustafa Kemal’in fotoğrafının önünde beklettiler."
"Değişmez bir Parlamento, değişmez bir kraldan daha berbattır!"
Cromwell diktaya gitmeye bir noktaya mecbur kaldı çünkü inandığı Parlamenter sistemin yıkılışını gördü.. Cumhuriyet fikrine bir şekilde inanan herkes günün sonunda bu gerçekle karşılaşacak.
“Zeytinlerim, cevizlerim her şeyim gitti. 80 yaşındayım, bu yaştan sonra nereye gidebilirim? Sırtımla taşıdım onları, sırtım ağrıdı. Çocuklarım için çalıştım.”
Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy’de bulunan Akbelen Ormanı’nda, Yeniköy-Kemerköy termik santrallerine kömür sağlamak amacıyla planlanan maden sahası genişletiliyor.
Ocak 2026’da alınan acele kamulaştırma kararının ardından köylüler, çalışmaların durdurulmasını talep ediyor.
CANIMIZLA SINANIYORUZ
Topraklarımızın gasp edilmesi ölüm fermanımız dedik. Sayım esnasında 67 yaşındaki Havana Ova sinir krizi geçirerek hastaneye kaldırıldı!
Bu saatten sonra başımıza bir şey gelirse sorumlusu Limak'tır, acele kamulaştırmadır.
Yürütme durdurulmalıdır!
🇺🇸 Amerikalı Gazeteci Abby Martin'den Şok Eden İsrail Gözlemleri:
➖ 1932'de Berlin'e giriyormuşum gibi hissettim.
➖ Gerçekten kendimi tamamen iğrenmiş hissettim.
➖ Duyduklarıma inanamadım.
➖ Yani sadece birkaç adım yürürken, ne kadar beyaz olmama rağmen, "Arap mısın? Arap mısın?" dediler.
➖ Ben de "Ne? Ben bir Amerikalıyım" dedim.
➖ "Oh, güzel. O zaman Araplar hakkında konuşabiliriz."
➖ "Filistinlilerden ne kadar nefret ettiğimiz hakkında konuşabiliriz."
➖ O zamanlar yaklaşan tehlikeyi, gerçekleri gördüm.
➖ İsrail toplumunun içinden bir umut gelmeyeceğini gördüm.
➖ Tüm mültecilerin dışarı atılması için çağrı yapılan mitinglere gittim.
➖ Biliyorsunuz, bize İsrail'in Holokost mağdurları ve soykırım mağdurları için güvenli bir sığınak olduğu söylenmişti.
➖ Peki o zaman neden tüm Afrikalı mülteciler Necef Çölü'nün ortasındaki bir toplama kampına konuluyor?
➖ Neden orada hiçbir Afrikalı mülteci istemiyorlar?
➖ Etiyopyalı mültecileri vitrin malzemesi olarak kullanıyorlar ama sonra üremelerini istemedikleri için onlara zorla Depo-Provera doğum kontrol ilaçları veriyorlar.
➖ İsrail toplumunun doğası bu.
➖ Burası bir etno-devlet ve üstünlük ile nefret üzerine kurulu, çünkü Siyonizm budur.
Tarihi rezalet.
Esenler – Amedspor maçı ücretsiz olarak sadece TRT Kurdi’de Kürtçe yayınlanıyor.
Türkçe yayın ise ücretli şekilde TRT’ye ait Tabii Spor platformunda veriliyor.
Hiç bir televizyon kanalı bunu vermiyor. Sabahları Müge Anlı’yla, akşamları TRT dizileriyle Türk milletinin beynini uyuştursunlar, milletin de hiç bir şeyden haberi olmasın
Türkiye kapitalizminin 'ekstraktivizm'le büyüme stratejisi, "mega maden sahalarıyla" Anadolu'nun yağmalanmasını ve geçim araçlarından koparılan yöre halkının işçileştirilmesini de hızlandırıyor. Anadolu coğrafyası, "küresel fabrika" misali "küresel maden ocağı"na dönüştürülmüş durumda.
MAPEG, 7 Şubat 2026 tarihinde ilan ettiği 317 nolu ihale kapsamında 67 ilde toplam 485 maden ruhsat sahasını satışa çıkardı. Toplam alanı 548.696,07 hektara ulaşan bu sahaların 288 tanesi, 1.000 hektardan büyük "mega maden sahası" niteliği taşıyor.
Türkiye’de 2024 yılı başından 2025 yılı sonuna kadar madenlere ihale edilen ruhsat sahalarının toplamı 468.784 hektar büyüklüğünde.
Bu iki alanı topladığımızda ise Türkiye'de 1 milyon 17 bin 480 hektarlık alan madencilerin elinde. Bu Türkiye’nin yaklaşık yüzde 1,3'üne denk gelirken, iki İstanbul büyüklüğündeki alan satılmış durumda. Ayrıca İstanbul, Giresun ve Trabzon gibi orta büyüklükteki 30 ilinden daha büyük bir alanı kapsıyor.
Önemli bir haber. @ozer_akdemir parsel parsel talanı haritalandırarak incelemiş:
https://t.co/ulEHkz5i8V
"Ülkeniz için savaşır mısınız?"
Finlandiya: %84
Almanya: %22
Hollanda: %16
Aynı kıta. Aynı ittifak. Aynı tehdit.
Fark ne?
Finlandiya'da NHL kalecisi Korpisalo 28 yaşında celp aldı. Tek dediği: "Bunu 18'imde yapsaydım keşke." Gitti, askerliğini yaptı.
Çünkü Finlandiya'da herkes asker.
5.5 milyon nüfus. 900,000 eğitimli yedek. Her 6 vatandaştan 1'i savaşa hazır. Aktif ordu 24,000 ama seferberlikte 280,000 kişi haftalar içinde silah altında. Ordunun %95'i yedekçi.
Bu irade nereden geliyor?
1939. Kış Savaşı. 33,000 aktif askerle 1 milyonluk Sovyet ordusuna direndi. Nüfusunun %2'sini kaybetti ama bağımsızlığını korudu.
Sovyet birliklerini ormanda kuşatıp parça parça imha ettiler. Motti taktiği: kayakçı birlikler, pusu, ikmal hatlarını kes, bekle. Kızıl Ordu donarak öldü.
O hafıza 86 yıldır canlı.
Avrupa şimdi 607 milyar dolar harcıyor. Tank alıyor, füze alıyor. Ama kadroların %28'i boş, kara kuvvetler eriyor, gençler orduya gitmiyor.
Finlandiya 80 yıldır biliyor:
Silah satın alınır.
Vatanseverlik satın alınmaz.
Yunanistanlı yazar Dr. George Nakratzas,
"Yunanistanlı olarak asıl biz Türkler´e soykırım yaptık.
Dünyada bir katliamdan söz edilecekse, Yunanlılar´ın katliamlarına bakmak gerek."