ACİL YARDIM ÇAĞRISI — Kocası tarafından tehdit edilen, özel fotoğrafları ifşa edilen Beyza Okumuş ve kardeşi yardım çağrısında bulundu:
“Merhaba sayın Sedat Peker, bu bir yardım çağrısıdır. Sizden yardım bekliyoruz.
Yanımda bulunan ablam Beyza Okumuş, geçen sene 2025 Eylül ayında evlendiği Berat Doğukan Okumuş tarafından tehdit ediliyor.
Ayrıca can güvenliğimiz yok. Yaklaşık 2 gün önce uzaklaştırma kararını yeniletmeye gittik. O gün içerisinde bizi arayıp tehdit etti.
Biz karakoldayken bizim kapımıza gelip silahla ateş edip, benim anneme, kardeşlerime küfür edip buradan kaçtı gitti.
Zaten kendisi firar ve polisler onu hiçbir şekilde bulamıyor. Ama kendisi beni telefondan arayıp tehdit edebiliyor.
Benim özel evliliğimizde olan fotoğraflarımı, ona attığım fotoğraflarımı benim aileme ve bütün herkese paylaşmış. Benim numaramı da dahil.
Kendisi beni dolandırdı, altınlarımı çaldı, eşyalarımı çaldı. Bütün taksitleri, her şeyi benim üstüme bıraktı. Ben bunlara bir şey demedim, tamam dedim her şeye.
Ama bugün de benim açık saçık resimlerimi paylaştı, benim namusumla, şerefimle oynadı.
Ben hiçbir şey yapamıyorum. Benim başımda bir babam da yok, sahip çıkacak kimsem de yok.
Sizden yardım istiyorum. Bu insan elini kolunu sallayarak dışarıda geziyor ve kimse bana yardım etmiyor.
Sizden yardım bekliyorum.”
This is another Iranian woman who is about to be executed soon.
Every morning I write about someone Iran has just executed; within minutes, a message arrives from a mother, a sister, a friend, begging me to write about their loved one on death row. Before it's too late.
That's why I want to write before this young woman's execution, not after. Arghavan Fallahi. 24 years old. Evin Prison. Sentenced to death.
Judge Salavati, one of Iran's most notorious executioner judges, sentenced her on the charge of "Baghi," armed rebellion.
For months in solitary confinement, she was subjected to severe psychological torture and pressure to extract forced confessions. But she refused. So they sentenced her to death anyway.
Fellow female prisoners who were with Arghavan inside Evin say her situation is urgent. The torture has left her with severe psychological trauma and physical illness. She's not only facing the death sentence, she's suffering right now, inside that cell. But she's still alive and there's still time to save her life.
Please, join me and help us Iranians say her name now and demand that the international community and world leaders pressure that republic to halt her execution and those of other political prisoners.
#StopExecutionsInIran
Bugün cezaevinde 1. ayını dolduran sevgili Deniz Göktaş’tan mektup var.
“Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim.
Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var.”
👇🏽
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
Liderimiz Özgür Özel, ‘YENİ Parti’mizin kuruluş evraklarını imzalayarak Cumhuriyet Halk Partisi’nden istifa etti. 91 milletvekilimiz YENİ Parti Kurucular Kurulu’na katıldı.
Başlıyoruz!
KAMUOYUNA
Tam 33 yıl önce, büyük bir inanç ve umutla Cumhuriyet Halk Partisi saflarında örgütlü mücadeleye başladım.
O gün yalnızca bir siyasi partiye üye olmadım. Cumhuriyet’e, demokrasiye, hukukun üstünlüğüne ve millet egemenliğine bağlı kalacağıma söz verdim.
Cumhuriyet Halk Partisi benim için sadece bir siyasi parti değil; hayatı öğrendiğim, hukuku savunduğum, haksızlığa karşı mücadele ettiğim, sokakta, meydanda, mahkeme salonlarında ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde millet adına görev yaptığım büyük bir okul oldu. Hayatımın en güzel ve en verimli 33 yılını bu mücadeleye adadım.
31 Mart 2024 seçimlerinde milletimiz Cumhuriyet Halk Partisi’ni Türkiye’nin birinci partisi yaptı. Bu sonuç yalnızca bir seçim başarısı değil, halkın değişim iradesinin güçlü bir ilanıydı. Millet, iktidarın değişmesini istediğini açıkça ortaya koydu.
Ancak ne yazık ki o büyük umut büyütülmek yerine kuşatıldı. Demokratik siyaset ağır tartışmaların ve müdahalelerin içine sürüklendi.
Ben hayatım boyunca şu ilkeye inandım:
“Hayatı değiştirenler, sürekli erteleyenler değil; doğru zamanda doğru kararı alıp harekete geçenlerdir.”
Çünkü tarih; bekleyenleri değil, sorumluluk alanları yazar.
Bugün de Türkiye böyle tarihî bir eşiktedir.
12 Eylül 1980 askerî darbesiyle siyasi partiler kapatıldı. Cumhuriyet Halk Partisi de kapatıldı. Ancak Cumhuriyet fikri kapatılamadı. Demokrasi mücadelesi durdurulamadı. Millet iradesi teslim alınamadı. O gün nasıl yeni siyasi yollar açıldıysa, bugün de demokrasiyi yaşatmanın yolu, milletin umudunu yeniden örgütleyebilmektir.
Son dönemde İstanbul İl Başkanlığımızda ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezinde yaşananlar, demokratik siyaset adına hepimizi derinden yaralamıştır. Bir siyasi partinin merkezine yönelik müdahaleler, parti hukukuna ilişkin tartışmalar ve ortaya çıkan görüntüler, Türkiye’nin demokrasi tarihi açısından uzun süre konuşulacak olaylar olarak hafızalara kazınmıştır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nde yaptığı uyarı bugün de yolumuzu aydınlatmaktadır:
“İstiklal ve Cumhuriyetine kastedecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır.”
Cumhuriyet’e yönelik tehditler yalnızca dışarıdan gelmez. İçeride yaşanan gelişmeler de demokrasiyi ve millet iradesini zayıflatabilir. Böyle dönemlerde yapılması gereken, umutsuzluğa kapılmak değil; Cumhuriyet’in temel değerlerine daha güçlü sarılmaktır.
Bu nedenle bugün verdiğim karar, bir kırgınlığın değil; tarih ve vicdan önünde taşıdığım sorumluluğun sonucudur.
Bugün itibarıyla, 33 yıldır onurla üyesi olduğum Cumhuriyet Halk Partisi’nden istifa ediyorum.
Ancak Cumhuriyet’ten ayrılmıyorum.
Atatürk’ün ilke ve devrimlerinden ayrılmıyorum.
Demokrasiden ayrılmıyorum.
Hukukun üstünlüğünden ayrılmıyorum.
Milletimin yanında olmaktan ayrılmıyorum.
Bugün, Sayın Özgür Özel liderliğinde, milletimizin değişim umudunu büyütmek ve demokrasi mücadelesini daha güçlü sürdürmek amacıyla YENİ PARTİ çatısı altında yeni bir siyasi yürüyüşe başlıyoruz.
Bu karar, geçmişi inkâr etmek değildir.
Bu karar, mücadeleyi yarıda bırakmak değildir.
Bu karar, gömlek değiştirmek değildir.
Bu karar, millet için ateşten gömlek giymektir.
Çünkü tabelalar değişebilir.
Parti isimleri değişebilir.
Logolar değişebilir.
Siyasi adresler değişebilir.
Ama ilkeler değişmez.
Cumhuriyet değişmez.
Demokrasi değişmez.
Hukukun üstünlüğü değişmez.
Millet egemenliği değişmez.
Bizim sadakatimiz tabelalara değil; Cumhuriyet’e, demokrasiye, hukuka ve aziz milletimizedir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözü bugün de mücadelemizin özünü ifade etmektedir:
“Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir.”
İnanıyorum ki Türkiye’nin ikinci yüzyılında ihtiyaç duyulan şey; ayrışma değil birlik, kavga değil hukuk, umutsuzluk değil yeni bir umut, durmak değil yürümektir.
Mücadele bitmedi.
Asıl mücadele şimdi başlıyor.
Saygılarımla,
Av. Mahmut TANAL
ŞANLIURFA MİLLETVEKİLİ
@Destekozgurozel Elbette paylaşırız. Şimdiye kadar hiç bir partiye üye olmadım. Ancak bu olağan üstü günlerden geçtüğimiz süreçte yeni kuracağınız partiye üye olacağım. Selamlar...
Genel Başkanımız Özgür Özel'in sesini daha fazla kişiye ulaştırabilmesi için destek hesabını takip etmenizi rica ediyoruz.
Lütfen bu paylaşımı RT ve takip ederek destek olun. Desteğiniz bizim için çok önemli çok kıymetli.
Bugün ülkenin adalet tarihinde en utanç verici günlerden birini yaşıyoruz.
Yer utandı, gök utandı, biz utandık olanlardan… Bir tek onlar utanmadı yaptıklarından!
The world spent five days covering Khamenei's funeral. No one is talking about Azar Yahoo Who is paying a huge price simply for the crime of dancing right after she heard khamenei was killed.
A 39-year-old woman from Mashhad sat in a prison cell for daring to express her true feeling and share it on her social media.
Azar danced the day Khamenei was killed in a U.S. strike. She shared a sticker on social media.
The court charged her with collaboration with the Zionist regime.
She was arrested on March 4, 2025, by IRGC Intelligence. She has now spent 125 days inside Ward 6 of Vakilabad Prison — no verdict, no sentence, no end in sight.
And now it's getting worse.
Since July 5th, prison authorities have cut off all phone calls and family visits, not as a legal consequence, but as a deliberate act of cruelty. Her family cannot hear her voice. She cannot hear theirs. The silence is the punishment.
The regime that staged five days of televised mourning for a dictator gave this woman 125 days of a prison cell for one moment of joy.
That's the story no one is telling.
Please be her voice.
#FreeAzarYahoo
İmamoğlu’nu yargıladığını sanan mahkeme “yargılamanın bir usulü var, savunma süreniz şu kadar saat, ben böyle uygun gördüm, benimle pazarlık yapmayın” diyor.
Siz uzattınız diye avukatları azarlıyor.
Evet yargılamanın bir usulü var.
Özünde de savunma hakkının kutsallığı var.
Mahkemenin açıkça diyemediğini ben diyeyim “en az isnadı olanı bile günlerce dinledim ki sana sana süre kalmasın”. Sen konuşama.
Bu yapılan artık yargılama faaliyeti yapıyormuş gibi bile yapmadıklarının resmidir!
Hakim İmamoğlu’nu dışarı çıkarıyor!!
Gösterinin adını boşuna 'Ölü Deniz' koymamış çocuk. Gerçekten mizahın, sanatın, eleştirinin ve kamusal aklın tamamen öldüğü bir denizde yüzüyoruz şu an. Neyse ki bu “sığ”lıkta boğulmayız. Devam… #DenizGöktaş#DenizGöktaşSerbestBırakılsın
Mizahın tamamen yasaklanacağı ve kabul görmeyeceği günlere doğru koşar adım gidiyoruz.
Plastip şovlardan, Soyut Padişah gibi oyunlardan geldiğimiz noktaya bakın.
Deniz Göktaş gibi korkmayan ve olması gerektiği gibi mizah yapanın başına gelenleri görün.
Yarın arkadaşlarınızla kendi aranızda bir siyasetçiyle ilgili konuştuğunuz zaman bile sesiniz içinize kaçtığında, fısır fısır ve korkarak konuştuğunuzda hatırlarsınız.
#DenizGöktaşSerbestBırakılsın