Carl Jung'un bu paragrafı çok sert vuruyor.
“Dünya, yaşanmamış hayatlarının etkilerinden acı çeken insanlarla dolu. Onlar acımasız, eleştirel ya da katı hale geliyorlar, dünyanın onlara zalim olmasından değil, kendi içsel olanaklarını ihanet etmiş olmalarından dolayı. Sanat yapmayan sanatçı, sanat yapanlara karşı alaycı oluyor. Hiç risk almadan sevmeyen âşık, romantizmi alaya alıyor. Hiçbir felsefeye bağlanmayan düşünür, inanç kavramının kendisine bile burun kıvırıyor. Ve yine de, hepsi acı çekiyor, çünkü derinlerde biliyorlar: Alaya aldıkları hayat, yaşamaları gereken hayattır.”
#Odysseus’un yolculuğu bir eve dönüş hikayesidir. Peki, “ev” dediğimiz yer neresidir? Ya da kimdir? Neden oraya dönmek isteriz?
Aslında dünyaya gelişimiz bir “ayrılık”tır. Başka bir bedenden ayrılırız. Sonra kendimizi “başkalarından” da ayırmaya çalışarak benliğimizi inşa ederiz. İnsan, ayrılarak “kendisi” olur.
Fakat içimizde kökensel başka bir arayış daha vardır. Bizi bütüne götüren, “aidiyet”e çağıran bir arayıştır bu. Çünkü parçası olduğumuz bütün, aynı zamanda kendisini içimizde duyurur. Arayış artık “eve dönüş”tür; ruhumuzun kök salacağı ve huzurla ikamet edeceği yerlere… Novalis’in dediği gibi: “Nereye gidiyoruz? Hep eve…” Dünyanın romantikleştirilmesi de buydu; denize açılanların ruhlarındaki arayış, aslında kim olduklarının olduğu kadar nereye ait olduklarının da arayışıdır - bir yuva özleminin. Gitmeden bilinemeyecek bir özlem.
Eve dönüş, insanın içindeki köklenme ihtiyacının; yeniden “bir” olmanın, bir bütünün parçası olduğunu hissetmenin arayışıdır. Bu nedenle insan önce “kendine” gitmek zorundadır; evinin, ait olduğu yerin neresi olduğunu bilebilsin diye.
Madem destanlardan gidiyoruz, Odysseia'dan sonra bir de Gılgamış Destanını Luc Ferry'den dinleyelim.
Enkidu kimdir, neden tanrılar tarafından dünyaya gönderilir? Kral Gılgamış, Enkidu'nun ölümü sonrası neden yollara düşer ve hangi insanlık durumunu keşfeder? Bu hikâyenin bize vermek istediği felsefi mesaj ne olabilir? Luc Ferry teker teker açıklıyor.
Yine uzun süre önce yaptığım çeviriyi kapsamlı bir şekilde gözden geçirdim.
İyi seyirler ☀️
Özellikle "Odyssey filmine gideceğim ama hikâyeyi hiç bilmiyorum" diyenler için iyi bir başlangıç videosu: Odysseus'un çileli hikâyesinin baştan sona felsefi derinliğiyle birlikte anlatımı, Luc Ferry'den.
Çok eskiden yayınladığım bu videonun çevirisini bugün tekrar elden geçirdim. Yeni versiyonu daha derli toplu oldu.
İyi seyirler :)
Prof.Dr.İlber Ortaylı'nın en keyifle güldüğü espiri:
Harf İnkilabı yapmışız, onu yaptığımız için de eski mirasımız gitmiş, bir gecede cahil kalmışız!
Asıl bunu söyleyenler cahil...
Siz hiç Türk Tarihini anlatan Osmanlı Kroniği gördünüz mü? Hattileri, Frigleri, Urartuları, veya Sakaları/İskitleri, Hunları, Etrüskleri, Çoban kralları, Medleri yahut Hazarları Göktürkleri, Türgişleri, Büyük Selçukluları anlatan Osmanlı kroniği gördünüz mü? Osmanlı tarihini bile Avrupalılar yazmıştı, sonradan da Cumhuriyet müverrihleri yazmıştır.
Dil Devrimiyle Türkler eğitime katıldı, okudu yazdı, meslek sahibi oldu, işi gücü oldu, Osmanlı'daki gibi cahil kalmaktan kurtuldu. Dertleri milleti tekrar cahil yapmak ve Araplaştırmak .
Tüm zamanların en iyi şarkılarından biri sayılan 'Wonderful Life' 40 yaşında!
Liverpool doğumlu İngiliz şarkıcı ve besteci Colin Vearncombe, bilinen adı ile Black, bu parçayı ilk kez 1986'da piyasaya single olarak sürmüştü.
Black, 2016 yılında hayatını kaybetmişti.
Modern pedagoji, çocuğu birey olarak kabul etme ve onun özgür iradesine saygı duyma konusunda kantarın topuzunu fena kaçırdı. Çocuklar doğası gereği anlık haz odaklıdırlar. Diş fırçalamak, odasını toplamak veya ödev yapmak gibi uzun vadede faydalı ama anlık olarak sıkıcı aktiviteleri kendi istekleriyle seçmelerini beklemek gerçekçi değildir.
Bir çocuğun zihinsel ve duygusal kapasitesi, yetişkin dünyasına ait kararların sorumluluğunu ve sonuçlarını taşımaya yetmez. Sürekli karar merci olmak çocukta özgüven değil, aksine derin bir kaygı ve güvensizlik yaratır.
Modern ebeveynlikte otoriter olmakla otorite sahibi olmak birbirine karıştırılıyor artık.
Savaş meydanlarında askerimizi kıran tifüs salgınına karşı Kendi ürettiği aşıyı ilk önce kendi damarlarına zerk ederek orduyu mutlak bir ölümden kurtaran dahi hekim DR. REFİK SAYDAM....
Dr. Refik Saydam, 1881 yılında İstanbul'da doğdu. Askeri tıbbiyeden mezun olduktan sonra cepheden cepheye koştu. Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sırasında, cephedeki askerlerin tüfekten daha çok salgın hastalıklardan öldüğünü görerek hayatını mikrobiyoloji ve aşı çalışmalarına adadı.
1914 yılında, tıp literatüründe çaresiz kabul edilen tifüs salgınına karşı kendi formülüyle bir aşı geliştirdi. Aşının güvenilirliğini kanıtlamak için, gözünü kırpmadan iğneyi kendi damarlarına zerk etti. Bu çelikten irade sayesinde üretilen aşılar, Kurtuluş Savaşı boyunca hem ordunun hem de Anadolu halkının salgınlardan kırılmasını engelledi.
Cumhuriyet kurulduktan sonra Hıfzıssıhha Enstitüsü’nü kurarak Türkiye'yi aşı ihraç eden bir ülke konumuna getiren Saydam, sağlıkta tam bağımsızlığın en büyük milli kahramanıdır.
Ücretli öğretmenlere;
Statü ve özlük haklar verilebilir…
Zor değil.
Halk eğitim kurslarındaki kota sınırlamasının tamamen kaldırılması…
Zor değil.
Tatillerde maaş kesintisinin olmaması…
Zor de��il.
Devlete çok da yük olmayacak bu konular rahatlıkla çözülebilir…
Lütfen biraz ilgi…
#ArtıkYeter
Denizli’de 75 yaşında, 1.50 cm boyundaki 8 çocuk annesi Hatice Kocalar, kömür şirketi Avdan AŞ’nin 5 erkek görevlisini darp ettiği iddiasıyla yargılandığı davada para cezasına çarptırıldı.
Kocalar, zeytinliğine el konulup, ağaçlarının sökülmesine direnmişti.
ZEYTİNİME DOKUNMA
Katil isr*il iyice çıldırdı !!!
Alçak Trump'ın, Gazze'de "Sarı Hat" diye tanımladığı ve "saldırılamaz" olarak nitelendirdiği bölgeye işgalciler baskın düzenledi !!!
Garantör Devletler acilen harekete geçmeli. Acilen !!!
#GazzeyiUnutma