10 Temmuz'da Kongre üyeleri Trump'a Türkiye ile ilgili bir mektup yazdı. Mektupta, Trump'ın yanıtlaması istenen sorulardan bazıları şunlar:
"1. Donald Trump Jr.’ın 2025 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı bildirilen görüşmenin amacı ve niteliği neydi?
1a. Son birkaç yıl içinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın veya diğer Türk yetkililerin Donald Trump Jr. ya da Trump ailesinin diğer üyeleri veya aileye ait şirketlerin temsilcileriyle başka görüşmeleri oldu mu?
1b. Trump ve Barrack ailelerinin Türkiye’deki mevcut ticari çıkarları nelerdir? Bu çıkarlar arasında, Türkiye’deki kamu iktisadi teşebbüsleri (KİT’ler) veya Türkiye dışındaki Türk devletine ait şirketlerle herhangi bir bağlantı bulunuyor mu?"https://t.co/UB8tD2IVRS
Bu haber yalan! Ömer Çelik'in açıkladığı AKP üyesi sayısının gerçek olmadığına eminim! En azından biri sahte üye! O da benim!
Beni yine gizlice, benden habersiz üye yapmışlar...
Bu bir sahtekarlık ve kimbilir kaç kişiyi bu yöntemle üye yapıyorlar? Geçen yıl Savcılığa suç duyurusunda bulunmaktan Yargıtay ve CİMER'e şikayete kadar birçok yere başvurup üyeliğimi sildirdim.
Meraktan geçen gün bakınca bir de ne göreyim, beni Ocak ayından bu yana yine AKP Etimesgut İlçesi'nde üye yapmışlar. Utanmamışlar...
Devlet partisi olunca insanları kendilerinden habersiz üye yapmak serbest mi? Suç duyurusunda bulunup sonuç alamıyorum, şikayet ediyorum işlem yapılmıyor.
Bu kadar itirazdan sonra beni bir daha üye yapmak tam bir vurdumduymazlık, ahlaksızlık, sahtekarlıktır. Bir daha söylüyorum, BENİ ÜYELİKTEN ÇIKARIN. Nasıl yaptıysanız öyle çıkarın üyelikten. İSTİFA ETMİYORUM...
Eğer bunun sorumlusunu ortaya çıkarmıyorsanız, (ki geçen sefer üzerini örttünüz) sahte üye kaydetmek sizin parti politikanız demektir. Bu sahtekarlığa izin veriyorsanız onaylıyorsunuz. Bunlar öyle sehven falan olacak işler değil...
Havin'in çığlığını duyun! 1.80 boyundaki bir kadının kapı koluna asılarak intihar ettiğine inanmamızı bekliyorlar. Tırnaklarında eşinin DNA'sı var, savcı 'boğularak öldürüldü' diyor ama sanık hâlâ tutuksuz! Bu adaletsizliğe sessiz kalmayın, Havin için adalet! #HavinAşkan
⭕️ SOSYAL GÜVENLİKTE SİNSİ BİR DEĞİŞİKLİK:
⭕️ SOSYAL GÜVENLİKTE DEVLET KATKISININ KALDIRILMASI NE ANLAMA GELİYOR?
AKP tarafından hazırlanan ve TBMM Genel Kurulunda görüşülmekte olan bir torba kanun teklifiyle SGK’ye devlet katkısı uygulamasına son verilmesi öngörülüyor. Kuvvetle muhtemel bu akşam yasalaşacak teklifle, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 81. maddesini değiştiriyor.
81. maddenin "Prim oranları ve Devlet katkısı" başlığından "ve Devlet katkısı" ibaresi çıkarılıyor.
Ayrıca devletin, SGK'nın her ay tahsil ettiği malullük, yaşlılık, ölüm ve genel sağlık sigortası priminin dörtte biri (yüzde 25) oranında kuruma katkı yapmasını öngören üçüncü fıkra madde metninden çıkarılıyor. Hüküm 1 Ağustos 2026'dan geçerli olacak.
Bu katkı 2008'de yasal güvenceye alınmış, formüle bağlı (primin ¼'ü) ve Hazine tarafından ödenen otomatik bir aktarımdı.
⭕️ Sinsi bir değişiklik!
Hükümetin gerekçesi teknik/muhasebe esaslı bir sadeleştirme olarak sunuluyor. Gerekçeye göre, "devlet katkısı" ile "açık finansmanı" adı altında yapılan benzer ödemelerin tek kalemde toplanması ve böylece bütçe kalemlerinin daha izlenebilir hâle gelmesi amaçlanıyor. Nakit olarak Hazine'den SGK'ya giden toplam kaynağın azalmayacağı iddia ediliyor.
Hükümet, desteğin hiçbir eksilme olmadan Kurumun gereksinimi kadar sürdürüleceğini söylüyor. Ne var ki "eksilme olmayacak" güvencesi nakit tutara ilişkindir. Kaldırılan şey ise primin dörtte biri oranındaki formüle bağlı, yasal, otomatik yükümlülüktür.
Nakit büyüklük aynı kalsa bile, kuralın niteliği, "güvenceli bir yükümlülük"ten "ihtiyaç kadar takdiri transfer"e dönüşüyor. Bu, salt muhasebenin ötesinde gerçek bir yapısal değişikliktir ve gerekçedeki "sadeleştirme" dili bunu görünmez kılıyor.
⭕️ Bir Meşruiyet Operasyonu
Bu bir meşruiyet operasyonudur. Bugüne kadar devlet katkısı SGK'nın gelir kalemi olarak kaydediliyordu. Bundan sonra aynı para açık kapatma transferi olarak kaydedilecek.
Sonuçta SGK'nın mali tablolarında “açık” daha yüksek görünecek. Nitekim 889 milyar liralık devlet katkısı sayesinde 2025'i teknik olarak 35 milyar lira fazlayla kapatan SGK, 2026'da 1 trilyona ulaşan bir “açık” miktarıyla karşılaşacak.
Eski düzende katkı, formüle bağlı, yasayla güvence altına alınmış, koşulsuz bir yükümlülüktü. Yeni düzende transfer, ihtiyaç oldukça yapılan, takdiri bir açık finansman yöntemine dönüşüyor.
SGK geçmiş alacaklarını tahsil eder ya da mal varlığını satarak gelir elde ederse, o ay Hazine'den destek yapılmayacak. Bu, devletin sosyal güvenliğe kural-temelli, otomatik taahhüdünü, konjonktürel ve koşullu bir kaleme indirgiyor.
⭕️ Katkı Yerine Açık ve Kara Delik Demagojisi!
Teknik muhasebe perspektifinden bakıldığında, "devlet katkısı" ile "açık finansmanı" arasındaki ayrım zaten büyük ölçüde yapaydır — ikisi de bütçe transferidir ve devletin sosyal güvenliği fonlama kapasitesi bu muhasebe etiketinden bağımsızdır. Dolayısıyla değişikliğin parasal özü değil, siyasal-söylemsel işlevi belirleyicidir.
Aynı parayı "gelir" saymaktan vazgeçip "açık" olarak yeniden tanımlamak, ekonomik bir kötüleşme değil, bir yeniden-etiketlemedir. "Açık büyüdü" cümlesi bu nedenle işin püf noktasıdır.
Değişiklik nakit/ekonomik düzeyde nötr olabilir ama asıl dönüşüm hukuki-kurumsal düzeydedir — formüle bağlı yasal güvencenin takdiri transfere indirgenmesi ve bunun sosyal güvenliğe taarruz için hükümete açtığı meşruiyet alanıdır önemli olan.
Kalemi "gelir"den "açık kapatma"ya çevirmek, SGK'yı yapısal olarak "batık", "sürekli zarar eden" bir kurum gibi gösterir, “karar delik” demagojisini yeniden başlatır. Bu, sosyal güvenliğin bir hak değil bir "yük" olduğu şeklindeki ana akım ve ortodoks anlatıyı besler ve gelecekteki kısıtlamalar/parametrik reformlar (emeklilik yaşı, aylık bağlama oranı vb.) için zemin döşer.
Açığın büyümesi söylemiyle emeklinin zam talepleri veya emeklilikte iyileştirmeler (kademe veya intibak) "açık çok büyük, para yok" denilerek daha kolay geri çevrilebilecek.
⭕️ O yüzden bu değişiklik sadece teknik bir muhasebe işlemi değil sinsi bir zihniyet değişikliğidir ve faturası ağır olabilir.
Denizin dalgasının kıyıya vurduğu noktadan itibaren 50 metre içeriye kadar olan bölümü, yani kumsalı; hiç bir otel veya işletme şezlong, şemsiye, platform ve benzeri şeyler koyarak işgal edemez.
Bu bölüm, Anayasa ve Kıyı kanunu gereği, ücretsiz olarak tüm vatandaşların kullanımına açıktır.
İşletmeler, ancak bu bölümün dışında mülkiyetleri altındaki veya kiraladıkları alanda; duş alma yeri, şemsiye, şezlong, havlu vb denize girmek için gerekli eşya ve levazımatı bulundurabilir ve kiraya verebilirler.
Kamunun kullanımına açık 50 metrelik alanda denize girmek üzere; isteyen herkes kendi şezlongunu, şemsiyesini, koyarak veya havlusunu sererek güneşlenebilir ve denize girebilir.
İşletme adı altında sahili işgal eden şebekelerin, belediyeye veya herhangi bir merciye “işgaliye bedeli” ödemiş olmaları;
-Yaptıkları işgali yasal hale getirmez ve “işgallerinin devamına dair izin almış oldukları” anlamına gelmez.
-Vatandaşların kamuya açık ve ücretsiz kullanma hakları olduğu bu bölümden faydalanma haklarını ortadan kaldırmaz.
-Kendilerine vatandaşları oraya sokmama veya oradan faydalanmalarına engel olma hakkı vermez.
Mevzuat böyle olduğu halde; Deli Dumrul gibi gelen kişileri bu alana sokmayan, yolunu kesen, tehdit eden veya para ödemeye mecbur bırakan işletmeler veya kişiler düpedüz eşkıyadır, haramidir ve hayduttur.
Bunu yapanlar hakkında;
-İnsanları hürriyetlerinden yoksun bırakma,
-Kamuya açık alanları işgal etme,
-Haydutluk ve eşkıyalık yapma suçlarından işlem yapılması gerekir.
Bu konuda kendilerine suç ihbarında bulunulan emniyet makamları ve savcılıklar; işgalci ve yol kesenler hakkında gereken işlemi yapmadıkları ve bunların çıkardıkları engelleri kaldırmadıkları takdirde, kanuni görevlerini yerine getirmemiş olur ve “görevi ihmal” suçunu işlemiş olurlar.
Eğer resmi yetkililer, kendilerine ihbar geldiği halde işgalciler ve vatandaşları engelleyenler hakkında suç takibatı yapmaz ve işgali kaldırmazlarsa; bu defa onlar hakkında, görevlerini ihmal ettiklerine dair üst mercilerine suç duyurusunda bulunulması gerekir.
Kur'an'ı Kerim'de en çok ismi geçen hayvan ( 17 ) defa ile köpektir !
Cennete gireceği kesin bildirilen 3 hayvandan birisi köpektir !
Asha-bı Kehf in köpeği kıtmir
Cennete girecek ilk canlıdır .
( Kehf suresi ) Bildirir
ALLAH'IN En sevdiği hayvan köpektir .
Köpek sadakatin sembolü olarak yaratılmıştır .
Köpekleri öldürüp eziyet edip bağlayıp aç susuz bırakanların ölümleri korkunç olur .
Evlerinden başlarından bela eksik olmaz ...
Lütfen bu bilgiyi paylaşalım belki bunları bilmeden köpeklere zulmeden öldürenler okur ve nasıl bir günah islediklerini farkederler.
Lütfen paylaşalım çok bilinçsiz insan var.
#SokakHayvanlarıSahipsizDeğil
🔴ÖZEL HABER | 🚨 KÜTÜĞÜNÜ DEĞİŞTİRİP TAPULARA ÇÖKTÜLER!
⚪"E-DEVLET'TE SOYUMUZU SİLDİLER!"
"Üst soyumla bağımı kesmişler! Görünmediği için bana gelen mal da yok..."
İddiaya göre nüfus kayıtlarındaki soy bağları değiştirildi, farklı aileler akraba gibi gösterilerek gerçek mirasçılar devre dışı bırakıldı.
Milyarlık tapular sahte akrabaların üzerine geçirildi.
📌 Özel Haber Gamze Elçi ve @ilknuryagumli'dan! 📰
📺Detayları Sözcü Televizyonu'nda!
SKANDAL!
İKTİDAR ZATEN YAPILMIŞ OLAN BİR YATIRIMA TEŞVİK VERECEK!
Torba yasada, Akkuyu Nükleer Güç Santrali Projesi kapsamında Rusların faydalanacağı avantajlar getirildi.
Normal bir ülkede bu YÜCE DİVANLIK bir meseledir.
Akkuyu'nun anlaşması yıllar önce yapıldı,her şeyin bedeli belli, elektriğin alınacağı fiyat belli.
Neden bugün bu projeye vergi avantajı sağlıyorsunuz?
Dış politikadaki yanlışlarınız, S400 meselesindeki hatalarınız, bu milletin milyar dolarlarına mal olacak.
İşte emekliye bu nedenle kaynak yok!
Esnafa, çiftçiye, emekçiye, eğitime, sağlığa bu nedenle kaynak yok!
Konunun sıkıntılı olduğu şuradan da belli: Bakanlık konu üzerinde 1 aydır çalışıyormuş ancak kanun teklifinin içinde değil gece yarısı son dakika önergesiyle komisyona sunuluyor.
İktidar hatalarına Gazi Meclisi de ortak ediyor!
Buradan Cumhur ittifakı vekillerine sesleniyorum:
Suç ortağı olmayın!
Rusların, yandaşın, yoldaşın değil; gerçekten bu milletin vekili olun.
Ben Ayşe Tokyaz. Henüz 22 yaşındaydım. Günlerce şiddet gördüm, feryat ettim ama kurtarılamadım. Katilim Cemil Koç beni katledip bir bavula sığdırdı. Ejegül Ovezova'yı 8. kattan atan bu caninin beni de hayattan koparmasına göz yumanlar failimdir.. Biz sadece yaşamak istedik..
🗞️ 2 yıl zorunlu çalışma, 24 saat görüntü kaydı, 12 saat mesai:
Nepal’den Türkiye’ye köle zinciri
AKP iktidarının sermayeye sunduğu özel istihdam büroları, göçmen emeğiyle modern kölelik çarkına dönüştürüldü. Türkiye’den 7 bin kilometre uzaklıktaki Nepal ile kurulan ‘köle zinciri’ çarpıcı bir örnek. Nepal’den getirilerek ve pasaportlarına el konularak fabrikalara pazarlanan binlerce işçi, asgari ücretin altına günde 4 saat çalıştırılıyor.
📌 Evrensel yarın bayilerde
Bizleri ne kadar seks işçiliğine itmeye çalışırsanız çalışın, biz her zaman mücadele etmeye devam edeceğiz. Eğitim alan tüm trans kadınlar, kamunun her alanında görev alabilmek için daha çok okuyacak, daha çok üretecek ve daha güçlü bir şekilde var olmaya devam edecek.
Bu görüntüler Mersin’den.
Tüm Akdeniz kıyısına yayılan ve yaşamı tehdit eden bu kirliliğin korkunç bir hikâyesi var!
Türkiye, dünyanın plastik çöplüğü haline getirildi.
2024’te ülkeye 1 milyon 290 bin ton plastik atık girdi. Birileri bu atıklardan para kazanırken, geriye denizimize, toprağımıza, havamıza ve sağlığımıza bırakılan zehir kalıyor.
Geri dönüşüm tesislerinin atık suları denize karışıyor. Kaçak atık yakılıyor. Tesislerde yangınlar çıkıyor. Mikroplastikler balıklara, midyelere, suya ve soframıza kadar ulaşıyor.
Yani mesele yalnızca denizde gördüğümüz bu plastikler değil.
Mesele, birkaç şirket daha fazla kazansın diye bütün bir bölgenin yaşam alanlarının ve halk sağlığının gözden çıkarılması.
Mersin Çevre Platformu ile birlikte hazırladığımız sorularla, ilgili bakanlıklara önerge verdik, konuyu meclis gündemine taşıdık:
Bakanlıklardan cevap bekliyoruz:
⚫Bu kirliliğin kaynağı nedir? Geri dönüşüm tesislerinin, gemilerin ve deniz taşımacılığının payı ne kadardır?
⚫Kaçak atık yakmalar ve atık tesislerindeki yangınlar neden engellenemiyor? Sorumlulara ne yapılıyor?
⚫Mikroplastik kirliliğinin insan sağlığına ve Akdeniz’de yaşayan halkın yaşamına etkileri araştırılıyor mu?
Ve asıl soru:
⚫Türkiye'yi dünyanın çöplüğü haline getiren atık ithalatı daha ne kadar sürdürülecek?
Çevreyi kirleten, halkın sağlığını tehdit eden bu düzenin bedelini halk ödemek zorunda değil!
Kâr için doğayı ve yaşamı feda edenlere karşı sözümüz de var, mücadelemiz de!