Ankara NATO Zirvesi sona erdi. Yayınlanan bildiri, büyük ölçüde savunma sanayii ve silahlanma üzerine inşa edilmiş durumda. Daha fazla bütçe, daha fazla yatırım ve daha fazla silah üretiminin caydırıcılığı artıracağı varsayılıyor.
Oysa hem Ukrayna-Rusya Savaşı hem de İran-ABD-İsrail çatışmaları farklı bir gerçeği ortaya koydu. Bugün Batı'nın temel sorunu finansman değil, zaman ve üretim kapasitesidir. Hassas mühimmat üretimi yetersiz, yeni silah sistemleri ise planlanandan yıllar sonra hizmete girebiliyor. Avrupa, Soğuk Savaş'ın bitiminden sonra yaklaşık 35 yıl boyunca ihmal ettiği savunma sanayi altyapısını yeniden ayağa kaldırmaya çalışırken, ABD de 1990 sonrasında küçülen savunma üretim ekosistemini yeniden genişletmenin mücadelesini veriyor.
Hafta başında yayımlanan ABD GAO (Sayıştay) raporu bu tabloyu açık biçimde ortaya koyarken, Avrupa'da peş peşe geciken veya iptal edilen ortak savunma projeleri de aynı gerçeği doğruluyor. Fabrika kurmadan, tedarik zincirlerini güvence altına almadan ve seri üretime geçmeden açıklanan yüz milyarlarca dolarlık bütçeler tek başına güvenlik üretmez.
https://t.co/R0UeOywoZw
Bildirinin ikinci dikkat çekici yönü ise Rusya'nın yeniden NATO için uzun vadeli ve kalıcı tehdit olarak tanımlanmasıdır. Bu yaklaşım, Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin uygulayıcısı ve Karadeniz'in istikrarından birinci derecede sorumlu ülke olan Türkiye açısından olumlu bir gelişme değildir. Aksine, Karadeniz'deki askerî rekabeti daha da sertleştirme potansiyeli taşımaktadır.
NATO'nun doğuya genişleme stratejisi ve Ukrayna'yı kendi güvenlik mimarisine dâhil etme hedefi değişmedikçe, Karadeniz'deki askerî varlığını artırması Rusya'nın tehdit algısını daha da yükseltecektir. Bu durumda Odessa başta olmak üzere Ukrayna'nın limanları ve kıyı altyapısı, Moskova tarafından NATO'nun lojistik uzantısı olarak görülmeye ve öncelikli hedef hâline gelmeye devam edecektir.
Sonuç olarak Ankara Bildirisi, barışa giden yol haritasından çok yeni bir silahlanma döneminin manifestosu niteliğindedir. Savunma sanayiini büyütmek, finans kapital ile askerî-endüstriyel kompleksin çıkarlarını desteklemek ve uzun süreli bir cepheleşmeyi kurumsallaştırmak bildirinin ana eksenini oluşturmaktadır. Bu da Ukrayna-Rusya savaşının kısa vadede sona ermeyeceğine işaret ederken, Türkiye'nin kuzeyindeki Karadeniz'de kışkırtmaların, hibrit operasyonların, sahte bayrak girişimlerinin ve NATO'nun 5. maddesini tetikleyebilecek kriz senaryolarının gündemde kalacağını göstermektedir.
Bir başka dikkat çekici husus ise bildiride İran'ın nükleer silaha sahip olmaması gerektiği güçlü biçimde vurgulanırken, bölgesel istikrarsızlığın en önemli unsurlarından biri olan İsrail'in Filistin ve Lübnan'daki askerî operasyonlarına hiçbir atıfta bulunulmamasıdır. Bu sessizlik, bildirinin güvenlik yaklaşımındaki seçiciliği ve siyasi önceliklerini de açık biçimde ortaya koymaktadır.
ABD Başkanı Donald Trump:
“İran az önce aradı. Anlaşma yapmayı çok istiyorlar.”
Muhabir: “Anlaşma yapmak istiyorlarsa ticari gemilere neden saldırdılar?”
Trump: “Çünkü... biraz deliler. Ama anlaşma yapmayı çok istiyorlar.”