What kind of country arrests the mayor of one of its largest cities, one of the main leaders of the opposition, puts him on trial on 142 charges carrying a potential sentence of more than 2,300 years — and then puts pressure on his lawyers too? Last night, @mehmettpehlivan , @imamoglu_int ‘s lawyer, was transferred without prior notice to a high-security prison in the middle of the night while his proceedings are still ongoing. As İmamoğlu wrote today: being a lawyer and defending justice cannot be a crime in a civilised country. Unfortunately, Türkiye has not been one for far too long.
Bir avuç insan siyasi bağlantıları sayesinde piyasa dolandırıcılığıyla zengin oldu. Buna göz yuman kişi ve kurumlar hata yapmaya devam ederek ülkeye daha büyük zarar veriyorlar.
Kurumsal kapasiteyi ve liyakati tamamen yok ederek 85 milyonun geleceğini heba eden, rasyonellikten bu denli uzak bir ülke yönetimi kabul edilemez.
Bu gece çoğu AKP içinden biraz kulis bilgisiyle vaktinizi alacağım.
Soygunun ortaya çıkmasından sonra bilgi sahibi olmadığı konuyu anlamaya çalışan Erdoğan’a ekonomi kurmayları sistemin nasıl işlediğine dair sunumlar yaptı. Adalet Bakanlığı en tepe bürokrasisi tarafından yapılan sunumda da Fatma Betül Sayan Kaya’nın sistemin içine nasıl dahil olduğunu ve neler yaptığı belgeleriyle anlatıldı. Çekirdek ailesinden sonra gelen halkada bulunan değer verdiği ailelerden gelen bir isim olan Kaya’nın adının karışmasına çok sinirlenen Erdoğan öylece Sayan’ın üzerini çizdi. “Bir rezilliğe bulaştık yakalandık” diye değil neden kendisinin kurban seçildiğini düşünen ve kendi mahallesi tarafından vebalı muamelesi gören Fatma Betül Sayan Kaya’nın görüşme talebi de Recep Tayyip Erdoğan tarafından reddedildi.
Adalet Bakanlığının sunumunda Nihat Zeybekçi’nin adı da “şüpheli” olarak gündeme getirildi. Ancak Erdoğan’a yakın bazı isimlerin uyarısı üzerine konunun araştırıldığı, kendisiyle görüşülmesinin ardından Zeybekçi’nin dolandırılanlar arasında olduğu anlaşıldı. Ancak kısa süre sonra oğlu Mustafa Yazıcı’nın şüpheliler arasına katılmasıyla konu Hayati Yazıcı’ya uzandı. Mustafa Yazıcı’nın malvarlıklarına tedbir konulması kararı alınmadan önce Adalet Bakanı Akın Gürlek’e sorularak onay alındığı ancak uygulanan tedbir kararının birkaç saat içinde kaldırılmasında ise Gürlek’e sorulmadan yapıldığını da ekleyelim.
Fatma Betül Sayan Kaya’nın fonlardan vurgun yaptığının belgesinin sızdırılmasının Adalet Bakanlığı bürokrasisi üzerinden olunduğunda ortak kanaat var. Aynı şekilde yine Adalet Bakanlığı bürokrasisinin sızdırmaları olduğu düşünülen Nihat Zeybekçi’nin fonlarda dolandırılanlar arasında olduğu ve Hayati Yazıcı’nın oğlu Mustafa Yazıcı’nın mal varlığı üzerinde tedbir kararı alınması gibi uygulamaların da AKP içine mesaj verme amaca taşıdığı düşünülüyor.
Fon soygununa bulaşanlar arasında AKP ve devlet bürokrasisi içinden önemli isimlerin de olduğu bilgisi Recep Tayyip Erdoğan’a iletildi. Sorunu temizlemenin ve kontrolünü ele almanın çok zor olduğu düşünülüyor. Bugüne kadar konuşulanlar dışında AKP ve devlet bürokrasisinin tepsine doğru uzanan çok sayıda isim belirlenmiş durumda. Mesela kendi adıyla değil bir yakını üzerinden fon soygun sistemine dahil olan bir üst düzey AKP’linin ismi, o yakınının kendisine yaptığı yüklü miktarda EFT havaleler üzerinden tespit edildi. Bazı isimlerin yurtdışına para aktardığı ya da elde ettikleri kazancı başta Almanya olmak üzere çeşitli ülkelerde yatırıma dönüştürdüğü de belirlendi.
Fon vurgununda bazı Yargıtay üyelerinin de ismine ulaşıldı. 400 bin ile 160 milyon TL bandında kâr elde eden Yargıtay üyelerinin isimleri tespit edildi.
Fon soygununa adı karışan şirketlerden Bulls Yatırımın, Enver Çevik ve Kemal Akkaya ile birlikte ortakları arasında eşi Neslihan Mumcu’nun da olduğu eski Kültür Bakan Yardımcısı ve şimdiki BTK üyesi Batuhan Mumcu da AKP’de dikkatlerin üzerinde toplandığı isimlerden. Her ne kadar kurulan sistem içinde “alt kadro” olarak görüldüğü belirtilse de Mumcu’nun üzerine gidilmesi halinde konunun nereye varacağı ve hangi üst düzey isimleri kapsayacağı bilindiği için ciddi endişe var. Bu şekilde ne kadar kontrol altında tutulacağı da belirsiz. En çok çaba harcanan konu AKP’li üst düzey isimlerin sızmamasıyla ilgili.
AKP ve devlet bürokratlarının para zaafları görerek iştahını açıp sisteme dahil eden kişi olarak Erdin Özel’in simi telaffuz ediliyor. “Konuşmaması gerekenler arasında” diye kodlanan Erdin Özel, Tera’ya ait şirketlerde yönetim kurulu başkanı olmasına rağmen tuhaf biçimde adli kontrol kararı uygulanarak serbest kalmıştı. Erdin Özel’e sağlanan bu koruma Fatma Betül Sayan Kaya ifşa olana dek sürdü ve ardından tutuklandı. Erdin Özel’i kim ya da kimlerin korumaya çalıştığı ise hala ortaya çıkmadı. En son Mersin operasyonunda gördüğümüz üzere muhalefete yönelik her türlü operasyonun görüntü ve bilgileri Mehmet Kap sahte kimliğiyle Furkan Torlak’ın yönettiği trol+medya organize suç şebekesine sızdırılırken Erdin Özel’in ifadelerine ise hâlâ kimse ulaşamadı.
Fon soygununun, Erdoğan’ın “Atlatalım” dediği kaybettireceği görüşü hakim. Bu yüzden çeşitli örtbas etme girişimleriyle seçimlerin olabilecek en geç zamanda erkene alınarak yapılması fikri daha belirginleşmiş halde. Ülke gündemini belirlemek (Fon soygunu uluslararası finans kuruluşunun raporuyla patladı) konusunda olduğu kadar değiştirmek konusunda da hayli mahir olduğunu iktidarı süresince çeşitli biçimlerde kanıtlayan AKP’nin ne tür hamlelerle bunu gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğini zaman içinde anlayacağız.
Fethulahçı çete, AKP ile iktidara ortak olduğu zamanda kumpas soruşturmalarında önlerindeki engelleri temizlemek için Recep Tayyip Erdoğan’ı, kendisi ve ailesine ilişkin çok sayıda sahte suikast raporlarıyla rehine haline getirmişti. Akın Gürlek’te bu Fethullahçı çete taktiğini, Adalet Bakanı koltuğuna oturtulmasından sonra AKP’li olarak bilinen bazı isimlere karşı yapılan operasyonlarla uyguladı. Erdoğan’ın etrafını “temizleyerek” güç kazandı. Kendisinden önce de “En sıkı ve güvenilir Erdoğancı görünen” aralarında bakanların da olduğu birçok ismin şu an esamisi okunmuyor. Gürlek de kendisinden öncekilerin başlarına gelenlerin deneyimiyle hareket edip kendini sağlama aldığını düşünüyor olabilir ama AKP ve bürokrasi içinde Erdoğan’ın belirlediği alanın sınırları içinde ve onun tanıdığı süre kadar güce sahip olunabileceğini zamanla anlayacaktır.
NOT: Şurada; https://t.co/PpHOzh5Q0L
Akın Gürlek’e, “Tutuklu şüphelilerden Emre Tezmen ve Muhammed Yarız ile tutuksuz Erdin Özel (sonradan tutuklandı) ile Adalet Bakan Yardımcılığı döneminden bugüne kadar 2024, 2025, 2026'da İstanbul’daki belirli otellerde kaç kez görüşmüştür? Görüşmelerin tarihleri, yerleri, amaçları ve içerikleri nelerdir?” diye sormuştuk.
Elbette sessiz kalındı. Bu kez görüşmelerin yapıldığı otel Shangri La İstanbul ve Hilton Bomonti olabilir mi diye otel adlarını vererek soralım bakalım yanıt gelecek mi?
Fon soygunu soruşturmasında hakkında yakalama kararı bulunan isimlerden biri olan Bilal Çalışkan’la birlikte göründükleri fotoğrafla ilgili “Adalet Bakanlığı kaynakları” adıyla yapılan açıklamalarda Gürlek’in “Çalışkan’ı şahsen tanımadığı ve fotoğrafın program sırasında anlık olarak çekildiği” belirtilmişti. Emre Tezmen, Muhammed Yarız, Erdin Özel ve eğer gerçekten yakalanıp Türkiye’ye getirilirse Bilal Çalışkan’ın kullanımında olan telefonların yapılacak HTS incelemelerinde Bakan Gürlek’le herhangi bir görüşme trafiği olup olmadığı da belirlenecektir. Öyle ya, “Ucu nereye kadar giderse gitsin” denilen bir fon soygunu soruşturması var.
@ulketv Bırakın bu işleri savcilarimiz çok güzel değerlendirmiştir diye insanın aklıyla alay etmeyin, bütün milleti içeri tıktınız bir tane tutuklama bir tane istifa yok, yazıklar olsun !
İşte size AKP Türkiyesi...
Ortada 1 trilyonluk bir vurgun, hayatı kararan 500 bin mağdur var ama merak etmeyin, iktidarımız "suçlulara" en ağır cezaları kesiyor (!)
2,2 milyar lira ile anılan Fatma Betül Sayan Kaya, WhatsApp gruplarından çıkarılarak siyasi tarihin en acımasız yaptırımına maruz bırakıldı! AKP’nin 2023 seçim kampanyasını yürüten eski vekil Ertan Aydın’a "şimdilik yurt dışına çıkma" denildi. AKP Siyasi İşler Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın oğlu Mustafa Yazıcı’nın mal varlığına konan tedbir ise kahveler bile soğumadan, sadece 3 saat içinde jet hızıyla kaldırıldı.
Sanırım hukukun bir sonraki aşamasında şüphelilerin ellerine cetvelle vurulacak.
Fakat adaletin kılıcı muhalefete gelince nedense çok keskin! İktidarın Fatma’sına WhatsApp cezası kesilirken, muhalefetin Fatma’sı, İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet aylardır cezaevinde.
Baktılar ki pisliğin üstü örtülemiyor, bu kez Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer gözaltına alınıyor.
Suçüstü yakalananlar iktidar, şafak operasyonuyla evinden alınanlar muhalefet...
Bütün bu rezaleti kimse duymasın diye de T24’ün fişi çekiliyor; gazeteciler, ekonomistler, hak savunucuları ve binlerce hesap tek tuşla susturuluyor.
AKP artık bu gemiyi yüzdüremiyor. Deniz bitti; şimdi sadece ama sadece "su bitti, karaya oturduk" diyenlere saldırıyorlar.
AKP, Türkiye tarihinin en büyük skandalını örtmek istiyor. Her zaman yaptıkları gibi siyasi ayağı saklıyorlar. Fatma Betül Sayan Kaya’nın vurgununu muhalefet açıklayana kadar gizlediler. Şimdi ifadesini bile almıyorlar. Onu da koruyorlar. Tera fonu halka açıldığı sırada fonda olan 159 kişiyi açıklamıyorlar. Yüzbinlerce kişinin parasını çalanları koruyorlar.
Ey Erdoğan;
Hiç lafı eveleyip geveleme…
YAKALANDINIZ!
Benim savunduğum arkadaşlarımı didik didik ettiniz üzerlerinden 2 lira çıkmadı.
Ama senin yanındaki bakanın, genel başkan yardımcın milleti 2 milyar lira dolandırdı.
Bu dönen dolaplardan haberin var mıydı?
Haberin varsa sen bu tezgahın başındasın demektir.
Haberin yoksa devlet yönetme kabiliyetini kaybetmişsin demektir.
Haberin varsa istifa edeceksin, haberin yoksa sandığı getirip emaneti ehline teslim edeceksin.
Fon vurgunu suç örgütünün ilişkiler ağını deşifre ediyoruz!
Emre Tezmen ile Sayan ailesi arasındaki kritik bir bağlantıyı ortaya çıkardık.
Emre Tezmen’in Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK)’in Türkiye-Finlandiya İş Konseyi Başkanı yapılmasının ardından;
Fatma Betül Sayan Kaya’nın ablası Ayşe Hilal Sayan Koytak’ın da 5 Eylül 2026’da Finlandiya Büyükelçisi olarak atandığını tespit ettik.
Peki Emre Tezmen, devletin finans piyasalarındaki kozmik odası olan;
Merkezi Kayıt Kuruluşu’nun yönetim kurulunda kiminle birlikte yer alıyordu?
DEİK Finlandiya sürecinin yürütücüsü olan Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu ile!
Yani hepsi birbiriyle bağlantılı, hepsi bir ekip ve hepsi her şeyi biliyordu!
Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu ve Finlandiya Büyükelçisi Ayşe Hilal Sayan Kotak da derhal görevden alınmalıdır!
Malumunuz, iktidarın siyasi muhaliflerinin olur olmaz gerekçeler ve uydurmalarla hapse atıldığı bir ülkedeyiz. “Tutuksuz yargılama esastır” ilkesini savunmaktan vazgeçmedik, vazgeçmeyiz elbette. Yine de bu prensibin neden her seferinde alengirli işlere bulaşan, suç delilleri de sabit olan iktidar mahfillerine uygulanmadığının bir yanıtı verilmeli.
“Nereden edinildiği de açıklanmayan toplam 163 milyon TL’yi eşiyle tek bir hisseye yatırıp kısa sürede 2 milyar 200 milyon TL’nin üzerinde para kazandığı ortaya çıkan fon soyguncularından eski bakan ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya neden hala tutuklanmadı” diye sormak elzemdir mesela.
Bu önemli hatırlatmadan sonra diğer konumuza geçelim.
Süzer Holding’i bilirsiniz; bilmiyorsanız İstanbul’da yaşayan herkes gibi "Gökkafes" olarak anılan Süzer Plaza’yı bilirsiniz. Belirtmeden geçmeyelim, Türkiye’deki Ritz-Carlton otel zincirinin sahibi de Süzer Holding. Holdingin yönetim kurulu üyesi ve veliaht Ali Baran Süzer, 2025 yılının sonlarında İstanbul’da, Akın Gürlek’in başsavcı olduğu sırada düzenlenen uyuşturucu soruşturması kapsamında bir grup şüpheliye birlikte gözaltına alındı. İlk etapta adliyeye sevk edilen 3 kişiden birisi tutuklanırken veliaht Süzer ve diğer şüpheli adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı diye belirtip devam edelim.
Bu Süzer Plaza çok hareketli yer. CHP’nin İstanbul kayyımı Gürsel Tekin, defaatle bu Süzer Plaza’daki “Nobu” isimli restoranda görülüyor. Hem de kimlerle hem de kayyım olmasından önce... Ama daha önemlisi var: Son günlerin olaylı kurumu SPK de Süzer Plaza’da bulunuyor. Denilen o ki soruşturmalar vesilesiyle SPK ile yakından ilgili bakan da Süzer Plaza’daki en lüks dairelerden birinde kiracıymış. Hayli yüksek bir meblağ olan kirası ödeniyor mu? Ödeniyorsa memur maaşıyla nasıl oluyor bilmiyoruz. Bir de kiracısı olduğu lüks dairenin tadilat ve dayanıp döşenmesi kısmının da Süzerler tarafından karşılandığı söyleniyor. SPK’nin, Süzer Plaza’ya taşınmasına önayak olduğu kamuoyunda yaygın olarak kabul gören AKP’li iş insanı Davut Yasin Bilen var bir de… Bu dairenin sahibinin de o olduğu iddia ediliyor. Davut Yasin Bilen ile devam edelim. Bilen, Süzer Plaza’da yaşıyor (kaynak yaşatılıyor diye aktardı) ve iddiaya göre bir takım alengirli işlerin çözülmesinde ilgili taraflara yardımcı oluyor.
83 yaşında olmasına rağmen her gün işinin başında olan baba Mustafa Süzer’in büyük bir hayali var. İstinye sırtlarında kendisine ait olan çok büyük bir araziye içinde alışveriş merkezlerinin de bulunduğu “Marmara” isminde bir konut projesini hayata geçirmek istiyor Mustafa Süzer. Ama bildiğiniz gibi bir yandan da Süzer Plaza’nın kendisi zaten kaçak. Usulsüz birçok işlemle oraya dikildi ve yıkılamadı. Bedrettin Dalan’ın belediye başkanlığı döneminde ruhsat izni verilen inşaatın durdurulup yapılanların yıkımı için sonraki belediye başkanları Nurettin Sözen ve Recep Tayyip Erdoğan çok uğraştı. Ama dönemin ANAP iktidarında yıkımın engellenmesi için Şişli ve Beyoğlu ilçelerinin sınırları değiştirildi. ANAP’lı Şişli Belediyesi'nden gerekli izin ve onaylar alınarak projenin önü açıldı.
(Meraklısı, Gökkafes diye anılan Süzer Plazanın hikayesini şu linkten okuyabilir: https://t.co/QxRYpeKy4a)
Her ne kadar her şey kitabına uydurulmuş gibi görünse de bu konu Demokles’in kılıcı gibi Süzerler üzerinde sallanıyor. Türkiye’de geçerli rejimin bir tek kişinin dudakları arasındayken ve yargı da o dudaklardan dökülecek söze çok kıymet verdiğinden kimsenin ve hiçbir şeyin garantisi yok. Bir de oğul Süzer gözaltında iken Süzer Plaza’da Davut Yasin Bilen’in ev sahipliğinde milyonlarca doların çok sık konuşulduğu hayli hareketli günler yaşanmış. Bu hareketli günlerde Süzerlere ait Bebek’teki villalardan da konu açılmış ama nihayetinde ortalık sakinleştikten sonra Akın Gürlek Ritz Carlton’daki dairelerden birinde kiracı olmuş. Tapu kaydının Davut Yasin Bilen adına olduğu öne sürülen daire, yeni taşınacaklar için tadilat yapıldıktan sonra içi de dayanıp döşendikten sonra teslim edilmiş. Dairenin 30 milyon TL tutan tadilat ve döşenmesi işlemleri de Süzerlere ait şirket tarafından gerçekleştirilmiş iddiaya göre. Dairenin kirasıysa 750 bin TL… Ritz Carltonda kiracı olan Gürleklerin üst kat komşusu uyuşturucu operasyonunda gözaltına alınan Baran Süzer, yan daire komşusu ise yine uyuşturucu soruşturması şüphelisi olan Ali Ulusoy. SPK’nin de içinde bulunması nedeniyle Elif Gülşah Gürlek, İstanbul’un trafik sorunuyla boğuşmadan evle işi arasındaki mesafeyi asansörle katediyor. Hatta yemeklerini de plazanın içindeki lüks restoranda yiyor.
Şimdi Akın Gürlek’e sorularımıza geçelim:
1-) Davut Yasin Bilen’in veya yakınlarından birinin Süzer Plaza’da dairesi var mıdır?
2-) Akın Gürlek ve eşi Elif Gülşah Gürlek bu dairede kiracı mıdır?
3-) Dairenin aylık 750 bin TL kira bedeli ödenmekte midir? Kim tarafından? Dekontlrı var mıdır?
4-) Dairenin 30 milyon TL tutan tadilat ve dayanıp döşenmesi maliyeti kim tarafından karşılanmıştır?
5-) Tapuda evin sahibi olarak görünen Davut Yasin Bilen‘le ne tür bir ilişkiniz vardır?
6-) Aynı zamanda SPK’nin yönetiminde olan Elif Gülşah Gürlek’in plazada bulunan “Nobu” isimli restorandaki yediği yemeklerin aylık 250 bin TL’nin faturası kendisi mi Bakan bey mi yoksa Süzer holding mi ödemektedir?
Gerçekten yandaş kafası başka bir seviye. İnsanları göz göre göre soydular, milyarlar götürdükleri tezgah çökene kadar operasyon yapmadılar. Fatma Betül Sayan Kaya’yı bile muhalefet ortaya çıkardı. Finans hareketleri kayıtlı olduğu için inkar edemiyorlar. Her gün X’teki yüzlerce hesabı sansürlediler. Bir de ‘Tepki gösterdik, üzerini örtmedik’ diye kendilerini övüyorlar. Halkı aptal yerine koyuyorlar.
TÜRKİYE hakkında SON twitim:
Sevgili Fon Mağdurları ve Hisse Mağdurları, bu twiti tüm Türkiye'ye yayarsanız sevinirim.
Biliyorsunuz ben YILLAR önce Türkiye hakkında bir daha asla yazmama ve konuşmama kararı almıştım. Bu kararımdan dolayı bana kızanlar, küsenler çok olmuştu. Bu kararıma saygı duyanlarda oldu. Ama ben bu kararıma uydum.
Sonra tam da UZMANLIK alanımda (hem de yıllar önce ÇOK FAZLA uyardığım bir konuda), YÜZYILIN krizi patlak verdi.
O yüzden bir haftalığına bu konuşmama kararımı bozdum sizler için. Kararımda bir değişiklik yok aslında. O yüzden Paranız Kurtarmamızın yolunu çok detaylı bir şekilde yazarak JÜBİLEMİ yapacağım.
Vatandaşı olduğum ülkeme ve mağdurlara karşı görevimdir bu. Her satırını dikkatlice okuyun lütfen.
Önce bu satırları yazan kişinin yani benim hakkımda bir paragraflık bilgi vermek istiyorum. Bunun da nedeni FİNANSIN F'sinden anlamayan DOLANDIRICI Finansal Teröristlerin ben ve benim gibi alanının uzmanlarını yıllarca hakaret, finanse edilmiş saldırılarla sindirmeye çalışmasıdır. Bu operasyonları yapma sebepleri de sonunda ortaya çıktı: Ben ve benim gibi akademisyen, profesyonel, pratisyen veya uzmanların sizleri UYARMASINI engellemek. Uyarsak bile itibarımızı düşürmek.
Ben bir Finans Profesörüyüm. Lisans derecem Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği. Doktora Derecem ise Finansal Ekonomi. Doktoramı, Yardımcı Doçentliğimi, Doçentliğimi ve TENÜRÜMÜ Amerika Birleşik Devletlerinde elde ettim. 15 yıl orada okudum, yaşadım, çalıştım. Yani Profesörlüğümü BABAMIN veya DAYIMIN bir Üniversitede olması ile ya da adam akıllı akademik yayın yapamadan almadım (Babam Avukattır, Avukatlıktan önce de ÇOBANdı), Kendi Tırnaklarımla kazıyarak aldım. Finans altında 3 tane ANA ALAN vardır. Bunlardan biri Bankacılık (bu benim alanım değil), biri Corporate Finans (bu da benim alanım değil), biri de ASSET PRICING yani Varlık Fiyatlama Modelleri işte bu TAM benim alanım.
Yani Uzmanlığım Finansal Ekonomi, Alt alanım Finansal Varlık Fiyatlamaları. Bu alanda ULUSLARARASI prestijli dergilerde 45 üzerinde akademik yayınım var. Bunlardan bazıları A Seviye dediğimiz en üst düzey dergilerde ( Journal of Financial Economics, Management Science, Journal of Financial and Quantitative Analysis, Journal of Monetary Economics, Review of Finance gibi gibi).
Dolayısı ile TERA ve PUSULA gibi Ponziye karışmış fonların Ponzi ile şişirdikleri hisselerin ne zaman ne kadar ŞİŞİRİLDİĞİNİ hesap etmek benim için çok kolay gözü kapalı yapabileceğim bir olay. Aynı zamanda Kamuoyunun bilmediği şekilde Amerika Birleşik Devletlerinde fon yönetimi alanında Akademi dışı tecrübem var (Bu son cümlem de: Akademisyenler ne anlar bu işten diyecek KIVAMA gelenler içindi).
Yani az sonra yazacaklarım konusunda bilgiliyim ve tecrübeliyim !
Başlıyorum.
Bu yazıyı şöyle planlıyorum:
1)Önce bunu yapanların bu işi NASIL yaptıklarını anlatacağım.
2)Sonra bu işi yapanların hangilerinin ne kadar SUÇLU (Etik veya Cezai) olduğunu düşündüğümü yazacağım.
3)Sonra bu işlerden zarar gören Mağdurların NE KADAR ve NASIL mağdur olduklarını yazacağım.
4)Son olarak da Mağduriyet nasıl giderilir onu yazacağım.
BU İŞİ NASIL YAPTILAR? NASIL BAŞARDILAR?
1)Önce 2021 civarında bu fonları Tefasa kapalı olarak kurdular. TEFAS’a kapalı fon demek herkesin alım satım yapamadığı, herkesin bankadan para göndererek fona giremediği zaman demek. İşte bu zamanı REKLAMLAR olarak düşünebilirsiniz. TEFAS’a kapalı olsalar bile getirileri TEFAS web sitesinden görülebiliyordu. Bu aşamada inanılmaz getiriler elde ederek, küçük (hatta bazen de büyük) yatırımcıya gel gel diyorlardı. TEFAS’a kapalı oldukları dönemde getiriler şişirildikçe, web sitesinden bu inanılmaz getirileri gören Küçük yatırımcı gözlerine inanamadı. Aslında bu dönemde finansal okur yazarlığı olmayan kişiler bu getirilerden etkilenmişti.
2)Bu dönemde halka arz olan küçücük şirketlerin bir kısmını kendi ayrı şirketlerini alıyor ve fona devretmek üzere bekliyorlardı. Hiçbir likiditesi olmayan küçüçük hisse senetleri içeri giren 10 Milyon Dolar gibi küçücük paralar ile ŞİŞİRİLİYOR ve fon getirileri uçuyordu.
3)Sonra TEFAS’a açıldılar. Ilk başta bu getirileri yöneticilerin ZEKASI zannedenler fona para yatırmaya başladılar. Halbuki bu kişilerin ne EĞİTİMİ ne de ZEKASI Dünya çapındaki Hedge Fund yatırımcıları kadardı. Onların yanında SIFIRDI diyebilirim. Ama olayı her zamanki gibi MİLLİYETÇİLİKTEN vurdular. Maalesef Türk halkının en zayıf noktası vatansever olduğunu iddia eden herkese kanması. Dediler ki işte biz Dünyanın en zeki, en eğitimli, en çalışkan Hedge Fund sahiplerinden bile daha iyiyiz. İnananlar ilk paraları yatırdılar.
4)Olay daha yeni başlıyordu. Bu küçük yatırımcıların parasının yanında bu Dolandırıcıların çevresinden bazı insanlar da buraya para koydular. Onların küçük yatırımcılardan farkı bu olayın nasıl yapıldığını MUHTELEMEN bilmeleriydi. Ama sonunda küçük veya büyük yatırımcılar fonlar TEFAS’a açıldığında paralarını fona soktular.
5)Fon sahiplerinin şimdi yeni şirketler bulması gerekiyordu. Çünkü o getirileri gerçekten Ekonomi ve Finanstan anladıkları için değil, Warren Buffet gibi C. Munger gibi gerçekten bilanço okumayı bildikleri için değil, isimsiz İÇİ BOŞ şirketlerin patronları ile anlaşarak hisselerini şişirdikleri için elde ediyorlardı. Ama bu şişirme için sürekli ve ekstra paraya ihtiyaçları vardı. O parayı da oltaya takılan zavallı balıklar gibi fona para yatıranlardan aldılar (olayın nasıl yapıldığını bilerek yatıranlar da vardı elbette).
6)Yeni şirketler bulundu, şirket sahipleri ile dışarıda anlaştılar. Olay çok basitti. Şirket sahibine biz senin şirketinin değerinin 100 TL olduğunu biliyoruz ama 15 katına çıkaracağız. Sen de ses etmeyeceksin ve elindeki hisseleri satmayacaksın dediler. Çünkü şirket patronu eğer ses çıkarsa olay ortaya çıkacak, sistem büyümeden çökecekti. Aynı şekilde 100 TL değeri olan şirketin patronu değer saçma sapan 1500 TL’ye çıktığında elindeki ÇOK FAZLA hisseyi satsa bu sefer fonun getirisi düşecekti. O yüzden patronun susması ve satmaması (En azından çok fazla satmaması) gerekiyordu.
7)Bu SUÇUN karşılığında Patronlara ya dışarıdan para verildi. Ya da çok cüzzi de olsa hisse satmalarına izin verildi. Ama 100 TL değerinde olan hisse 1500 TL olup 15 katına çıkınca sadece %1’lik hisse satan patron resmen şirketin %15 değeri kadar parayı sistem dışına çıkarıyordu.
8)Olay böyle devam etti. Daha fazla fon şirketi kurdular. Artık 1 Milyar Dolar geçilmişti. Daha fazla kurban sisteme giriyordu. Ama bu bir SAADET Zinciri idi. Bu bir PONZİYDİ…. Ponzinin devam etmesi için uyaranların olmaması gerekiyordu. Burada ayrı illegal olaylar başladı. Paralı troller (siyasi veya siyasi olmayan) devreye girdi. Para karşılığı bu konuda uyarma kapasitesi olanlar itibarsızlaştırıldı. Uyaranlar gözaltına alınma ile tehdit edildi. Hatta alındı. Bir çok iyi kalpli insana eziyet ettiler. Tehdit ettiler. Bana olan bunlar arasında az olanlardan olsa da çok üzücü idi.
9)Bu fonların sahipleri ayrıca SOSYOLOJİK Terörizm yolları da uyguladılar. Örneğin Emre Tezmen twitter hesabından sürekli YERLİ ve MİLLİ vurgusu yapıyor. Bir çok bu konuda hassas vatandaşı kandırıyordu. Televizyonlar, yayınlar ve videolar yolu ile nasıl tüm Dünyayı geçeceklerini anlatıyordu. Bunlara Türkün gücü dese de bu aslında bir dolandırıcının olayı süslemesi idi.
10)Bu arada gerçekten bu vatanı seven siyasi görüşünden bağımsız gerçek Milli insanlar atak altındaydı. "Eğitim 5 para etmez", "Borsa başka bir şeydir", "Herkes bilemez" şeklinde söylemler ile vasatlık pompalandı.
11)Sosyal medyada bu şirketlerin ödeme yaptığı (belki de komisyon) twitter hesapları her gün bu fonların AKIL ALMAZ getirilerini paylaşıyor. Uyarmaya çalışan herkes Piyasayı bozucu hareketten suçlanıyordu.
12) Olay o kadar büyüdü ki 10 Milyar dolar üzerine çıkan fonlar yüzünden UYDURUK şirketlerin değeri Türkiye’nin DEV Sanayi, Holding ve Bankalarından daha değerli hale geldi.
13)İşte burada olay koptu. Tam bu aşamada Finansal okur yazarlığı olan, bu işin ne olduğunu anlayıp bilen insanlar bile NEFİSLERİNE yenik düştüler ve fona girdiler. Çünkü bunlar buralara kadar gelebildilerse o zaman siyasi bağlantı vardır belki de izin veriliyordur dediler. Halbuki MİLYONLARCA kişinin MAĞDUR olması %100 olan bir hadisede siyasetin BİR KISMI bu işin içinde olsa da TÜMÜNÜN olması imkansızdı. Ama insanlar TÜMÜ diye düşünüp tamamen içeri girdiler.
14)Artık Miktarlar 20-25 Milyar Dolar civarına ulaşmıştı. VE AÇIK yazayım eğer bu yıl sonuna kadar müdahale edilmese Miktar 100 Milyar dolara ulaşırdı. 2027 sonuna kalsa ülkemizde Sermaye Piyasaları kalmazdı.
15)Sonunda SPK’dan düzenleme geldi. Bu fonlara dendi ki tuttuğunuz TEK bir hisse senedi toplam portföyünüzün falanca kısmını GEÇEMEZ… Bu fonlar için bu ölüm demekti. Çünkü getirileri tek bir hisseyi uçurarak elde ediyorlardı. Bu düzenleme ile uçan o hisselerin bazılarını satmaları gerekti.
16)Satışa ilk olarak PUSULA geçti. Fon bu sefer değer kaybetmeye başlamıştı. Yani HER ZAMAN olduğu ve HER ZAMAN olacağı gibi PONZİ çökmeye başlamıştı. Bu çöküş zaten ben ve benzer kişiler tarafından YILLAR önce biliniyordu. Ama sesimiz çıkamıyordu. Bunu bilen yöneticiler son hamle ile yurtdışına kaçmaya başlamıştı.
17)Tera son dakikada PUSULA’yı alacağım derken sadece ZAMAN kazanıyordu. Yani kendi çöküşünü bir parça ertelemek istiyordu. (Unutmayın Tarihte ÇÖKMEYEN Ponzi yoktur)
18)Bu fonların hiçbiri LİKİT değildi, çünkü o getirilerin hepsi 100 TL değerindeki şirketi 2000 3000 5000’e çıkararak ama sadece KAĞIT üzerinde çıkararak elde edilmişti. Hiçbir yabancı yatırımcının ya da AKLI BAŞINDA yerli yatırımcının o hisseleri o fiyattan almayacağı belliydi.
19)Amaç KAFESE sıkışan fon mağdurlarının parası ile kendi çıkışlarını GARANTİ altına almaktı.
20)Yaz aylarında (ve öncesinde) suçlulardan bir çoğu fonlardan çıkış sağladı. Bir nevi 100TL den aldıkları hisseleri 30-40-50 katına zavallı insanların üstüne yıktılar.
21)Çöküş olmuştu. Geri dönüş yoktu. Hapse girdiler.
BU İŞİ YAPANLARIN HANGİSİ NE KADAR SUÇLU?
1)Fonları kuranlar FECİ SUÇLU bir finansal terörizme imza attılar. Bu vatana bu devlete büyük bir darbe indirdiler. Hem Cezai hem Maddi hem Etik hem de Manevi olarak SUÇLULAR
2)Fonlara bu fonların ne yaptığını bilerek fon kurucuları ile bağlantılı şekilde ilk yatırımları yapanlar FECİ Suçlu. Yine Hem Cezai hem Maddi hem de Manevi olarak SUÇLULAR.
3)Fonlara bu fonların ne yaptığını bilerek fon kurucuları ile bağlantılı şekilde yatırım yapan siyasiler FECİ Suçlu. Yine Hem Cezai hem Maddi hem de Manevi olarak SUÇLULAR.
4)Bu fonların bu getirileri NASIL elde ettiğini FİNANSAL OKUR YAZARLIKLARI ve Matematikleri güçlü olduğu için BİLEREK giren ama fon yönetimi ile bağlantıları olmayanlar sadece SUÇLU ama MANEVİ ve ETİK olarak.
5)Bu fonların bu getirileri NASIL elde ettiğini düşünmeyen ve bilmeyen ama EMRE TEZMEN ve türevlerini gerçekten gerçek fon yöneticisi ve Zeki sananlar SUÇSUZ.
6)Bu fonların bu getirileri NASIL elde ettiğini meslekleri gereği bilen BANKACILAR eğer bu fonları önerdiyse hem ETİK olarak hem Maddi olarak suçlu. Eğer bu önermeler karşığında KOMİSYON aldılarsa FECİ suçlular.
Mağdurların hangisi NE KADAR ve NASIL mağdur?
1)Burada EN MAĞDUR kısım garanti olduklarını düşündükleri için bu fon şirketlerinin PARA PİYASASI fonlarına girenler… Para piyası normalde Mevduat benzeri getiri getiren fonlar olmalı. Ama bu ÇAKAL fon Şirketleri maalesef para piyasası fonu içine riskli varlıkları da koydu. Aynı zamanda riskli varlıkları TEMİNAT olarak gösterdiler. O yüzden EN MAĞDUR kesim bu para piyasası fonlarına yatırım yapanlar.
2)İkinci sıradaki mağdurlar Hisse senedi fonlarına yatırım yapanlar.
3)Üçüncü sıradaki mağdurlar Fon şirketlerinin SANAL olarak ŞİŞİRDİĞİ hisselere bizzat kendileri girenler.
4)Bir de elbette genel olarak piyasa düşüşünden etkilenenler var.
ÇÖZÜM nedir? Gelin ÇÖZÜYORUZ:
1)Devletin elinde bu fonlar ilk kurulduğu günden bu yana kimin içeri ne kadar para koyduğu ve ne kadar para çektiği var.
2)Aynı şekilde Devletin elinde kimin Manipülasyon yapılan hisselere ne kadar para girdiği ne kadar para çektiği var.
3)Devletin elinde her birinin Adı Soyadı, kimlik numarası, banka numaraları, adresleri var.
4)Devletin elinde bu şahısların 1. Derece akrabalarının da bilgileri var.
5)Devletin elinde bu şahısların ne zaman nereye ne akdar para transferi yaptıkları da var.
6)Bu dosyalar toplasanız 50-100 GB büyüklüğündedir. Kolayca STATA veya MATLAB gibi kodlar ile analiz edilir. Tabii bunlar fil tarihinden kalma yazılımlar artık yapay zeka bile diyeceğimi sadece 1-GÜN içinde yapar.
7)Yapılacak şey şu. Para çekenlerin hepsinin çektiği para EKSİ yatırdığı para hesaplanıp bu kişilerden o para istenecektir. Bu kişiler suçludur ASLA diyemeyiz. Suçlu olanlar sadece Fon sahipleri ile ilişkili olanlardır, bunların arasında yetki ve konum sahibi olanlardır. Normal vatandaş suçlu değildir ama yinede suçlu olsun olmasın elde edilen kar SUÇTAN kaynaklanan gelirdir. Bu fark sepete konulmak zorundadır der CLAWBACK kavramı.
8)Bu kişilerin bazıları FAHİŞ karları ile araba, ev almış olabilirler. Farketmez. Haciz yoluna bile gidilmelidir. Bu karlar onların değil parasını buraya kaptıranlarındır.
9)Sepete toplanan para toplanırken: ÇIKAN PARA – GİREN PARA rakamı EN YÜKSEK olanlardan ilk olarak toplanmalıdır.
10)Sepetten ödeme yapılırken ana parasını kaybedenlere ödeme küçük meblağlardan başlanarak yapılmalıdır. AMA Bir Milyon TL gibi sınır koymak haksızlık olacaktır. Sadece parayı sepete alırken BÜYÜKTEN KÜÇÜĞE, parayı fon mağdurlarına dağıtırken KÜÇÜKTEN BÜYÜĞE yapılabilir. Ama Küçükten büyüğe yapılırken Toplam ÜÇ liste yapılmalıdır. Önce Para Piyasası fonlarında sıkışanlar küçükten büyüğe ondan sonra hisse fonlarında sıkışanlar küçükten büyüğe, sonra manipülasyon yapılan hisselerdekilerin ana paraları (elbette bu da küçükten büyüğe).
11)BÜYÜKTEN-KÜÇÜĞE fahiş karlar elde edenlerden bu karlar geri çağrılırken YASAL Devlet faizi uygulanmalıdır diye düşünebilirsiniz. Örneğin bu fona 14 ay önce 10 Milyon TL sokup 13 ay önce 34 Milyon TL çeken bir kişiden 34-10=24 Milyon değil, 24 Milyon TL artı 13 ayın yasal faizi alınmalıdır diyebilirsiniz. AMA BEN BÖYLE DÜŞÜNMÜYORUM. Çünkü bu sefer de bu o karları alanlara HAKSIZLIK olur. Karları alan herkes bu suçun içinde değil. Sadece ŞANSLI oldukları için orada olanlar da var ve bazıları bu karlara faiz geliri elde ETMEMİŞ olabilir o yüzden bunu yapmamak lazım.
12)Bu söylediklerim olayın sadece Finansal kısmı için geçerlidir. Hukuki ve Cezai kısmını Devlet ayrıca halleder diye düşünüyorum. Yani kar edenlerden ŞANS ESERİ bu fonlarda kar edenler sadece karları geri öderken, Fon sahipleri ike komünikasyon halinde bu karları edenler hem karları sepete geri ödeyip hem de cezai işlem görebilir.
13)Bu konuda Türkiye Cumhuriyeti Devleti bazı şirketlerden DANIŞMANLIK alabilir. Bu konuda dünyada bilinen danışmanlık şirketlerini yazmak isterim:
FTI Consulting - Forensic & Litigation
AlixPartners
Alvarez & Marsal (A&M)
Kroll (daha önceden adı Duff & Phelps)
Bunlar arasında benim en fazla okuma yaptığım ve bildiğim KROLL adlı firmadır. Bu firma aynı zamanda FTX borsası çöküşünde de yer almıştır.
Elbette Devlet olarak bunlar ile çalışırsak indirim de almalıyız diyeyim !!
Çünkü bunlar pahalı şirketler. Ama işin güzel kısmı yukarıda anlattığım CLAWBACK uygulamasında en fazla parayı maalesef HUKUK şirketleri yer. Ama bizim durumumuzda ülkemizdeki hukukçular bu işi devralacağı için masrafı çok az olur.
Bunlara MASRAF diyorum çünkü bu firmalara verilen paralar Mağdurlara verilen paradan düşer.
14) Sepete konulan paralar sadece eski giriş çıkış yapan kişilerin KARlarından OLUŞMAZ.
15)Aynı zamanda bu fonların ŞİŞİRMEKTE kullandığı tüm hisse senetlerinin geçmiş 5 yıllık işlemleri geri sarılmalıdır. Buradan elde edilen karlar da sepete konur. 2 tane ŞUBESİ olup da değeri Türkiye’nin MİLLİ SANAYİ şirketlerinin değerini aşan hisselerde KAR edenler heralde bunu kendi ZEKA ve BİLANÇO okuma kabiliyetlerine bağlamıyorlardır. Bağlıyorlarsa da bağlamasınlar ….
16) Sepete aynı amanda Fon şirketlerinin topladığı %2’lik TÜM işletim ücretleri geri konulmalıdır.
17) Son olarak Sepete eğer Maliyemiz bu işlemlerden geçmişte alınan stopajları koyarsa büyük bir iyi niyet göstergesi olur.
Bu işlemler yurtdışında HUKUK firmalarının büyük ayak diremesi nedeni ile ÇOK uzun sürer. Ama Türkiye’de çok daha kısa sürebilir.
18) Sepete Konan paraların Mağdurların tam zararını karşılamaması durumunda fon gelecek yıllarda açık kalabilir. Devlet bankaları açığı kredi olarak kapatır. Sepete zamanında para atmayanlar, Devlet bankalarının ipoteği ve HACZİ altında olur. Ben bu açığın eğer işlemi doğru yaparsak düşük olacağını düşünüyorum.
Tüm Devlet yetkililerini son 1 hafta içinde yaptıkları tutuklamalar ve mal dondurmalar için tebrik ederim. Eğer bu işi temiz bir şekilde ülke olarak çözersek BORSAYA ciddi yabancı yatırımcı da çekeriz. Dünya basınında pozitif olarak da yer alırız.
Ben bu sefer sonsuza kadar Türkiye ile ilgili siyasi, ekonomik, finansal konularda konuşmayı bırakıyorum. Tüm ülkeye geçmiş olsun.
Turkey’s widening fund crisis has reached the ruling AK Party’s leadership, with Deputy Chair Fatma Betul Sayan Kaya stepping down from her party post after opposition allegations about stock trades involving her and her husband. https://t.co/IhK8fSPnaK
Fon soygununda Kaya çiftinin 2 milyar TL’lik vurguna imza attığı belirtiliyor ve hâlâ serbestler. Yurttaş komedyeni, gazetecisi, tweet atanı cezaevindeyken Kaya çifti nasıl elini kolunu sallayarak geziyor demez mi? Fon vurgunu daha çok su kaldırır...
Selahattin Demirtaş’tan Ekrem İmamoğlu’na dek siyasi iktidarın “düşmanlarının” yargı sopasıyla saf dışı edilmeye çalışmasında büyük emek harcayan Akın Gürlek, Şubat 2026’da Adalet Bakanı koltuğuna oturtuldu. Gürlek, savcılık döneminde siyasi davalardaki üstlendiği rol ve görev nedeniyle ortaya çıkan imajını düzeltmek için bir dizi hamle yaptı. Adalet Bakanlığı’na getirilmesi siyasi/toplumsal bir polarizasyona neden olan Gürlek, özellikle mal varlığına ilişkin tapu kayıtlarının tartışma konusu olmasından (Gürlek bu konuda delilsiz karalama, mal beyanlarının mevzuata uygun verildiği, yasal süreç başlatılacağı ve yargı görevi nedeniyle hedef alındığına dönük klasik savunmalar yaptı) sonra kurumsal siyasi meşruiyet inşası üzerinden imaj yenileme işlerini hızlandırdı.
En görünür imaj yatırımı çoğunluğu siyasi olmayan faili meçhul cinayetler oldu. Bakanlık bünyesinde birim kurduran Gürlek, yüzlerce eski dosyanın taranıp onlarca olayın aydınlatıldığını düzenli olarak açıklıyor. Bunlar içinde en önemli dosya Gülistan Doku soruşturmasıydı. Ancak Doku soruşturmasının geldiği aşamanın sahibi de Gürlek değil Tunceli Cumhuriyet Başsavcısı Ebru Cansu’ydu. Doku’nun ölümünün aydınlatılmasına dönük Başsavcı Ebru Cansu’nun emeğinden rant elde etti desek abartı olmaz. Uyuşturucu ve organize suç, bahis, sosyal medyada lüks yaşam–kara para mizansenleri, dijital suç ve dezenformasyon gibi konularla ilgili başlatılan soruşturma/kovuşturma süreçleri hep Gürlek tarafından duyuruldu.
Gürlek’in ne kadar “çalışkan” ve “hakkaniyetli” bir Adalet Bakanı olduğu imajı geleneksel medya ve sosyal medya araçlarından gözümüze sokuluyor. Böylece Gürlek kendi tabanına görünürlük üretirken yeni bir kitleyi de kazanmaya çalıştı/çalışıyor. Türkiye gündemini kilitleyen fon soygunuyla ilgili hakkında çeşitli iddialar da dile getirilen Akın Gürlek, süregiden soruşturmayla ilgili açıklamaları yapan kişi olarak sahne aldı. Hakkındaki iddialara rağmen fon soygunu soruşturmasını kararlılıkla sürdüren bir adalet bakanı görüntüsüyle Gürlek üzerindeki düşen gölgeyi yumuşatmaya çalışıyor. Bu çalışma için hem iktidar yanlısı geleneksel medya hem de sosyal medyanın trol hesapları kullanılıyor.
Sosyal medyadaki trol mekanizması, Fahrettin Altun’un yönettiği dönemde İletişim Başkanlığı tarafından kurulan bir ağla daha organize bir hale getirilmişti. Altun döneminde İletişim Başkanlığı kadrosunda olan Furkan Torlak orada edindiği tecrübeyi Adalet bakanlığına taşıyarak Akın Gürlek’in vazgeçilmezi oldu. Torlak muhalif toplumsal tabanın en çok ses çıkardığı yer olan en kalabalık sosyal medya uygulaması X’in “ünlü”, “çok takipçili” trol hesaplarının yanı sıra çeşitli medya organlarının bilinen iktidar yanlısı olmayan kimi isimlerinin de dahil edildiği bir sistem kurdu. Bir telefon hattı üzerinden whatsapp uygulamasıyla kurulan iletişimle kurulan ağla Akın Gürlek’in açıklamaları vs iletiliyor ki bunda sorun yok. Ama kamuoyunun bildiği isimlerin ya da dikkatlerin yoğunlaştığı kimi soruşturmalarla ilgili şüpheli haklarını ihlal eden bilge, belge, fotoğraf ve görüntüler ile doğrulanmamış dedikodu mahiyetindeki haberler de bu sistemle servis ediliyor. Aşağıdaki görsellerde bazı örnekler bulunuyor.
Sistem ilkin, Özgür Özel’in genel başkanlığı sırasında CHP’li belediyeleri ve kimi isimleri hedef alan Tamar Tanrıyar üzerinden işletilmeye başlamıştı. Ancak Tanrıyar’la ilgili açılan soruşturmayla yöntem değiştirildi ve bu yeni sistem devreye sokuldu.
Bu uzun girişten sonra Adalet bakanı Akın Gürlek’e sorularımıza geçelim:
1-) Adalet Bakanlığı kadrosunda Mehmet Kap siminde bir kişi çalışmakta mıdır?
2-) Mehmet Kap ismi gerçek midir yoksa sahte bir kimlik mi yaratılmıştır.
3-) Kurulan sisteme dahil edilen trol hesap sahipleri ile medya mensupları ile +905070317XXX nolu telefon hattı ile whatsapp üzerinden Mehmet Kap adıyla kamuoyu yönlendirilmesi için iletişim kuran kişi Furkan Torlak mıdır?
4-) +905070317XXX nolu telefon hattı Suriye uyruklu bir kişi adına mı kayıtlıdır?
5-) +905070317XXX nolu telefon hattı ile Furkan Torlak’ın kullanımında olan şahsi telefonlarının sinyal baz kayıtları aynı sürekli aynı konumlarla örtüşmekte midir?
6-) Söz konusu telefonların nereden sinyal verdiği, hangi baz istasyonlarına bağlandığı ve bu kayıtların Furkan Torlak’ın hareketleriyle örtüşüp örtüşmediğine dair bir teknik inceleme yaptırılacak mıdır?
7-) İletişimde olunan trol ve medya ağına dahil kişilere yürütülen soruşturmalara dair şüpheli haklarını ihlal eden biçimde bilgi, belge, fotoğraf, görüntüler ile Akın Gürlek’i koruma ve reklamı amacıyla hazırlandığı iddia edilen toplu şablon paylaşımlar, ağın yaydığı dezenformasyon faaliyetlerine ilişkin çekirdek veriler servis edilmekte midir?
8-) Telefon görüşmeleri, mesajlaşmalar, hesap giriş kayıtları, IP bilgileri, baz istasyonu verileri ve sosyal medya hareketlerine dair bir inceleme başlatarak Mehmet Kap kimliğinin arkasındaki yapının ortaya çıkarılması için bir girişiminiz olacak mı?
9-) Şüpheli haklarını ihlal eden bu yasadışı fillerden Adalet Bakanı olan sizin bilginiz var mıdır?