Galatasaray’ın bu sezon ortaya koyduğu mücadeleyi ve kazandığı şampiyonluğu gönülden kutluyorum.
Futbol sadece bir spor değil; sevinciyle, hüznüyle, coşkusuyla milyonları bir araya getiren ortak bir tutku. Sahadaki rekabetin centilmenlik çerçevesinde kalması, tribünlerde dostluğun, kardeşliğin hakim olması hepimizin dileği.
Tüm Galatasaray camiasını bu büyük başarıdan dolayı içtenlikle tebrik ediyorum.
Ankara’da Güven Hastanesi'nde vale olarak çalışan Serkan Temelci fenalaşarak yere düştü.
İlk müdahalesinin yapıldığı Güven Hastanesi'nin acil servisinde kendisine yüksek bir ücret çıkarıldı.
Tetkiklerin pahalı olduğunun söylenmesi üzerine, “İşe yeni girdim, param yok.” diyerek hastaneden çıkış yapmak zorunda kaldı.
İmzası alınarak evine yollandı ancak yeniden fenalaştı ve beyin kanamasının ardından hayatını kaybetti. (Evrensel)
Diyarbakır Baro Başkanı, insan hakları savunucusu Av. Tahir Elçi, 9 yıl önce kameralar önünde katledildi. Meslek hayatı cezasızlığa ve faili meçhullere karşı hukuk mücadelesiyle geçmiş olan Tahir Elçi'nin ölümü 9 yıldır aydınlatılmadı, failleri cezasız bırakıldı!
Sevgili Tahir Elçi’nin katledilmeden hemen önceki “son sözleri” şu şekildeydi: “Birçok medeniyete beşiklik etmiş, ev sahipliği yapmış bu kadim bölgede, insanlığın bu ortak mekanında; silah, çatışma, operasyon istemiyoruz. Savaşlar, çatışmalar, silahlar, operasyonlar bu alandan uzak olsun diyoruz. Tarihimize, değerlerimize, tarihi ve kültürel mirasımıza sahip çıkalım diyoruz.”
Sevgili Tahir Elçi’yi saygı ve özlemle anıyor, tüm meslektaşlarımızı Av. Tahir Elçi’yi anmak için Bakırköy Adliyesi önünde saat: 13.00’te başlayacak olan basın açıklamasına bekliyoruz.
#istanbulbarosu #TahirElçi
ORTAK AÇIKLAMA📢
KAYYIM UYGULAMASI DEMOKRASİYE DARBEDİR
BASINA VE KAMUOYUNA
İstanbul İli Esenyurt İlçesi Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer hakkında verilen tutuklama kararı sonrasında Belediye Kanunu’nun 47. maddesi uyarınca İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırılıp Belediye Kanunu’nun 45. ve 46. maddeleri uyarınca İstanbul Valiliği tarafından başkanlık görevine kayyım atanmıştır.
Temsil ettiği makam itibariyle davet üzerine ifade vermeye gidebileceği mümkün iken gözaltına alınması, delillerin karartılması ve kaçma şüphesi bulunmadığı halde hakkında tutuklama kararı verilmesi ölçüsüz koruma tedbirleri olup hukuka aykırıdır.
Konuyla ilgili yapılan soruşturma işlem ve uygulamaları; Anayasaya ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere açıkça ve çok yönlü olarak aykırıdır. Arama, gözaltı ve tutuklama işlemleri Anayasanın 2, 19, 20, 127 ve 138. maddelerini ihlal etmiş bulunmaktadır.
Demokrasinin en önemli unsuru olan seçme hakkının kullanımı sonucunda ortaya çıkan halk iradesine kayyım atanması demokratik değerler açısından büyük bir ihlali ifade etmektedir. Kayyım uygulaması, demokratik hukuk devleti ilkesi ile yerel demokrasiye açıkça aykırıdır.
Kayyım uygulamasının Türkiye demokrasisine verdiği hasarlar hafızamızda yerini korur iken yeniden bu yola başvurulması kabul edilemezdir.
Kayyım uygulamasının yasal oluşu; Anayasaya aykırı oluşunu, hukuksal ve toplumsal meşruiyetsizliğini ortadan kaldırmamaktadır.
Biz aşağıda imzası olan Barolar; Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’e uygulanan tutuklama tedbirinin orantısız olduğunu, yürütülen hukuksal sürecin adil yargılanma ve lekelenmeme hakkına riayet edilerek yürütülmesi gerektiğini belirterek kayyım işlemine son verilmesi çağrısında bulunuyoruz.
Polisi öldüren katile lanet olsun, onu hayvan koruma arabasıyla çöp poşetine koyup götüren polise bu emri veren amire de yazıklar olsun.!!!
Cezayı vermenin polise ait olmadığını bu toplum ne zaman anlayacak, ayırt edecek yahu.!?
Kobani davasının, hukûkî bir dava olmadığını, siyâsî bir dava olduğunu dünya alem biliyor!
Üzülerek söylüyorum ki; bu ülkeyi yönetenlerin iktidar hırsı ve intikam duyguları gözlerini kör ettiği içindir ki;
Kobani davasında verilen haksız ve hukuksuz ağır cezalar, T.C. Devletine ve yargısına olan güveni yerle bir ettiği gibi, etnik sorunların çözümüne de, çok ağır bir darbe vurduğunu göremeyecek kadar kör olmalarındandır!
Kör kılavuz bunlar, bu ülkeyi yönetenler!
Mesih'in, körlerin gözünü açması, görme engellilerin gözünü açması değil, ögretisi ile zihinsel körlüğü gidermesidir!
İşte:”Kör, körü güderse, ikisi de çukura düşer” demem bundandır
Ve işte yine:”Bakacak, bakacak, ama göremeyeceksiniz;
dinleyecek, dinleyecek, ama anlayamayacaksınız!
Çünkü sizin beyniniz kör;
Çünkü sizin aklınız kör; çünkü sizin kalbiniz kör;
Çünkü sizin vicdanınız kör” demem de, bundandır!
Bu devletin ve bu milletin, şahsî, ailevî, sosyal, yapısal, siyâsî, ticârî, dînî, mezhebî, kültürel, ekonomik ve hukukî sorunlarını çözememesinin sebebi ve sözde değil, gerçekten demokratik, laik sosyal bir hukuk devleti inşa edememesinin asıl sebebi, bu ülkeyi kör kılavuzların yönetmesidir.
DEM Parti Van Belediye başkan adayı Abdullah Zeydan, yerel seçimi büyük bir farkla kazanmış!
AK PARTİ, Abdullah Zeydan’ın adaylığının geçersiz olduğuna dair bir yargı kararı çıkarttırıp, başkanlığını iptal ettirmiş, kendi adaylarını Van Belediye Başkanı ilan ettirmiş!
Bu, yargı yoluyla demokrasiye kumpas kurmak ve millet iradesini gasp etmektir!
Şayet, Abdullah Zeydan’ın adaylığı yasal değil idiyse, YSK neden aday olmasına izin verdi?
İktidar gücüyle ve yargı aracılığıyla yapılan bu millet iradesi gaspı, yalnız DEM Parti’nin ve VAN halkının sorunu değil; iktidarıyla muhalefetiyle demokrasiye inanarak sandığa giden ve oy veren bütün partilerin, bütün seçmenlerin sorunudur!
Şayet bu kanunsuz ve hukuksuz milli irade gaspına göz yumulursa, bir kere oldu mu yol olur; her seçimden sonra, her ilde ve her partinin başına gelebilir!
Demokratik hukuk devletinde, vatandaşların haksızlık ve hukuksuzluklara karşı izin almadan ve şiddete başvurmadan meydanlara çıkma ve sivil direnişte bulunma hakkı vardır ve bu hak anayasal bir haktır!
İktidar ve muhalefet ayırmadan söylüyorum; demokratik hukuk devletine inanan tüm siyasi partiler ve vatandaşlar, Van’daki bu milli irade gaspına karşı ayağa kalkmalı; ülkenin her yerinde milyonlar bir araya gelerek, toplu gösteri yapma hakkını kullanmalıdır!
Siyasî partiler ve halk, bu demokrasi ve hukuk devleti bilincine ulaşıp; iktidarın, yargının veya herhangi bir devlet kurumunun haksız hukuksuz uygulamalarına karşı toplu gösteri ve sivil direniş hakkını kullanırsa; bundan sonra iktidar, devlet ve yargı gücünü kullananlar;
❗️millet iradesi gaspını aklından bile geçiremez;
❗️millet iradesiyle seçilmiş iktidarlara darbe yapmayı veya seçilmiş belediye başkanlarının yerine, yargı kararı olmadan kayyum atamayı aklından bile geçiremez;
❗️haksız, hukuksuz bir yargı kararı vermeyi dahi aklından geçiremez, böyle bir hukuksuzluğa cesaret edemez;
❗️anayasa mahkemesi kararlarına uymuyorum, uygulamıyorum diyemez;
❗️kafasına, çıkarına ve keyfine göre kanun da, kararname de çıkaramaz;
❗️toplumsal muhalefetin onaylamayacağı hiçbir icraat yapamaz!
Yeter ki, siyasi partiler ve toplumsal muhalefet bu demokrasi bilincine ulaşsın ve hiçbir ayrım yapmadan
haksızlık ve hukuksuzluklara karşı, milyonları meydanlara çıkartıp; haksızlık ve hukuksuzluklar sonlandırılıncaya kadar gösteri ve sivil direniş hakkını kullanabilsin.
Siyasi partiler Van’daki milli irade gaspına karşı toplumsal muhalefeti ayağa kaldırmalı, milyonları meydanlarda toplamalı ve bu haksız hukuksuz milli irade gaspına son verilinceye kadar sivil direniş hakkını kullanmalıdır!
Siyasi partiler, sivil kuruluşlar ve toplumsal muhalefet bunu başarabilirse, bu ülkede tek adam rejimi biter; Türkiye batıdaki anlamda demokratik, laik, sosyal hukuk devleti olma yoluna girer; bu ülkede liderlerin, yöneticilerin değil, hukukun üstünlüğü egemen olur!
Aksi takdirde, ister parlamenter demokrasi, ister başkanlık sistemi veya tek adam rejimi deyin; bu ülkede, sözde değil gerçekte demokratik, laik, sosyal hukuk devleti inşa edilemez, hukukun üstünlüğü olamaz, üstünlerin ve güçlülerin hukuku egemen olur!
Hamas’ın İsrail’e saldırması, İsrail’e aradığı fırsatı vermiş, Gazze cehenneme dönmüş, dinler arası savaşın fitili ateşlenmiştir!
Tarihte ne olmuşsa olmuş, Filistin’de Yahudiler de, Hristiyanlar da, Müslümanlar da, savaşlara, işgallere, katliam ve sürgünlere maruz kalmış, çok büyük acılar yaşayagelmişlerdir!
İbrâhîmî dinlere mensup Yahudi, Hristiyan ve Müslümanlar, kutsal kabul ettikleri Kudüs ve Mescid-i Aksa için savaşma, birbirlerini boğazlama barbarlığından vazgeçmelidir!
Allah için savaşmak, Allah için öldürmek, Allah için işgal, katliam yapmak ne demek yahu!
Bu nasıl bir Allah inancı, bu nasıl bir din, bu nasıl bir dindarlık böyle!
Bunların Allah’ı, savaş Tanrısı, bunların dinleri savaş dini! Bunların Tanrıları da, dinleri de, kendileri gibi barbar, savaşcı, işgalci, katliamcı, yağmacı, sömürgeci!
YOK BİRBİRLERİNDEN FARKI!
Hani, “DİNİNE LÂNET” derler ya, işte öyle!
Allah’ın Mesih’i olarak Yahudi, Hristiyan ve Müslümanlara diyorum ki:
İsrail - Filistin savaşını dinler arası savaş olmaktan çıkarın, dinler arası düşmanlıktan ve savaştan vazgeçin!
Tanrı’yı ve dinleri, kanlı ve kirli savaşlarınıza âlet etmeyin;
Allah için savaşmayın, Allah için sevişin, barışın.
Din, ırk, mezhep devleti kurma ve dayatma hastalığından vazgeçin;
dinlerinizi ve yasalarınızı, çağın gereklerine ve evrensel insan haklarına göre güncelleyin.
Farklı din, ırk, ideoloji ve mezheplere mensup vatandaşlara, sözde değil, gerçekten eşit hak ve imkanlar veren, demokratik, laik, sosyal hukuk devletleri inşa edin ve barış içinde, eşit ve özgür vatandaşlar olarak yaşayın!
Dünya için savaşmaya,
İtler gibi dalaşmaya,
Bir damla kan akıtmaya,
Değmez bütün dünya gördüm!